Onlar sanıyorlar ki; Biz sussak mesele kalmayacak Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, Tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Tanrı'nın gazabından kurtulamayacaklar
   
 
  KUR’AN’DA GEÇEN BAZI YASAKLARIN [HARAMLAR] MAHİYETİ ÜZERİNE
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2007/2, c. 6, sayı: 12, ss. 101-117.
KUR’AN’DA GEÇEN BAZI YASAKLARIN [HARAMLAR] MAHİYETİ ÜZERİNE
Süleyman GEZER
Özet
Kur’an’da Geçen Bazı Yasakların [Haramlar] Mahiyeti Üzerine
Bu makale Kur’an’da geçen bazı yasakların mahiyeti hakkında bilgiler vermeyi amaçlamaktadır. Genel olarak bakıldığında Kur’an’da haram kılma yetkisi Allah’a aittir. Bu yetki başkalarıyla payla-şılmaz. Bundan dolayı kendilerine birtakım yasaklamalar koyan ve haddi aşan kimseler eleştirilmiş-tir. Muhatapların davranışlarından dolayı bazı nesneler ve gıdalar yasaklanmıştır. Bu yasaklar özel-likle Yahudilerle ilgilidir. Yasaklamalar muhataba ceza vermeyi, imtihan etmeyi amaçlar. Bazı ya-saklar ise dini kimliğin pekiştirilmesini ve diğer dini gruplardan ayrışmayı ifade etmektedir. Anahtar kelimeler: Haramlar, yasaklar, kimlik ayrışması, ceza vermek.
Abstract
On the Nature of Some Prohibitions (muharramat) in the Quran
This article aims to examine the nature of some prohibitions in the Quran. In generally the authori-ty of prohibiting belongs to Allah. This authority doesn’t be shared with anybody else. For this reason, people who prohibit something by themselves are criticized in the Quran by exceeding their own authority. Using some objects or eating some foods are forbidden in the history. Especially, those prohibitions are concerned with Jews. The aims of the prohibitions in the Quran are punishing or testing. However some prohibitions aim to strengthen the religious identity of the believers and separate them from other religious groups. Key words: Haram, prohibition, separating identity, punishment.
1. Giriş
Dinler ve bunların dayandığı kutsal metinler, özünde insanlara doğru ve yanlış olan şeyler hakkında bilgi vermek amacı taşırlar. Bunun yanı sıra söz konusu metinler, insanlara ahlaki yol göstericilik yapmaktadır. Ahlaki ilkeler ve insan-ların geleceğine ilişkin birtakım bilgilerin yanında, insanların yararına olan bazı yasaklamalar veya serbestlikler de bulunmaktadır. Bu yasaklar için her zaman bir neden aranması söz konusu değildir. Bazı davranışlar ve fiiller herhangi bir nedene bağlı olmaksızın yasaklanabilmektedir. Genel olarak bakıldığında ya-saklamaların nedeni, insanlığın temel değerlerinin korunması ve geliştirilmesi-dir. İçkinin, zinanın, hırsızlığın, adam öldürmenin ve gıybet yapmanın haram kılınması, insanlar arasında ilişkiler bağlamında faydaları bulunan birtakımyasaklardır. Kutsal Kitaplar, bazı yasaklamaların dışında geldiği toplumun gelenekle-rini, yaşam biçimlerini -hatta yeme içme alışkanlıklarını- düzenlemeyi amaçla-yan, helal ve haramlar koyan ve yeni bir toplum inşâ etme çabasında olan ki-taplardır. Buna bağlı olarak Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerim’de, insanları ilgilendiren birtakım yasaklar (haram) ve serbestlikler (helal) bulunmaktadır. Fıkıh usûlünde insan hayatında, hakkında hüküm bulunmayan konular ibaha yani helal kapsamında değerlendirilir. İslam hukukçuları bunu “eşyada aslonan ibaha’dır“ şeklinde formüle etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de yasaklar bir istisna olup bunun dışında kalanlar zaten ibaha (helal) şeklinde değerlendiril-mektedir.
Genel olarak kabul edilen görüşe göre, dini anlamda bir şeyin haram kı-lınması, içindeki zarardan dolayıdır.[1] Mesela hırsızlık yapmak, zina yapmak, adam öldürmek, içki içmek, yetimlerin malını haksız yere yemek haramdır; çünkü bu sayılanların yapılması başkasının haklarına bir tecavüzdür ve insan-lığın zararına olan durumlardır. Bunların dışında Kur’an’da özellikle bazı ya-saklamalar var ki bu yasaklamalar, içinde bulunan fayda ve zarardan daha çok muhatabın imtihan edilmesi ve sözünde durmamasından dolayı ona ceza ver-meyi amaçlayan sınırlamalar olarak göze çarpar. Bu yasaklar ise daha çok Ehl-i Kitap, özellikle de İsrailoğulları hakkında yürürlüğe konulan birtakım yasak-lardır. İş bu Bu makale sınırları içinde bu yasaklamaların mahiyeti çerçevesinde bazı tespitlerin yapılması ve tarihsel değeri hakkında birtakım bilgiler verilmesi amaçlanmaktadır. Bundan dolayı Kur’an’ın diğer din çevreleriyle ilişkileri önemli gözükmektedir. Özellikle Kur’an’ın kendisini böyle bir kültürel çevrede ortaya koyması ve zaman zaman Ehl-i Kitapla ve müşriklerle sert bir tartışma ortamının varlığı, mesajın şekillenmesi açısından büyük bir öneme sahiptir.
2. Kur’an’ı Kerim’de Yasaklar [Haramlar] ve Kapsamı
Kur’an’ı-Kerim’in yasak anlamında kullandığı kelime “haram”, bunun karşılı-ğında kullanılan ise “helal” kelimesidir. Çoğul olarak hurum kelimesi kullanılır. Haram kelimesi ise engel olmak, bir şeyin yasak olması, haram kılmak, yasaklamak, bir fiilin ve davranışın bir kimseye yasak olması, birine saygıda bulun-mak anlamlarına gelir. İhram ve ihrama giren kimseyi ifade etmek için yine aynı kökten gelen kelime kullanılır. Yine bu kelime kişiyi bir iş ve davranıştan mahrum bırakmak, haram aylar, Mescid-i Haram, haram belde mânalarında kullanılır. Kur’an-ı Kerim’de aylardan dördünün haram olduğu [minha erbetu hurum][2]2 bildirilir. Çünkü Araplar bu aylar girdiği zaman birbirleriyle savaş yapmayı hoş görmezlerdi. Mekke’ye haramullah adı verilir ve hem Mekke hem de Medine iki haram bölge olarak zikredilir. Herhangi bir maldan mahrum olma hali veya yoksul kimseler için ise bu kökten gelen mahrum kelimesi kullanılır.[3] Ayrıca kadının kocasına yasaklanması, kadına namazın yasaklanması, oruçlunun yemeden içmeden mahrum edilmesi aynı kökten gelen kelime ile ifade edilmektedir.[4]
Cahiliye döneminde Araplar, hac yaptıkları zaman üzerlerindeki elbiseleri çıkarıp, haram bölgesine öylece çıplak bir şekilde girerlerdi. Giyilmesi yasakla-nan bu elbise için harîm kelimesini kullanırlardı.[5] Yine onlar, sahibinden başka-sının kullanamayacağı ve kazı yapma hakkına sahip olamayacağı kuyu için, kuyunun sahibi ve çevresi anlamında harîmu’l-bi’r kavramını kullanırlardı. Bu kuyudan ancak sahibi istifade edebilirdi.[6] Ayrıca evin harîmi anlamında harîmu’d-dâr ifadesi de kullanılır.[7] Isfehânî (ö.502/1109), haram kelimesinin, kendisinden men edilen el-memnu’u minhu, yasaklanan şey anlamına geldiğini belirtir. Bu yasak ise çoğu zaman akıl ve din bakımından haram kılınan şey için kullanılır.[8] Yani haram kılınan nesne ve fiiller bazen içindeki bir zarardan dola-yı akıl tarafından haramlığı belli olur; bazen de dinin nasları tarafından haram olduğu ortaya konulur.
Haram ve helal kelimeleri Kur’an’da çok sık kullanılan kavram grupların dandır. Bu kelime Kur’an’da çeşitli bağlamlarda geçmektedir. Bunları şöyle sınıflandırmak mümkündür. Bir nesnenin ve bazı davranışların haram kılınma-sı,[9] ihramlı olmak,[10] haram aylar,[11]kutsal mekânlar,[12] bir şeyden mahrum ol-mak, yoksul olmak,[13] bazı gıdaların alınması konusunda yasaklar; mesela hay-van ölüsü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen hayvan,[14] riba’nın yasaklanması,[15] cennetin müşriklere yasak kılınması[16] vb. bağlamlarda kullanılır.
Yasaklardan biri de Hz. Âdem’in cennetteki ağaca yaklaşmamasıyla ilgili-dir. Bilindiği gibi Allah, Hz. Âdem ve eşine “dilediğiniz yerden yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın” buyurmuştur.[17]Bu yasak konusunda Kur’an’da herhangi bir nedene rastlanmaz; sadece Hz. Âdem’in Allah’ın sözüne uymaması ve şey-tan’ın kandırmasından dolayı ağaca yaklaştığı ve avret yerlerinin açıldığından bahsedilir. Bunun sonucu olarak Hz. Âdem cennetten yeryüzüne indirilmiştir Bu tür yasaklamalar herhangi bir nedene bağlı olmaksızın yasaklanan davra-nışlardır.
Kur’an’da haram kılma yetkisinin kişilerde olmadığı bu konuda sadece Allah’ın yetkili olduğu belirtilmiştir.[18] Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere haram kelimesi genellikle nesneler, şahıslar, mekânlar ve bazı fiiller için kullanılır. Bu verilerden yola çıkarak haram kelimesinin, “menetmek, yasakla-mak, bir şeyden yoksun bırakmak, alıkoymak” anlamlarında kullanıldığı söy-lenebilir.
 
Haram ve helal kelimesi çok eski bir dil alanına aittir. Bunların tarihi, ayin gereği temizlik ile ilgili olduğu eski Sâmî kültürüne dayanır. Haram yasak, helal ise bunun zıddı olarak yasak altına alınmamış anlamına gelir. Haram ola-rak tanımlanan her şey, basitlik dünyasından kesinlikle ayrılarak farklı bir var-lık alemine, gerek uluhiyet gerekse temizlik derecesi bakımından kutsiyet ale-mine yükseltilir. Haram bu anlamda dokunulmazlık kazanan, yanına yaklaşı-lamayan, kendisiyle temas edilemeyen bir şeydir.[19] Bu kavram bir anlamda ilkel dinlerde görünen totem ve tabu anlayışına benzemektedir. Totem, kendi-sine dokunulmayan eşya, bitki, hayvan vb. nesneler olabilmektedir.[20]
Buna ilave olarak bazı tarihi veri ve mitolojilerden yola çıkılarak bazı hay-van ve nesnelerin yasak veya tabu kapsamına alındığı gözlemlenmektedir. İbn Nedim (ö.385/995) Harranîler/Sabiîler hakkında bilgi verirken, senede bir gün domuzları boğazladıklarından, daha sonra ilahlarına domuz kurban ettiklerin-den ve bu günde ellerinde bulunan domuz etinden yediklerinden bahseder.[21]İbn Nedim’in verdiği bu bilgilere bakılırsa, söz konusu günde domuz etlerin-den yemelerinin helal, diğer günlerde ise yasak olduğunu göstermektedir.
Kur’an’da domuz etinin yasaklanması konusunda açıkça herhangi bir ne-denden söz edilmez. Muhtemelen bu taabbudî bir konudur. Buna rağmen Câhız’ın (ö.255/869) bu konuda yaklaşımı ilginçtir. Câhız Kur’an’da maymunun değil de, domuzun haram kılınmasında nassın illeti başlığı altında bu konuya değinmiştir. Sonradan Hristiyan olan Kabile büyüklerinin, toplumun önde ge-lenlerinin domuz etini yediklerinden bahsetmektedir. Ona göre domuz etinin besleyici ve lezzetli olması, herkes tarafından tüketilmesine yol açar. Câhız’a göre Kur’an’da domuz etinin haram kılınması bu nedenlerden dolayıdır.[22] Gö-rüldüğü gibi domuzun yasaklanması Câhız tarafından kültürel nedenlere bağ-lanmıştır.
Çoğu zaman domuzun tabiatı gereği pis bir hayvan olması gündeme geti-rilir. Muhtemelen pis olması yaradılışından gelen bir özelliktir. Çünkü domu-zun yapısı gereği sıcak bölgelerde yaşaması zorlaşmaktadır. Bundan dolayı kendi dışkısıyla serinlemektedir.[23] Vahyin geldiği ortamın sıcak bölgeler olduğu dikkate alınırsa bu yasağın mahiyetine ilişkin bazı sorular gündeme gelebi-lir.
Usûl-i fıkhın fiillerin ve nesnelerin mahiyetine ilişkin açıklamaları bu ko-nuda önemlidir. Çünkü usûl-i fıkıhçılar yasakların mahiyetini anlamamıza yardımcı olacak birtakım bilgiler sunmuşlardır. Onlara göre bütün davranış ve fiillerde illet aranması söz konusudur.[24] Mesela Ramazan ayında yolculuk ya-pan kişinin oruç tutmamasına izin verilmesi hükmü için “sıkıntı ve meşakkat” bu anlamda bir illettir. İçki içilmesinin haram kılınmasındaki illet, sarhoşluk vermesidir. Kasten adam öldürmenin haram kılınmasının illeti, adam öldür-menin açık bir zarar olarak görülmesidir.[25] Bazen de Kur’an’da bulunan bazı yasaklamalar için herhangi bir neden bulmak zorlaşmaktadır. Mûsa şeriatına göre Yahudiler üzerine konan Cumartesi günü avlanma yasağı bunlardan biri-dir.[26]
Özellikle Kur’an’da zikredilen bazı yasaklamalar Ehl-i Kitapla ilişkili ola-rak geçmektedir. Fıkıhçıların bilgi kaynaklarından biri olan şer’u men kablena *bizden öncekilerin kanunu+ bu açıdan, bu konuda bazı açılımlar sağlayabilir. Buna göre Kur’an-ı Kerim’de ve Hz. Peygamberin sünnetinde yer almayan hü-kümlerin, müslümanlar açısından herhangi bir bağlayıcılığı yoktur. Kur’an ve Peygamberin sünnetinde açıklanan hükümler konusunda iki görüş mevcuttur. 1. Müslümanlar açısından mensuh olduğuna dair delil bulunan hükümler için En’am suresinin 145-148 ayetini örnek verirler. Bu bağlamda Hz. Peygamberin “Bana ganimetler helal kılındı. Hâlbuki benden önce hiç kimseye helal kılın-mamıştı.” ifadesine yer verirler. 2. Diğeri ise, onların Müslümanlar için geçerli olduğuyla ilgili kitaptan veya sünnetten delil bulunan hükümlerdir. Bu konuda orucun farz kılınması hakkındaki ayet örnek verilmektedir.[27] Bunların yanı sıra, Kur’an ve Hz. Peygamberin sünnetinde zikredilmesine rağmen Müslümanlara yönelik lehte ve aleyhte herhangi bir yargıda bulunmayan hükümlerde olabi-lir.[28]Bunlar Tevrat’ta “Şunu şunu farz kıldık” şeklinde geçen ifadeler olup, Müslümanlar açısından herhangi bir bağlayıcılığı olmayan hükümlerdir.[29]
Fiillerin iyi ve kötü olması konusunda yapılan tartışmaların konuyla ilgili olmasından dolayı burada hatırlatılmasında yarar vardır. Kelamcılar fiilleri hüsun ve kubûh bakımından ele alarak tartışmışlardır. Curcânî (ö.816/1414) hasen/güzel kelimesini dünyada övgüye, âhirette ise sevaba ilişkin fiiller olarak; kabih/kötü kelimesini ise dünyada kötülüğe, âhirette cezaya müstehak şeyler olarak tanımlamıştır.[30] Eş’ari’lere göre fiillerin güzellik ve çirkinliği akıl yoluyla değil şeriat yoluyla belirlenir. Bir şeyin güzel ve çirkin olduğunun bilinmesi ancak Allah’ın bildirmesiyle olur. Eş’ari’ler kısaca bir fiilin çirkin ve iyi oluşu-nun Allah tarafından tayin edildiği konusunda hem fikirdirler. Dolayısıyla bu konuda insanın bir tasarrufu olamaz. Maturidî’ler, fiillerin iyi ve kötü oldukla-rının aklen bilinebileceği doğrultusunda görüş bildirmişlerdir. Onlara göre, fiillerin sıfatlarından dolayı akıl bunlardaki iyi ve kötüyü anlayıp kavrayabi-lir.[31]
Mutezîli düşünceye göre, insanların işlemiş olduğu fiiller, bizzat kendi öz varlıklarından mı iyi veya kötüdür yoksa onlar şeriat istediği için mi iyi veya kötüdür? sorusuna verilen cevap aklidir. Yani bir fiilin kötü veya iyi olduğunu ayırt etmek aklın görevidir. Onlara göre bir fiil ilahi vahiy gelmeden önce de iyi ve kötü olabilir. Dolayısıyla fiilin iyi ve kötü oluşu fiilin kendindedir. Fiilin iyilik ve kötülüğü mahiyeti gereğidir.[32] Örnek vermek gerekirse, hırsızlık fiili-nin kötü oluşu, hırsızlık yapmanın bizatihi kötü olmasıyla ilgili bir şeydir. Aynı zamanda akıl, bu fiilin yapılmasının kötü olduğunu algılayabilecek kapasite-dedir.[33]
3. Yasak ve Otoriter Tanrı İlişkisi
Kur’an-ı Kerim’de Allah, olaylara müdahale eden, onların seyrini değiştiren, elçisine ve inananlara zor durumda kaldıklarında yardım eden, her şeyin kont-rolü kendi elinde olan egemen bir güç olarak tasvir edilir. O “Alemlerin Rabbi ve din gününün sahibidir [melik].”[34] Öte yandan Kur’an, kendi mesajını nüzûl dö-neminde belirleyici olan birtakım tasavvurlarla sunmaktadır. Levh-i mahfuz, taht, arş, melek *elçi+, vb. kavramlar, bu tasavvurun bazı ipuçlarıdır. Kur’an, deyim yerindeyse levhalarda ve sarayın arşivinde çok iyi şekilde korunan ana yazıt [levh-i mahfûz+ fermanlar halinde kâinatın Melik’i tarafından hizmetin-deki elçiler vasıtasıyla diğer kullarına ulaştırılmıştır.[35]Ayrıca Kur’an’ın inzal sürecinde Allah tarihe ve insanlığa müdahale eden durumundadır. Kur’an’a genel olarak bakıldığında Allah’ın mutlak otoritesi hissedilmektedir. Kur’an’da kullanılan diğer ifade biçimleri de yine bu tasavvuru ortaya koymaktadır. Allah “dilediğini hidayete erdirir,” “dilediğini saptırır,”[36] türünden ifadeler bu tasavvurun öncülleridir. Öyle ki Allah bazen sırf tanrılık gereği yasaklamalar koyabil-mektedir. Metafor olsun veya olmasın Hz. Âdem’e konan ağaca yaklaşmama yasağının sırf bu tanrılık gereği olduğu söylenebilir. Yine aynı şekilde Musa şeriatına göre Yahudiler üzerine konan Cumartesi günü avlanma yasağı, buna benzer bir yasak görünümündedir.[37]
Genelde kutsal kitaplarda, özelde ise Kur’an-ı Kerim’de bazı yasaklamala-ra ilişkin hükümlere bakıldığı zaman yasaklanan şeyin sbep-sonuç ilişkisi, ta-mamen imtihan nazariyesine dayandırılmaktadır. Yani Allah bazı toplumları imtihan etmek amacıyla bazı şeylerin yapılmasını veya yenmesini yasaklamak-tadır. Bu yasaklama ilişkisinde, zararların ikame edilmesinden söz edilmeyerek sadece haramlıklarından bahsedilmektedir. Hz. Âdem kıssasında -ister bu an-latım sembolik bir anlatım olsun isterse olmasın- Allah’ın birtakım emirlerinin olduğunu görüyoruz. Hz. Âdem’e hitaben “eşin ve sen cennete yerleşin, orada dilediğiniz her şeyden bolca yiyin fakat şu ağaca yaklaşmayın” denilmektedir.[38]Buradaki “şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz” ifadesiyle Hz. Âdem’in ağaca yaklaşmaması istenmektedir. Niçin yaklaşmayacakları konu-sunda ise herhangi bir ifade geçmemektedir. Fakat Hz. Âdem şeytanın da kış-kırtmasıyla ağaca yaklaşır ve cennetten çıkarılır. Kıssanın tamamı dikkate alın-dığında Hz. Âdem’in bir şeylerle sınanması söz konusudur. Ağacın ne olduğu hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz fakat yasağın mahiyeti, otoritenin her şeyde söz sahibi olduğunu göstermektedir. Müfessirlerin genel görüşüne göre “yaklaşmayın” ifadesi ağacın meyvesinden yemeyin anlamına gelir.[39] Anlaşılan o ki Hz. Âdem ve eşi bu yasağa uymayarak ağacın meyvesinden yemişlerdir.[40] Burada dikkat edilirse Hz. Âdem’e konulan yasak, bir yiyecek yasağıdır. Riva-yetlerde çeşitli meyve ve sebzelerin isimleri sayılmaktadır.[41]Yasağın konulma nedeni hakkında rivayetlerde fazla bir bilgi yoktur. Muhatabı denemek ve Al-lah’ın kendi otoritesini hissettirmek için bu türden yasakları koymuş olabileceği sonucuna varabiliriz. Çünkü daha önce konan yasaklara baktığımız zaman, Allah sırf tanrılık gereği ve muhatabına işlemiş olduğu fiillerden dolayı cezavermek amacıyla bazı yasaklamalarda bulunduğu bir gerçektir. Kur’an’da geçen yasaklama biçimlerine bakıldığı vakit bunları belli başlık-lar altında incelemek mümkündür.
4. Ceza Verme Amaçlı Yasaklar
Kur’an-ı Kerim’de diğer din mensuplarıyla, özellikle İsrâiloğullarıyla ilgili ola-rak geçen bazı anlatımlar mevcuttur. Bu anlatımlarda İsrailoğullarının tutum ve davranışlarına yer verilmektedir. Bu davranışların genellikle olumsuz ve kınanmayı gerektiren tutumlar olduğu görülmektedir. Kur’an’ın kronolojik olarak incelenmesi sonucunda Ehl-i Kitapla ilgili, çok sert mücadele ve fikri tartışmaların olduğu göze çarpmaktadır.
Kur’an-ı Kerîm’den öğrendiğimize göre Medineli Yahudiler, Kur’an’da Müslümanlara getirilen bazı yasakların kendilerine getirilen yasaklardan farklı-lık arzetmesinden dolayı itirazda bulunmuşlardır. Kur’an’da Yahudiler üzerin-de bazı yasaklamaların mevcut olduğu göze çarpar. Kendilerine getirilen bu yasakların daha önce onlara helal olduğu anlaşılmaktadır. “Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevratı getirip okuyun.“[42]Bu ayette Tevrat indirilmeden önce Hz. Yakub’un kendisine yasak-ladığı şeyler dışında bütün yiyeceklerin İsrailoğullarına helal olduğu bildiril-mektedir. Hz. Yakub’un kendisine haram kıldığı yiyecek konusunda çeşitli rivayetler mevcuttur. Buna göre Hz. Yakup siyatik hastalığına tutulur ve gece-leri ağrılarından dolayı yatamaz hale gelir. Bunun üzerine Allah’a adakta bulu-narak en sevdiği yiyeceklerden yememeye yemin eder. Rivayetlere göre en sevdiği yiyecekler kemik iliği, bazı rivayetlerde ise deve eti ve sütüdür. Ayetin devamında bazı Yahudilerin “Allah’ın Tevrat’ta ilik, deve eti ve sütünü haram kıldı” şeklindeki iddialarına bir cevap olarak Tevrat’ı getirip okumaları isteni-yordu; çünkü Yahudiler bu yasaklar konusunda Tevrat’la çelişen şeyler söylü-yorlardı.[43]
Tevrat’ta İsrailoğullarına bazı hayvanların yasaklandığı görülmektedir. Mesela, Müslümanlara deve ve tavşan eti helal olmasına rağmen daha önce bunların Yahudilere yasak olduğu anlaşılmaktadır.[44]
Biz, Yahudi olanlara, bütün tırnaklı hayvanları haram kılmıştık. Aynı şekilde biz, sığır ve koyunun -sırtlarının veya bağırsaklarının taşıdığı ya da kemiğe karışan yağlar dı-şında- iç yağlarını da onlara haram kılmıştık. Bu, isyanları dolayısıyla onlara vermiş olduğumuz cezadır; çünkü biz sözümüze sadığızdır.[45]
Görüldüğü gibi burada iç yağlarının Yahudilere yasak olduğu bildirilmek-tedir. Müslümanlar açısından geçmişte ve günümüzde böyle bir yasak bulun-maz. Aslında ayette bütün tırnaklı hayvanların Yahudilere haram kılınması, haramların kapsamının çok geniş tutulmasından dolayıdır. Bu yasak balıklar hariç, domuz ve yırtıcı hayvanlarla birlikte tek tırnaklıların, devenin ve bütün kuşların haram kılındığını gösterir. Dolayısıyla ayetten yola çıkarak sığır ve koyun dışındaki bütün tırnaklı hayvanların kendilerine haram kılındığı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca sığır ve davar sırtının, bağırsaklarının veya bir kemiğe karışan yağların dışında, iç yağlar da Yahudilere haram kılınmıştır.[46]Öyle gö-rülüyor ki, bu yasaklar Yahudilere azgınlıkları sebebiyle bir ceza olarak veril-miştir. Çünkü onlar, peygamberleri öldürme, faiz alıp verme, helali haram, haramı helal sayma, insanları hak yolundan sapıtma gibi davranışlarda bulun-muşlardır. Çünkü İsrailoğulları Rablerine vermiş oldukları sözde durmamışlar, Allahın ayetlerini yalanlamışlardır. Daha önce iyi olan bazı yiyecekler, kendile-rine gelen Peygamberleri öldürmeleri, Hz. Meryem hakkında ileri geri konuş-maları gibi nedenlerden dolayı bunlara karşılık olarak yasaklanmıştır.[47]Zaten daha önce Yahudiler üzerine böyle bir yasaklamanın söz konusu olmadığını yine Kur’an bildirmektedir. “Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanla-rın mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kılınmış bulunan temizve iyi şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırla-dık.”[48]
Ehl-i Tevrat’ın riba yemeye devam etmeleri, insanların mallarını zorla gasp etmeleri, Allahın dini konusunda insanları alıkoymaları gibi nedenlerden dola-yı Tevrat’ta helal olan bazı şeyler ceza olsun diye kendilerine haram kılınmış-tır.[49] Yahudilerin büyük günah işlemelerinden dolayı kendilerine daha önce helal olan iyi şeyler, haram kılınmıştır. İbn Ebî Hâtim’in (ö.327/939) İbn Abbas’a dayandırdığı bir rivayete göre haram kılma iki şekilde gerçekleşmiş olabilir. Birincisi, haram olmayan bir şeyi kendilerini zora sokacak şekilde haram kılma-larından dolayı, Allah onlara bunları haram kılmıştır. İkincisi tamamen şer’i bir yolla yani daha önce kendilerine helal iken Allah’ın İsrailoğullarına Tevrat’ta bazı şeyleri haram kılması şekliyle haram kılınmıştır.[50]“İsrail Oğullarına söyle-yip de: Hiçbir yağ, öküz, yahut koyun, yahut keçi yağı yemeyeceksiniz.”[51] Ya-hudilerin ilahi kanunlar karşısında takındıkları alaycı tavır, helali haram, ha-ramı da helal saymaları, kendilerine helal olan bir şeyi yasaklamaya çalışmaları gibi nedenler, kendilerine bazı şeylerin haram kılınmasını gerektirmiştir. Kişile-rin keyfine göre haram kılma yetkisinin olmadığı, haram kılma yetkisinin Alla-ha ait olduğu, çeşitli şekillerde dile getirilmiştir. Adeta, siz şunları şunları ha-ram kılıyorsunuz, işte size bir ceza olarak şunlar haramdır denilmek istenmiş-tir. Yukarıdaki yasağa bakılırsa, bu yasağın daha sonraki Müslümanlar hariç tutularak özellikle Yahudiler üzerine konulduğu imâ edilmektedir. Yahudiler üzerine konulan bu yasakların, mahiyeti gereği, içinde bulunan bazı zararlarla bir ilişkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Şayet böyle bir zarar bulunmuş olsa idi daha sonra gelen Müslümanlara da söz konusu nesnelerin yasak olması gerekirdi. Zaten bunu Kur’an da bildirmektedir. Bu türden yasakları, muhata-bın sözünde durmaması ve kötü sayılan birtakım fiilleri işlemelerinden dolayı, Allah tarafından verilen bir ceza olarak değerlendirmek daha uygun bir yakla-şım olacaktır.
5. Kimliğin Korunması ve Geliştirilmesine Dönük Yasaklar
Dinler belli bir kimlik etrafında şekillenir ve ortaya çıkar. Asabiyetin ve farklı dini grupların bulunması kimliği daha önemli hâle getirmektedir. Mesela İs-lam’ın geldiği dönemde Kureyş kabilesinin diğer kabilelere karşı açık bir üstün-lüğü mevcuttu. Bilindiği gibi Kureyş’in atalarından tevarüs ettiği birtakım sos-yal avantajları bulunmaktaydı. Bu özelliklerden birisi, Ka’be gibi önemli bir yere sahip olmalarıdır. Ka’be’ye sahip olmak o dönemde, onlar için bir güven-lik ve diğer kabilelere karşı bir üstünlük sağlıyordu. Arap kabileleri arasında yağmacılık, ticaret kervanına saldırmak, savaş gibi birtakım çekişmelerden do-layı güvenlik sağlanamıyor ve genel bir tedirginliğin varlığı hissediliyordu. Kureyş bunu fırsat bilerek böyle bir durumda biz “Allah’ın haremindeniz” di-yorlardı.[52] Bunu söyleyen kimselerin malına ve canına dokunulmazdı. Kur’an bu duruma işaret etmektedir.[53]
Çeşitli dini gruplar İslam’ın geldiği ortamda mevcuttu. Bu dini gruplarla İslam yer yer çatışma içine girmiştir. Bu çatışmaların yansımaları Kur’an’da hissedilmektedir. Peygamberin bazı sözleri de bunu teyit etmektedir. “Kim bir topluluğa benzerse onlardandır.”[54] Bu da gösteriyor ki dinler belli bir kimlik ve diğer dinlere karşı farklı bir retorik kullanarak ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan Kur’an’ın zihnî arka planının daha iyi anlaşılabilmesi için ilişkide bulunduğu özellikle Hıristiyan, Yahudi ve müşriklerle ilişkilerin dikkatle incelenmesi gere-kir. Bazı yasakların anlaşılabilmesi öyle görünüyor ki, Müslümanların diğer dinsel gruplarla ilişkilerinin anlaşılmasına bağlıdır.
Putperestlik ve buna bağlı bazı inanışlar İslam vahyinin geldiği dönemler-de mevcuttu. Ayrıca Arapların yaşadığı çevre, Ehl-i Kitapla ilişkili olmayı ge-rektiren bir bölge olmasından dolayı karşılıklı ilişkilerin önemini arttırmıştır. Bu ilişkiler ise büyük ölçüde Kur’an’ın ifade ve söylemine yansımıştır. Dinler kendilerini belli bir kimlik ve söylem olarak ortaya koymalarından dolayı, yer yer diğer dini gruplarla çatışma içine girmiştir. Çeşitli tanrılara tapmanın yay-gın olduğu bir dönemde, Kur’an tevhide vurgu yapmış,[55] bu bağlamda kendini diğer dini gruplardan ayırmıştır. Mesela, Kur’an ayetlerinde belli davranışların Müslümanlar tarafından yapılmasının haram kılınması, yukarıda bahsedilen karşıtlıkla ilgilidir. Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen hayvanın etinden yemek, Müslümanlar açısından haram olarak telakki edilir.[56]Müşrikler, ilahla-rına yakın olmak için kurban olarak kestikleri hayvanların başında sesli olarak ilahlarının adlarını zikrederler ve bununla onlara yaklaşmayı temenni ederler-di.[57] İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre müşrikler putları adına *evsan ve ensab+ kurban keserlerdi. Bu esnada kurbanla ne kastedildiğini, kim adına ke-sildiğini yüksek sesle bağırarak söylerlerdi. Bundan dolayı kurbanın kim adına ve hangi niyetle kesildiği, haram kılınmasının illeti olarak gösterilmiştir.[58]Hatta Ali b. Ebî Tâlib, Ğalib Ebû’l-Ferezdek isimli şahsın kesmiş olduğu kurbanın başka bir niyetle kesilmiş olduğunu düşünerek insanları bundan menetmiştir. Bir başka habere göre, Hasan b. Ebû’l-Hasen’e putları için düğün yapan ve bunlar adına deve kurban eden zengin bir kadın hakkında soru sorulunca, put-ları için kurban kestiğini belirterek, kesmiş olduğu kurbandan yenilmesinin helal olmadığını söylemiştir.[59] Bunlara ek olarak, daha önce bahsettiğimiz gibi domuzun haram kılınması, bu kimlik ayrışmasıyla yakından ilgili olduğu söy-lenebilir.[60]
Aslında bu türden yasakların içeriğinde, illet olarak gösterilebilecek her-hangi bir zarar veya fayda bulunmamaktadır. Kur’an, geldiği toplumu diğer kimliklerden ayırarak tevhit eksenli bir kimlik etrafında toplamayı amaçlamak-tadır. Bundan dolayı Müslümanları her türlü şirkten uzak tutmayı amaçlamak-taydı. Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar, aslına bakılırsa maddi anlam-da pis değildir. Onlar kimlik kazanma ve manevi anlamda pis kategorisine girmeleri bakımından yasaktır ve bundan dolayı haram kılınmışlardır. İzutsu’nun da belirttiği gibi rics, tabiatı gereği pis, neces ise akıl ve hukuk bakı-mında pis anlamına gelir.[61] Hz. Ömer’in müslüman oluşuyla ilgili olarak anlatı-lan rivayetlerde, kız kardeşinden okunan Kur’an sayfalarını istediğinde, kız kardeşinin “Sen şirk koşmandan dolayı pissin, ona ancak temiz olanlar doku-nabilir” demesi üzerine Hz. Ömer’in yıkanıp da sonra sahifeyi eline almasında bu türden bir anlayışın hâkim olduğu görülür.[62] Kur’an’da müşrikler için “pis” kelimesinin kullanılması manevi anlamda pis olmayı ifade ettiği söylenebilir. “Ey iman edenler müşrikler pisliktir (neces), artık bu yıllarından sonra Mescid-i Harâma yaklaşmasınlar<[63] Ayetinde geçen neces kelimesi, her ne kadar müşrik-lerin yıkanmamalarından dolayı cenabet olarak te’vil edilse de[64] başka bir refe-rans alanına ait olmaları bakımından pis olarak betimlenmeleri daha muhte-meldir. Hasan el Basri’nin “Müşriklerle kim tokalaşırsa abdest alsın” [65] sözü yine aynı şekilde bir kimlik ayrışmasına işaret olarak yorumlanabilir.
6. Sonuç
Kur’an-ı Kerim’de haram kılınan bazı nesne ve davranışlara bakıldığı zaman onların yasaklanma nedenlerinin her zaman bir zarar ve faydadan dolayı ol-madığı görülür. Bazı yasaklamalar tamamen Allah’ın kendi yetkisi altındadır. Yasaklamaların sebebi ise muhatabın sözünde durmaması ve haddi aşmasın-dandır. Özellikle Yahudiler, kendilerine birtakım haramlar ihdas etmişlerdi. Hiçbir mesnedi olmayan bu haramlara şiddetle karşı çıkılmış ve onlara bir ceza olarak yasaklamaların dozu ve mahiyeti arttırılmıştır. Deyim yerindeyse Allah, otoritesini başkalarıyla paylaşmak istememektedir. Haram kılma yetkisini ken-dinde toplamaktadır. Öyle ki yasaklama yetkisi tamamen Tanrı’nın otoritesine dayanmaktadır. Bu durum önerme olarak ortaya konulduğu taktirde “Bir şey Allah öyle istediği için haramdır” veya “haramdır, çünkü Allah böyle istemek-tedir” şeklinde özetlenebilir. Varılan bu sonuçlara bazı Kur’an ayetleri destek vermektedir.
Haram kılma, zaman zaman muhatabı imtihan etme, muhataba ceza verme -muhatabın sözünde durmaması, haddi aşması, yasaklar konusunda tecavüz-kâr davranması, yasakların yerlerini değiştirmesi vb. nedenler- biçiminde orta-ya çıkmaktadır. Bazen de yasakların, putperestliğin hâkim olduğu bir ortamda İslam kimliğinin inşâ edilmesine ve korunmasına dönük olarak gerçekleştiği söylenebilir.
Kaynakça
el-Buhârî, Abdullah Muhhamed b. İsmâil, el-Câmiu’s-sahîh, el-Matbaatu’s-Selefiyye, Kâhire, h. 1400. el-Câhız, Ebû Osman Amr b. Bahr, Kitâbu’l-hayavân, Abdüselâm Muhammed Hârun, Mektebetu ve Matbaâtu el-Bâz el-Halebî, Mısır 1966. el-Curcânî, Ebû’l-Hasen Ali b. Muhammed, Kitâbu’t-ta’rîfât, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 2000. el-Cuveynî, İmâmu’l-Haremeyn Abdu’l-Melîk, Kitâbu’l-irşâd, tahk.; Es’ad Temîm, Müessesetü’l-Kütübi’s-Sekâfiyye, Beyrut 1985. el-Endulûsî, İbn Atiyye, el-Muharreru’l-vecîz fî tefsiri kitâbi’l-aziz, tahk.: Abdu’s-Selâm Abdu’ş-Şâfi Muhammed, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 2001. el-Kurtubî, Muhammed b. Ahmet b. el-Ensârî, el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’an, tahk.:Abdullah b. Abdu’l-Muhsin et-Turkî, Müessetü’r-Risale, Beyrut 2006. Esed, Muhammed, Kur’an Mesajı, çev.: Cahit Koytak-Ahmet Ertürk, İşaret Yayınları, İstanbul 1997. es-Sicistânî, Ebû Dâvûd Süleyman b. el-Eş’as Sunenu Ebî Dâvûd, Dâru’l-Cinân, Beyrut 1988. et-Taberî, Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerîr, Câmiu’l-beyân an te’vili âyi’l-Kur’an, tahk.:Abdullah b. Abdu’l-Muhsin et-Turkî, Dâru Hicr, Kahire 2001. et-Teftazânî, Sa’duddîn Mes’ûd b. Ömer, Şerhu’l-mekâsid, Alemu’l-Kutubi, Beyrut 1989 et-Tirmîzî, Ebû İsa Muhammed b. İsa, es-Sünen, tahk.: Kemal Yûsuf el-Hût, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 1987. Gölcük, Şerafeddin-Toprak, Süleyman, Kelam, Tekin Kitabevi, Konya 1991. Halil b. Ahmed, Ebû Abdurahmân, Kitâbu’l-ayn, tahk.: Mehdi el-Mahzûmî, İbrahim es-Samiraî, Beyrut 1988. Haris, Marvin, İnekler, Domuzlar, Savaşlar ve Cadılar, çev.: M. Fatih Gümüş, İmge Yay., Ankara 1995, İbn Ebî Hâtim, Abdurrahmân b. Muhammed. b. İdris er-Râzi, Tefsiru’l-Kur’ani’l-azîm musneden an Rasulillahi ve’s-sahabeti ve’t-tabi’în, tahk.: Es’ad Muhammed et-Tayyîb, Mektebetu Nizâr Mus-tafa el-Bâz, Mekke 1997. İbn Fâris, Ebû’l-Huseyn Ahmed b. Zekeriyyâ, Mu’cemu mekâyisi’l-luğa, tahk.: Abdu’s-Selâm Mu-hammed Hârun, Dâru’l-Ceyl, Beyrut 1991. İbn Hişâm Ebû Muhammed Abdulmelik Eyyub el-Himyerî, es-Siretü’n-Nebeviye, el-Mektebetü’l-İlmiyye, tahk.: Suheyl Zukkâr, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1992. İbn Kesîr, İsmail ed-Dımaşkî, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Mektebetu’l-Menâr, Ürdün 1990. İbn Manzûr, Cemâluddîn Muhammed, Lisânu’l-Arab, Dâru’l-Meârif, Kahire, ts. İbn Nedîm, Ebû’l-Ferec Muhammed b. İshâk, el-Fihrist, Beyrut 1994. İzutsu, Toshihiko, Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, çev.: Selâhattin Ayaz, Pınar Yay., Ankara 1991. Koca, Ferhat, “Haram”, DİA, İstanbul 1997, c. 16. Lane, Edward William, Arabic-English Lexicon, Librairie du Liban, Beyrut 1968. Paçacı, Mehmet, “Kur’an’ın Neliğine Dair”, İlahiyat Fakülteleri Tefsir Anabilim Dalı II. Koordinas-yon Toplantısı Tebliğ Metinleri, Kayseri 2006. Râğıb el-Isfehânî, el-Müfredât fî garîbi’l-Kur’an, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut 2001. Şa’bân, Zekiyüddîn, İslam Hukuk İlminin Esasları, (Usulü’l-Fıkh), çev.: İbrahim Kâfi Dönmez, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara 1990. Tümer, Günay -Küçük Abdurrahman, Dinler Tarihi, Ocak Yay., Ankara 1993. Yazır, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, İstanbul ts.
Zeydan, Abdu’l-Kerîm, el-Vecîz fi usûli’l-fıkh, Dersaâdet, ts.


[1] İslam hukukçuları genel olarak bir fiilin can, akıl, din, ırz ve malı koruma biçiminde formüle edilen dinin temel amaçlarına zarar vermesini, onun haram kılınmasının temel sebebi ve açık-laması olarak kabul etmişlerdir. Yukarıda sayılanlardan herhangi birine zarar veren fiil ve davranışlar haram kılınmıştır. Bu konuda daha geniş bilgi için bk. Ferhat Koca, “Haram”, DİA, İstanbul 1997, c. 16, s. 101.
[2] Tevbe, 9/36.
[3] Cemâluddîn Muhammed İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, Dâru’l-Meârif, Kahire, ts., c. II, s. 848. “Mallarında dilenen ve yoksul için bir hak vardı.” Zâriyât, 51/19.
[4] Edward William Lane, Arabic-English Lexicon, Librairie du Liban, Beyrut 1968, c. II, s. 553.
[5] İbn Manzûr, age, c. II, s. 845; Ebû Abdurahmân Halil b. Ahmed, Kitâbu’l-ayn, tahk.: Mehdi el-Mahzûmî, İbrahim es-Samiraî, Beyrut 1988, c. III, s.222; Ebû’l-Huseyn Ahmed b. Fâris b. Zekeriyyâ, Mu’cemu mekâyisi’l-luğa, tahk.: Abdu’s-Selâm Muhammed Hârun, Dâru’l-Ceyl, Beyrut 1991, c. II, s. 46.
[6] İbn Fâris, age., c. II, s. 45.
[7] Halil b. Ahmed, age., c. III, s. 222.
[8] Râğıb el-Isfehânî, el-Müfredât fî garîbi’l-Kur’an, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut 2001, s. 122
[9] Bakara, 2/173,275; Âl-i İmrân, 3/93; Mâide, 5/72; En’âm, 6/119,143,144,150,151; A’râf, 7/32; Nisâ, 4/160; Mâide, 5/96.
[10] Mâide, 5/1,95.
[11] Tevbe, 9/5; Bakara, 2/194,217; Mâide, 5/97.
[12] Bu terkipler zaman zaman mescid-i harâm, beytu’l-harâm şeklinde geçer. Bk. Bakara, 2/196,198, 217 vb. İbrahim, 14/37.
[13] Zâriyât, 51/19; Vâkıa, 56/67.
[14] Bakara, 2/173; Benzer ifadeler için bk. En’âm, 6/145.
[15] Bakara, 2/275.
[16] Mâide, 5/72.
[17] A’râf, 7/ 19-22.
[18] En’âm, 6/143,144,150,151; A’râf, 7/32
[19] Toshihiko İzutsu, Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, çev.: Selâhattin Ayaz, Pınar Yay., Ankara 1991, s. 316.
[20] Tabu ve totem anlayışı için bk. Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ocak Yay., Ankara 1993, ss. 49-50.
[21] Ebû’l-Ferec Muhammed b. İshâk b. Nedîm, el-Fihrist, Beyrut 1994, s. 396.
[22] Ebû Osman Amr b. Bahr el-Câhız, Kitabu’l-hayavân, Abdüselâm Muhammed Hârun, Mektebetu ve Matbaâtu el-Bâz el-Halebî, Mısır 1966, c. IV, s. 41.
[23] Diğer hayvanlara, sığır keçi ve koyunlara nazaran domuzun vücut ısısını düzenleme dizgesiyetersizdir. Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre domuz diğer hayvanlara göre çok az terleyebilen bir hayvandır. Yapılan araştırmalara göre yetişkin domuzlar havanın ısısı 320 üzerinde iken doğrudan doğruya güneş ışığına maruz kalırsa ölürler. Domuzlar kıllarının ek-sikliği ve terleme yeteneksizliğini telafi etmek için domuz derisini dışarıdaki nemle serinletir-ler. Bunun için nemli ıslak veya temiz çamur içinde yuvarlanmayı tercih ederler. Eğer çamur vb. şeyler bulamazsa kendi derisini kendi idrar ve dışkısıyla ıslatır. Ahırlara kapatılan do-muzlar 290’nin altında, dışkılılarını uyuyup beslendikleri yerlerin uzağına çıkarırlar. Oysa 290’nin üzerinde ahırın her tarafına dışkılarını gelişigüzel bırakırlar. Dolayısıyla ısı ne kadar yükselirse onlar da o denli pisleşirler. Çok az bulunan veya hiç bulunmayan bu hayvan hak-kında bir yasaklamanın olması üzerinde düşünülmeye değerdir. Bu konuda bk. Marvin Ha-ris, İnekler, Domuzlar, Savaşlar ve Cadılar, çev.: M. Fatih Gümüş, İmge Yay., Ankara 1995, ss. 41-42.
[24] İllet, hükmün konmasını münasip (uygun) gösteren durum veya bir şeyin kendisine ihtiyaç duyduğu şey anlamında kullanılmıştır. Bk. Sa’duddîn Mes’ûd b. Ömer et-Teftazânî, Şerhu’l-mekâsid, Alemu’l-Kutubi, Beyrut 1989, c. II, s. 77.
[25] Bk. Zekiyüddîn Şa’bân, İslam Hukuk İlminin Esasları (Usulü’l-Fıkh), çev.: İbrahim Kâfi Dönmez, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara 1990, s. 130. Yolcunun oruç tutmaması hakkında gösteri-len illet’in sıkıntı ve meşakkat olarak gösterilmesi hükmün konulmasını uygun gösteren du-rum anlamındadır. Var olup olmadığına açıkça hükmedilmesi ve şahıstan şahsa değişmeyen bir vasıf olmasından dolayı yolculuk illet olarak gösterilmektedir.
[26] “Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygı-sızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmala-rından dolayı onları imtihan ediyorduk.” A’râf, 7/163. Ayrıca benzer ayetler için bk. Bakara, 2/65; Nisâ, 4/147, 154; Nahl,16/124. Ayette neden olarak gösterilen durum onların haddi aşmaları ve imtihan edilmeleridir. Bilindiği gibi Yahudiler Cumartesi günü çalışmaz ve avlanmazlardı. Mûsa şeriatına göre İsrailoğulları Sebt günü bütün dünyevi işlerden ve balık avından kaçın-makla yükümlü bulunuyorlardı. Balıklar bu yasak günde muhtemelen rahat hareket etmelerinden dolayı kıyılara akın akın gelirlerdi. Bu durumu balıkçılar, örfü *sebt+ değiştirmek için kullanırlardı. Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde geçen böyle tasvirler, hırslarının peşinde koşan, şe-riatlarına karşı gelenleri betimlemektedir. Bk. Muhammed Esed, Kur’an Mesajı, çev.: Cahit Koytak-Ahmet Ertürk, İşaret Yayınları, İstanbul 1997, s. 306. Fakat böyle bir yasağın gerekçesi açıklanmaz.
[27] Bakara, 2/183. Ayetin meâli şöyledir. “Ey iman edenler! Allaha karşı gelmekten sakınmanız için oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”
[28] Bu konuda bk. Şa’bân, age, ss. 180-183.
[29] Bu konuda şu ayet örnek gösterilebilir. “Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir<” Mâide, 5/45.
[30] Ebû’l-Hasen Ali b. Muhammed el-Curcânî, Kitâbu’t-ta’rîfât, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 2000, s. 173.
[31] Bu tartışmalar için bk. İmâmu’l-Haremeyn Abdu’l-Melîk el-Cuveynî, Kitâbu’l-irşâd, tahk.; Es’ad Temîm, Müessesetü’l-Kütübi’s-Sekâfiyye, Beyrut 1985, ss. 228-234.
[32] Şerafeddin Gölcük, Süleyman Toprak, Kelam, Tekin Kitabevi, Konya 1991, ss. 227-229.
[33] Abdu’l-Kerîm Zeydan, el-Vecîz fi usûli’l-fıkh, Dersaâdet, ts., ss. 70-72.
[34] Fâtiha, 1/2-4.
[35] Mehmet Paçacı, “Kur’an’ın Neliğine Dair”, İlahiyat Fakülteleri Tefsir Anabilim Dalı II. Koor-dinasyon Toplantısı Tebliğ Metinleri, Kayseri 2006., s. 3.
[36] Fâtır, 35/8; Şûrâ, 42/13; Müddessir, 84/31.
[37] Bk. A’râf, 7/163; Bakara, 2/65; Nisâ, 4/147, 154; Nahl,16/124.
[38] Bk. Bakara, 2/35-37.
[39] İbn Atiyye el-Endulûsî, el-Muharreru’l-vecîz fî tefsiri kitâbi’l-aziz, tahk.: Abdu’s-Selâm Abdu’ş-Şâfi Muhammed, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 2001, c. I, s. 127.
[40] Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-beyân an te’vili âyi’l-Kur’an, tahk.:Abdullah b. Abdu’l-Muhsin et-Turkî, Dâru Hicr, Kahire 2001, c. I, s. 556.
[41] Taberî, age, c. I, ss. 551-556.
[42] Âl-i İmrân, 3/93.
Siyatik, bacağın üst tarafında görülen ve ağrıyla ortaya çıkan romatizmal bir hastalık çeşidi olarak tanımlanabilir. Halk arasında sinir romatizması olarak bilinir.
[43] Bu konuda gelen çeşitli rivayetler için bk. Taberî, age., c. V, ss. 578-586. Benzer rivayetler için bk. İsmail b. Kesîr ed-Dımaşkî, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Mektebetu’l-Menâr, Ürdün 1990, c. I, ss. 335-336.
[44] Yiyebileceğiniz hayvanlar şunlardır: Sığır, koyun, ve keçi, geyik ve ceylan, ve sığın ve dağ keçisi, ve karaca, ve ahu, ve dağ koyunu, Ve hayvanlar arasında tırnağı yarık, ve tırnağı çatal olan, ve geviş geti-ren her hayvanı yiyebilirsiniz. Fakat geviş getiren yahut tırnağı yarık olanlardan şunları yemeyeceksi-niz. Deve ve tavşan ve kaya porsuğu, çünkü geviş getirirler fakat çatal tırnaklı değildirler. Onlar size murdardır ve domuz, çünkü çatal tırnaklıdır, fakat geviş getirmez; o size murdardır; bunların etinden yemeyeceksiniz ve leşlerine dokunmayacaksınız. Tesniye, 14/4-8.
[45] En’âm, 6/146.
[46] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, İstanbul ts., c. III, ss. 534-535.
[47] Taberî, age., c. IV, s. 362.
[48] Nisâ, 4/160-161.
[49] Abdurrahmân b. Muhammed. b. İdris er-Râzi ibn Ebî Hâtim, Tefsiru’l-Kur’ani’l-azîm musneden an Rasulillahi ve’s-sahabeti ve’t-tabi’în, tahk.: Es’ad Muhammed et-Tayyîb, Mektebetu Nizâr Mustafa el-Bâz, Mekke 1997, c. I, ss. 1114-1115.
[50] İbn Kesîr, age, c. I, s. 521 .
[51] Kitâb-ı Mukaddes, Levililer 7/23.
[52] İbn Atiyye, age, c. V, s. 525.
[53] Kureyş, 106/1-4.
[54] Ebû Dâvûd Süleyman b. el-Eş’as es-Sicistânî, Sunenu Ebî Dâvûd, Dâru’l-Cinân, Beyrut 1988, Kitâbu’l-Libâs, 4. Bazı hadislerde Yahudi ve Hristiyanların selamlama şekilleri eleştirilerek Müslümanların onlara benzememeleri konusunda uyarılmaktadır. Bk. Ebû İsa Muhammed b. İsa et-Tirmîzî, es-Sünen, tahk.: Kemal Yûsuf el-Hût, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 1987, Kitâbu’l-İsti’zân, 7. Gelen başka bir haberde dikkat çekicidir: Sahabe’den birisinin “Ey Nebi biz Ehl-i Kitab bir kavmin diyarında bulunuyoruz. Onların kaplarını kullanıp içinde yemek yiyebilir miyiz? sorusu üzerine Peygamberimiz eğer onların kabından başka bir kap bula-mazsanız Ehl-i Kitab’ın kabını yıkayıp onun içinde yersiniz” cevabını vermiştir. Abdullah Muhhamed b. İsmâil el-Buhârî, el-Câmiu’s-sahîh, el-Matbaatu’s-Selefiyye, Kâhire, h. 1400, Kitâbu’z-Zebâih ve’s-Sayd, 10.
[55] “De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” İhlas, 112/1-4.
[56] En’âm, 6/145; Bakara, 2/173;
[57] Taberî, age, c. III, s. 55.
[58] Muhammed b. Ahmet b. el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’an, tahk.:Abdullah b. Abdu’l-Muhsin et-Turkî, Müessetü’r-Risale, Beyrut 2006, c. III, s. 33; İbn Atiye, age, c. I, s. 240.
[59] Kurtubi, age, c. III, ss. 33-34.
[60] Câhız, age, c. IV, s. 41.
[61] Toshihiko İzutsu, Kur’an’da Dini ve Ahlaki Kavramlar, s. 316.
[62] Ebû Muhammed Abdulmelik b. Hişâm Eyyub el-Himyerî, es-Siretü’n-Nebeviye, el-Mektebetü’l-İlmiyye, tahk.: Suheyl Zukkâr, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1992, s. 231
[63] Tevbe, 9/28.
[64] Taberî, age, c. XI, s. 397.
[65] İbn Atiyye, age, c. III, s. 20; Taberî, age, c. XI, s. 399.
 
Facebook
 
Reklam
 
Sezai Karakoç'tan...
 
Onlar sanıyorlar ki;
Biz sussak mesele kalmayacak
Halbuki biz sussak, tarih susmayacak..
Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar.
Vicdan azabından kurtulsalar,
Tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar,
Tanrı'nın gazabından kurtulamayacaklar."
Necip Fazıl Kısakürek'ten...
 
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Necip Fazıl Kısakürek'ten...
 
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
Mehmet Akif Ersoy'dan...
 
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
 
Bugün 70 ziyaretçi (114 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
La ilahe illallah...