Onlar sanıyorlar ki; Biz sussak mesele kalmayacak Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, Tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Tanrı'nın gazabından kurtulamayacaklar
   
 
  Barnabas İncili - Ali Ünal
 
 
 
 

 
 
 
Ey kitap ehli! Dininizde aşırılığa kaçmayın. Ve Allah üzerine Hakk'dan başkasını söylemeyin. Mer­yem oğlu İsa Mesih ancak Allah'ın Rasulü ve O'nun kelimesidir, Meryem'e attığı ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve Rasullerine iman edin ve «Üçtür» demeyin. Vazgeçin, bu haynnızadır, Muhakkak Allah tek bir ilâhtır. Uzaktır. O kendisinin oğlu bulunmasından; O'nun içindir göklerde ve yerde olanlar. Vekil olarak Allah yeter. Mesih, Allah'a kul olmaktan asla çekin­mez ve yaklaştırılmış meleklerde.
Allah Meryem oğlu Mesih'tir diyenler andolsun kâfir olmuşlardır. Meryem oğlu Mesih'i annesini ve yerde olanları hep helak etmek irade etse, kim Allah'-taru-birşeye malik olabilir.
Andolsun ki, Allah Meryem oğlu Mesih'tir diyen­ler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih Ey îşrailofullan Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin öyle ki, kim Allah'a şirk koşarsa muhakkak Allah ona cenne­ti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir. Ve za­limlerin yardımcısı yoktur demişti. Muhakkak Allah üçün üçüncüsüdür diyenler de and olsun kâfir olmuş­lardır.
«Ben onlara sadece «benim ve sizin rabbiniz olan Allah'a ibadet edin- diye bana emrettiğini söyledim. İçlerinde bulunduğum sürece onlar üzerine şahiddim. Ne vakit ki beni vefat ettirdin, sen üzerlerinde gözet-leyici oldun. Ve sen herşey üzerinde şahidsin.
«Muhakkak Allah katanda İsa'nın durumu !Âdem'-in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra Ona «Ol» dedi ve oluverdi. (Kur'an-ı Kerim'den)
Barnabas İncil'i diğer İncil'lerden ayrı bir özelliğe sahiptir. Uzun bir araştırma neticesinde tercümeye ilâve olarak önsöz ve dipnotları koyduk. Diğer İndi­lerle karşılaştırma yapıldı.[1]
Önsöz YerineHrıstıyanlık [2], Dört «Kanonik İncil Ve 'Barnabas' İncili
 
İnsanın yeryüzü hayatı 'ferdi' ve 'toplumsal' —top­lumsal derken, insani ve tabii tüm çevreyi kastediyo­ruz— olmak üzere iki yön arzeder. Ferdi yön, her fer­din tek tek kendi içinde olgunlaşmasını, îslâmî tabirle, dıştan içe, nefsten ruha hicreti ve bu uğurda müca-hedeyi ifade eder. Bu yüzden beşerî olsun, îlâhî olsun, her iki din (veya, nicel çokluklar nedeniyle 'dinler') öncelikle insanın bu yönüne eğilirler. Çünkü, toplum tek tek fertlerden oluşan canlı ve dinamik bir varlık­tır, yani bireylerinin canlılığı ve dinamikliği oranın­da toplum da canlı ve dinamiktir. Şu halde, her şey­den öncç hedeflenen topluma göre, ferdi yetiştirmek en büyük bir öneme sahiptir.
£Wslam'a göre insan ruh, beden ve nefs üçlüsün­den oluşur. Bu üçlü birbiriyle öylesine girift bir bağ­lantı içindedir ki, biri diğerinden ayrıldığında insan 'kâmil insan' olma özelliğini yitirir. Ve, bu üç unsu­run karşılığında insanda üç meleke vardır: El-Akl (kalb), irade ve Kelâm. İnsandaki bu üç melekeye Al­lah'ın Öncelikle şu üç sıfatı hitap eder: Ilâhlık, Rabb-hk, Meliklik. Son olarak, el-lslâm'ın da üç mertebesi, üç basamağı, üç tamamlayıcı öğesi vardır: İhsan, îman, islâm.
İnsanı bu üç noktadan eğitip, kâmil hale getirmek için görevlendirilen mürşidlerin nitelik ve görevlerini ve kâmil insan toplumunun oturduğu temelleri Kur'-an'ın şu iki ayetinde görürüz:
«İşte, size kendinizden size ayetlerimi okuyan, sizi arıtan ve size Kitabı ve hikmeti öğreten ve size bilme­diklerinizi Öğreten bir rasul gönderdik* (Bakara: 151).
«Andolsun, rasu Herimizi apaçık delillerle gönder­dik ve beraberlerinde insanlar tam bir adaletle ayakta kalsınlar diye Kitabı ve Mizan'ı indirdik. Ve, kendisin­de büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar bulunan demiri indirdik; Allah gıyapta kimin Kendine ve rasul-lerine yardım ettiğini bilsin diye. Muhakkak Allah güç­lüdür, azizdir- (Hadid : 25).
Demek ki, insanın öncelikle 'ayetler'e ihtiyacı var­dır; bu ayetler, Kur'an'ın ifadesiyle 'afakî* ve 'enfüsî'-dirler; yani, Kâinat nefsinden ruhuna, yerlerden gök­lere, fizikten fizik ötesine hicret etmeğe, bu uğurda mücahede etmeğe hazır insanlar için bir yol, bir mer­divendir : Kâinat'taki her nesne, her olay, her olgu, kı­saca *Meşiet-i İlâhî'nin ürünü olan her şey bu yolun 'işaretleri, bu merdivenin basamakları durumundadır. Bundan ayn olarak, Allah'ın insanın Tıtrat'ma yerleş-
tirdiği 'ayetler*, yani 'enfüsf ayetler tıpkı Kâinat taki-ler) gibi inşam Ruhu'na, Rahman'ın Arşı'na ulaşma­da işaret ve basamak görevi yaparlar; dıştaki, afakta-ki seyri enfüsteki, seyir anlamlandırır ve tamamlar. Bu yüzden, her rasulün, her yolgöstericinin, her mürşi­din birinci ve asli görevi insana bu ayetleri tanıtmak, Kur'ani ifadeyle ayetleri okumaktır.
İnsan, Kur'an'ın sık sık vurguladığı gibi Allah'a kul olabildiği gibi, ilâh, rabb ve melik olarak Allah'ı kabul edebildiği gibi, nevasını, şeytanın ve şeytanî ni­teliklerinin etkisiyle aslında dünya hayatını yaşama­sının öğeleri olan bir takım ihtiyaçları tutku Haline ge­tirerek nefsini ve arzularım ilâh, bunun sonucunda bir takım insanları da rabb ve melik kabul edebilir. Onun nevası doğrultusunda attığı her adım ayetlerin kalbe giriş pencereleri olan işitme Csem'al ve görme (basi­ret) meleklerini kapar ve ayetler karşısında insanı sa­ğır ve kör hale getirebilir. Bu yüzden, ayetlerin insan üzerinde etkili olabilmesi, bir başka deyişle fıtratla öz­deş enfüsi ayetlerin afakilerle birleşip Özdeşleşebilme-si için insanı tutkularından, heva ve hevesinin iğva-lanndan alıkoymak gerekir. Her yol göstericinin yap­tığı ve yapması gereken budur, bu olmuştur, insan, nevasına kapılmadan, tutkularına kul olmadan ve ayet­leri dinleye dinleye kendini, nefsini arıtır. Bunun yol­lan namazdır, duadır, zikirdir, tefekkürdür, muraka­bedir, infak, sabır, şükür, zühd, vera, oruç vs.dir. Kı­saca, el-Islâm önce bir tasdik ve kabul niteliğinde 'imanla insanlara sunulduğunda her şeyden evvel bu noktalar üzerinde durur ve ayrıca şunları da emreder:
«Ebeveyne ihsan; akrabaya, miskine ve yol oğluna hakkım verme; saçıp savurmama, cimrilik de etmeme; çocukları öldürmeme; zinaya yaklaşmama; Kimseyi Öldürmeme; kimsenin malına yaklaşmama; ahde vefa, yalan söylememe; ölçü ve tartıda asla hile yapmama; ilmi olmayan konuda söz söylememe; böbürlenmeme; sözün en güzelini söyleme» vs.
Bu şekilde ayetlerle ve sürekli bir 'mücahede'yle nefsini antan insana bundan sonra Kitabın ve hikme­tin ve daha başka bilmediklerinin bilgisi sunulur. Bir «kine benzetebileceğimiz ilim, ancak arınmış nefsler-de, 'natıka* haline gelmiş nefslerde, kısaca kirletilme­miş kalplerde kök salar ve yemesi tatlı meyveler ve­rir; hattâ, ancak böylesi kalpler ilmi alabilir ve ilimle insanlara yararlı olabilir.
Böylece arınmış ve ilmi edinmiş insanlardan bir cemaat meydana geldiğinde, Allah onlarla -mallan ve canları» karşılığında Cennet vermekle bir alış - verişe girer; bunun adı Kur'an'da 'biat'tır. Biattan sonra in­san hayatım toplumsal açıdan yönlendirici hükümler inmeğe başlar ki, bu dönem Kitab'm Demir tarafından Mizan çerçevesinde uygulanma dönemidir. Şu kadar ki, birinci dönemde gerekli olan 'ameller'in bazıları bu dönemde de asla geçerliliğini yitirmezken, bazısı mutlaka uyulması gerekli 'ahkâm' halini alır; sözge­limi, «akrabaya, yol oğluna, miskine... hakkını verme» mutlaka yerine getirilmesi zorunlu bir göreve dönüşür; zina, karşılığında hadd (İlâhi ceza) gerektiren bir su­ça dönüşür; 'kati' kısas gerektiren bir başka suça dö­nüşür; bir başkasının malına yaklaşma yine karşılı­ğında hadd gereken bir başka suça dönüşür vs. Ve, bu dönemde bu 'ahkâm'ın titizlikle uygulanması gerekir. Bu noktada, tarihte ufak bir farklılığa rastlıyoruz ki, bazı dönemlerde bazı şeyler haramken bazen haram ol­mayabiliyor, veya suçlar karşısındaki cezalarda ufak -tefek değişiklikler olabilir; ama bunlar temelden çok, fürüa (dallara) taallûk eden meseleler olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir.-
Bu şekilde kurulan İslâm binasının devamı için, yine birinci dönemdeki ayetlere kulak verme ve tez­kiye ve tezkiye olmuş nefslerin yeniden kirletilmeme-si işi çok daha büyük bir önem kazanmaktadır. O ka­dar ki, insanların gerek ikinci dönemde ahkâmı uy­gulamakla ve gerekse bu dönemde ahkâmı korumak­la ilgili ulaşmaları gereken kemal noktasını Kur'an şöyle açıklar:
«İman edip salih amellerde bulunanlara daha Ön­ce yediklerinden ötürü bir günah yoktur; takvah olup iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra takvah olup iman ettikleri ve sonra takvah olup ihsan sahibi oldukları takdirde. Ve, Allah ihsan sahiplerini sever» (Maide: 93).
işte, îslâm binasını ahkâmla kurmak kadar, bel­ki ondan da daha çok onu korumak zordur. Bu dönem­de gelen fetihlerin alttan ve üstten nimetler yağdır­maya başlamasıyla iğvalara ve günahlara sabırla ni­metlere şükür, ilk dönemdeki işkencelere sabırdan da­ha güç hale gelir. Bu bakımdan, özellikle bu dönem­de asla ilişkin, ayetleri dinleme ve tezkiyeye ilişkin kurallar daha bir önem kazanır. Çünkü, Kur'an'm da ifadesiyle, Dinin tamamlanmasıyla kâfirler Din'den ümidlerini kesmiş olurlar; artık korkulması gereken kâfirler değil, Allah'tır (Maide: 3); yani 'ihsan* mer­tebesini kazandıran üçüncü derecede takva ve imanı, bütünüyle işler hale gelmiş El-Akl (Kalb) i koruma bu zamanda son derece önemlidir.
İsrail Oğullan'nm Hz. Musa'nın risaleti dönemin­de Mısır'da ve çölde geçirdikleri «namaz ve sabırla is­tiane» dönemleri   'Kanun* anlamına gelen   Tevrat'ın alınmasıyla 'ahkâmı uygulama* dönemine intikal et­miş ve ardından Yuşa bin Nun, Hz. Davud ve Hz. Sü­leyman bin Davud zamanlan da fetihlerle nimetlerin saçüdığı dönem olmuştu. Bundan sonra gelen peygam­berlerin, rabbanilerin ve 'ahbar'ın görevi Tevrat'ı, Ki­tabı korumak ve onunla hükmetmek, bu amaçla da «Emr bi'1-Ma'ruf ve Nehy an'il-Münker»e azami riayet etmek, müslümanlann (İsrail Oğullan'nın) görevi de bunların izinde Kitaba uymak ve günahlara dalma­mak, nefislerini heva ve şeytandan korumaktı:
«Muhakkak Biz kendisinde ve nur olan Tevrat'ı indirdik. İslâm olmuş Nebiler yahudî olanlara onunla hükmederlerdi, Rabbaniler ve Ahbar da Allah'ın Kita-bı'ndan korunmasına memur ol d ukl arıyla (hükmeder­lerdi) ve onun üzerine şahittiler. İnsanlardan korkma­yın, Ben'den korkun ve ayetlerimi az bir fiat karşılığı satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfir olanlardır» (Maide: 44).
Tevrat'la hükmetmemek, hükmetmiyeni küfür sı­nırına taşıyan bir suçtu; ahkâmın böylesine önemi var­dı İsrail Oğullan'nda. Ne var ki, zamanla Kitab'ı koru­ması gereken Ahbar bozuldu; dünyevî çıkarlar kar­şılığı Kitabı uygulamamaya, onun hükümlerini az fiat karşılığında değişmeğe başladılar. Nebilerinin sözleri­ni dinlemedikleri gibi, halkla ve hattâ putatapıcılarla bir olarak pek çokların: katlettiler. 'Şeriat'ı değiştirdi­ler, herkese aynı şekilde uygulamadılar; kendileri ona hiç mi hiç uymadılar; keyiflerince yorum ve tahrifler­de bulundular. Helâl ve haram sınırlarını çiğnediler, helâli haram haramı helâl yaptılar. Bunlara uyan halk da bu noktada onları 'rabb' kabul etme ve-dolayısıyle Allah'a şirk koşma durumuna düştüler (Tevbe: 31). Ve, bunun sonucunda Allah'ın lanetine ve gazabına müstehak oldular:
«Onlardan çoğunun haram İşlerde, düşmanlıkta ve haram yemede koşuştuklarını görürsün. Ne kötüdür yaptıkları!* (Maide: 62).
«Rabbaniler ve ahbar onları haram olan sözlerin-den ve haram yemelerinden nehyetmeli değil miydi? Ne kötüdür işledikleri!» (Maide: 63).
«İsrail Oğullarından küfredenler Davud ve Mer­yem oğlu İsa'nın diliyle lanetlendiler. Bu isyan etme­lerinden ve aşın gitmelerindendi. Yaptıkları münker-den birbirlerini nehyetmezlerdi. Ne kötüydü yaptık-lanl» (Maide: 78-9).
«Ey iman edenler! Ahbar ve Ruhbandan çoğu in­sanların mallarını batıl olarak yerler ve Allah'ın Yo-lu'ndan akkorlar..» (Tevbe: 34).
Hz. îsa da geldiği zaman onların durumlarını şöy­le açıklıyordu:
«Ey engerekler nesli, siz kötü olduğunuz halde na­sıl iyi şeyler söyleyebilirsiniz? Çünkü ağız yüreğin taş­masından söyler. İyi adam, iyi hazinesinden iyi şeyler çıkarır; ve kötü adam, kötü hazinesinden kötü şeyler çıkarır, (Matta : 12 : 34 - 35). Sakının da, Ferisiler ve Sadukiler hamurundan kaçının (Matta: 16: 6; az de­ğişik şekliyle: Markos : 8: 15). Yazınlar ve Ferisiler Musa'nın kürsüsünde otururlar; bundan dolayı size söyledikleri bütün şeyleri yapm ve tutun; fakat onla­rın işlerine göre yapmayın; çünkü söylerler ve yap­mazlar. Evet, onlar ağır ve taşınması güç yükler bağ­layıp insanların omuzlarına korlar, kendileri ise par­maklarıyla onlan kımıldatmak istemezler. Fakat on­lar bütün işlerini insanlara görünmek için yaparlar. Çünkü, onlar hamaillerini genişletip, esvaplarının sa­çaklarını büyük yaparlar; ziyafetlerde üst yeri ve hav­ralarda baş yerleri ve çarşı meydanlarında selâmlan ve insanlar tarafından 'rabbi' diye çağrılmayı sever* ler... Lâkin vay başınıza yazıcılar ve Ferisîler, ikiyüz­lüler! Çünkü siz göklerin melekûtunu insanların yüzü­ne kapıyorsunuz; zira kendiniz girmiyorsunuz, giren­leri de bırakmıyorsunuz ki, girsinler. Vay başınıza, ya­zıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Zira bir mühtedi yap­mak için denizi ve karayı dolaşırsınız; ve olunca, siz onu kendinizden iki kat cehennem oğlu edersiniz.. Siz kör kılavuzlar, vay başınıza!. Nanenin, anasonun ve kimyonun ondalığını (öşrünü) veriyorsunuz ve Şeria­tın daha ağır işlerini, adaleti, merhameti ve imanı bı­rakıyorsunuz. Onları yapmalı idiniz, bunları da bırak­mamalı idiniz. Ey kör kılavuzlar, siz küçük sineği sü­zerek ayırırsınız, fakat deveyi yutarsınız... Siz barda-ğuı ve çanağın dışını temizlersiniz, fakat onların içi soygunculuk ve taşkınlıkla doludur... Siz badanalı ka­birlere benzersiniz ki, dıştan güzel görünürler, fakat içten ölü kemikleri ve her türlü murdarlıkla doludur­lar... Siz peygamberlerin kabirlerini yaparsınız, salih-lerin türbelerini donatırsınız.. Fakat, peygamberleri öldürenlerin oğullan olduğunuza kendiniz şahitlik edersiniz...» (Matta; 23: 2-8, 13-15, 16, 23-26, 27, 29, 31).
İşte, Hz. îsa geldiğinde Din'in ruhu gitmiş, sözde alimlerin, elinde halkı soyma ve 'din adamlan'mn cep­lerini doldurma aracı haline gelmiş, Şeriat adıyla yal­nızca alimlerin keyiflerine göre uyguladığı basit şekil­lerden ibaret birkaç kanun kalmıştı. Böyle bir zaman­da tabiî olarak Hz. îsa Şeriat'm —o zamana göre nes-hedilen, Kur'an'ın ifadesiyle, bazı haramların helâl kı­lınmasıyla ufak bir nesh olayı yaşayan Şeriat'ın yeni­den ruhuyla yaşanabilmesi için öncelikle sarsılan iman­ların düzelmesi, kirlenen nefslerin tezkiyesi üzerinde duracak ve evvelemirde Risaleti'nin bütün ağırlığını bu noktaya teksif edecekti. Bu durum Kur'an'da v© în-ciller'de şöyle ifade edilmektedir:
«Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik edici ve üze­rinize haram kıhnanlann bazısını helâllaştuicı olarak size Rabbiniz'den bir ayetle geldiniî o halde Allah'tan korkun ve bana itaat edin.» (A. îmran.- 50)
«Onların izi üzerine Meryem oğlu İsa'yı kendin­den önceki Tevrat'ı tasdik edici olarak gönderdik ve ona, kendisinde hidayet ve nur bulunan ve kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve müttakiler için hidayet ve öğüt olarak İncil'i verdik. İncil ehli Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hük­metmezse işte onlar fasık olanlardır» (Maide: 46 - 47).
«Her nerede olursam olayım beni mübarek kıldı ve yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekâtı emretti; ve anneme iyiliği de; beni şakiy bir zorba kılmadı» (Mer­yem: 31-32).
Yukarıdaki ayetler Hz. İsa'nın salt 'tezkiye'ye yö­nelik kurallarla gelmediğini ve tüm rasuller gibi asıl amacının ferdleri tezkiye ve ilimle yetiştirdikten son­ra adaleti gerçekleştirmek ve Allah'ın o zaman için bir takım değişiklikler yaptığı —bazı haramlan helâl kıl­mak gibi— Tevrat'ı uygulamak olduğunu ortaya koy­maktadır. Nitekim, yukarda Matta Incili'nden alıntı­layarak verdiğimiz ifadeleri de bunu doğrulamaktadır r.
«Nanenin, anasonun ve kimyonun öşrünü veriyor­sunuz ve Şeriat'ın daha ağır işlerini, adaleti, merha­meti ve imanı bırakıyorsunuz".
Yine, Luka Incili'nde nakledildiğine göre, Isaya Peygamber'in kitabından kendisinin niçin gönderildi­ğini şöyle ifade etmektedir o:
•Rabbin ruhu üzerimdedir; Çünkü fakirlere müjdeyi Vazetmek için o beni mesnetti; Beni esirlere azatlık.
Ve körlere gözlerinin açılmasını ilân etmeğe. Ezilenleri kurtuluşa kavuşturmaya, Rabbin makbul yılını ilân etmeğe gönderdi.» (4: 18).
Şeriat'ın yaşanması için yukarda belirttiğimiz gi­bi, Ferisi ve Sadukîlerin tahriplerinin giderilmesi, on­ların ihmal ettikleri dinî ruhun canlandırılması, bu­nun için de imanî, ahlâkî, ruhi - vicdanî konular üze­rinde daha bir kuvvetle durulması gerekiyordu. Şeriat'ı yaşaması gereken nefsler bu amaçla zorlu bir, eğitim­den geçirilecekti; şefkat, sevgi, merhamet, iman, yar­dımseverlik, kardeşlik damarları canlandırılacaktı; iş­te Hz. îsa öncelikle bu noktalara ağırlık verdi. Ünlü Dağ Vazuıda şöyle diyordu o:
«Sanmayın ki, ben Şeriatı yahut peygamberliği yıkmaya geldim; ben yıkmaya değil, fakat tamam et­meğe geldim. Çünkü doğrusu size derim: Gök ve yer geçip gitmeden, her şey vaki oluncaya kadar Şeriat*-tan en küçük bir harf veya nokta bile yok olmayacak­tır. Bundan dolayı, bu en küçük emirlerden birini kim bozar ve insanlara öylece öğretirse, göklerin melekû-tunda kendisine en küçük denilecektir; ve onları kim yapar ve öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine bü­yük denilecektir. Zira, size derim ki, salâhınız yazıcı­lar ve Ferisi 1 erin kin d en fazla olmazsa göklerin mele-k utun a hiç girmiyeceksiniz.
«İşittiniz ki, eski zaman adamlarına denildi: «Kat­le tmiyec eksin:» ve «Kim katlederse hükme müstahak olacaktır.» Fakat ben size derim: Kardeşine kızan her adam hükme müstehak olacaktır; ve kardeşine Baka (bir hakaret sözü) derse, Millet meclisinin hükmüne müstehak olacaktır; ve kim ahmak derse, Cehennem ateşine müstehak olacaktır. İmdi, takdimini mezbahta arzederken, kardeşinin sana karşı bir şeyi olduğu ora­da hatırına gelirse,, takdimini orda mezbahın önünde bırak ve git, önce kardeşin ile barış ve o vakit gel, tak­dimini arzet. Hasmınla yolda beraber iken onunla-ça-buk uyuş da, hasmın seni hakime, hakim de seni me­mura vermesine ve zindana atılmayasın..
«Zina etmiyesin» denildiğini işittiniz. Fakat ben size derim: Bir kadına şehvetle bakan her adam za­ten yüreğinde onunla zina etmiştir. Ve eğer sağ gö­zün sürçmene sebep oluyorsa onu çıkar ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması bütün bedeninin cehenneme atılmasından iyidir. Ve eğer sağ elin sürçmene sebep oluyorsa onu kes ve kendinden atj çünkü senin için azandan birinin yok olması bütün bedeninin cehenneme gitmesinden iyidir. Ve, «Kim ka­rısını boşarsa ona boş kâğıdını versin» denilmiştir. Fa­kat, ben size derim ki, zinadan başka bir sebeple ka­rısını boşayan adam onu zaniye eder; ve kim boşan­mış kadınla evlenirse zina eder.
•Kötüye karşı koma; ve senin sağ yanağına kim vurursa ona ötekini de çevir. Ve eğer biri seninle mah­kemeye gidip senin gömleğini almak isterse ona abanı da bırak. Ve kim seni bir mil gitmeğe zorlarsa onunla iki mü git. Senden dileyene ver, senden ödünç isteyen­den yüz çevirme.
«Sen komşunu sevecek ve düşmanından nefret edeceksin» denildiğini işittiniz. Fakat, ben sîze derim: Düşmanlarınızı sevin ve size eza edenler için dua edin ki... Eğer sizi sevenleri severseniz ne karşılığınız olur? Vergi mültezimleri de öyle yapmıyorlar mı? Ve yalnız kardeşlerinizi selâmlarsanız fazla ne yapmış olursu­nuz? Putperestler de öyle yapmıyorlar mı?
«Sakının, insanlara salâhınızı onların önünde gös­teriş için yapmayın.. Sadaka verdiğin zaman sol elin sağ elinin ne yaptığını bilmesin de, sadakan gizlide ol­sun.. Pua ettiğin zaman kendi iç odana gir ve kapını kapayarak gizlide., dua et... Yeryüzünde kendinize ha­zineler biriktirmeyin ki, orada güve ve pas yiyip bo­zar ve orada hırsızlar delip girerler ve çalarlar. Fa­kat, kendinize gökte hazineler biriktirin ki, orada ne güve ne de pas yiyip bozar ve hırsızlar orada ne de­lerler, ne de çalarlar.. Bedenîn ışığı gözdür; imdi, gö­zün saf olursa bütün bedenin aydın olur. Fakat gözün kötü olursa, bütün bedenin karanlık olur.. Kimse iki efendiye kulluk edemez, çünkü ya birinden nefret eder ve ötekini sever, yahut da birini tutar, ötekini hor gö­rür. Siz Allah'a ve mammona (zenginlik) kulluk ede­mezsiniz. Bunun için size diyorum: Ne yiyeceksiniz, yahut ne içeceksiniz diye hayatınız için, ne giyeceksi­niz diye bedeniniz için kaygı çekmeyin. Hayat yiye­cekten ve beden giyecekten daha üstün değil midir? Gökün kuşlarına bakın, onlar ne ekerler, ne biçerler, ne de ambarlara toplarlar.. Siz onlardan daha değerli değil misiniz? Ve sizden kim kaygı çekmekle boyunun-ölçüsüne bir arşm katabilir? Ve niçin esvaptan ötürü kaygı çekiyorsunuz? Kor zambaklarının nasıl büyüdük­lerine iyi bakın; ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. Size derim, Süleyman bile bütün izzetinde bunlardan biri gibi giyinmiş değildi. Fakat, bugün mevcud olup ya­rın fırına atılan kır otunu Allah böyle giydirirse, sizi daha çok giydirmez mi ey az imanlılar?.. Yarın için kaygı çekmeyin; zira yarınki gün kendisi için kaygı çekecektir. Kendi derdi güne yeter.
«Hükmetmeyin ki, hükmolunmayasımz. Çünkü, ne hükümle hükmederseniz onunla hükmolunacaksı­nız; ölçtüğünüz ölçü ile de size ölçülecektir. Ve niçin kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözün­deki merteği seçmezsin?.. Mukaddes olanı köpeklere vermeyin ve incilerinizi domuzların önüne atmayın İd, onları ayakları altında çiğnemesinler ve dönüp sizi parçalamasınlar. Dileyin size verilecektir, arayın bula­caksınız, kapıyı çalın size açılacaktır.. İnsanların size her ne yapmalarını istiyorsanız, siz de onlara öyle ya­pın; çünkü Şeriat budur..
«Dar kapıdan .girin, zira helake götüren kapı ge­niş ve yol enlidir; ve ondan girenler çoktur.. Yalancı peygamberlerden sakının; onlar size koyun esvabında gelirler, fakat iç yüzden kapıcı kurtlardır. Onları mey-valarından tanıyacaksınız. İnsanlar dikenlerden üzüm, yahut deve dikenlerinden incir toplarlar mı? Böylece, her iyi ağaç iyi meyva verir. Fakat çürük ağaç kötü meyva verir.» (Matta: Bap: 5, 6, 7'den, Luka, bap: 6'da kısmen).
«Ne mutlu size fakirler, çünkü Allah'ın melekûtu sizindir. Ne mutlu size şimdi aç olanlar, çünkü tok ola­caksınız. Ne mutlu size şimdi ağlayanlar, çünkü güle­ceksiniz. İnsanoğlundan dolayı (kendisini kastediyor -aü) insanların sizden nefret edecekleri ve sizi cemi­yetlerinden ayıracakları ve size hakaret eyleyecekleri, adınızı kötü diye yayacakları vakit, ne mutlu sizlere I O günde sevinin ve sevinçten sıçrayın; çünkü işte gök­te karşılığınız büyüktür.. Fakat vay size, ey zenginler! Çünkü siz tesellinizi almışsınız. Ey şimdi tok olanlar, vay size! Çünkü acıkacaksınız. Ey şimdi gülenler, vay size! Çünkü yas tutacak ve ağhyacaksuuz. Bütün in­sanlar sizin için iyi söyledikleri vakit vay size! Çünkü onların babalan yalancı peygamberlere de böyle eder­lerdi.» (Luka: bap 6'dan).
işte, Şeriat'm çıkarcılara, zenginlere, soyguncu 'din adamlan'na gelir kaynağı olduğu, Din'in ruhunun öldüğü bir zamanda Hz. İsa Din'in İslâm Tasavvuf u'nda ifadesini bulan öğelerini bu şekilde vazediyordu. Nihaî amacı elbette insanları İslah ettikten sonra Şeriat'ı uy­gulamaktı. Ne var ki rivayetlere göre bir veya üç yıl kadar risalet görevini yapabildi. Onikilerden Yahuda İskariyot'un da ihaneti ve Ferisi ve Sadukîler'in Ro­ma yönetimiyle işbirliği sonucu öldürülmesine teşeb­büs edildi. Bunun sonucunda Allah kendisini 'teveffa ettirdi - bunu yerinde tartışacağız' ve kâfirlerin, mü­nafıkların ellerinden kurtardı.
Kısaca, el-Islâm Hz, İsa'nın risaletinde şefkat, sev­gi, merhamet, dünyayı terk, dünyanın geçimliğine ve zenginliğe rağbet etmeme, iman, takva ve ahlâk ko­nuları üzerinde önemle durdu ve bu yönden insanları yetiştirip terbiye etmeğe çalıştı. Bu gerçeği Kur'an'da da okuyoruz:
*..Meryem oğlu İsa'yı da aralarından gönderdik ve ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk..» (Hadid: 27). [3]
 
Hıristiyanlığın Tarifi
 
Hıristiyanlığın öz niteliğinin el-îslâm olduğu ve Hz. İsa'dan sonra 'Hıristiyanlık' haline geldiğini anlamak için başka hiç bir kaynağa başvurmadan, Kilise'nin ka­bul ettiği 'Kanonik' İnciller'le Rasullerin İşleri, Yaku-bun Mektubu ve Pavlos'un mektuplarına bakmak ye­ter. 'Kanonik İnciller' hakkında bilgi vermeden önce Hz. İsa'nın Teslis itikadı, sünnetsizlik ve kendisinin ilâhlığı gibi Hristiyanlığın inanç ilkelerini getirip ge­tirmediğini tartışalım:
incelediğimiz konu açısından Kur'an oldukça açık ve nettir; her rasul gibi Hz. İsa da Allah'ın rabb, ilâh ve melik, kendisinin de tüm insanlar gibi Allah'ın ku­lu olduğunu ilân etmiştir:
«Ey Kitap Ehli! Dininizde aşırılığa kaçmayın ve Allah üzerine hakkdan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih ancak Allah'ın Raşulü ve O'nun keli­mesidir Meryem'e attığı ve Kendi'nden bir ruhtur. Al­lah'a ve rasullerine iman edin ve «üçtür» demeyin. Vazgeçin, bu hayrınızadır. Muhakkak Allah tek bir ilâhtır. Uzaktır O Kendisi'nin oğlu bulunmasından; O'nun içindir göklerde ve yerde olanlar. Vekil olarak Allah yeter. Mesih Allah'a kul olmaktan asla çekin­mez ve yaklaştırılmış melekler de..» (Nisa: 171 -172). «Allah Meryem oğlu Mesih'tir diyenler an dolsun kafir olmuşlardır. Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yerde olanları hep helak etmek irade etse, kim Allah'­tan bir şeye malik olabilir?.. (Maide: 17).
«Andolsun ki, «Allah Meryem oğlu Mesih'tir» di­yenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih, «Ey İsrail Oğul­ları, Rabbim ve Habbiniz olan Allah'a ibadet edin; öy­le ki, kim Allah'a şirk koşarsa muhakkak Allah ona Cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir; ve zalimlerin yardımcısı yoktur demişti. «Muhakkak Allah üçün üçüncüsüdür» diyenler de andolsun kâfir olmuşlardır..» (Maide: 72 - 73)
«Ben onlara sadece «benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin» diye bana emrettiğini söyledim. İçlerinde bulunduğum sürece onlar üzerine şahiddim. Ne vakit ki, beni vefat ettirdin, sen üzerlerinde gözet-leyici oldun. Ve Sen her şey üzerinde şahidsin» (Mai­de : 117).
Hz. İsa'yı diğer rasullerden ve insanlardan ayıran tek bir özellik vardır ki, o da babasız doğmuş ve Ruh'-ul-Kuds'le teyid edilmiş olmasıdır. Önce doğuşunu efe alalım:
Kur'an'ın açıklıkla belirttiği gibi, Hz. Adem hem babasız, hem de annesiz dünyaya gelmiştir. Şurası ke­sindir ki, tüm insanlar topraktan yaratılır: «Sizi on­dan yarattık, ona döndürüyoruz ve bir kez daha ora­dan çıkarırız» (Ta Ha: 55). Bu Hz. Adem'in durumuy­la, diğer insanların durumunda ufak bir farklılık gös­terir. Hz. Adem süzüle süzüle toprağın bağrında 'in­san tohumu' haline gelmiş toprağa Allah'ın ruhundan üflemesiyle yaratılmışken, ondan sonraki tüm insanlar anne -babanın 'döl-tohum' yataklarında toprak-, tan alınan besinlerle oluşan tohuma Allah'ın ruhun­dan üflemesiyle yaratılır, işte, Hz. isa'nın yaratılışı bu noktada bir bakıma Hz. Adem'in yaratilışı gibidir; şu kadar ki, Hz. Adem'e anne karnı olmadan toprağın bağn 'analık' etmişken, Hz. İsa'ya tertemiz Hz. Mer­yem'in 'rahmi' analık etmiştir ve hem Hz. Adem, hem de Hz. İsa babasız yaratılmışlardır:
«Muhakkak Allah katında İsa'nın durumu Adem'-in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona «ol» dedi ve oluverir» (A. Imran: 59).
Hz. İsa'nın Allah'ın Kelimesi olması, onun için ay­rıca bir özellik değildir. Konuyu fazlaca açmadan şu noktayı hemen belirtelim ki, kâinattaki her şey, her nesne, her olay, her olgu Allah'ın bir kelimesidir. Kâi­nat bütünüyle bir Kitap'tır ve onu oluşturan her şey de bir «kelime»dir; yani, bir noktada Allah'ın Kelâm sıfatı 'Halik' isminin özdeşi veya menşei gibidir. Bu ba­kımdan, kâinattaki her şey gibi İsa da Allah'ın bir ke­limesidir; fakat Kur'an'da onun ayrıca bir 'kelime' ola­rak anılması herhalde babasız yaratılmış ve bir nok­tada Allah'ın 'muhyî' ismine mazhar olmasından do­layıdır. Bu da onun Ruh'ul-Kuds'le desteklenmiş olma­sından kaynaklanmaktadır; yani Hz. İsa'da 'ruhî' yan daha güçlüdür, daha belirgindir, çünkü yukarda ay­rıntılarıyla belirttiğimiz gibi, onun Risaleti öncelikle bu yönlerinin öne çıkmasını gerektirmiştir. Bu yüzden o ölü ruhları dirilttiği gibi, ölüleri de diriltiyor, çamur­dan kuş şekline üfleyip onu Allah'ın izniyle kuş ha­line getiriyor, anadan doğma körü ve alacalıyı iyi edi­yor, insanların yediklerini ve evlerinde sakladıklarını kendilerine haber veriyor, daha beşikteyken bile ko­nuşuyordu; yani bir noktada Hz. İsa ruhun ve 'Kelâm' in et olmuş şekliydi; doğumu ve 'teveffa* edilişi de bu yüzden ayrı bir özellik arzetmiştir:
«Hani, melekler «ey Meryem, muhakkak Allah se­ni Kendi'nden bir kelimeyle müjdeliyor; adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir, dünya ve Ahiret'te şerefli ve yak­laştırılanlardan olarak. İnsanlara beşikte iken de, ye­tişkinken de konuşur ve salihlerdendir.» Meryem, «Habbim, bana hiç bir beşer el sürmemişken benim nasıl oğlum olur?» dedi. «îşte böyle Allah dilediğini yaratır» dedi; «bir emre hükmettiğinde ona «ol» der ve oluverir.» *Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.» Ve İsrail Oğulları'na rasul olarak: «Mu­hakkak ben size Rabbiniz'den bir ayetle geldim. Mu­hakkak ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratır ve ona üflerim de, Allah'ın izniyle kuş olur. Ve, anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder ve Allah'ın izniyle ölü­yü diriltirim. Ve, size yediklerinizi ve evlerinizde sak­ladıklarınızı haber veririm. Eğer mü'minler iseniz, mu­hakkak bunda bir ayet vardır. Benden Önceki Tevrat'ı da doğrulayıcı olarak ve üzerinize haram edilenlerin bazısını helâllaştırmak için; ve Rabbinizden size bir ayetle geldim, o halde O'ndan korkun ve bana itaat edin. Muhakkak Allah benim ve sizin Rabbiniz'dir, öy­leyse O'na ibadet edin. Bu doğru yoldur» (A. îmran : 45-51).
Hz. İsa'nın, daha sonra «üçten biri» yapılan Ruh'-ul-Kudüs'le, teyid edilmesi sorunu da çözülmesi çok güç sorunlardan değildir. Genelde 'ruh' konusunda bura­da fazla söz etmek istememekle birlikte [4], bir takım alimlerin yaptığı 'ruh' tasnifinin bu noktaya açıklık ge­tireceğini sanıyoruz. Bu alimiere göre beş türlü 'ruh' vardır: Hareket ruhu, şehvet ruhu, kuvvet ruhu, iman ruhu ve Ruh'ul-Kuds. Bunlardan ilk üçü tüm insanlar­da ve hayvanlarda, ilk dördü mü'minierde ve tamamı peygamberlerde vardır; yani peygamberler diğer in­sanlarda bulunmayan bir Yuh'la donatılmışlar ve bu ruhla desteklenmişlerdir. Kur'an'da, sözgelimi 'Kadr' Suresi'nde geçen «O gecede melekler ve Ruh Rabble-rinin izniyle inerler» ayetinde de ifade olunduğu gibi, meleklerin dışında, onlardan daha büyük bir *ruh' var­dır; biz bunun keyfiyyetini bilmemekle birlikte, şunu söyleyebiliriz ki, bu ruh öncelikle peygamberlerledir. Bu Hz. İsa'da 'Ruh'ul-Kuds' olarak geçerken, Hz. Mu-hammed Mustafa (SAV)'de daha çok 'Ruh'ul-Emin' şeklinde geçer. Buna bazıları Cebrail demişlerse de, Kur'an'dan anlaşıldığı kadarıyla herhalde Cebrail'den başka bir ruh olsa gerektir. Ruh'ul-Kuds'ün Hz. İsa ile ilgili olarak özellikle anılması, onda Nübüvvet'in Ve­layet yönünün bir bakıma 'beşeriyeti'ne daha üstün ol­ması ve onun yukarda belirttiğimiz gibi Allah'ın 'muh-yi' ve hattâ O'nun izniyle, kuş şeklindeki çamura üfle-mekle kuş yapmak gibi 'yaratıcüıl itmina ve 'ruh üf­leme' fiiline de mazhar olmasında) .dır.
El-îslâm'm 'Hıristiyanlık' halini almış şeklinde ve­ya muharref Hıristiyanlık'ta başlıca öğeler şunlardır:
Teslis (İsa'nın rabb veya üç ilâhtan biri kabul edil­mesi, aynı şekilde Ruh'ul-Kuds'ün de üçten biri kabul edilmesi), Hz. İsa'nın 'Baba Allah'ın oğlu c'duğu inan­cı, insanların fıtraten kötü ve cehennemlik olup, Hz Adem'in günahından gelen bu kötülüğü İsa'nın çarmı­ha gerilmesiyle temizlemesi ve bu nedenle Şeriat'ın ge­rekli olmayıp, Hz. İsa'ya salt inanmakla Cennet'e girilebileceği, Hz. Muhammed'i red ve Hz. İsa'nın öldü­rüldüğü inancı. Biz son ikisini burada ele almayıp, te­meli ilgilendiren Teslis ve Kefaret inançlarının Hris-tiyanlığa nasıl sokulduğunu ve 'Kanonik' Inciller'de bunların bulunup bulunmadığını ele alacak ve sonra da bu înciller'in niteliğiyle Barnabas încili'ne gecece-.giz.
Bir kez Kanonik înciller'de İsa'nın ilâhlık iddia et­tiğine dair hiç bir şey yoktur. Aksine, İsa'nın Allah'ın* kulu olduğu, Şeriat'ta en büyük emrin Rabb Allah'a, bir olan Rabb Allah'a ibadet etmek olduğu açıkça be­lirtilmektedir
«O zaman îsa ona dedi: «Çekil Şeytan, çünkü Rabb AUahı'na tapınacak ve yalnız O'na kulluk ede­ceksin» diye yazılmıştır.» (Matta: 4: 10; Luka: 4:'s).-
Hz. îsa Şeytan'a bu sözü onun kendisini bir takım denemelere tabi tutması üzerine söylemiştir. Bir kez ilâh olan, hattâ 'Allah'ın oğlu' olan birine Şeytan na­sıl musallat olur ve onu nasıl dener? Daha ilginci, Şey­tan bir noktada 'kader' açısından ona yaklaşmış, Mat­ta încili'nde yazıldığına göre, «Eğer sen Allah'ın Oğlu isen, kendini aşağı at, çünkü yazılmıştır s «Melekleri­ne senin için emredecek» ve «Ayağını bir taşa çarp-mıyasın diye elleri üzerinde seni taşıyacaklar» diye­rek, «madem öldüren Allah'tır, madem seni melekler­le koruyacağına dair söz vermiştir, öyleyse kendini aşa­ğı at, bakalım ölmeyecek misin?» diyerek tam kader noktasından ona yaklaşmış, Hz. İsa ise kaderin ince­liğini ortaya koyan çok güzel bir cevapla onu sustur-muştur: «Sen Allah'ın Rabbi denemiy e çeksin» diye ya­zılmıştır.» (4 : 7, Luka: 4 : 12)
Hz. İsa'nın 'ilâh' ve 'üçün üçüncüsü' değil de, Al-Jah'ın kulu ve diğer peygamberler gibi bir peygamberi olup, İsrail Oğulları'nı bir olan Allah'a kulluğa çağırdığım 'Kanonik' Inciller'den aktarmaya devam edelim:
«Yazıcılardan biri gelip onları mubahese ederken işitti; ve onlara iyi cevap verdiğini bilerek t «Hep emir­lerin birincisi hangisidir?» diye ona sordu i İsa cevap verdi i Birincisi, «Dinle ey İsrail, Allahımız Rab bir olan Rabdir. Ve Rab Allahını bütün yüreğinle, bütün canın­la, bütün fikrinle ve bütün kuvvetinle seveceksin.» CMarkos, 12: 28 - 30).
«Bana: Ya Rab, Ya Rab diyen her adam- göklerin melekûtuna girecek değildir; ancak göklerde olan Ba­bamın iradesini yapan girer» (Matta: 7: 21).
«Bedeni öldürüp de cam öldürmeğe kudreti olmı-yanlardan korkmayın; ancak daha ziyade cehennemde hem bedeni, hem canı helak etmeğe kudreti olandan korkun» (Matta: 10-28).
«Sizi kabul eden beni kabul eder ve beni kabul eden beni göndereni kabul eder» (Matta: 10: 40; Yu-hanna, 13 : 20).
«Ey Baba, gökün ve yerin Rabbi, sana şükrederim ki, sen bu şeyleri hikmetlilerden ve akıllılardan gizle­din» (Matta: 12: 25).
•İşte benim seçtiğim kulum; canımın kendisinden razı olduğu sevgilim? Ruhumu onun üzerine koyaca­ğım.» (Matta : 12: 18).
Buralarda geçen *Baba* kelimesini bir yana bıra­karak, konumuzla ilgili olarak 'Rasullerin İşleri'nden de alıntılarda bulunalım:
•Petrus.. kavme cevap verdi: «..İbrahim'in, îshak*-ın ve Yakubun Allahı, atalanmızm-AIlah'ı kendi kulu İsa'yı taziz etti, onu siz ele verdiniz» (4: 12-13).
«Gerçek Musa demiştir i «Rab Allah size kardeş­leriniz arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak} bütün şeylerde size her ne söylerse onu dinleyeceksi­niz» (4: 22).
'Yakub'un Mektubu'nda ise Tevhidi unsurlar çok daha fazla göze çarpmaktadır:
«Sen Allah bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyor­dun..» (2: 19).
«Şeriatı koyan ve hakim olan birdir, kurtarmağa ye helak etmeğe kadir olan odur..» (4: 12).
«Sizler ki, yarın ne olacağını bilmezsiniz. Hayatı­nız nedir? Biraz vakit görünen ve ondan sonra görün­mez olan bir buğusunuz. Bunun yerine siz, «Eğer Rab dilerse yaşıyacağız ve bunu ve şunu yapacağız» deme­lisiniz» (4 : 14 - 5).
Hz. İsa da aynı şeyleri söylüyordu: Yerin ve gö-~ gün Babbi olan Allah'a şükrediyor, O'na dua ediyor, O'ndan yardım istiyordu. Kendisinin O'nun eşi ve bir ilâh olduğunu hiç bir zaman iddia etmemişti:
-Ey Baba, gökün ve yerin Rabbi, sana şükrederim ki..» (Luka : 10 : 21).
«Biraz ileri gitti, yere kapanıp i «Ey Baba, eğer mümkünse bu kâse benden geçsin, fakat benim iste­diğim gibi değil, fakat senin istediğin gibi olsun» diye dua etti» (Matta: 26 - 39; Markos, 14: 36, Luka, 6 : 12..) *. Bundan ayrı olarak, İnciller'de duayla ilgili daha çok ifadeler vardır, înciller'e göre haça gerilme anın­da İsa'nın söylediği ifade olunan şu sözler ve onun 'öl­mesi', Allah'ın güç vermesi dışında onun aciz bir ya­ratık olduğunu göstermez mi?
«Eli Eli, lama sabaktani? - Allah'ım, Allah'ım, beni niçin bıraktınız?» (Matta: 27: 46, Markos, 15: 34).
'Kanonik* înciller'de Tevhid'e aykırı gibi görünen tek ifade Baba ve Oğul kelimelerinin sık sık geçmesi­dir. Hz. İsa Allah'a karşı «Baba» diye hitap ederken, kendisinin de O'nun oğlu olduğunu zaman zaman vur­gulamaktadır. Fakat, İnciller'de geçen bu ifade Tes--lis'in iki esasından olan Baba-Oğul ilâh şeklinde de­ğil de, bütünüyle değişik bir anlama gelmektedir. Şöy­le ki: «Allah'ın Oğlu» olarak kabul edilen yalnızca Hz. İsa değil, O'nun iradesini yerine getiren herkestir, ya­ni înciller'e göre bütün mü'minler Allah'ın oğludur­lar :
«Ve işte, göklerden bir ses geldi: Sevgili oğlum budur, ondan razıyım» (Matta: 3: 17).
* Sim un petrus cevap verip dedi: Sen hay olan Al­lah'ın oğlu Mesih'sin» (Matta: 16: 16).
«Yeryüzünde kimseyi babanız diye çağırmayın} zi-. ra babanız birdir, semavî Baba'dır» (Matta: 23 : 9). «Allah'ın Oğlu İsa Mesih'in İncili'nin başlangıcı»
İMarkos : 1: 1).
«Düşmanlarınızı sevin ve size eza edenler için dua edin ki, siz göklerde olan Baban iz'in oğullan olasınız» (Matta: 5: 44-45).
•Sakının, insanlara salâhınızı onların önünde gös­teriş için yapmayın; yoksa göklerde olan Babanız'ın önünde karşılığınız olmaz» (Matta: 6: 1).
«Sadakan gizlide olsun; gizlide gören Baban da sa­na ödeyecektir» (Matta, 6:4). «Sen dua ettiğin zaman kendi iç odana gir ve kapım kapayarak gizlide olan Babana dua et» (6: 6).
«Çünkü, insanlara suçlarım bağışlarsanız, semavî Babanız da size bağışlar., insanlara değil, gizlide olan Babana oruçlu görünesin» (Matta: 6: 14, 18).
«İki serçe kuşu bir paraya satılmaz mı? Ve Baba­nızın izni olmadıkça onlardan hiç biri yere düşmez» (Matta: 10: 20).
Bütün bu 'ayetler'de geçen Baba - oğul kelimeleri, haşa Allah'ın doğurduğu anlamına değildir. O kadar ki, Luka încili'nde Hz. İsa'nın —güya— soy kütüğü verilirken, o 'Yusuf oğlu* olarak geçer. Oysa, Yusuf Înciller'de geçtiği üzere Hz. Meryem'in nişanlısıdır ve Hz. İsa onun hiç bir babalık rolü olmadan dünyaya gelmiştir, yani babasızdır. Yani, İsa'nın beşeri bir ba­bası olmadığını indiler de bir anlamda kabul etmek-, te, fakat onun soyunu tesbitte aime tarafından gide­ceklerine, Yusuf'un oğluymuş gibi göstermekle baba tarafından bir soy kütüğü uydurma yoluna geçmişler­dir. Burada dikkatimizi çeken bir diğer nokta, bu soy kütüğünün sonunda «Şit oğlu, Adem oğlu, Allah oğlu idi» ifadesinin geçmesidir; yani Adem de Allah'ın oğ­lu kabul edilmektedir. Oysa, aynı İncil'de İsa'dan Al­lah'ın oğlu olarak da söz edilmektedir. İsa ve Adem'in ikisinin de Allah'ın oğlu olarak geçmesi, onların beşerî yönden babasız ve Allah'ın harika ve normal sebepler dışı bir şekilde yarattığım belirtmek içindir; bu da, Kur'an'ın İsa'nın yaratılmasını Adem'in yaratılmasına benzetmesine uymaktadır. Öte yandan, înciller'de ge­çen Baba - Oğul kelimeleri, Allah'tan 'Baba' . olarak sözedilmesi, Allah'ın her şeyin —tabir caizse— müseb-bib-i mevcudu, yani her şeyi var edici olduğunu belirt­mek açısından olsa gerektir; yani, nasıl bir kimse 'be­denen, nefsen' yokken, Allah öncelikle 'baba' vasıta­sıyla onu var ediyorsa, Adem'i ve İsa'yı ve bütün in­sanları aynı şekilde yokken varlık alanına çıkarmıştır. Bütün bunlardan ayn olarak, Allah'a Baba, mü'min-lere 'oğulları', İsa'ya 'oğlu' denmesinden kasıt, Kur'-an'da sık sık vurgulandığı şekliyle, Allah'ın mü'min-lerin *mevlâ*sı, 'velî'si olduğunu belirtmek olsa gerek­tir. Allah iman edenlerin velisidir; onları besler, bü­yütür, rızıklandmr, korur, gözetir, hidayete, nura ulaştırır. O'nun iradesini yerine getiren mü'minler de O'nun velayeti altındadırlar. Bu anlam Yuhanna încili'nde geçeri şu ifadelerde çok daha belirgindir:
«Babanın yapmakta olduğunu gördüğü şeyden başka Oğul kendiliğinden bir şey yapamaz» (5: 19). «Ben kendiliğimden bir şey yapamam, işittiğim gibi hükmederim ve benim hükmüm doğrudur; zira ben kendi irademi değil, fakat beni gönderenin iradesini ararım» (5: 30). (Bu ayetler, İsa'nın gönderilmiş (ra­sul) olduğunu ve ancşk Allah'la emriyle, vahyiyle ha­reket ettiğini ortaya koymakta ve Kur'an'da Hz. Mu-hammed (SAV)'le ilgili olarak ge^n «O nevasından konuşmaz, onun (konuştuğu) ancak vahyedilen bir vahydir» ayetiyle «Ben ancak bana vahyedilene uya­rım» ayetlerinin anlamlarına tıpatıp uymaktadır.)
«Oğula hürmet etmeyen onu gönderen Babaya hürmet etmez» (5: 23). (Bu cümle de, Kur'an'da yine Hz. Muhammed (SAV)'le ilgili olarak gelen, «De: Al­lah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, O da sizi sevsin» aye­tinin anlamıyla aynıdır.)
«İsa cevap verip onlara dedi: «Allah'ın işi şudur: Onun gönderdiği adama iman edesiniz.» (6: 29). Bu cümle, Hz. İsa'nın hem bir insan, hem de bir rasul ol­duğunu ifade etmektedir.
«Beni gönderen benimledir; O beni yalnız bırak­madı; çünkü ben daima ona hoş gelen şeyleri yapıyo­rum» (8 : 29). Burada da, Hz. İsa'nın Allah'm emriyle hareket eden bir rasul olduğu ortaya konmakta değil midir?
«Siz babanız İblis'tensiniz ve babanızın hevesle­rini yapmak istiyorsunuz. Allah'tan olan Allah'ın söz­lerini dinler; onun için siz dinlemiyorsunuz, çünkü Al­lah'tan değilsiniz.» (8: 44, 47) Bu ayetlerde, acaba Isa'ya inanmayanların babasının şeytan olduğu mu söy­lenmek isteniyor; onlar da îsa gibi babasız doğdular da, yoksa şeytan mı annelerinin rahimlerine ilkada bu­lundu? Asla! Denmek istenen, Kur'an'daki şu ayetlerin ifadesidir: «Allah iman edenlerin velisidir, onları ka­ranlıklardan nura çıkarır; küfredenlerin velileri Ta-ğut'tur, onları nurdan karanlıklara çıkarır.» «Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman eden bir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri veya aşiretleri de olsa, Allah'a ve Kasulü'ne karşı gelenlere sevgi beslediklerini görmez­sin. Onlar kalplerine Allah'ın imam yazdığı ve Ken-di'nden bir ruhla desteklediği kimselerdir... Onlar Al­lah'ın hizbidir..» «Şeytan başlarına dikilip, onlara Al­lah'ı anmayı unutturmuştur) onlar Şeytan'ın hizbidir..» «Muhakkak biz Allanınız ve muhakkak biz O'na dö­nücüleriz.»
Baba - oğul kelimelerinin ifade ettiği son bir anlam da, «Allah'ın evi, Allah'ın eli, Allah'ın inmesi, Allah'ın iki eli..» gibi bütünüyle sembolik bir kullanımla,' «İn­sanlar Allah'ın ailesidir»; «İnsanlardan Allah'ın ehil­leri vardır onlar Kur'an ehlidir, Allah'ın ehli ve özel (kulları) dır» (Nesaî, Î.Mace, Ahmed..) hadisleriyle, Hz. İbrahim için 'Allah'ın dostu', Hz. Muhammed (SAV) için 'Allah'ın sevgilisi1 gibi deyimlerin ifade et­tiği anlamlardır. Yoksa, hiç bir zaman Allah'ın İsa'nın 'valid' anlamında 'babası', İsa'nın da O'nun 'veled' an­lamında oğlu ve ilâh olduğu asla kastedilmiş değildir înciller'i okuyanlar bunu göreceklerdir.
înciller'de geçen Ruh'ul-Kuds'ün kullanılış şeklide, hiç bir zaman Teslis inancana kapı açacak biçim­de değildir. Ruh'ul-Kuds ha-kkında söylenilenler onun Hz. İsa'yı, hattâ Hz. Yahya'yı ve mü'minleri destek­leyen Allah'tan bir ruh olduğunu ifade etmektedir.
Nasıl Allah kâinatta fiillerini bir takım sebeplere bağ­lamış, sebepleri fiillerine perde yapmışsa, aynı şekilde melekleri ve bir takım 'ruh' gibi keyfiyeti bizce meç­hul varlıkları da birer sebep, fiillerine birer perde ola­rak kullanır. Bu durum yer yer Kur'an'da da geçer; sözgelimi, mü'minlerin meleklerle desteklendiği, hattâ yukarıdaki ayette geçtiği üzere, Allah'ın kendi Hizbini Kendi'nden bir ruhla desteklediği (Mücadele : 22), on­ların üzerlerine 'sekinet'ini indirdiği belirtilir. Melek­lere iman mü'min olmanın şartlarından olduğu gibi, bu ayetlerde belirtilen 'ruh'a da inanmak gerekir; na-sü Cebrail'e karşı çıkan, ona düşman olan bağışlan-mayacaksa ve bu kâfir olmak için yeterli bir nedense (Bakara: 98), aynı şekilde, Hz. İsa'yı Allah'ın kendi­siyle desteklediği Ruh'ul-Kuds'e düşman olmak ve onu tanımamak da Înciller'de küfür olarak geçmektedir Ruh'ul-Kuds hiç bir zaman bir ilâh değil, Hz. İsa'yı ve ona inananları destekleyen bir 'ruh'tur; bu ruh da 'Al­lah'tandır; Kur'an'ın ifadesiyle bütün insanların ruh­ları Allah'tandır; bu durum insarnn yaratılışı anlatı­lırken, Kur'an'da «ona ruhumdan üfledim» şeklinde geçer. Fakat, bu yanlış aktarıldığını sandığımız Matta İncili'nde geçtiği şekliyle, 'Allah'ın ruhu' değildir:
«...onun adım Yahya koyacaksın., şarap ve içki içmeyecek; ve daha anasının karnında Ruh'ul-kudüs-le dolu olacak. İsrail Oğulları'ndan bir çoğunu onların AUahı Rabbe döndürecek» (Luka, 1: 13, 15; 16).
«Söyleyen siz değilsiniz, ancak Ruh'ul-Kudüs'tür» (Markos: 13: 11).
«..Cinleri Allah'ın ruhu ile çıkarıyorsam..* (Matta: 12:28).
«Ruh'a karşı küfür bağışlanmayacaktır» (Matta: 12: 31, 32, Markos, 3: 29, Luka, 12: 10).
Yuhanna* İncili dışında încüler'de 'kefaret' inan­cına da kapı açacak ifadeler bulmak zordur; hemen hepsinde Şeriat'm öneminden sözedilmekte ve insan­ların temiz kalpli, iyi yürekli, affedici, dinin ruhuna sahip olarak Şeriatın bütün emirlerini yerine getirici olmaları gerektiği belirtilmektedir. Fakat Yuhanna İn­cilinde bir - iki yerde 'Kefaret' inancma, yani Hz. İsa'­ya inanmakla, Hz. Adem'in günahıyla doğuştan gü­nahkâr olan insanların günahlarının bağışlanacağı, bunun için amelin de gerekmediği ve İsa'nm çarmıha gerilmekle kendisine inananlann günahlarına kefaret olduğu inancma yol açacak ifadelere rastlanmaktadır; fakat bu ifadeler de, bir baloma Risalet göreviyle ilgili olup, mutlaka bu anlama gelmemektedir:
«Çünkü Allah dünyaya hükmetsin diye değil, an­cak dünya onunla kurtulsun diye Oğlunu dünyaya gönderdi.» «İşte dünyanın günahını kaldıran Allah Ku­zusu» (3: 17, 1: 20).
Hz. İsa'nın tabileri gerek onun zamanında, gerek­se ve özellikle ondan sonra bir yandan putperest Ro­ma zulmünün, bir yandan Yahudi ikiyüzlülüğü ve al­çaklığının pençesinde zorluk dolu yıllar, on yıllar, yüz yıllar geçirmişlerdir. Şehirlere dağılan ve insanları Tevhid'e çağıran bu insanlar öylesine işkencelere uğ­ramışlardır ki, sözgelimi Antakya ve Mersin yörelerin­deki bir takım kalıntılar ve eserler gibi tarihin izleri buna şahitlik etmektedir. Ayrıca, Kur'an'da geçen As-hab-ı Kehf'in ve Yasin Suresi'nde kıssaları sunulan gönderilenler ve onlara arka çıkıp şehid edilen ve adı­nın Habib'üB-Neccar olduğu müfessirlerce belirtilen mü'minin bu mü'minler ve Tevhid davetçilerinden ol­dukları bir takım müslüman müfessirlerce ifade olun­muştur, işte, İsa'nm getirdiği Tevhid Dini'ne en büyük darbeyi   vuran ve onu içten yıkan adı Pavlos,   Paul, Saul olarak geçen biri olmuştur. Bu adam önceleri mu-vahhidlere en büyük zulmü yapanlardan biriydi. 'Ra-sullerin İşleri'nde ondan söz edilirken, evden eve gi­rerek kiliseyi perişan ettiği, erkekleri ve kadınları sü­rükleyip zindana attığı (8:3), İsa'nm şakirtlerine kar­şı tehdit ve kati soluklanyla başkâhine gelip, onlan bağlayıp getirmek için izin istediği (9: 1-2) anlatılır. Ne var ki, bu adam kendi ifadesiyle, yine bir gün şa­kirtleri yakalamak üzere Şam'a gittiğinde şöyle bir olay vaki olur:
«Gökten bir nur ansızın çevresinde parladı. Ve ye­re düşüp bir sesin kendisine «Saul, Saul, niçin bana eza ediyorsun?* dediğini işitti. O da, «Ya Rab, sen kim­sin?» dedi. Ve o dedi: «Ben eza ettiğin İsa'yım; fakat, kalk ve şehre gir ve ne etmen gerekir sana söylene­cek..» (9: 3-6).
Bunun üzerine Saul Şam'a girer; Hananya adlı bir Şakirde İsa rüyada görünüp, kendisine «Yahudarun evinde adı Saul olan Tarsusluyu ara, çünkü işte o dua ediyor» der. Hananya, onun ne kötülükler ettiğini, İsa'­nm ismini çağıranların hepsini bağlamak için başkâ-hinden salâhiyet aldığını anlatır. Fakat Hz. İsa, «Git çünkü, ismimi Milletler, krallar ve İsrail oğullan önü­ne götürmek üzre o benim için seçilmiş bir alettir» dür ve Hananya gider ve Saul'u vaftiz eder; Ruh'ul-Kudüs'-le dolan Saul bundan böyle İsa'nın dinini her yerde yaymaya başlar (9: 10 -19).
Bu olayın uydurma veya düzmece olduğu açıktır Fakat, Hristiyanlığı içten yıkmak için böyle bir mizan­senin düzenlenebileceği akla yatkın gelmektedir. Uy­durma pek ustaca da düzülememiş görünüyor; çünkü Saul nurla sarıldığında yere düşüp de kendisine ses-lenildiğini duyunca hemen «Ya Rab» cevabını veriyor.
'Rab* şakirtlerinin İsa için kullandıkları kelimedir. İsa'­ya inanmayan biri kendisine seslenenin o olduğunu nasıl bilip hemen «Ya Rab» der veya kim olduğunu bilmediği kişiye «Ya Rab» der? Fakat, böyle bir hikâye Hz. İsa'nın mucizelerine ve olağanüstünlükl erine alış­mış Hristiyanlar'a cazip ve makul gelmiş olabilir. Bun­dan sonra, Saul'e aşağıda açıklayacağımız şekilde belli bir noktaya kadar en fazla yardımı BARNABAS yap­mıştır. Buradan, kendini kabul ettirebilmek için Saul (Pavlos) un bir süre muvahhid göründüğü, daha son­ra sapık fikirlerini yaymaya başlayınca Barnabas'la aynldıklanriı anlıyoruz. Çünkü, Barnabas, İncil'ini Pav-los'un sapık fikirleri karşısında doğruyu ortaya koy­mak için kaleme almıştır. Şimdi, Pavlos'un Hristiyan-lığı nasıl tahrif ettiğini, onu ne hale getirdiğini Roma-lılar'a yazdığı mektuptan takip edelim:
*..kudsiyet ruhuna göre Ölülerden kıyam ile kud­retle Allah'ın Oğlu ilân edilmiş olan kendi Oğlu Rab-bimiz İsa Mesih hakkındadır., size Babamız Allah ve Rab İsa Mesih'ten inayet ve selâm olsun» (1: 4, 7).
«Sen ki, kitap ve sünnetlilik ile şeriati tecavüz edi­yorsun, tabiatten olan sünnetsizlik şeriati yerine geti­rerek sana hükmetmiyecek midir? Zira zahiren yahu-di olan yahudi değildir, ne de zahiren bedende olan sünnetlilik sünnetliliktir. Fakat içten yahudi olan ya-hudidir ve harfte değil, ruhta yüreğin sünnetliliği sün­netliliktir..»   (2 : 27 - 29).
«Fakat, şimdi şeriat ve peygamberler tarafından şehadet edilerek Allah'ın salâhı, yani İsa Mesih'e iman vasıtasıyla bütün iman edenlere olan Allah'ın salâhı, şeriat olmayarak zahir olmuştur; çünkü hiç fark yok­tur, zira hepsi günah işlediler ve Allah'ın izzetinden mahrum kaldılar; İsa Mesih'te olan fidye vasıtasıyla, onun inayetiyle bedelsiz salih savdırlar» (3:- 21 -24). «..şimdiki zamanda adaletinin izharı için, onun kanın­da iman vasıtası ile kefaret olarak Allah onu arzetti, ta ki kendisi adil olsun ve İsa'ya iman edeni salih say­sın., sünnetsizliği de iman vasıtası ile salih sayacak­tır.» (3: 26, 30).
«İmdi biz imanla salih sayılmış olup Rabbinüz İsa Mesih vasıtasıyla Allah indinde selâmetimiz vardır., bize verilmiş olan Ruh'ul-Kudüs vasıtasıyla Allah'ın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür.. Mesih fasıklar için öldü.. Mesih bizim için öldü. İmdi onun kam ile şimdi salih sayılmış olarak, onun vasıtası ile gazaptan daha ziyade kurtulacağız.. İnayet çoğalsın diye günahta de­vam edelim mi? Haşa. Biz ki, günaha öldük, artık on­da nasıl yaşarız?. Siz de böylece kendinizi günaha ölü, fakat Mesih İsa'da Allah'a diri sayın., şeriat altında değil, inayet altındasınız... Allah'a şükrolsun ki, güna­hın kullan olduğunuz halde, teslim edildiğiniz öğreti­şin suretine göre yürekten itaat ettiniz ve günahtan azat edilerek salâha kul oldunuz.. İmdi ne diyelim? Şeriat günah mıdır? Haşa. Fakat, şeriat vasıta olma­saydı günahı bilmemiş olurdum; çünkü, eğer şeriat «Ta­mah etmiyeceksin» dememiş olsaydı ben tamahı bil­mezdim; fakat günah fırsat bularak emir vasıtası ile bende her türlü tamahı hasıl etti; çünkü şeriat yok iken günah ölüdür. Ve bir vakitler şeriat yok iken ben diri idim; fakat emir gelince günah dirildi ve ben öldüm..» (5, 6, 7. baplardan).
Bütün bu alıntılardan anladığımız kadarıyla, Pav­los öncelikle Hristiyanlıkta büyük bir ihtilâl yapmak­tadır. Ona göre, Şeriat olmasaydı günah olmayacaktı, Şeriat günahlan belirlemiştir. Şeriatla dinlen (ortaya çıkan) günahlar inşam öldürmüştür. İnsanın yeniden dirilmesi için de, şeriata uymaktan çok, îsa Mesih'e inanmak ve kalben temiz olmak yeterlidir. îsa, kanıyla bütün insanlığın günahlarını temizlemiştir, şu halde ona inanmakla temiz olunacaktır.
Bu anlayışla, Pavlos'un sünnet üzerinde de çok dur­duğunu görüyoruz. İnciller'de ve Rasuller'in İşlerinde de geçtiği üzere, Hz. İbrahim ve soyu sünnetliydi; aynı şekilde İsa da sünneti emrediyordu. îmanından dolayı öldürülen İstafanos İbrahim'e sünnet ahdi verildiğini ve İbrahim'in İshak'ı sünnet ettiğini anlattığı gibi, kar­şısındakilere de «ey boyunları sert, yürekleri ve Jtu-laklan sünnetsiz adamlar» diye hitap ediyordu. (Ra-stillerin İşleri: 7). Fakat, Hz. İsa'dan sonra, Pavlos gi­bilerinin bir takım uydurma rüya ve 'keşiflerle İsa'­nın Şeriatında büyük değişiklikler yaptıkları açıktır. Sözgelimi, Rasullerin İşleri'nde, Petrus'un bir vecd ha­linde göğün açılmış ve büyük çarşafa benzer bir ka­bın dört köşesinden asılı olarak yer üzerine indiğini gördüğü, içinde her türlü dört ayaklı ve yerde sürü­nen hayvanların ve gökün kuşlarının bulunduğu ve kendisine bir sesin «Petrus kalk, boğazla da ye» dedi­ği, fakat onun «Haşa, Ya Rab, zira ben asla bayağı ve murdar şey yemedim» dediği, bunun üzerine kendisi­ne «Allah'ın temizlediği şeyleri sen bayağı etme» den­diği ve bunun, üç kere vaki olduğu anlatılmaktadır. CIO: 9-16).
Bütün bu değişikliklerin sonucunda, önce İsa'nın dini insan hayatını tümden kuşatıcı bir nizam olmak­tan çıkmış, Şeriat'tan soyutlanmış, iman ve ahlâkî ku­rallardan ibaret lâik bir din halini almış., bunun sonu­cunda da Roma putperestliğiyle rahatça uzlaşabilmiş-tir. Çünkü, Kayserin hakkıyla Allah'ın hakkı ayrılmış­tır. Oysa, Yakub'un Mektubu'nda da ısrarla vurgulandığı üzere Hz. Isa Şeriat'ın ve ferdin amelleri üzerinde şiddetle duruyordu:
«Ve kendi kendinizi aldatarak sözün yalnız işiti-cileri değil, fakat işleyicileri olun..» (1: 22). «Ey kar­deşlerim, eğer bir kimse amelleri yok iken, imanı ol­duğunu söylerse, faide nedir?» (2: 14). «İman da, eğer amelleri olmazsa haddi zatında ölüdür» (2: 17). «Ey kardeşler, birbirinizi yermeyin. Kardeşini yeren, yahut kardeşine hükmeden şeriatı yerer ve şeriata hükmeder; fakat eğer şeriata hükmedersen, sen şeriatın işleyicisi değil, hakimi olursun. Şeriatı koyan ve hakim olan bir­di^ kurtarmaya ve helak etmeğe kadir olan odur, fa­kat komşuna hükmeden sen, kim oluyorsun?» (4 : 11 -12).
İsa'nın Dini'ne bilinen şekliyle Teslis inancı üçün­cü yüzyılın başlarında girmiştir. Gerek Sinoptik İncil-ler denilen Matta, Markos ve Luka'da o Allah'ın pey­gamberi olarak sunulmakta, gerekse ilk hristiyanlar böyle bir inançtan habersiz bulunmaktaydılar. Fakat, Hz. İsa'dan sonra takipçileri arasında ayrılıkların çık­tığı tarihî bir gerçektir. Bu ayrılıklar zamanla İtikad alanına da sıçramış, nasıl İslâm tarihinde siyasal ay­rılıklar itikadı ayrılıklara dönüşmüş ve daha bazı et­kenlerle Allah'ın sıfatları, kaza - kader meselesi ve Kur'an'ın mahlûk olup olmadığı tartışılıp durmuşsa, aynı şeyler bir bakıma Hristiyanhkta da olmuştur. Biz bunlara ilk yol açanlardan birinin ve belki en önem­lisinin yine Pavlos olduğunu sanıyoruz. Çünkü, 'Rasul­ler'in İşleri'nden öğrendiğimize göre, Pavlos gezileri sı­rasında Yunanistan'a da uğramış, Epikürcü ve Stoacı filozoflarla temasları olmuş ve çok büyük ihtimalle Plâtonizm'in de etkisinde kalmıştır. Hıristiyanlık'ta ilk kez, özellikle Platonik etkileri Kanonik înciller'in en son yazılanı olan ve ikinci yüzyılın başlarında kaleme alınan Yuhanna İncili'nde görüyoruz. Bu İncil Logos öğretisini vererek başlamakta ve İsa'ya bir bakıma eze-liyet atfettiği gibi, 'hulul* itikadına da kapı açıcı ifade­ler taşımaktadır:
«Kelâm başlangıçta var idi ve Kelâm Allah nez-dinde idî, ve Kelâm Allah idi. O, başlangıçta Allah nez-dinde idi. (Burada Kelâm'ın hem Allah'm nezdinde ol­duğunun, hem de Allah olduğunun söylenmesi bir çe­lişkidir, çünkü ikisi arasında çok büyük fark vardır.) Her şey ontan ile oldu ve olmuş olanlardan hiç bir şey onsuz olmadı... Ve Kelâm beden olup, inayet ve haki­katle dolu olarak aramızda sakin oJdu; biz de onun iz­zetini Baha'nın biricik Oğlu'nun izzeti olarak gördük» (1: 1-3, 14).
Bu ifadeler İslâm tasavvuf undaki 'Akl-ı Evvel' ve­ya 'Hakikat-i Muhammediye* inançlarına çok yakın­dır. Fakat, bunların sonradan yanlış anlaşılması İsa'­ya ilâhlık atfetmeğe kadar varmıştır. Ve, üçüncü asır­da Teslis itikadı gelişmeğe yüz tutmuş, nihayet 325 yı­lında İznik konsülünde resmi inanç olarak kabul edil­miştir.   Fakat, muvahhid   Hristiyanlar   buna şiddetli karşı çıkmış, Asya ve Afrika'da Ariusçu olan bu Hris­tiyanlar İslâm'ın gelişiyle birlikte İslâmı hemen ka­bullenmişlerdir. Fakat, Kilise bugün olduğu gibi. ta­rihte de dünyevî çıkarlar uğruna emperyal güçlerle el ele vererek Teslis inancının temsilcisi ve savunucu­su olmuştur. [5]
 
 
Önce,   konunun iyi anlaşılabilmesi   açısından   şu nokta önemle belirtilmelidir:
Elimizde, Kur'an-ı Kerim gibi Allah 'tarafından vahyedildiği şekliyle yazıya geçirilmiş, ezberlenmiş ve bugüne kadar harfi değişmeden gelebilmiş bir İncil yoktur. Hattâ, öyle ki, elimizde 'İncil' diye bir kitap yoktur. Bu yüzden, Hz. İsa'ya gelen 'vahyler'in, yani încil 'ayet' veya 'sureleri'nin hiç bir zaman yazıya geç­mediği ve Hz. isa'nın 'teveîfa' edilmesinden sonra ta­kipçilerinin elinde herhangi İlâhı bir kitap bulunma­dığı anlaşılmaktadır. Elde bulunan tüm İnciller, Hz İsa'nın söyledikleri ve yaptıklarının akılda kalan ve kaldığı şekliyle daha sonra kâğıda geçirilmiş, İslâm'­daki 'hadis külliyatı'na benzeyen birer eserdirler. 'Ka-nonik' İnciller böyle olduğu gibi, 'Barnabas İncili' de böyledir. Bu yüzden, Hristiyanlık'ta İslâm'daki gibi bir 'Kitap - Hadis' ayrımı olmamıştır. Buradan, İsa'ya Kur'-an'da da atfedilen 'Allah'tan bir kelime' oluşun özel­liğine dayanarak, bir noktada Hz. İsa'nın her yaptığı­nın ve söylediğinin 'vahy' olduğu sonucuna varabiliriz. Gerçi, aynı durum Hz. Muhammed (SAV) için de ge­çerlidir; fakat şu kadar ki, Hz. İsa'da risaleti gereği *ruhaniyet' ağır basarken, Hz. Peygamber (SAV)'de Hz. İsa'nmkinden daha güçlü bir ruhaniyeti olmasına rağmen, yine risaletinin özelliği gereği 'beşeriyet ve. ruhaniyet' birbirini dengeler. Onun her hali ve tavrı doğruluğuna ve peygamberliğine delil ve şahiddir, fa­kat bu demek değildir ki, onun her hali ve tavrı hari­kulade olmak lâzımdır. Çünkü, Cenab-ı Hakk onu be­şer suretinde göndermiştir ki, insanlara sosyal halle­rinde ve dünyevî - uhrevi saadetlerini kazandıracak is­tek ve hareketlerinde rehber olsun, imam olsun ve her biri İlâhi Kudret'in mucizesi olan normal görünen iş­ler içindeki Rabbani san'atı ve İlâhi Kudret'in tasav­vurunu göstersin. Eğer yaptıklarında beşeriyetten çı­kıp da harikulade olsaydı, bizzat imam olamaz, halle­riyle, sözleriyle ve tavırlarıyla ders veremezdi. İşte, bu gerçek nedeniyle Hz. İsa'nın getirdiği Hakk Din'de Hz. Isa bizzat 'kelime, iken, İslâm'da Kelime Kur'an-ı Ke-: rim'dir; bu yüzden, İslâm'da Kur'an-ı Kerimin korun­ması öncelikle önemliyken, Hz. İsa'nın durumunda .onun yaptıklarını ve söylediklerini korumak önem ka­zanmıştır. Yani, İslâm'daki hadis - Kur'an ayrımı Hris-tiyanlıkta olmamıştır. Gerçi, hadis de vahy'dir; fakat Rasul-i Ekrem (SAV)'in sırf tercümanı, tebliğcisi ol­duğu Kur'an gibi değil, daha çok Kur'an'ı açıklayıcı, tefsir edici ve uygulayıcı bir niteliğe sahiptir; Kur'an'ın dışındaki Hz. Peygamber'in teşriatı da yine vahy ol­makla beraber Kur'an değildir, fakat Kur'an'dan ba­ğımsız ve ona ayları da değildir. Yani, İslâm'da hadis de korunması gereken bir öneme sahiptir; Hristiyan-hk'ta ise bu aynım olmamış, Hz. İsa'nın her söz ve ha­reketi İncil'i meydana getirmiştir; Barnabas İncili da­hil, hemen hemen bütün İndilerde geçtiği üzere, İn­cil Hz. İsa'ya bir defada verilmiş, yani Hz. İsa 'Kelâm'ın mücessem görüntüsü veya kendisi olmuştur.
Hz. isa'dan sonra takipçilerinin yaptığı, onun söy­lediklerini ve yaptıklarını şehir şehir, &öy köy yaymak olmuştur. Gerçi Incilier'de onların, en azından hava­rilerinin de 'Ruh'ul-Kuds'le desteklendiği geçmekte ve Kur'an'daki «Hani Havariler'e «Bana ve Rasulü'me iman edin» diye vahyetmiştim de, «İman ettik, sahi d ol, muhakkak biz müslumanlarız» demişlerdi» IMaide: 111) ayetine dayanarak 'vahy' alabildiklerine göre, İran'da Ayetullah Tabatabai gibi, onların 'nebi' ve do-layısıyle masum olduklarım ileri süren müfessirler ol­muşsa da, eldeki İnciller'in birbirlerinin aynısı ve bir­birleriyle her bakımdan ittifak içinde olmamaları, bu İnciller'in Kur'an'da sözü edilen havarilerce yazılma­dığını ortaya koymaktadır. Eğer, gerçekten BARNA­BAS bu havarilerdense ve yazdığı İncil günümüze ka­dar değişmeden geldiyse, onun Hz İsa ile ilgili yazdık­larına çok büyük oranda güvenebiliriz demektir.
Bugünkü tarihi araştırmalar göstermiştir ki, 'Ka-nonik înciller' denilen Matta, Markos, Luka ve Yunan-na İncilleri Hz. İsa'dan çok sonra kaleme alınmıştır. Bu konuda çalışan bilginler ve araştırıcılar bu İncil-îer'in dayandığı ilk belgelere [6] 'Q' (Almanca 'Quelle' -Kaynak anlamında) ve (Yunanca çevirisi İncil yazar­larının eline geçen aslı kaybolmuş Aramice bir belge), [7] 'Urmarcus' - (Petrus'un İsa hakkındaki konuşma­larına dayanılarak yazılmış Markos İncili'nin ilk müs­veddesi) ve X' (İsa hakkında yalnızca Luka'nm verdiği bilgiler) demektedirler. İneiller'in mukayeseli bir in­celemesi, yazarlarının bu belgeleri keyiflerince kullan­dıklarını, hattâ bazı yerleri amaçları doğrultusunda değiştirdiklerini gösterecektir.
İlk yazılan İncil MARKOS'linkidir. Roma'da, İsa'­nın güya çarmıha gerilişinden asgari 40 yıl sonra ka­leme alınmıştır. Bu İncil, Urmarcus'un genişletilmiş bir nüshası durumundadır; bunun hakkında ilk Hri&-tiyan yazarlardan Papias şöyle demiştir:
«Yuhanna, Petrus'un yorumcusu olan Markos'un hatırladığı her şeyi doğru yazdığını söylerdi. Fakat, İn­cil Mesih'in söyledikleri ve yaptıklarını tam bir düzen içinde nakletmemektedir. Üstelik, Markos ne Rabb'i (İsa'yı) işitmiş, ne de yanında bulunmuştur, fakat, söy­lediğim gibi, dinleyicilerin ihtihaç ve isteklerini gider­mek için öğretisini düzene koyan Petrus'tan ayrılmaz­dı. Petrus'un amacı da Rabb'in sözlerini bağlantılı bi­çimde sunmak değildi.» [8]
Bugün elimizde bulunan Markos încili'nin ortaya çıkması için Urmarcus'u genişletenin bizzat Markos'un kendisi mi, yoksa bir başkası mı olduğunu söylemek de mümkün değildir. Oxford'da Kilise Tarihi profesörle­rinden C.J. Cadoux, İncil konusunda çalışan seçkin bil­ginlerin bu İncil hakkında vardıkları sonuçları şöyle­ce özetler:
«Bu İncil, Petrus'un (M.S. 65 yılındaki) şehadetin-den sonra yazılmıştır. O zaman, zaten kendisi İsa'nın bizzat şakirdi olmayan Markos'un İsa'nın şakirdleri arasında yazdıklarını kontrol ettirebileceği hiç bir kim­se de yoktu. Bu yüzden, dönemin şartlan bu İncil'de çok sayıda doğrunun yanısıra, belli sayıda yanlışlık ve bilgisizliğin yer almasına da yol açmıştır.» [9]
MATTA İncil'i M.S. 90'da Yunanca olarak yazıl­mıştır. Yazarı en azından kaybolmuş iki belgeden —Q ve Urmarcus— yararlanmıştır. Bağımsız düşünüp çalısabiten tüm bilginler bu İncil'in İsa'nın havarilerin­den Matta'ya ait olduğunu kabul etmemektedirler. Eğer Matta bir şeyler yazmış olsaydı, bu yalnızca *Q' olmalıydı. Bu İncil'in meçhul yazarının elindeki aslî malzemeye ne derece sadık kaldığını C.J. Cadoux şu sözleriyle belirtmektedir:
«Fakat, Markos'tan yaptığı alıntılara nasıl davran­dığım yakından incelediğimizde, bu yazarın elindeki malzemeyi büyük Üstada hakkı olan şerefi vermek için kullanmada ne kadar serbest davrandığını görürüz Aynı eğilimler, İncil'in başka yerlerinde 'Q'yu veya kendine özgü malzemeyi sunarken de gözlemlenmek­tedir. Bu yüzden, Matta'ya ait olan herhangi bir şey ancak büyük titizlik ve tedbirle tarihî kabul edilebi­lir.» [10]
Üçüncü İncil LUKA İncili, herhalde Roma împa-ratorluğu'nun üst rütbeli memurlarından olan 'ekse­lans' Teofilos için M.S. 80 yılında Yunanca olarak ya­zılmıştır. Yahudi olmayanlara özür dileyici bir tavırla hitap eden bu İncil'de, Pavlos'un dostu ve gezi arka­daşı olan yazar, ikisi Matta'nm yazannca kullanıla­nın aynısı ve üçüncüsü kendine özgü üç belgeden ya­rarlanmıştır. Daha girişinde, zamanında İsa hakkın­da yazılanların bizzat onu duyanlar tarafından değil de, duyanları duyanlar tarafından yazıldığını ve ken­disinin de bunlara dayandığım «Aramızda vaki olmuş Şeylerin hikâyesini başlangıcından gözleriyle görenle­rin ve kelâmın hizmetçisi olanların bizlere nakil ettik­lerine göre tertip etmeğe bir çok kimseler giriştikle­rinden, ben de ta başından beri hepsini dikkatle araş­tırıp tahkik ederek, ey faziletli Teofilos, olduğu gibi sıde eden yazarın, kaynaklarını Matta'dan nasıl daha çok rası ile sana yazmağı münasip gördüm» sözleriyle ifa-serbestlikle kullandığı açıktır.
Aynı kayıp belgeye dayanıp, ortak çok şeye sahip olduklarından Matta, Markos ve Luka İncilleri'ne 'Si-noptik inciller' denir. YUHANNA İncili bunlardan çok farklıdır. Yazar daha girişte, dünyayı yaratan İlâhî Logos veya Allah'ın Kelâmı'mn İsa'da tecessüm ettiğini bildirerek, İsa'nın ilâhhğına kapı açıcı ifâdelerde bulu­nur. Bu İncil M.S. 110 -115 yıllan arasında antisemitik eğilimler taşıyan ve Yahudileri îsa Mesih'in düşman-ian olarak sunan meçhul bir yazar tarafından Efes'te yazılmıştır. Hiç bir bilgin, bunun R.H. Charles, Aifred Loisy, Robert Eisler ve daha başka bilginlere göre bu İncil'in yazılmasından çok zaman önce M.S. 44 yılında Agrippa I tarafından başı kesilerek şehid edilen Zebe-dee'nin oğlu Yuhanna'nın eseri olduğunu kabul etmez. Günümüz İncil araştırmacılan, yalnızca yazarın bu İncil'de ifade edilen kendi sözlerinin değil, aynı zaman­da İsa'nın ağzından aktardığı sözlerin özgünlüğünden de şüphe etmektedirler;
•Dördüncü İncil'deki konuşmalar Sinoptiklerdeki-lerden oldukça farklıdır ve bizzat Dördüncü İncil Ya-zan'nın kendi yorumlan da böyledir; bu yüzden gerek konuşmalar, gerekse Yazar'm yorumlarının İsa tarafın­dan söylenmiş olduğuna inanmak mümkün değildir. Edebiyat düşkünlüğü şimdi olduğu gibi, eskiden de ro­man konusu konuşmaların tarihî karekterlere atfedil-meşine izin vermemezlik etmiyordu; en güvenilir eski tarihçiler bu tür konuşmaları aktarıp atfetmekten ken­dilerini alamamışlardır.» [11]
Bütün bunlardan ayrı olarak, İndiler Hristiyanla-nn çeşitli gruplara ayrılmalarından sonra kaleme alın­mıştır. Bu yüzden çeşitli ekollerin öğretilerini aktar­makta olup, bizzat yazarlan bu amaçla îsa hakkındaki orijinal belgeleri serbestçe kullanmaktan kaçınmamış­lardır. Bu konuda T.G. Tucker şöyle der:
*Bu şekilde ortaya konan İnciller, yazıldıkları top­lumun gündelik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik an­layış ve kavramları açıkça yansıtmaktadırlar. Gerçi, yazılırlarken geleneksel malzeme kullanılmışsa da, ya­zarlar değişiklik ve eklemelerde bulunmakta veya amaçlarına uygun gelmeyen noktalan çıkarmada hiç de tereddüd göstermemişlerdir.» [12]
Hem, İnciller yalnızca bu dördünden ibaret değil­dir. 'İbranilere Göre İnciller' gibi Aramice yazılmış ve İsa'nın ilâhlığını reddedip, onun yalnızca bir peygam­ber olduğunu açıklayan eserler de vardır. Fakat daha sonra bu dördü 'kanonik - meşru' kabul edilmiş ve di­ğer eserler Kilise tarafından 'apokrifla - uydurma* sa­yılmıştır.
Özetle, Kanonik İnciller'in Hz. İsa'nın risaletini ne derece aktardığını ölçmek için şu noktalar her zaman göz önünde tutulmalıdır:
1.    İsa'nın kendi hayatında risaleti, söyledikleri ve yaptıklan hakkında hiç bir şey yazılmamıştır.
2. İsa'nın sözleri hakkında, yeryüzünden çekili­şinden hemen sonra yazılan ilk eserler, İsa'da aşırılığa gidişin başladığı zamanda yazılmış olmaları bir yana, bugün elimizde yoktur ve kaybolmuşlardır.
3.    M.S. 70 -115 yıllan arasında yazılan İnciller bu kaybolmuş belgelerin bazılarına dayanmakla birlikte, azarlar ellerindeki malzemeyi gündelik ihtiyaçlar, amaçlan ve görüşleri doğrultusunda serbestçe kullan­mışlar, değişiklik, çıkarma ve eklemelerde bulunmuş­lardır.
4.   incil yazarlarından hiç biri isa'yı bizzat tanı­madığı gibi, onu görmemiş ve işitmemiştir.
5.   isa'nın konuştuğu dil Aramice olduğu halde, înciller Yunanca yazılmıştır.
6.   Yazıldıklarından sonra en az bir asır boyu hiç bir resmî yetki taşımadıklarından ve ortada onlan ko1 ruyacak makam bulunmadığından, çeşitli mezhep üye­lerince amaçlan doğrultusunda değiştirilmiş olmalan kaçınılmazdır.
7.   İnciller'in eldeki ilk nüshaları —Codex Sinaiti-cus, Codex Vaticanus, Codex Alexandrinus— dördün­cü ve beşinci yüzyıllara ait olduğundan, bu arada ge­çen zaman içinde ne tür ve ne derece değişikliklerden geçtikleri belirli değildir.
8. Dördüncü ve beşinci yüzyıllardan kalan çeşitli el yazma înciller arasında çeşitli yerlerinde önemli farklılıklar varçlır.
9.   Bütün olarak ele alındıklarında înciller'de pek çok çelişkiler bulmak mümkündür.
Ve, bütün bunlara ek olarak, en azından Sinoptik înciller'de ve hattâ Yuhanna incilinde bile açık olarak isa'nın ilâhhğını ve Teslis itikadını bulmak mümkün olmadığı gibi, Şeriat'ı olumsuzlayan, isa'nın Şeriatsız olduğunu ortaya koyan ve kefaret inancıyla ilgili her­hangi bir şeye de açıkça rastlanmamaktadır. Ve, Yu­hanna Incili'nde Hz. Peygamber'in geleceği bizzat Hz. isa'nın ağzından nakledilmektedir, tabiî yanlış yorum­lanmazsa (16: 7-14).
Şimdi de, BARNABAS Incili'ne geçelim : [13]
 
 
Barnabas hakkında, Hz. îsa'dan sonra havarileri­nin dinini tebliğlerinin ve bu uğurda başlarına gelen­lerin anlatıldığı ve Kilise tarafından da kabul edilen Rasullerin İşleri'nde önemli bilgiler bulmak mümkün­dür. Burada anlatıldığına göre, Barnabas aslen Kıbnsh olup asıl adı Yusuf'tur ve Levililerdendir. Barnabas 'Teselli oğlu' anlamına geldiğine göre, herhalde lâkabı olsa gerektir.
'Kanonik înciller'de Baraabas'ın adı havariler ara­sında geçmez. 'Rasuller'in İşlerfnden anlaşıldığına gö­re, o çok erken bir dönemde Hakk dini kabul etmiş olsa gerektir. Hz. isa'nın ardından 'muvahhidler* ara­sında ayrılıkların başlamadığı ilk . dönemlerde, «îman edenlerin cemaati tek yürek ve tek can idi; ve hiç biri kendisinin olan şeyler için 'benimdir1 demiyordu; fa­kat her şey onlar için müşterekti Ve resuller büyük kuvvetle Rab İsa'nın kıyamına şehadet ediyorlardı; ve hepsinin üzerinde büyük lütuf vardı. Çünkü araların­da yoksul kimse yoktu; zira tarlaları yahut evleri olan-lann hepsi satıp, satılmış olan şeylerin bedellerini ge­tirerek resullerin ayaklan önüne koyuyorlardij ve her birine ihtiyacına göre dağıtılıyordu.» îşte bu zamanda resuilerce çağrıldığı şekliyle BARNABAS tarlasını satriuş ve parayı getirip resullerin önüne koymuştu. (Ra-sullerin İşleri, 4: 32 - 37).
Bu olaydan sonra Barnabas adı Resullerin İşlerf-nde sık sık geçer. Şehir şehir dolaşan Barnabas Al­lah'ın sözünü her gittiği yerde ilân etmekte, kardeş­lerine yardım için koşmakta ve pek çok kişinin Hakk Din'e girmesine sebep olmaktadır.
Barnabas ilk dönemlerde Pavlos'la birliktedir. Fa­kat, bir süre sonra aralarında, şehirleri dolaşırken Markos denilen Yuhanna'yı da yanlarına alıp alma­ma konusunda şiddetli bir tartışma çıkar ve nihayet ayrılırlar. (Resullerin İşleri, 15: 36-41).
İlginçtir ki, bu ayrılma olayından sonra Resullerin Işleri'nde Barnabas adı bir daha geçmez ve sürekli Pav-los'tan söz edilir. Buradan, Barnabas - Pavlos ayrılığı­nın köklü bir ayrılık olduğunu ve en azından bundan sonra 'itikad' alanında da derin bölünmelerin baş gös­terdiğini tahmin edebiliriz. Nitekim, Barnabas, Incili'-nin girişinde şöyle der:
«...Şeytan tarafından aldatılan pek çokları, dindar­lık maskesi altında en dinsiz akideyi va'z ederek İsa'­ya Allah'ın oğlu demekte, Allah'ın sonsuza değin em­rettiği sünnet olmayı reddetmekte ve her türlü kirli etin yenmesine izin vermekte olduğundan —bunlar arasında bulunan, kendisinden üzüntü duymadan söz edemediğim Pavlos da aldatılmıştır— kurtulasımz, Şey­tan tarafından aldatılmayasınız ve Allah'ın hükmü önünde hüsrana uğramayasınız diye, İsa ile yaptığım konuşma ve görüşmelerde gördüğüm ve duyduğum gerçeği yazıyorum.»
Barnabas'm bizzat kendi yazdıklarından anladığı­mıza göre, o, Resuller'in Işleri'nde geçtiği gibi Pavlos'­la bir süre arkadaşlık yapmış, fakat, her peygâmberden sonra olduğu gibi, Hz. İsa'dan sonra da izleyicileri arasında ayrılıklar çıkmış, bu ayrılıklar dinin özüne . de inmiş ve Pavlos Tevhid'i Şirk'e çevirenlerin başın­da yer -alırken, Tevhid'den kopmayan Barnabas ise, Hz. İsa'nın gerçek dinini, ona inananlar Şeytan'a kan­masınlar diye yazıya geçirme gereği duymuştur.
Barnabas, gerçekten yukardaki satırlarda geçtiği gibi, Hz. İsa'nın havarilerinden midir? Buna 'evet' de 'hayır' da diyemiyoruz [14]. Fakat, kesin olan bir ger­çek varsa, Barnabas'ın eî-îslâm'ın peygamberlerinden Hz. İsa'ya inanmış bir mü'min olduğu ve en azından 'Kanonik İnciller'in ilkinin yazıldığı günlerde ve hattâ ondan daha da önce 'İncil'ini kaleme aldığıdır. Barna­bas belki kendisi Hz. İsa'nın havarisi olmasa bile, en azından onun gerçek havarilerini dinlemiştir; bu yüz­den onun İncil'i, îsîâmî Hadis literatüründeki ifadeyle, Peygamber'i gören ve işiten bir sahabenin 'sahih'i de­ğilse bile, hiç olmazsa, sahabeyi görüp işiten bir tabiî'-nin 'mürsel sahihfdir.
Hz. İsa hakkında gerçekten değerli bir araştırma yapmış bulunan Muhammed Ata'ür-Rahîm Barna-bas'ın havariliğini kabul etmekte ve onun İncil'i hak­kında özetle şu bilgiyi vermektedir:
«BARNABAS İNCİLİ, İsa'nın bir şakirdi, yani za­manının çoğunu, mesajım yaydığı üç yıllık süre içinde bizzat îsa'nın yanında geçiren bir adam tarafından yazılmış ve bugüne kadar gelmiş, bilinen tek İncil'dir. Kabul edilmiş dört İncil'in yazarlarının aksine, o İsa ile doğrudan teması olmuş ve öğretisini doğrudan İsa'­dan almış biriydi.
«Bamabas İncili, MS. 325'e kadar İskenderiye Ki­liselerinde Kanonik bir İncil olarak kabul ediliyordu. Tevhid lehinde yazan Iraneus'un (130-200) yazıların­dan, bu İncil'in İsa'nın doğumundan sonraki birinci ve ikinci yüzyıllarda elden ele dolaştığı anlaşılmaktadır. Putperest Roma dininin ve Eflâtun'un felsefesinin İsa'­nın aslî öğretileri içine girmesinden sorumlu olmakla suçladığı Pavlos'a karşı çıkan İraneus, kendi fikirlerini desteklemek için Bamabas İncili'nden geniş alıntılarda bulunmuştur.
*325'te ünlü İznik Konsülü toplandı. Teslis inana Pavlos Kilisesi'nin resmî inancı olarak ilân edildi ve bu kararın sonuçlarından birini de, o zaman elde bu­lunan üçyüz kadar İncil'den dördünün Kilise'nin res­mî İnciller'i olarak seçilmesi oluşturdu. İçlerinde Bar-nabas İncili'nin de bulunduğu diğer înciller'in bütü­nüyle yok edilmesi emredildi... Geçerliliği tanınmamış Inciller'den birini yanında bulunduranın öldürüleceği­ne dair emir çıkarıldı...
«M.S. 366'da papa olan Damasus'un (304-384), Bamabas İncili'nin okunmaması hakkında buyrultu yayınlandığı kaydedilir. Bu buyrultu M.S. 395'te ölen Sezarya piskoposu Gelasus tarafından desteklenmiş­tir. Bu piskopos İncil'i Apoler; fal kitaplar listesine al­mıştır. Apokrifa (apocrypha) basitçe 'halktan gizlenen* demektir. Böylece, daha bu aşamada İncil kimsenin eli­ne geçmez olmuştur...                                  •
«Bamabas Incili'yle ilgili daha bazı buyrultular da vardır. 382'de Batı Kiliseleri Buyrultusu'yla ve 465'ttî papa Innocentın buyrultusuyla yasaklanmıştır... Tüm bu buyrultular Şansölye Seguier (1558-1672) Kutup-banesi'ndeki B. de Montfaucan (1655-1741) tarafın­dan hazırlanmış Yunanca elyazmalar katalogunda anılmaktadır...
«İmparator Zeno'nun yönetiminin dördüncü yılı olan M.S. 478'de Baraabas'ın kalıntıları keşfedilmiş ve kendi eliyle yazılmış İncili'nin bir nüshası göksünün üzerinde bulunmuştur. Bu olay, 1698'de Antwerp'de ya­yınlanan Açta Sanctorum, Boland Junii, Tome II, sayfa 422-450'de geçmektedir...
«Bamabas încili'nin İngilizce çevirisine esas olan el yazma Papa Sextus'un (1589 -1590) elindeydi. O'nun, kendinden pek çok alıntılar yapmış olan Iraneus'un ya­zılarını okuduktan sonra Bamabas încili'ne büyük ilgi duyan Fra Marino adında rahip bir arkadaşı vardı. Bir gün bu rahip Papa'yı görmeğe gitti. Birlikte öğle ye­meği yediler ve sonra Papa uykuya daldı. Peder Ma­rino Papa'nın özel kütüphanesindeki kitapları karıştır­maya başladı ve Bamabas İncili'nin İtalyanca bir el yazmasını ele geçirdi. Bunu cübbesinin yenine gizle­yerek oradan ayrıldı ve kitapla birlikte Vatikan'dan çıktı. Sonra bu el yazma elden ele dolaşıp, nihayet Amsterdam'da, «hayatı boyunca bu parçaya büyük bir değer verdiği sık sık işitilen büyük bir isim ve yetkiye sahip bir kişi»ye ulaştı. Onun ölümünden sonra, Prus­ya Kralı'nın danışmanlarından J.E. Cramer'a geçti. 1713'te Cramer bu el yazmayı ünlü kitap 'kurd'u saray prensi Eugene'e sundu. 1738'de kitap, Prens'in kütüp-hanesiyle birlikte Viyana'da Hofbibliothek'e geçti ve hâlâ oradadır...
«İtalyanca el yazma Canon ve Bayan Beggo tara­fından İngilizce'ye çevrilerek, 1907'de Oxford Üniver­sitesi Basımevi tarafından basılıp yayınlandı. Bu İngi­lizce çevirinin hemen tüm nüshaları birden ve esra­rengiz bir şekilde piyasadan kayboldu. Şu anda, biri British Museum'da, diğeri VVashington'da Kongre Kü-tüphanesi'nde olmak üzere, yalnızca iki nüshasının var olduğu biliniyor. Kongre Kütüphanesi'ndeki nüs­hanın bir mikro-füm kopyesi elde edilip, İngilizce çe­virinin Pakistan'da yeni bir baskısı yapıldı...* Jesus, A Prophet of islam, Londra, 1979, s : 39 - 42).
Gerçeğin uzun süre gizlenemeyeceği açıktır. İnsan­lık eninde sonunda, belki tarihte eşine rastlanmadık biçimde Hakk Din'e yönelecek ve İbrahim'in Tevhid Dini Hatem'ül-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa (S.A. V.) 'nın risaletinin tümden ihyasıyla yeryüzündeki muh­teşem hakimiyetim gerçekleştirecektir. Batıl, mahiyeti gereği köpük gibi yok olucu, Hakk ise kalıcıdır.
Armegeddon gerçek mü'minlerin, Tevhid'in bağ­lılarının zaferiyle sonuçlanacaktır inşa-Allah. [15]
 
Mesih Denilen, Allah'ın DünyayaGönderdiği Yeni Peygamber İsa'nınGerçek Kitabı: Havarisi Barnabas'ınAnlatımına Göre
 
Mesih denilen Nasıralı İsa'nın havarisi Barnabas, yeryüzünde oturan herkese banş, huzur ve teselli di­ler.
Pek sevgili, yüce ve ulu Allah, büyük öğretme ve mucizeler merhametinden şu son günlerde peygam­beri İsa Mesih aracılığıyla bizi ziyaret etmiştir; Şeytan tarafından aldatılan pek çokları, dindarlık maskesi al­tında en dinsiz akideyi va'z ederek, İsa'ya Allah'ın oğ­lu demekte, Allah'ın sonsuza değin emrettiği sünnet olmayı red etmekte ve her türlü kirli etin yenmesine izin vermekte olduğundan, —bunlar arasında bulunan, kendinden üzüntü duymadan söz edemediğim Pavlos da aldatılmıştır— kurtulasınız, şeytan tarafından alda-tılmayasınız ve Allah'ın hükmü önünde hüsrana uğ-ramayasınız diye İsa ile yaptığım konuşma ve görüş­melerde gördüğüm ve duyduğum gerçeği yazıyorum. Bu nedenle, sana yazdığımın aksine yeni akidei va'z edecek herkese dikkat et ki, ebedi kurtuluşa eresin.
Yüce Allah seninle olsun, seni Şeytan'dan ve her serden korusun. Amin.
1. Bu ilk bölümde, melek Cebrail'in Bakire Mer­yem'e İsa'nın doğuşunu bildirmesi yer alır.
Bu son yıllarda, Yahudi (İsrail oğullan) kavmi'nin Davud soyundan Meryem adında bir bakire, Allah'ın gönderdiği melek Cebrail tarafından ziyaret edildi. Günahsız, ayıpsız, namazı kılıp oruç tutarak tam kut­sal bir hayat süren bu bakire bir gün yalnızken oda­sına melek Cebrail girdi ve «Allah seninle olsun, ey Meryem» diye onu selamladı.                                  ,
Bakire, meleği görünce ürktü; fakat, melek şöyle diyerek onü-rahatlattı; «Korkma Meryem; çünkü sen, seni kalp gerçeğiyle kanunlarına göre yürüsünler di­ye İsrail halkına göndereceği bir peygamberin annesi seçen Allah'ın rızasına erdin.» Meryem cevap verdi: «Şimdi ben, hiç bir erkek bilmediğimi görüp dururken, nasıl oğlan dünyaya getireceğim?» Melek cevap verdi: «Ey Meryem; insan yokken insan yaratan Allah, sen­den de erkek olmadan insan meydana getirmeye ka­dirdir. Çünkü O'nun için hiç bir şey imkan haricinde değildir.» Meryem cevap verdi: «Allah'ın her şeye ka­dir olduğunu biliyorum; öyleyse iradesi yerine gelecek­tir.» Melek cevap verdi: «Şimdi peygambere 'yüklü ol­dun; Adım îsa koyacak ve onu şaraptan, kuvvetli iç­kiden ve bütün temiz olmayan etlerden koruyacak­sın, çünkü çocuk Allah'ın kutsal bir (kuludur.) Mer­yem, tevazuyla başını eğerek şöyle dedi: «Allah'ın hiz­metçi kuluna bak, dediğin gibi olsun.» [16] Melek gitti ve bakire Allah'ı teşbih ve ta'zim etti: «Ey kalbim, Allah'ın büyüklüğünü bil ve ey ruhum, Kurtancı'm Al­lah'ı çok sev; çünkü, O kız hizmetçisinin alçak gönül­lülüğünü öylesine saydı ki, bütün milletlerce kutsana­cağım; çünkü Kadir Olan beni yüceltti, O'nun kutsal adını teşbih ederim. Çünkü, O'nun rahmeti, nesilden nesile Kendisi'nden korkanlar için yayılır. O Kadir Olan elini güçlü kıldı ve kalbinin tasavvurunda .guru­ru dağıttı. Güçlü olanı oturduğu yerden indirdi ve aşa­ğıda olanı yükseltti. Aç olanı güzel şeylerle doyurdu ve zenginleri eli boş gönderdi. Çünkü, O, İbrahim ve oğluna verilmiş sözleri sonsuza değin tutar.»
2. Cebrail'in Bakire Meryem'in hamileliğiyle ilgili olarak Yusuf'a yaptığı hatırlatma.
Allah'ın iradesini öğrenen Meryem, yüklü oldu­ğundan kendine saldırırlar ve zina suçlusu sayarak taşlarlar diye insanlardan korkup, dindar, takva sahi­bi, namaz ve oruçla Allah'a ibadet eden ve bir maran­goz olarak ellerinin yaptığı ile geçinen bir adam oldu­ğundan, ayıpsız yaşantılı Yusuf adında kendi soyun­dan bir yoldaş seçti.
Bakire, bildiği böyle bir adamı yoldaşı olarak seçti ve îlâhî teklifi ona açtı.
Dindar bir adam olan Yusuf Meryem'in hamile olduğunu anlayınca, Allah'tan korkup, ondan ayrıl­mayı düşündü. Bak ki, uyurken, «ey Yusuf, neden ka­dının Meryem'i bırakmayı düşünüyorsun?» diye Al­lah'ın meleği tarafından uyarıldı (ve şöyle denildi.) : «Bil ki, ona ne olmuşsa, hepsi Allah'ın iradesiyle ol­muştur. Bakire, bir çocuk dünyaya getirecek, adını îsa koyacaksın; şaraptan, kuvvetli içkiden ve her türlü te­miz olmayan etten onu uzak tutacaksın, çünkü o, an­nesinin rahminden Allah'ın kutsal bir (kuludur). O, - Juda'yı (Yehuda) kalbine döndürsün İsrail kavmiMusa'nın Kanunu'nda yazalı olduğu gibi, Rabb'in ka­nunu yolunda yürüsün diye İsrail halkına gönderil&n Allah'ın bir peygamberidir. O, Allah'ın kendine vere­ceği büyük güçle gelecek, büyük mucizeler gösterecek ve bu sayede pek çok insanlar kurtulacaktır.» [17]
Uykudan uyanan Yusuf Allah'a şükretti ve bütün içtenliğiyle Allah'a ibadet ederek, ömrü boyunca Mer­yem'in yanında kaldı.
3. İsa'nın harika doğuşu ve Allah'ı Öven melekle­rin görünüşü i
Bu sıralar, Kayser Avgustos'un buyruğuyla, Ya~ hudiye'de Hirodes hüküm sürüyor ve Arma ve Sayfa şehirlerinde de Pilotus vali bulunuyordu. Bütün dün­ya kütüklere kayıt yaptırmakta olduğundan, herkes kendi memleketine gidiyor ve kayıt için kendi kabile-leriyle kendilerini takdim ediyorlardı. Bu nedenle Yu­suf Sezar'm buyruğuna göre kayıt yaptırmak için, Beytlehem'e (burası, Davut soyundan gelme olduğun­dan kendi kentiydi) gitmek üzere kadını hamile Mer­yem'le birlikte Galilee'nin bir kenti olan Nasıra'dan ay­rıldı. Beytlehem'e varan Yusuf burası çok küçük ve yabancılarla dolu bir kent olduğundan, kalacak yer bulamayıp, kent dışında bir çobanın sığmağı olarak yapılan bir odayı tuttu. Yusuf burada kalırken, Mer­yem'in de doğum günleri gelmişti. Bakire oldukça par­lak bir nurla kuşatıldı ve hiç sancısız çocuğunu doğur­du, kucağına alıp kundağına sardı ve yemliğe yatırdı; çünkü odada hiç yer yoktu. Bir çok melek, Allah'ı tak­dis edip, Allah'tan korkanlara salât ve selam getire­rek sevinç içinde odaya geldiler.   Meryem ve Yusuf Rabb'e İsa'nın doğumundan dolayı hamd ve senada bu­lundular ve sonsuz bir neşe ile çocuğu doyurdular. [18]
4. Meleklerin İsa'nın doğuşunu çobanlara bildir­mesi ve çobanların da çocuğu gördükten sonra bunu ilân etmeleri.
Bu sırada, adetleri.üzere çobanlar sürülerine ba­kıyorlardı. Ve dikkat et ki, içinden Allah'ı takdis eden bir meleğin göründüğü oldukça parlak bir nur sardı onları da. Çobanlar, bu ani nur ve meleğin görülmesi nedeni ile korkuya kapıldılar; bunun üzerine Rabb'in meleği şöyle diyerek onları rahatlattı: «Bakın, size bü­yük bir müjde veriyorum, çünkü, Davud'un kentinde Rabb'in peygamberi olan bir çocuk doğdu;. İsrail'in ailesine büyük kurtuluş getirir. Çocuğu Allah'ı ta'zim eden annesi ile birlikte yemlikte bulacaksınız.» Ve, o bunları söyleyince, hayırlı istekleri olanlara selâm ede­rek, Allah'ı ta'zim eden pek çok melekler geldiler. Me­lekler gidince, çobanlar birbirlerine şöyle dediler:. «Beytlehem'e kadar gidelim ve Allah'ın meleğin ara­cılığıyla bize bildirdiği kelimeyi görelim.» Beytlehem'e yeni doğan bebeği aramaya pek çok çobanlar geldi ve kent dışında, meleğin sözlerine göre, yemlikte yatan yeni doğmuş çocuğu buldular. Ona saygı gösterip, an­nesini gördüklerini ve duyduklarını bildirerek ellerin­de olanı verdiler. Meryem bütün bunları kalbinde tut­tu ve Yusuf da (aynı şekilde) Allah'a şükretti. Çoban­lar sürülerinin basma döndüler ve ne büyük bir şey görmüş olduklarını herkese söylediler. Ve, böylece tüm Yahudiye tepeleri haşyetle doldu ve herkes içinden söy­le diyordu: «Bu çocuk acaba ne olacak?» [19]
5.   İsa'nın sünnet olması i
Musa'nın kitabında yazıldığı gibi, Rabb'ın kanu­nuna göre, sekiz gün dolduğu zaman, çocuğu alıp, sün­net etmesi için mabede götürdüler. Çocuğu sünnet et­tiler ve Rabb'in meleğinin çocuk ana rahmine düşme­den önce söylediği gibi, İsa adını verdiler. [20] Mer­yem ve Yusuf, çocuğun pek çoklarının kurtuluşuna ve pek çoklarının da helakine neden olacağını seziyor­lardı. Bundan dolayı, Allah'tan korkuyorlar ve çocuT ğu Allah korkusuyla koruyorlardı.
6.   Yahudiye'nin doğusundaki bir yıldızın yol gös­termesiyle gelip, İsa'yı bularak, saygı ve hediyeler su­nan üç müneccim.
Yahudiye kralı Hirodes'in egemenlik günlerinde, İsa'nın doğumu sırası doğu bölgelerinde üç müneccim gökteki yıldızlan gözlüyorlardı. Nihayet kendilerine çok parlak bir yıldız göründü; bunun üzerine, arala­rında karar vererek önlerinden giden yıldızın kılavuz­luğunda Yahudiye'ye geldiler ve Kudüs'e varıp Yahu­dilerin kralının nerede olduğunu sordular. Hirodes bu­nu işitince korktu ve bütün kenti tedirginlik kapladı. Bunun üzerine, Hirodes kâhinleri ve yazıcıları toplaya­rak, «Mesih nerede doğması gerekir?» diye sordu.
«Beytlehem'de doğması gerekir. Çünkü, Peygam­ber tarafından şöyle yazılmıştır: «Ve, sen Beytlehem, Yehuda reisleri arasında küçük değilsin, çünkü sen­den kavmim İsrail'e önder olacak bir lider gelecektir» diye cevap verdiler.
Hirodes bunun üzerine müneccimleri toplayarak, gelişlerini sordu. Doğuda kendilerini bu tarafa getiren bir yıldız gördüklerini ve hediyelerle gelip, yıldızının bildirdiği bu yeni Kral'a tapınmak istediklerini söyle­diler.
Ardından Hirodes şöyle dedi: Beytlehem'e gidin ve bütün dikkatinizle çocuğu araştırın; bulduğunuz za­man gelin ve bana söyleyin, çünkü, ben de seve seve gelecek ve ona secde edeceğim. Ve o yalandan böyle konuştu. [21]
7.   Müneccimlerin İsa'yı ziyareti ve İsa'nın rüya­larında yaptığı uyarıyla kendi memleketlerine dönüş­leri.
Müneccimler Kudüs'ten ayrıldılar ve bir de ne gö­rürsün, kendilerine doğrudan görünen yıldız önleri sı­ra gitmiyor mu? Yıldızı gören müneccimleri sevinç Kap­ladı. Ve böylece Beytlehem'e gelip, şehir dışında, yıl­dızın İsa'nın doğmuş olduğu hanm üstünde durduğu­nu gördüler. Bunun üzerine müneccimler o tarafa yö-nelip, içeri girerek çocuğu annesi ile birlikte buldular ve önünde eğilip saygı gösterdiler. Ve müneccimler üzerine altm ve gümüşle baharat saçarak gördükleri her şeyi Bakire'ye anlattılar.
Sonra uykularında çocuk tarafından Hirodes'e git­memeleri için ikaz edildiler. Bu nedenle, müneccimler bir başka yoldan kendi memleketlerien dönüp, Yahu-diye'de ne gördülerse hepsini yaydılar. [22]
8.   İsa havadan Mısır'a götürülüyor- Ve Hirodes suçsuz çocukları katliamdan geçiriyor.
Müneccimlerin dönmediğini gören Hirodes kendi­si ile alay edildiğini sanarak doğan çocukları öldür­meye karar verdi.   Ama bak ki,   uykusunda Yusuf'a Rabb'in meleği göründü ve «Çabuk kalk ve çocuğu an­nesi ile birlikte alıp Mısır'a git, çünkü Hirodes onu öl­dürmek istiyor» dedi. Yusuf büyük bir korkuyla uya­nıp, Meryem ve çocuğu alarak Mısır'a vardı ve münec­cimlerin kendisi ile alay ettiklerini sanarak, Beytle-hem'de bütün yeni doğan çocukları öldürmek için as­kerlerini gönderen Hirodes ölünceye kadar orada kal­dı. Askerler Beytlehem'e gelip Hirodes'in emri üzerine orada bulunan tüm çocukları boğazladılar. Böylece, peygamberin şu sözleri yerine gelmiş oldu: «Rama'da figan ve büyük ağlamalar var Rahel oğullan için yas tutar, fakat ona teselli verilmez, çünkü onlar yok­tur.» [23]
9. Yahuda'ya dönen İsa, oniki yaşına gelmiş olup, muallimlerle harikulade tartışmaya giriyor.
Hirodes ölünce bak ki, Rabb'in meleği rüyada Yu­suf'a göründü ve şöyle dedi: «Yahudiye'ye geri dön, çünkü, çocuğun ölmesini isteyenler ölmüş bulunuyor.» Yusuf, Meryem'le (yedi yaşma girmiş olan) çocuğu alarak Yahudiye'ye geldi; bu kez, Hirodes'in oğlu Ar-hedous'un Yahudiye'de egemen olduğunu duyup, Ya-hudiye'de kalmaktan korkarak Galile'ye gitti; ve Na-sira'da yerleşmek üzere ayrıldılar, [24]
Çocuk insanlar önünde ve Allah'ın önünde kerem ve hikmet içinde büyüdü.[25]
Oniki yaşına gelen İsa, Musa'nın kitabında yazılı bulunan Rabb'in kanununa göre   ibadet etmek   için Meryem ve Yusuf ile Kudüs'e geldi. İbadetleri bitince İsa'yı kaybederek ayrıldılar, çünkü, yakınlarıyla eve döneceğini sanıyorlardı. Bu nedenle Meryem, yakın­ları ve bildikleri arasında İsa'yı aramak için Yusuf ile Kudüs'e geri geldi. Üçüncü gün, çocuğu mabedde mu­allimler arasında, kanunla ilgili tartışma yaparken buldular. Herkes sorduğu sorulara ve ve verdiği cevap­lara şaşırmıştı ve şöyle diyorlardı: «Bu kadar küçük olduğu ve okuma bilmediği halde, bunda böyle bir aki­de nasıl bulunabilir?»
Meryem onu azarlayarak şöyle dedi: «Oğul, bize yaptığını görüyor musun? Bak, baban ve ben seni üç gündür yana yakıla arıyoruz.» İsa şöyle cevap verdi: «Allah'a hizmetin baba ve anneden önde gelmesi ge­rektiğini bilmiyor musunuz?» Sonra İsa annesi ve Yu­suf ile birlikte Nasıra'ya gelip, tevazu ve saygı ile on­lara tabi oldu.[26]
10. İsa otuz yaşında iken Zeytinlik dağında, mu­cize olarak melek Cebrail'den İncil'i alıyor.
Otuz yaşma gelmiş olan İsa, kendisinin bana söy­lediğine göre, annesi ile zeytin toplamak için Zeytin­lik Dağı'na çıktı. Sonra öğleyin dua ederken, «Rabb, rahmetle...» sözlerine geldiğinde, çevresini oldukça aydınlık bir nur ve sonsuz sayıda, «Allah'ı teşbih ve ta'zim ederiz» diyen melekler sardı. Melek Cebrail ona, ışıldayan bir aynaymış gibi bir kitap sundu İnsanın kalbine inen bu kitapta, Allah'ın neler yaptığının, ne­ler dediğinin ve neler irade buyurduğunun bilgisini ai­di; öyle ki, «İnan Barnabas, her peygamberlikte her peygamberi öylesine biliyorum ki, söylediğim herşey şu kitaptan geliyor» şeklinde bana anlattığı gibi her­şey açık ve çıplak önüne kondu.
Bu vahyi alan ve İsrail Oğullan'na gönderilen bir peygamber olduğunu anlayan Isa herşeyi annesi Mer­yem'e anlattı ve Allah'ın şanı için büyük eziyetlere kat­lanması gerektiğini ve kendisine hizmet için daha faz­la yanında kalamayacağını söyledi. Bunun üzerine Meryem şöyle karşılık serdi: «Oğul, sen doğmadan ön­ce herşey bana anlatıldı, Allah'ın yüce adını teşbih ve tazim ederim.» İsa hemen o gün peygamberlik göre­vini yapmak üzere annesinden ayrıldı.
11. İsa, mucizevi bir şekilde bir cüzzamhyı iyileş­tiriyor ve Kudüs'e gidiyor.
Kudüs'e gitmek için dağdan inen îsa, ilâhi ilham­la kendisinin peygamber olduğunu bilen bir cüzzam-hya rastladı. Gözyaşlarıyla kendisine, «îsa, sen Davud oğlu, bana merhamet et» diye yalvaran cüzzamlıya İsa (şöyle) cevap verdi: *Sana ne yapıvermemi istersin,. kardeş?»
Cüzzamlı cevap verdi: «Rabb, bana sıhhat ver.»
İsa azarlayarak şöyle dedi: «Aptalsın sen; seni ya­ratan Allah'a dua et, o sana sıhhat verecektir; çünkü ben de senin gibi bir insanım.» Cüzzamh cevap verdi: «Rabb, senin bir insan olduğunu biliyorum, fakat, Rabb'ın kutlu bir insanı. Dolayısıyla, Allah'a sen dua et ve O bana sıhhat versin.» Sonra İsa, iç çekerek (şöy­le) dedi: «Rabbim, kadir olan Allah, kutsal peygam­berlerinin aşkı için, bu hasta adama sıhhat ver.» Ar­dından, bunları söyledikten sonra, hasta adama Allah -adına elleriyle dokunarak (şöyle) dedi: «Ey kardeş, sıhhat bul.» Ve, bunu deyince cüzzam kayboldu, öyle ki, cüzzamlmın derisi bir çocuğunki gibi oldu. lyileşti-
ğini gören cüzzamlı yüksek sesle bağırdı: «Allah'ın üzerinize gönderdiği peygamberi almak için, ey İsrail kavmi, bu ya*na gelin!» İsa ona rica ederek, (şöyle) dedi: «Kardeş, sus bir şey söyleme.» Fakat, İsa rica et­tikçe o daha çok bağırıyordu : «Peygamberi görün! Al­lah'ın kutsal (kulu)'nu görün. Bu sözler üzerine, Ku­düs'ten çıkanların çoğu koşarak geri döndüler ve İsa ile birlikte Kudüs'e girerek, Allah'ın îsa aracılığıyla cüzzamlıya yaptığım anlattılar.
12. İsa'nın Allah'ın adı konusunda halka ilk ver­diği akideyle ilgili harika va'zı.
Tüm Kudüs sefiri bu sözlerle çalkalandı ve hep bir­den, isa'yı görmek üzere ibadet için girdiği mabede ko­şuştular ve sıkışık bir biçimde oturdular. Bunun üze­rine kâhinler İsa'ya ricada bulundular: «Bu insanlar seni görmek ve işitmek isterler; bu nedenle şu en yu­karı çık ve Allah'ın sana verdiği kelimeleri Rabb adına konuş!»
Sonra îsa yazıcıların şimdiye kadar konuşageldik-leri yere çıktı. Ve susulması için bir işaret yapıp, ko­nuşmaya başladı: «Rahmet ve iyiliğinden, yarattıkla­rını kendisini yüceltsinler diye yaratmak dileyen Al­lah'ın kutsal adını teşbih ederim. Kulu Davud'a «ve­lilerin parlaklığı içinde Zühre yıldızından önce seni ya­rattım» diyerek konuştuğu gibi, dünyanın kurtuluşu için göndermek üzere her şeyden önce tüm velilerin ve peygamberlerin ihtişamını yaratan Allah'ın' Kutsal adını teşbih ederim. Kendisine hizmet etsinler diye me­lekleri yaratan Allah'ın kutsal adını teşbih ederim. Ve, Allah'ın saygı duyulmasanı irade ettiğine saygı duyma­yan şeytanı ve peşinden gidenleri cezalandıran ve yok­sunluğa iten Allah'ı teşbih ederim, insanı yeryüzünün çamurundan yaratan ve işlerinin başına gönderen Allah'ın kutsal adını teşbih ederim. Koyduğu kutsal ku­ralı çiğnediği için insanı cennetten çıkaran Allah'm kutsal adını teşbih ederim. Merhametiyle, insan soyu­nun ilk anne, babası olan Adem ve Havva'nın göz yaş­larına bakan Allah'ın kutsal adını teşbih ederim. Ada­leti ile kardeş katili Kabil'i cezalandıran, yeryüzüne tufan gönderen, üç şerli kenti yakıp yıkan, Mısır'a azap eden Firavun'u Kızıl Deniz'de boğan kendi kullarının düşmanlarını dağıtan, kafirleri azapla cezalandıran ve tövbe edip doğru yola girmeyenlerin cezasını veren Al­lah'ın kutsal adını teşbih ederim. Yarattıklarına rah~ metiyle bakan ve bu nedenle önünde doğruluk ve tak­va ile yürüsünler diye kutsal peygamberlerini gönde­ren; kullarını her kötülükten koruyup, kurtaran ve "ba­bamız İbrahim ile oğluna sonsuza değin söz verdiği gibi, bu toprağı kullarına veren Allah'ın kutsal adını teşbih ederim. Sonra, kulu Musa aracılığıyla, şeytanın bizi aldatmaması için bize kutsal kanununu verdi ve bizi bütün diğer kavimlerin üstüne çıkardı.
«Fakat, kardeşler, bugün, günahlarımızdan ötürü ceza görmememiz için ne yapıyoruz?» [27]
Ve ardından-Isa Allah'ın sözünü unuttuklarından ve kendilerini boş şeylere verdiklerinden dolayı halkı şiddetli azarladı; Allah'a hizmeti bırakıp, dünyalık hırs­ları için (çalışan) kâhinleri [28] azarladı; Allah'ın ka­nununu bırakıp, boş akideler va'z ettiklerinden dolayi yazıcıları [29] azarladı; kendi gelenekleri ve yap­tıklarıyla Allah'ın kanununu bir hiç duruma düşür­düklerinden dolayı muallimleri azarladı. Ve, insanla­ra karşı Öyle hikmetli sözler söyledi ki, en küçüğün­den en büyüğüne kadar herkes, merhamet için hay-kırarak ve isa'ya kendileri adına dua etmesi için yal-vararak ağladı; yalnız, o gün, kâhinlere, yazıcılara ve muallimlere karşı bu şekilde konuştuğu için İsa'ya kar­şı nefret duyan kâhinler ye reisler (ağlamadı). Ve, onu öldürmeyi düşündüler, fakat, onu Allah'm bir peygam­beri olarak kabul etmiş bulunan halktan korkarak hiç bir söz söylemediler.
Isa ellerini Rabb Allah'a açarak dua etti ve halk ağlayarak «amin, amin» dedi. Dua bitince Isa kürsü­den indi ve o gün ardından gelen pek çok kişi ile bir­likte Kudüs'ten ayrıldı.
Ve, kâhinler İsa hakkında aralarında kötü kötü söyleştiler.
13. İsa'nın dikkat çekici korkusu, duası ve melek Cebrail'in harika biçimde onu rahatlatması.
Birkaç gün sonra, ruhunda kâhinlerin arzularını sezen İsa,, dua etmek için Zeytinlik Daği'na çıktı. Ve, bütün geceyi ibadetle geçirerek, sabah olunca şöyle dua etti: «Ey Rabb'im, biliyorum ki, yazıcılar benden nefret ediyor ve Ferisîler, beni, senin kulunu öldürme­yi düşünüyorlar; bu bakımdan Rabb'im, Kadir ve Ra­him Allah, merhamet et ve bu kulun dualarını duy ve beni onların tuzaklarından kurtar, çünkü benim kur­tuluşum Sende'dir. Ey Rabb'im, sözünü söyle, çünkü Senin sözün sonsuza değin sürecek1 olan gerçektir.»[30]
Isa bu sözleri söyleyince, bak ki, onu melek Ceb­rail gelip dedi: «Korkma ey îsa, çünkü senin giysile­rini koruyan bir milyon vardı. Gökler üstünde ve sen her şey yerini buluncaya ve dünya sonuna yaklaşin-caya kadar ölmeyeceksin.»
îsa yere kapanıp, «Ey Rabb'im Allah, Senin bana olan merhametin ne büyüktür; senin bana bahşettiğin bütün bu şeyler karşısında ben Sana ne vereceğim Rabb'im?» dedi.
Melek Cebrail cevap verdi: «Kalk îsa ve Allah'a bir tanecik oğlu İsmail'i Allah'ın sözünü yerine getir­mek için kurban etmek isteyen İbrahim'i ve oğlunu bıçak kesmeyince bir koyun kurban etmesini bildiren benim sözümü hatırla. Sen de böyle yapacaksın Ey Al­lah'ın kulu İsa.»
îsa cevap verdi: «Başım üstüne, fakat kuzuyu ne­rede bulacağım? Görüyorum ki, param yok ve çalmak da meşru değil.»
Bunun üzerine, Cebrail kendisine bir koyun gös­terdi ve îsa her zaman şanı Yüce Allah'ı hamd ve teş­bih ederek onu kurban etti.
14. Kırk günlük oruçtan sonra İsa Oniki Havari'-yi seçiyor.
" İsa dağdan inip, yalnız başına geceleyin Erden'in karşı yakasına geçti ve kırk gün, kırk gece hiç bir şey yemeden, sürekli Rafeb'e Allah'ın kendilerine gönder­miş olduğu halkının kurtuluşu için niyazda bulunarak oruç tuttu. Ve kırk günün sonunda aç bir insandı. Sonra, şeytan göründü ve pek çok sözlerle onu iğfal et­meye çalıştı. Fakat îsa, Allah'ın sözlerinin gücü ile onu def etti. Şeytan çekilip gittikten sonra melekler gelip, isa'nın ihtiyaç duyduğu şeyleri kendisine verdiler. [31]
Kudüs bölgesine dönen İsa'yı halk yine coşkun bir sevinçle karşıladı ve ona kendileri ile kalması için ri­cada bulundular; çünkü onun sözJeri yazıcüarınki gibi değildi; bir güç taşıyor ve kalbe dokunuyordu.
îsa, Allah'ın kanunu üzerinde yürümek için ken­dilerine dönen insanların çokluğunu görünce dağa çık­tı ve bütün gece orada kalıp dua ve ibadette bulun­du; gün başlayınca dağdan inip, Havariler diye adlan­dırdığı, aralarında çarmıha gerilip öldürülen Yahuda'-nın da bulunduğu oniki kişi seçti. Adları budur: Ba­lıkçı iki kardeş Andreas ve Simun iPetrus), vergi mal-tezimi Matta ve bu kitabı yazan Barnabas, Zebedi'nin oğulları Yuhanna ve Yakup, Tomas (Taddeus) ve Ya-huda, Bartolomeus ve Filipus, Yakup ve hain Yahuda îskariyot. [32]Bunlara her zaman ilâhî sırlan açıklar­dı; fakat, zekatları (toplayıp) dağıtmakla görevlendir­diği Yahuda îskariyot her şeyin onda birini çalardı.
15. İsa'nın bir evlenme töreninde suyu şarap ya­pan mucizesi.
Gül bayramı yaklaştığında, bilinen zengin bir adam îsa'yı ve şakirtlerini annesi ile birlikte bir bv-lenme törenine davet etti. îsa da davete gitti ve ziya­fet sırasındalarken şarap yetmedi. Annesi İsa'ya usulcâ seslendi: «Şarapları kalmadı.» İsa cevap verdi: «Ba­na ne bundan, anneciğim?» Annesi, hizmetçilere İsa ne buyurursa itaat etmelerini emretti. Orada, İsrail kavmi adetine göre, ibadet için temizlikte kullanılmak üzere altı su küpü bulunuyordu. îsa, «Bu küpleri suy­la doldurun» dedi. Hizmetçiler de dediğini yerine ge­tirdiler, İsa onlara, «Allah'ın adıyla, yemek yiyenlere içmeleri için verin» dedi. Hizmetçiler, bunun üzerine tören sahibine Cküpleri) götürdüler ve azar duydular: «Ey işe yaramaz hizmetçiler, neden şarabın daha iyi­sini şimdiye kadar bekletirsiniz?» Çünkü, onun, İsa'­nın yaptıklarından hiç haberi yoktu. [33]
Hizmetçiler cevap verdiler.- «Ey efendimiz, bura­da Allah'ın kutlu bir kişisi var, o suyu şarap yaptı.» Törenin sahibi, hizmetçilerin sarhoş olduklarını sandı Fakat, İsa'nın yanında oturanlar tüm olan biteni gör­düklerinden, sofradan kalkarak saygılarını sundular: «Kuşkusuz sen Allah'ın bir mukaddesisin, Allah'tan bize gönderilen gerçek bir peygambersin.»
Ardından şakirtleri ona inandılar ve çoklan ken­dinden geçerek şöyle dediler: «İsrail kavmine rahmeti ile davranan ve Yahuda'nın ailesini sevgiyle ziyaret eden Allah'a hamd olsun, onun kutsal adını teşbih ede­riz.»
16. İsa'nın havarilerine kötü yaşantıdan kurtul­makla ilgili olarak verdiği harika ders.
Bir gün îsa şakîrdlerini çağırarak dağa çıktı ve orada oturunca, şakirdleri yanma geldiler ve ağzım açıp onlara şunları öğretti: «Allah'ın bize bahşettiği nimetleri büyüktür. Bu nedenle, gerçek bir kalple ona hizmet etmemiz gerekir. Ve madem ki yeni şarap yeni kaplara konuyor ve öyle de, eğer benim ağzımdan çı­kan yeni akideyi alacaksınız, sizin de yeni adamlar ol­manız gerekmektedir. Hemen size söylüyorum ki, nasıl bir kişi gözleri ile göğü ve yeri bir arada göremezse, Allah'ı ve dünyayı sevmek de işte böyle imkansızdır.
«Ne kadar akıllı olursa olsun, hiç kimse, birbirine düşman iki efendiye hizmet edemez; çünkü, biri seni severse, diğeri senden nefret edecektir. İşte, ben size gerçekten söylüyorum ki, Allah'a ve dünyaya (bir an­da) hizmet edemezsiniz, çünkü dünya yalancılık, aç gözlülük ve eza ile cefa doludur. Bu bakımdan, dün­yada rahat edemez, ancak zulüm ve yenilgi görürsü­nüz. Dolayısıyla, Allah'a hizmet edin ve dünyayı ha­kir görün. Benden ruhlarınız için sekinet elde edecek­siniz; sözlerime kulak verin, çünkü size doğruyu söy­lüyorum.»
«Gerçekten, bu dünya hayatına ağlayanlara ne mutlu, çünkü onlar rahata ereceklerdir.»
«Dünyanın zevklerinden gerçekten nefret eden yoksullara ne mutlu, çünkü onlar Allah'ın hükümdarı olduğu ülkenin zevklerini bol bol tadacaklardır.»
«Gerçekten, Allah'ın sofrasından yiyenlere ne mut­lu, çünkü onlara melekler hizmet edecektir.»
«Siz hacılar gibi yolculuk ediyorsunuz. Bir hacı, yolu üzerindeki saraylar, tarlalar ve başka dünyalık şeylerle eğler mi kendini? Emin olun ki, hayır! Ama o, yolu üzerinde kullanışlı ve işe yarar olan hafif ve pa­ra eder şeyleri taşır. Bu, şimdi size bir örnek olmalıdır; ve eğer bir başka Örnek daha isterseniz, anlattıkları­mın hepsini yapasınız diye onu da vereyim.»
«Dünyalık arzulan kalbinize ağırlık etmeyin. (Şöy­le) diyerek:»
«Bizi kün giydirecek?» Veya «Bize kim yemek ve­recek?» Rabbımız Allah'ın, Süleyman'ın tüm ihtişamın­dan daha büyük bir ihtişamla giydirip beslediği çiçek­lere, ağaçlara ve kuşlara bakın ve O sizi yaratıp ken­di hizmetine çağıran, kadınlar ve çocuklar dışında sa­yılan altıyüzkırkbine varan   kullan   îsraüoğullan'na çölde kırk yıl gökten kudret helvası indiren ve giysi­lerini eskiyip yok olmaktan koruyan Allah, sizi besle­meğe de kadirdir. Size söylüyorum, gök ve yer tüke­necek; yine de O'nun Kendi'nden korkanlara olan rah­meti tükenmiyecektir. Fakat, dünyanın zenginleri, zen­ginlikleri içinde aç ve sonludurlar. Geliri artıp duran bir zengin vardı ve (şöyle) derdi: «Ne yapayını ey ru­hum? Çiftliklerimi yıkacağım, çünkü onlar küçüktür; yeni ve daha büyüklerini yapacağım, böylece sen za­fer kazanacaksın ey ruhum!» Vah zavallı adam! O ge­ce oluverdi. Yoksulları düşünmeliydi. Ve bu dünyanın haksız zenginliklerinin sadakasını alanlarla (sadaka-lanyla!) arkadaş olmalıydı; çünkü, onlar gök sultanlı­ğında hazineler getirirler.
«Söyleyin bana lütfen, paranızı bankaya, bir ban­kere, verseniz, o da size verdiğinizin on katını, yirmi katını verse, böyle bir adama her şeyinizi vermez mi­siniz? Fakat, size söylüyorum, Allah sevgisi uğruna ne verir ve ne harcarsanız, geri yüz katını ve sonsuz bir hayatı alacaksınız. Allah'a hizmet etmekle ne kadar sevinmeniz gerektiğini görün işte.» [34]
17. Bu bölümde Hristiyanlar'ın küfrü ve mü'mi-nln gerçek inancı açıkça algılanıyor.
İsa bunu deyince, Filipus cevap verdi: «Allah'a hizmet etmeğe razıyız, ama Allah'ı bilmek de istiyoruz.» Çünkü isa'ya peygamber «Cidden sen gizli bir Allah'sın» demiş ve Allah kulu Musa'ya «Ben neysem oyum» demişti.
îsa cevap verdi: «Filipus; Allah, kendisi olmadan hiçbir haklan olmadığı bir Hakk'tır; Allah Kendisi ol­madan hiçbir şeyin olmadığı Varlık'tır; Allah Kendisi olmadan yaşayan hiçbir şeyin olmadığı bir Hayat'tır. Öylesine büyüktür ki, her şeyi doldurur ve her yerde­dir. Tek başına O'nun hiç bir dengi yoktur. Ne başlan­gıcı vardır, ne de sonu olacaktır. Fakat her şeye bir başlangıç vermiş ve her şeye bir de son verecektir. Ne babası vardır, ne de annesi; ne oğlu vardır, ne kardeşi; ne de yoldaşı. Ve, Allah'ın hiç bir bedeni yoktur. Bu bakımdan yemez, uyumaz, ölmez, yürümez, kımılda­maz, fakat, insandaki gibi olmayan sonsuz bir hayatı vardır. Çünkü, cismanî değildir, bileşik değildir, mad­dî değildir, en sâde özdendir. O kadar iyidir ki, iyiliği sever yalnızca; öylesine âdildir ki, cezalandırdığı ve bağışladığı zaman, «Bu neden böyle» denemez. Kısaca, sana diyorum ki Filipus, burada yeryüzünde O'nu gö­remez ve tam olarak bilemezsin de; fakat melekûtun-da O'nu ebedî göreceksin-, orada tüm mutluluğumuz ve ihtişamımız bulunur.».
Filipus cevap verdi: «Üstad, siz ne söylüyorsunuz? İyi biliyorum ki, İşaya'da Allah'ın babamız olduğu ya­zılıdır; bu durumda, nasıl olur da, O'nun hiç bir oğlu bulunmaz?»
İsa cevap verdi: «Peygamberler için yazılmış pek çok kıssalar vardır, bu nedenle, harflere değil, manâya bakmalısın. Allah'ın dünyaya gönderdiği (sayıları) yüzyirmidört bine varan tüm peygamberler kapalı ko­nuşmuşlardır. Fakat, benden sonra bütün peygamber­lerin ve kutsal kişilerin ULUSU gelecek ve peygamtoerlerin söyledikleri tüm şeylerin karanlığı üstüne ışık -dökecektir, çünkü O, Allah'ın Elçisi'dir.» [35] Ve İsa bunu söyledikten sonra iç çekerek, (şöyle) dedi: «Ey Rabb(ını) Allah, İsrail kavmine merhamet et; ve sana gerçek bir kalble hizmet edebilmeleri için İbrahim'e ve zürriyetine acıyarak bak.»
Şakirdleri cevap verdiler: «Amin,- ya Rabb, (Ey) Allah'ımız!»
İsa dedi: *Size ciddî olarak söylüyorum ki, yazı­cılar ve muallimler, Allah'ın kanununu, Allah'ın ger­çek peygamberlerinin aksine sahte kehanetleriyle boş Cve anlamsız) yaptılar; bu nedenle, Allah, İsrail kav­mine ve bu imansız nesle gazap etti.* Şakirdleri bu sözler üzerine ağlayarak, şöyle dediler: «Merhamet et ey Allah (imiz), mabed üzerine ve kutsal şehir üzeri­ne merhamet et ve Senin kutsal ahdini hakir görme­yen milletleri ondan nefret ettirme.» İsa cevap verdi • «Amin, (ey) babalarımızın Allah'ı Babb(ımız).»
18. Burada, Allah'ın kullarına dünyanın zulmet­tiği ve Allah'ın korumasının onları kurtardığı anlatı­lıyor.
İsa bundan sonra (da şöyle) dedi: «Siz beni seç­mediniz, fakat, benim havarilerim olasınız diye ben sizi seçtim. Eğer, dünya sizden nefret ederse, o zaman benim gerçek havarilerim olacaksınız; çünkü, dünya her zaman Allah'ın kullarının düşmanı olmuştur. Dün­yanın boğazladığı kutsal peygamberleri hatırlayın; İlya [36] zamanında bile Cizebel tarafmdan onbin peygamber katledilmiş, o kadar ki, yoksul îlya güç belâ gizlenerek kurtulabilmiştir. Ve, yedi bin peygamber oğlu da Ahab [37] tarafmdan katledildi. Ah, Allah'ı ta­nımayan şerli dünya! Sen korkma, çünkü başındaki saçlar o kadar çok ki, bitmeyecektir. Dikkat et, tek bir tüyleri bile Allah'ın iradesi olmadan düşmeyen serçe­lere ve diğer kuşlara bak. Hem sonra Allah, kuşlara, uğruna her şeyi yarattığı insandan daha mı çok dik­kat edecektir? Hiç mümkün müdür ki, kendi oğlundan daha çok ayakkabılarına bakan bir insan bulunsun? Kuşkusuz ki, hayır. Şimdi, kuşlara (bile) bakarken, Allah'ın seni terkedeceğini ne kadar da az düşünmen (hiç düşünmemen) gerekiyor. Ve, ben neden kuşlar­dan söz ediyorum? Bir ağacın yaprağı (bile) Allah'ın iradesi olmadan düşmez.
«Bana inanın, çünkü size gerçeği söylüyorum, ki. eğer sözlerime kulak verirseniz, dünya sizden çok kor­kacaktır. Çünkü, eğer o, kötülüklerinin açığa çıkma­sından korkmuyorsa, (o zaman) sizden nefret etmi-yecektir; fakat, açığa çıkmasından korkuyor, bu ne­denle de, sizden nefret edecek ve size zulüm edecek­tir. Eğer, sözlerinizden dünyanın hiç hoşlanmadığım görürseniz, onu kalbte tutmayın, fakat, Allah'ın siz­den daha büyük olduğunu göz Önünde tutun; kim dün­yanın sevmediği ve hakir gördüğü böylesi bir akla sa­hipse, onun akıllılığı delilik kabul edilir. Eğer Allah sabırla dünyaya katlanıyorsa, o zaman sen de onu kal­bine mi yerleştireceksin? Ey yeryüzünün tozu' ve çamuru? Sen sabrınla ruhuna sahip olacaksın. Bu ba­kımdan, eğer bir kimse, yüzünün bir tarafına bir yum­ruk vuracak olsa, ona vurması için öbür yanım tek­lif et. Kötülüğe karşılık verme, çünkü, en kötü hay­vanlar böyle yapar; fakat, kötülüğe iyilikle karşılık ver ve senden nefret edenler için Allah'a yalvar. Ateşf ateş­le söndürülmez, ama suyla söndürülür: îşte böyle, si­ze diyorum ki, kötülüğün üstesinden kötülükle değil, aksine iyilikle geleceksiniz. Güneşi iyilerin ve kötüle­rin (birlikte) üzerine doğuran ve yağmuru_ da aynı şe­kilde (yağdıran) Allah'a bakın. Evet, işte herkese iyi­lik yapmanız gerekiyor; çünkü kanunda (öyle) yazı­lıdır : «Kutsal ol, çünkü senin Allah'm (olsa) Ben kut­salım; temiz (ve pak) ol, çünkü Ben temiz (ve pak) un; ve kâmil ol, çünkü Ben kâmilim.» Size cidden söy­lüyorum ki, bir hizmetçi efendisini memnun etmek için çalışır ve efendisini memnun etmeyecek herhangi bir giysi de giymez, sizin, giysileriniz iradeniz ve sevginiz-dir. Bak, Allah'ı, Rabbımızı razı etmeyecek bir şeyi is­tememeğe ve sevmemeğe dikkat edin. Emin olun ki, Allah dünyanın debdebesinden ve şehvetlerinden nef­ret eder, bu balomdan siz de dünyadan nefret edin. [38]
19; İsa, ihanete uğrayacağını haber veriyor ve dağdan inerken on cüzzamliyi iyileştiriyor.
îsa, bunları söyledikten sonra Petrus (Simon) ce­vap verdi: «Ey muallim bak ki, biz senin arkandan ge­len her şeyi terkettik, (şimdi) bize ne olacak?»
İsa cevap verdi: «Kuşkusuz Hüküm Günü'nde ya­nıma oturacak (ve) oniki îsrail kabilesine karşı şahit­lik edeceksiniz.»
Ve, bundan sonra tsa iç çekerek (şöyle) dedi: «Ey Rabb(ım), nasıl şeydir bu? Ben oniki tane (havari)
seçtim ve içlerinden biri bir şeytandır.»
Bu söz üzerine havariler üzüntülerinden sapsarı kesildiler: ve gizlice yazan (not alan) göz yaşlarıyla İsa'ya sordu: «Ey muallim, şeytan beni aldatacak ve sonra ben tart mı edileceğim?»
îsa cevap verdi: «Bu kadar üzülme, Barnabas, çün­kü, Allah'ın dünyayı yaratmadan önce seçtikleri helak olmayacaktır. Sevin, çünkü senin adın hayat kitabın­da yazılıdır.»
İsa (şöyle) diyerek havarilerini rahatlattı: «Kork­mayın, çünkü, benim kötülüğümü isteyecek olan be­nim sözüme üzülmez, çünkü onun içinde îlâhî duygu yoktur.-
Bu sözleri üzerine, seçilenler rahatladılar. îsa dua­larda bulundu ve şakirdleri de, «amin, amin, kadir ve rahim olan Rabb (muz) Allah» dediler.
Duasını bitirdikten sonra İsa, havarileriyle birlik­te dağdan indi ve, uzaklardan «îsa, Davud'un oğlu, bi­ze merhamet et!» diye bağıran on tane cüzzamlıya rastladı.
İsa onları yanına çağırdı ve şöyle dedi: «Benden ne diliyorsunuz, ey kardeşler?»
Hep birden bağırdılar: «Bize sıhhat ver!»
îsa cevap verdi: «Ah, ne kadar zavallısınız siz, ak­lınızı öylesine yitirmişsiniz ki, «bize sıhhat ver!» diyor­sunuz. Benim de sizin gibi bir insan olduğumu görmü­yorsunuz. Sizi yaratan Allah'ımıza seslenin: ve kadir ve rahim olan O sizi iyileştirecektir.»
Cüzzamlılar gözyaşlarıyla cevap verdiler: «Senin de bizim gibi insan olduğunu biliyoruz, fakat yine de, Allah'ın kutsal bir (insan) ı ve Rabb'ın bir peygamberi; bu nedenle, Allah'a sen dua et kî, O bizi iyileştir-sin.»
Bunun üzerine, havariler isa'ya rica ettiler: «Rab, onlara merhamet et.» Sonra, İsa derin bir iç geçirdi ve Allah'a yalvardı: «Kadir ve rahim olan Rabb (im) Allah, kuluna merhamet et ve sözlerini duy: ve baba­mız İbrahim aşkına ve senin kutsal vadin için bu adam­ların isteklerine rahmetinle davran ve onlara sıhhat bahşet.» Ardından İsa bunlan söyleyince cüzzamlılara döndü ve (şöyle) dedi: Gidin ve Allah'ın kanununa göre kâhinlere görünün.[39]
Cüzzamlılar ayrıldılar ve yolda giderken temizlen­diler. Bunun üzerine, içlerinden biri iyi olduğunu gö­rünce İsa'yı bulmak için geri döndü; kendisi bir îsmailî idi. İsa'yı bulunca önünde eğilip saygı gösterisinde bu­lunarak (şöyle) dedi: «Bildim ki, sen AUah'm bir mu­kaddesisin» ve teşekkür ederek kendini hizmetçi edin­mesi için yalvardı. İsa cevap verdi: «On kişi temizlen­mişti; dokuzu nerede?» Ve temizlenene dedi : «Ben ken­dime hizmet edilsin diye değil, hizmet etmek için gel-dim. Haydi evine git ve (evdekilerin de) İbrahim'e ve oğluna verilmiş sözlerin AUah'm sultanlığı ile birlikte yaklaşmakta olduğunu öğrenmeleri için, AUah'm sen­de neler yaptığım anlat.» Temizlenen cüzzamh ayrıldı ve kendi oturduğu bölgeye gelince Allah'ın İsa aracı­lığıyla kendinde neler yaptığını anlattı.
20. İsa'nın denizde gösterdiği mucize ve İsa, bir peygamberin nerede kabul gördüğünü bildiriyor.
îsa Galile denizine gitti ve bir gemiye binerek Na-sıra'ya doğru yola çıktı. Bu sırada denizde büyük bir fırtına başladı. O kadar ki, gemi nerede ise batacaktı. Ve îsa geminin pruvasında uyuyordu. Havariler ya­nma yaklaşarak uyardılar. «Ey muallim, kurtar ken­dini, helak oluyoruz!» Ters taraftan esen kuvvetli rüz­gâr ve denizin kükremesi nedeniyle büyük bir korku­ya kapılmışlardı. îsa uyandı ve gözlerini gök yüzüne dikerek dedi: «Ey Elohim [40] Sabao, kullarına merha­met et.» İsa bunu demişti ki, birden rüzgâr durdu ve deniz sakinleşti. Bunun üzerine denizciler korkuya ka­pılarak dediler: «Kimdir bu, deniz ve rüzgâr kendisi­ne itaat ediyor?» Nasıra kentine gelince denizciler, İsa ne yaptıysa hepsini yaydılar. Bunun üzerine İsa'nın kaldığı evin çevresine şehirde oturanların hemen he­men hepsi yığıldı. Ve yazıcılarla fakihler kendilerini O'na takdim ederek dediler: «Denizde ve Yahudiye'-de yaptıklarını işittik; bu nedenle burada kendi mem­leketinde de bize bazı işaretler . (ayetler) göster.» İsa cevap verdi: «Bu imansız nesil bir işaret ister, fakat bu onlara gösterilmeyecek. Çünkü hiç bir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. îlya zamanında Yahudiye'de pek çok dullar vardı. Fakat emzirilmesi için hiç birine gönderilmedi. Say dalı bir dula (gönde­rildi). Elişa [41] zamanında ise Yahudiye'de pek çok cüzzamh vardı. Ama, yalnız Suriyeli Naaman temiz­lendi.» [42]
Bunun üzerine şehir halkı kızarak O'hu yakaladı­lar ve aşağıya atmak için bir uçurumun tepesine gö­türdüler, fakat îsa aralarından geçip giderek onlardan ayrıldı.
21, İsa bir deliyi (cin çarpmış) iyileştiriyor ve do­muzlar denize atılıyor. Ardından Kenânîler'in kızını iyi­leştiriyor.
İsa Kefernahum'a gitti ve şehire yaklaştığında, bak ki kabirlerden cinlere tutulmuş birinin çıkıp gel­diğini ve ne yapılırsa yapılsın hiç bir zincirin kendisini zaptedemediğini ve adama büyük zarar verdiğini gör­dü. Cinler ağzıyla bağırdılar: «Ey Allah'ın mukaddesi, vaktinden önce bizi incitmek için neden gelirsin?» ve kendilerini fırlatıp atmaması için yalvardılar.
îsa, kaç tane olduklarını sordu : Cevap verdiler: «Altıbinaltıyüzaltmışaltı.» Havariler bunu duyunca korktular. Ve İsa'ya gitmesi için ricada bulundular. Sonra Jsa dedi: «Sizin îmanınız nerede? Cinlerin git­mesi gerekir, benim değil. Cinler, bunun üzerine ba­ğırıştılar : «Çıkacağız fakat bize izin ver de şu domuz­ların içine girelim. Deniz kenarında Kenanîler'e ait on-bin kadar domuz otluyordu. îsa dedi: «Çıkın ve domuz­ların içine girin.»
- Büyük bir gürültüyle cinler domuzların içine gi­rerek, onlan baş aşağı denize düşürdüler. Bunun üze­rine domuzlara bakanlar şehre kaçarak, îsa'nın yap­tığı her şeyi anlattılar.[43]
Bunun üzerine, kent halkı hemen ileri çıkıp, İsa'yı ve iyileştirilen adamı buldu. Halk korkuya kapıldı V3 İsa'ya sınırlarının dışına çıkmasını rica ettiler. îsa, br ua uyarak onlardan ayrıldı ve Sur ve Sayda bölgele­rine gitti.     "                                
Ve, işe balan, İsa'yı bulmak için memleketinden ayrılan Kenanî bir kadın iki oğluyla birlikte gelmiyor nau! İsa'nın havarileriyle birlikte karşıdan geldiğini görünce, bağırdı: «îsa, Davud'un oğlu, kızıma merha­met et, cinler kendisine işkence ediyor!»
îsa, bir kelimeyle olsun cevap vermedi: çünkü on­lar sünnet olmayan insanlardandı. Havarilerin acıma. duygulan harekete geçip, dediler: «Ey muallim, onlara acı! Bak, nasıl da ağlayıp çığrışıyorlar!»
İsa cevap verdi: «Ben ancak İsrail kavmine gön­derildim.» Bunun üzerine, kadın iki oğluyla birlikte İsa'nın önüne gelip, ağlayarak dedi: «Ey Davud'un oğ­lu, bize merhamet et.» îsa cevap verdi; «Ekmeği ço­cukların ellerinden alıp, köpeklere vermek doğru de­ğildir.» Ve, îsa bunu, onların temiz olmaması nedeniy­le söyledi. Çünkü onlar, sünnet olmayan insanlardandı.
Kadın cevap verdi: «Ey Rab, köpekler, sahipleri­nin sofralarından düşen kırıntıları yerler.» İsa, kadı­nın sözüne hayran kalarak, dedi: «Ey kadın, senin İma­nın çok hoş.» Ve, ellerini gök yüzüne kaldırıp, Allah'a dua etti ve ardından dedi: «Ey kadın, kızın kurtulmuş­tur, var, huzurla yoluna git.» Kadın ayrıldı ve eve dön­düğünde, kızını Allah'ı teşbih ederken buldu. [44] Bu­nun üzerine (şöyle) dedi:'«Bildim ki, İsrail kavminin Tanrı'smdan başka Tanrı yoktur.» Ardından, tüm ya­kınları, Musa'nın kitabında yazılan kanuna göre (Al­lah) m kanununa teslim oldular.
22. Sünnet olmayanların zavallı hali. Bir köpek onlardan daha iyidir.
Havariler, o gün İsa'ya şunu sordular: «Ey mual­lim, neden o kadına, onların köpek olduğu şeklinde ce-Vap verdin?»
İsa cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, bir kö­pek, şünnetsiz bir adamdan daha iyidir.» Buna hava­riler üzülerek, dediler: «Bu sözler ağır, onları kim ka­bul edebilecek?»
İsa cevap verdi: «Eğer siz, ey budalalar, aklı ol­mayan bir köpeğin sahibi için neler yaptığını düşünür­seniz, benim dediklerimin doğru olduğunu göreceksi­niz. Söyleyin bana, köpek sahibinin evini koruyup, soy­guncuya karşı hayatını ortaya koymaz mı? Kesinlikle, böyle. Fakat, ne görür (karşılığında)? Dayak, incinme, azıcık ekmek ve (yine de) sahibine daima neşeli bir yüz gösterir. Doğru değil mi?»
«Evet muallim, doğru» diye cevap verdi havariler.
Ardından İsa dedi: -Şimdi düşünün, Allah insana neler veriyor ve Allah'ın, kulu İbrahim'e verdiği söze itibar etmemekte, onun ne kadar haksız olduğunu gö­rün. Filistinli Calut karşısında İsrail kralı Saul'e Da­vud'un dediklerini hatırlayın «Rabbım! Senin kulun Senin kulunun sürüsüne bakarken, kurt, ayı ve ars-lanlar gelip, kulunun koyunlarını yakaladı; bunun üzerine, kulun gidip onları öldürerek, koyunları kur­tardı. Ve işte onlara (ayı, arslan, kurt) benzemekten başka nedir bu sünnetsiz adam? Bu balamdan kulun, İsrail'in Tanrısı Rabb adına gidecek ve Allah'ın kutsal milletine küfreden bu necisi Öldürecek.»
Sonra havariler dediler: «Söyle bize ey muallim, ne sebeple insanın sünnet olması gerekir?»
İsa cevap verdi: «Allah'ın İbrahim'e olan şu emri yetsin: «İbrahim, kendinin ve evinde, bulunanların ön derisini al (sünnet et); bu seninle Benim aramda ebedî bir ahiddir.»
23. Sünnetin menşei, Allah'ın İbrahim'le ahidleş-mesi ve sünnetsizlerin lanetlenmesi:
Vç bunu dedikten sonra, Isa seyretmekte oldukları dağın yanma oturdu. Ve, havarileri sözlerini dinlemek için yanma geldi. Sonra İsa dedi: «îlk insan Adem, şey­tanın kandırması ile Allah'ın yasakladığı yemeği Cen-net'te yeyince, derisi ruhuna isyan etti; bunun üzerine ,yemin edip dedi: «Vallahi seni keseceğim!» Ve bir ka­ya parçası bulup, taşm keskin kenarıyla kesmek için derisini ele aldı; bunun üzerine Cebrail tarafından azarlandı. Ve, cevap verdi: «Onu keseceğim diye Al­lah'a yemin ettim: Asla bir yalancı olmayacağım!»
«Ardından, Melek ona derisinin fazla kısmını gös­terdi ve O da bunu kesti. İşte, bundan böyle nasıl her­kes derisini Adem'in derisinden aldı ise, öyle de Adem'­in bir yeminle söz verdiği şeyi yerine getirmekle yü­kümlüdür. Adem bunu oğullarına uyguladı ve bu sün­net zorunluluğu nesilden nesile süregeldi. Fakat İbra­him'in zamanında yeryüzünde yalnızca birkaç kişi var­dı sünnetli. Çünkü, şu puta-tapıcılık yeryüzünde pek yaygındı. Bunun üzerine, Allah İbrahim'e sünnetle il­gili gerçeği söyledi ve bu ahdi yaptı. «Derisini sünnet ettirmeyecek kişiyi, ebediyyen kullarım arasından ata­cağım.» [45]
Havariler İsa'nın bu sözleri üzerine konuşmasının ciddiyet ve ateşinden dolayı korkuyla titrediler. Son­ra İsa dedi: «Korkuyu, ön derisini sünnet ettirmeyene bırakın, çünkü o, Cennet'ten mahrumdur.» Ve îsa bunu deyip ardından da şöyle konuştu: «Pek çoklarının ruhu Allah'ın hizmetine hazırdır, fakat beden zayıftır. Bu bakımdan Allah'tan korkan insan bedenin ne ol­duğuna, nereden geldiğine ve neyde yok olacağına bakmalıdır. Yeryüzünün çamurundan Allah bedeni yarattı. Ve ona bir iç üflemeyle hayat nefesini üfledi. Ve bu nedenle, beden Allah'ın hizmetinden geri kal­dığı zaman, bu dünyada ruhundan nefret ettiği kadar, sonsuz hayatta onunla birlikte olacağı düşünülerek ça­mur gibi atmalı ve çiğnenmelidir.
«Şimdiki halde bedeni, arzuları ortaya koyuyor —bütün iyiliklerin amansız düşmanıdır o—, çünkü tek basma günahı arzulayan odur.
«İnsan, bir düşmanını tatmin etmek uğruna, Al­lah'ın, Yaratıcı'sının rızasını bir kenara mı atmalıdır? Buna dikkat edin, bütün veliler ve peygamberler, Al­lah'a hizmet için bedenlerinin düşmam olmuşlardır. Bu nedenle de, Allah'ın kulu Musa'ya verilen kanuna karşı gelmemek ve gidip sahte ve yalancı tanrılara hiz­met etmemek için, tereddüt etmeden ve severek ölü­me gitmelidir.
«Dağların çöllük yerlerine kaçıp, yalnızca ot yiyen ve keçi derisi giyen îlya'yı hatırlayın. Ah, kaç gün ağ­zına yiyecek, içecek bir şey almadı! Ah, ne kadar da dayandı, sabretti! Ah, ne yağmurlar ıslattı onu ve yedi yıl necis îzabel'in acımasız zulümlerine tahammül etti!
«Arpa ekmeği yiyen ve kaba giysileri giyen Elisa'-yı hatırlayın. İşte size söylüyorum ki, bedeni terket-mekten korkmayan bu zatlardan krallar ve prensler şidçletle korkuyorlardı. Bedenin terkedilmesi için bu kadarı yetmelidir size ey insanlar. Tas türbelere ba­karsanız, bedenin ne olduğunu bilirsiniz.»
24.   Bir İnsanın ziyafet ve çok yemekten nasıl kaç­ması gerektiğine dair ilgi çekici örnek ı
Bunu söyledikten sonra İsa ağladı ve dedi: «Be­denlerinin hizmetçisi olanlara yazıklar olsun, çünkü onlar, öbür hayatta günahlarının azabından başka ke­sinlikle hiç bir iyilik görmezler. Size anlatıyorum ki, yiyip içmekten başka hiç bir şey düşünmeyen zengin-bir obur vardı ve her gün görkemli, ziyafetler verirdi. Lazarus adında yoksul bir adam dururdu kapısın­da; yaralarla kaplıydı (bedeni) ve oburun sofrasın­dan düşen ekmek kırıntılarını seve seve almaya (razıydı). Fakat, bunları (bile) vermiyordu kimse ona; tersine herkes alay ediyordu kendisiyle. Ona yalnızca köpekler acıyordu da, yaralarını yalıyorlardı. Gün gel­di, yoksul adam öldü ve melekler onu babamız İbra­him'in kucağına taşıdılar. Zengin adam da öldü, onu da cinler şeytanın kucağına taşıdılar. Evet şimdi aza­bın en büyüğüne maruz kalan (bu adam) gözlerini kaldırınca uzaktan Lazarus'u İbrahim'in kucağında gördü. Gördü de bağırdı: «Ey baba İbrahim, bana mer- _ hamet et de Lazarus'u gönder. O bana bu alev içinde azap gören dilimi serinletmek için bir damla su geti­rebilir belki.»
»İbrahim cevap verdi: «Oğul, hatırla ki sen öbür hayatm tadım aldın, Lazarus ise kötülüklerini tattı; bu balamdan şimdi sen azapta olacaksın, Lazarus nimet­ler içinde.>
«Zengin, adam yeniden bağırdı: «Ey baba İbrahim, evimde üç kardeşim var. Lazarus'u gönder de onlara benim ne kadar işkence çektiğimi anlatsın, belki tev-be ederler de buraya gelmezler.»
İbrahim cevap verdi: «Onların Musa'sı ve pey­gamberleri var, onlan dinlesinler.»
Zengin adam cevap verdi: «Hayır baba İbrahim; ama bir ölü kalkar varırsa inanırlar.»
İbrahim cevap verdi: «Musa'ya ve peygamberlere inanmayan, kalkıp gitseler bile, ölülere de inanmaz­lar.»
«Görün işte,» dedi İsa, «sabreden ve gerekli tek ar­zusu bedenden nefret etmek olan yoksulların kutsanıp kutsanmadığını! Başkalarını, bedenleri solucanlara yem olsun diye mezara götürenler ve gerçeği öğren-miyenler ne kötüdür! Gerçekten öylesine uzaktalar ki, büyük büyük evler yapıp, büyük akarlar satın alırlar ve böbürlene böbürlene ömür sürerek, ölmiyecekler gibi yaşarlar burada.»
25. Kişi bedeni nasıl hakir görmeli ve dünyada nasıl yaşamalı.
Sonra, (bunları) yazan dedi: «Ey muallim, sözle­rin doğru; bunun için biz peşinden gelmek uğruna her şeyden geçtik. Ama, bedenimizden nasıl nefret etme­miz gerektiğini bize söyle; çünkü, kişinin kendim öl­dürmesi meşru değil, yaşamak için de, bedene yiyece­ğini vermemiz gerekiyor.»
İsa cevap verdi: «Bedenini bir at gibi tut; o zaman güven içinde yaşarsın. Şöyle ki, bir ata yemek ölçüyle verilir ve ölçüsüz çalıştırılır, istediğiniz gibi yürüme­si için gemlenir, herhangi birini incitmesin diye bağ­lanır, kötü bir yerde tutulur ve itaat etmediği zaman dövülür;, ve sen de Barnabas, işte böyle ol ve o zaman daima Allah'la yaşarsın.
«Ve, benim sözlerime alınmayın, Davud peygam­ber de, itirafta bulunurken aynı şeyi yapmış ve (şöy­le) demişti: «Ben sizin önünüzde bir atım ve daima si­zinle beraberim.»
«Şimdi söyleyin bana, az ile yetinen mi daha yok­suldur, yoksa, çok şeyi arzulayan mı? Bakın, size di­yorum ki, dünyanm sağlam bir aklından başka hiç bir şeyi olmasa, kimse kendisi için bir şey biriktirmez, her şey ortak olurdu. Fakat, bu durumda onun deliliği bi­liniyor, ne kadar çok biriktirirse, o kadar çok arzu du­yuyor. Ve, biriktirdikçe biriktiriyor, çünkü, başkaları­nın bedeni rahatı aynı şekilde biriktirmeyi gerekli kı­lıyor. Bu bakımdan, bırakın, tek bir ip size yetsin, ke­senizi fırlatıp atın, hiç bir cüzdan taşımayın, ayağınız­da sandal olmasın; ve, «bize ne olacak» diye düşünme­yin, aksine, Allah'ın iradesini yerine getirme düşüncesi içinde olun; O, hiç bir eksiğiniz olmayacak şekilde ih­tiyaçlarınızı karşılayacaktır.
«Bakın, size söylüyorum, bu hayatta biriktirdikçe biriktirmek, öbüründe hiç bir şey bulamamanın kesin kanıtıdır. Kudüs'ü vatan edinen, Samiriye'de evler yap­maz, çünkü, bu şehirler arasında düşmanlık vardır. Anlıyorsunuz değil mi?»
«Evet» diye cevap verdi havariler.
26. Kişi Allah'ı nasıl sevmeli. Ve bu bölümde, İb­rahim'in babasıyla harika mücadelesi yer alıyor.
Sonra İsa dedi: «Seyahat etmekte olan bir adam vardı ve giderken, beş paraya satılacak olan bir tar­lada bir hazine buldu. Bunun üzerine hemen bu tar­layı satın almak için pelerinini sattı. İnanır mısınız buna?
«Havariler cevap verdiler: «Buna inanmayacak olan delidir.»
Bunun üzerine İsa dedi: «İçinde sevgi hazinesinin yattığı ruhunuzu satın almak için, duyularınızı Allah'a vermezseniz deli olursunuz; çünkü sevgi, hiç bir şeyle mukayese edilemez bir hazinedir. Allah'ı seven içindir Allah; ve kimin Allah'ı varsa her şeyi vardır.»
Petrus cevap verdi: *Ey Rab [46] kişi, gerçek bir sevgiyle Allah'ı nasıl sevmelidir? Siz bize söyleyin,»
Isa cevap verdi: «Bakın, size söylüyorum ki, kim, Allah sevgisi uğruna babasından ve annesinden ve kendi hayatından ve çocuklarından ve karısından nef­ret etmezse, böyle bir kişi, Allah tarafından sevilme­ğe değer bulunmaz.»
Petrus cevap verdi: «Ey Rab, Musa'nın kitabında­ki Allah'ın kanununda (şöyle) yazılıdır: «Babana çok saygı göster ki, yeryüzünde fazla yaşayabilesin.» Ve şöyle devam eder: «Babasına ve annesine itaat etme­yen oğula lanet olsun.» Bu balamdan Allah, böyle ita­atsiz bir oğulun, halkın gazabıyla şehir kapısı önün­de taşlanmasını emretmiştir. Böyleyken, şimdi siz bize nasıl baba ve anneden nefret etmeği emrediyorsunuz?» Isa cevap verdi:. «Benim'her sözüm doğrudur, çün­kü benim değil, beni îsrail kavmine gönderen Allah'ın sözüdür. Bu balomdan size diyorum ki, sahip olduğu­nuz ne varsa, hepsini size bahşeden Allah'tır; o halde, -hediye mi daha kıymetlidir, yoksa hediyeyi veren mi? Başka şeylerle birlikte, baban ve annen Allah'a hiz­mette önünde engel oluyorlarsa, bırak o 'düşmanları. Allah,   ibrahim'e   «Babanın ve yakınlarının   evinden uzaklaş,, sana ve soyuna verdiğim ülkeye gel ve yer­leş,» demedi mi? Allah bunu neden dedi; yalnızca, İb­rahim'in babası sahte tanrılar   yapıp tapınan bir put yapıcı olduğu için değil mi? Bu nedenle, aralarında, babanın oğlunu yakmayı isteyecek kadar   düşmanlık vardı.»
Petrus cevap verdi: «Dediklerin doğrudur; şimdi sizden, ibrahim'in babasıyla nasıl alay ettiğini bize an­latmanıza rica ediyorum.»
Isa cevap verdi: «ibrahim, Allah'ı aramağa başla­dığında yedi yaşındaydı. Bir gün babasına, «baba, in­sanı kim meydana getirdi?» diye sordu.
Aptal baba cevap verdi: «insan; ben seni meyda­na getirdim, beni de babam meydana getirdi.» .
İbrahim cevap verdi: «Öyle değil, baba; çünkü, ben yaşla bir adamın ağlanarak, «Ey Allah'ım, neden bana çocuk vermedin?» dediğini duydum.»
Babası cevapladı: «Doğrudur oğlum, Allah, insa­na insan meydana getirmesi için yardım eder, fakat, başka türlü müdahalesi olmaz; insanın sadece Allah'a dua etmesi ve O'na kuzu ve koyun vermesi gerekir, o zaman Allah da kendisine yardım eder.»
İbrahim cevap verdi: «Kaç tane Allah vardır, ba­ba?»
Yaşlı adam cevapladı: «Sonsuz sayıda, oğlum.»
Sonra İbrahim dedi: «Ey baba, eğer ben bir tan­rının dediklerini yapar ve diğeri de, kendisinin dedik­lerini yapmadığım için benim kötülüğümü isterse, o zaman ben ne yapacağım? Her ne durumda olursa ol­sun, aralarında anlaşmazhk çıkacak ve tanrılar bir­birleriyle savaşacaklardır. Ya, benim kötülüğümü is­teyen tanrı, benim kendi tanrımı öldürü ver irse, ben o zaman ne yapacağım? Belli ki, beni de öldürecek­tir o.»
Yaşlı adam gülerek cevap verdi: «Ey oğul, kork­ma, çünkü hiç bir tanrı, bir diğer tanrı üzerine savaş açmaz; mabette büyük tanrı Baal'ın yamsıra bin tanrı daha var; ve yetmiş şu yaşıma geldim, bir tanrının di­ğerine vurduğunu görmüş değilim. Hem, herkes aynı tannya ibadet etmez ki, biri birine, diğeri diğerine iba­det eder.»
İbrahim cevap verdi: «O zaman, aralarında barış var herhalde?»
Babası dedi: «Evet var.»
Ardından ibrahim dedi: «Ey baba, tanrılar neye benzerler?»
Yaşlı adam cevap verdi: «Budala, her gün bir tanrı yapıyor ve ekmek almak için başkalarına satıyorum; sen ise, halâ tanrıların neye benzediğini bilmiyorsun!» Osırada bir put yapmaktaydı. *Bu» dedi, «palmiye odu­nundan, şu zeytin ağacından, şu küçük olan ise fildi-şinden; bak, ne kadar da güzel! Canlıymış gibi görün­müyor mu? Mutlaka (görünüyor), sadece nefesi ek­sik!»
ibrahim cevap verdi: «Yani, tanrıların nefesi yok m.u, baba? Öyle de, nasıl nefes veriyorlar? Ve kendi­leri cansızken, nasıl can veriyorlar? Belli baba, bun­lar tanrı değil.»
Yaşk adam bu sözlere kızarak, (şöyle) dedi: «Eğer anlayacak yaşta olsaydın, kafam bu baltayla kırardım. Ama, rahat ol, çünkü anlayacağın yok!»
İbrahim cevap verdi: «Baba, eğer tanrılar insan­lara yardım ediyorsa, o zaman, nasıl olur da insan tan­rı yapabilir? Ve, eğer tanrılar odundansa, o zaman, odun yakmak büyük bir günahtır. Fakat, söyle bana baba, sen nasıl bu kadar çok tanrı yapmış bulunuyor--sun da, dünyanın en güçlü inşam olasın diye, pek çok çocuk meydana getirmen için neden tanrılar sana yar-dnn etmedi?»
Oğlunun konuştuklarını dinlerken, babanın sabn taşma noktasına gelmişti. Oğul (yine) devam etti: «Ba­ba, dünyada hiç insanın bulunmadığı zaman oldu mu?»
«Evet» diye cevap verdi yaşlı adam, «Neden soruyor­sun?»
«Çünkü» dedi ibrahim, «îlk tanrıyı kimin yaptığı­nı öğrenmek istiyorum da.»
«Şimdi evimden defol!» dedi yaşlı adam, «Beni bı­rak da, şu tanrıyı çabucak yapayım; ve bana bir şey söyleme; çünkü, acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil.»
îbrahim dedi: «Güzel bir tann gerçekten, onu is­tediğin gibi kesiyorsun da, kendisini korumuyor!»
Sonunda yaşlı adam kızarak dedi: «Bütün dünya onun bir tanrı olduğunu söylüyor, sen, deli herif ise, değil diyorsun. Tanrılarıma yemin ederim ki, bir adam olmuş olsaydın, seni öldürebilirdim!» Böyle deyip, yum­ruk ve tekmelerle ibrahim'e girişti ve onu evden ko­valadı.»
27. Bu bölümde, insandaki gülmenin ne kadar uy­gunsuz olduğu açıkça görülür: Ve, İbrahim'in feta-neti:
Havariler yaşlı adamın deliliğine güldüler ve ib­rahim'in fetanetine şaşıp kaldılar. Fakat, İsa onları susturarak, dedi: «Şu andaki gühne, gelecekteki ağ­lamanın bir habercisidir» diyen ve «Gülmenin olduğu yere gitmeyecek, fakat ağlanılan yerde oturacaksınız, çünkü, bu hayat acı ve ızdırap içinde geçer» şeklinde devam eden peygamberi unuttunuz.» Sonra, (şöyle) dedi İsa: «Musa'nın zamanında, Allah'ın Mısır'da pek çok kişiyi, başkalarına gülüp eğlendiklerinden dolayı, çirkin hayvanlar haline getirdiğini bilmiyor musunuz? Ne olursa olsun, sakın kimseye gülmeyin, çünkü, hiç kuşkusuz karşılığında ağlarsınız.»
Havariler cevap verdi:
gülmüştük.»
«Yaşlı adamın   deliliğine Bunun üzerin© Isa dedi: «Bakın, size diyorum ki, herkes kendi gibi olanı sever ve ondan zevk alır. Bu nedenle, eğer deli değilseniz, deliliğe gülmezsiniz.»
Cevap verdiler: «Allah bize merhamet etsin.»
İsa dedi: «Amin.»
Ardından Filipus dedi: «Ey Rab, nasıl oldu da, İb­rahim'in babası oğlunu yakmak istedi?»
Isa cevap verdi: «Bir gün, İbrahim oniki yaşınday­ken, babası kendisine dedi; «Yarın bütün tanrıların bayramıdır; bu nedenle, büyük mabede gidecek ve tanrım büyük Baal'e bir hediye götüreceğiz. Ve, sen de kendin için bir tanrı seçeceksin, çünkü, bir tanrı edinecek yaştasın artık.»
İbrahim kurnazca cevap verdi: *Hay hay, ey be­nim babam.» Ve, sabahleyin erkenden, herkesten önce mabede gittiler. Fakat, ibrahim eteğinin altında giz­lice bir balta taşıyordu. Gelip, mabede girdiler; kala­balık arttığından, İbrahim mabedin karanlık bir bö­lümünde bir putun arkasına gizlendi. Babası, mabed­den çıktığında, İbrahim'in kendinden önce eve gittiği­ne inanıyordu. Bu nedenle onu aramak için geride kal­madı.
«Herkes mabedden ayrılınca, din adamları mabüdi kapatıp gittiler. Sonra, İbrahim baltayı alarak, büyük put Baal'ın dışında bütün putların ayaklarını kesti. Eski ve parçalı olduklarından, düşüp parçalanan hey­kellerin meydana getirdiği harabeliğin ortasında ka­lan Baal'm ayaklarına baltayı koydu. Bundan soma mabedden çıkan ibrahim'i bir takım kimseler gördü­ler ve mabedden bir şeyler çaîmağa gitmiş olabileceği kuşkusuna kapıldılar. Önüne engel koyup, mabede vardılar ve tanrılarının parça parça edilmiş olduğunu görünce, yas ederek bağırdılar! «Çabuk gelin ey ahali, tanrılarımızı öldüreni öldürelim!» Birden, din adam­larıyla birlikte oraya onbin kişi üşüştü ve İbrahim'e, tanrılarını niye kırıp parçaladığım sordular.
İbrahim cevap verdi: «Aptalsınız siz! Bir insan tanrı mı öldürürmüş? Onları öldüren büyük tanrıdır. Ayaklarının yanındaki baltayı görmüyor musunuz? Belli ki, hiç arkadaş istemiyor.»
«Sonra, İbrahim'in babası geldi, oğlunun tanrıla­rına karşı söylediği sözleri düşünüyordu ve İbrahim'in putları parçaladığı baltayı tanıyarak, bağırdı: «Tanrı­larımızı öldürmüş olan bu hain benim oğlumdur, çün­kü, bu balta benimdir!» Ve, oğluyla aralarında olup geçen her şeyi oradakilere anlattı.
Hemen, bir odun toplayıp yığdılar; ibrahim'in el­lerini ve ayaklarını bağlayıp, odunların üzerine koy-' dular ve altmdaki odunları ateşlediler.
«Ama, hayır; Allah, melekleri aracılığıyla ateşe, kulu ibrahim'i yakmamasını emretti. Ateş şiddetle par­ladı ve ibrahim'i ölüme mahkûm edenlerden ikibin ki­şiyi yaktı, ibrahim Allah'ın meleği tarafından, kendini taşıyanı görmeyen babasının evinin yakınına götürü­lüp, serbest olduğunu gördü; ve böylece ölümden kur­tuldu.» [47]
Sonra, Fiüpus dedi: -Allah'ın kendisini sevenler üzerine rahmeti büyüktür. Anlat bize Rab, ibrahim Al­lah'ın bilgisine nasıl vardı?»
İsa cevap verdi: «İbrahim, babasının evine yakla­şınca, eve girmekten korktu; evden biraz uzağa gidip, bir palmiye ağacının altına oturdu ve burada kendi kendine dedi: «Hayat sahibi ve insandan daha güçlü bir tanrı var olmalı, çünkü, insanı o meydana getiri­yor ve insan, tanrı olmadan insan meydana getire­mez.» Sonra, çevresine yıldızlara, aya ve güneşe baktı ve onların tanrı olduklarını düşündü. Fakat, onların hareketlerinde değişken olduklarını görünce, (şöyle) dedi: «Bu tanrı hareket etmemeli ve bulutlar onu giz­lememeli; yoksa, insanlar hiç olacak.» [48] Bu şekilde kararsız dururken, «İbrahim» diye çağırıldığını işitti, çevresine bakındı ve dört bir yanda kimseyi göreme­yip, (şöyle) dedi: *Aclım İbrahim'le çağırıldığıma emi­nim, (ama)!.» Ardından, aynı şekilde iki defa daha «İbrahim» ismiyle çağırıldığını duydu.
Cevap verdi: «Beni kim çağırıyor?»
Sonra, şöyle dendiğini duydu: «Ben, Allah'ın me­leği Cebrail'im.»
Bunun üzerine, İbrahim korkuya kapıldı; fakat melek onu rahatlatarak, dedi: «Korkma, İbrahim, çün­kü, sen Allah'ın dostusun; bu nedenle, insanların tan­rılarını parçaladığın zaman, meleklerin ve peygamberlerin Tann'sını seçmiştin; öyle ki, adın hayat kitabın­da yazılıdır.»
Ardından, îbrahim dedi: *Ben meleklerin ve kut­sal peygamberlerin Tanrı'sma hizmet etmek için ne yapmalıyım?»
Melek cevap verdi: «Şu çeşmeye git ve yıkan, çün­kü Allah seninle konuşmayı irade ediyor.»
İbrahim cevap verdi: «Şimdi, nasıl yıkanmam ge­rekiyor?»
Bunun üzerine melek, güzel bir genç suretinde geldi, ona ve çeşmede yıkanıp, dedi: «Sen de, sırayla böyle yap, ey İbrahim.» İbrahim yıkanınca, melek de­di : «Şu dağa çık, çünkü, Allah seninle orada konuş­mayı irade eder.»
«Melek böyle deyince, İbrahim dağa çıktı ve diz­leri üstüne oturup, kendi kendine dedi: «Meleklerin Tanrısı benimle ne zaman konuşacak?»
Yumuşak bir sesle çağınîdığını duydu: «îbrahim!» îbrahim cevap verdi: «Beni kim çağırıyor?» Ses cevap verdi: «Ben senin tamınım ey İbrahim.» îbrahim korkuya kapılarak, yüzünü toprağa sür­dü ve dedi: «Toz ve kül olan senin kulun, seni nasıl duyabilir?»
Sonra, Allah dedi: «Korkma, kalk, ben seni kul­larım için seçtim ve seni kutsamak, seni büyük bir ümmet haline getirmek istiyorum. Bu nedenle, baba­nın ve yakınlarının evinden ayrıl ve sana ve soyuna vereceğim ülkeye -gelip, yerleş.»
ibrahim cevap verdi: .«Her istediğini yaparım, Rabb tun); fakat, başka bir tanrının beni incitmemesi için beni koru.»
Sonra, Allah şöyle konuştu: «Ben tek olan Tan-n'yım ve benden başka tann yoktur. Yıkan da benim,
yapan da; ben öldürürüm ve ben hayat veririm; Ce-hennem'e atarım, oradan çıkarırım da ve kimse be­nim elimden kurtulamaz.» Ardından, Allah ona sün­net ahdini verdi; ve, işte böyle babamız İbrahim Al­lah'ı tanıdı,»
Isa bunlan söyleyip, ellerini kaldırdı ve dedi: «Yü­celik, şan ve şeref sanadır, ey Allah. Sana olsun!»
. îsa, kavmimizin bir bayramı olan Gül Bayramı'na yakın Kudüs'e gitti. Yazıcılar Ferisî'ler bunu duyunca, onu konuşmasında yakalamak için müşavere ettiler. Bunun üzerine, ona bir fakih gelerek, dedi: «Mu­allim, sonsuz hayatı elde etmek için ne yapmalıyım?» İsa cevap verdi: «Kanunda ne şekilde yazılıdır?» Kışkırtıcı şöyle cevap verdi: «Allah'ın Rabb'ı ve komşunu sev. Allah'ı her şeyin üstünde, bütün kalbin­le ve düşüncenle, komşunu da kendin gibi seveceksin.» îsa cevap verdi: «Güzel cevapladın. Bu nedenle git ve böyle yap, derim, ve (o zaman) sonsuz hayata elde edersin.»
Adam dedi: «Benim komşum kimdir?» îsa, gözlerini kaldırarak, cevap verdi: «Bir adam Kudüs'ten çıkmış,   lanetle yeniden yapılan   bir şehre, Eriha'ya gidiyordu. Bu adanı yolda eşkıya tarafından
O Krş. Matta, 22: 34-40; Markos, 12: 28-34; Lnta, 10: 25 -37. Bunlardan İlk İkisinde, gelen fakihin İsa'ya «Şeriat'ta en büyük emir hangisidir?» diye sorduğu ve Hz. İsa'nın, burada t&-kinin söylediğini söylediği yazılıdır. Luka'da Banıabas'taki gibi, Hz. İsa'nın «Kanun'da (Şeriat'ta) ne yazılmıştır?» diye sorduğu ve cevabı fakihin verdiği şeklinde geçer. Aynca, olayın devamı da Barnabas'taki gibi yalnızca Luka'da vardır.
yakalandı, yaralandı ve soyuldu, bundan sonra, şaki­ler onu yarı Ölü bir durumda bırakarak çekip gittiler. Yolu bu yere düşen bir kâhin yaralı adamı görüp, se­lâm vermeden geçip gitti. Aynı şekilde, hiç bir şey de­meden bir Levili de geçip gitti. Aynı yere bir Sami-riyelinin yolu düştü; yaralı adamı görünce merhamet­le geldi ve atından inip, yaralı adamı yanma aldı ve yaralarını'şarapla yıkadı, üzerlerine merhem sürdü, yaralarını sarıp, rahatlattı ve kendi atına bindirdi. Sonra, akşamleyin hana vardıklarında, onu han sahi­bine emanet etti. Ertesi gün, uyandığında (han sahi­bine) şöyle dedi: «Bu adama bak, ne tutarsa sana öde­yeceğim.» Ve hasta adama han sahibi için dört altın vererek, (şöyle) dedi: «Geçmiş olsun, üzülme; ben he­men dönüp, seni kendi evime götüreceğim.»
«(Şimdi) söyle bana» dedi îsa, «bunlardan hangisi komşuydu?»
Fakih cevap verdi: «Merhamet gösteren.»
Ardından, Isa dedi: «Doğru cevap verdin; işte, sen de git ve böyle yap.»                           .
Fakih şaşırmış bir halde çekip gitti. .
Sonra, İsa'ya Ferisîler yaklaşarak dediler: «Mu­allim, Kayser'e vergi vermek caiz midir?» îsa, Yahu-da'ya dönerek, dedi: «Para yar mı yanında?» Ve, eli­ne bir kuruş alarak, Ferisîler'e döndü ve dedi; «Bu parada bir resim var; söyleyin bana, kimin resmidir o?»
Cevap verdiler: «Kayser'in.»
«Öyleyse verin» dedi İsa, Kayser'in olanı Kayser'e, Allah'ın olanı Allah'a verin.»
Şaşkınlık içinde çekip gittiler. [49]
Ve bak ki, bir yüzbaşı yaklaşıp, dedi: «Rab, oğlum hastadır; yaşlılığıma acı!»
îsa cevap verdi: «İsrail'in Allah'ı Rabb sana acır!»
Adam gidiyordu; Isa (ardından) seslendi: «Beni bekle, evine gelip, oğlun için dua edeceğim.»
Yüzbaşı cevap verdi: «Rab, sen, Allah'ın bir pey­gamberi evime gelecek kadar değerli biri değilim ben, oğlumun iyileşmesi için söylediğin söz yeter bana; çün­kü, senin Tanrın, meleğinin uykumda bana söylediği gibi, seni her hastalığın hekimi yapmıştır.»
Isa hayrete düştü ve kalabalığa dönerek, dedi: *Şu yabancıya bakın, onun imanı, İsrail kavminde gör­düğüm imanların hepsinden daha fazla.» Ve, yüzbaşı­ya dönerek, dedi: «Selâmetle git, çünkü Allah, sana verdiği büyük imandan dolayı oğluna sıhhat bahset­miştir.»
Yüzbaşı yoluna gitti ve yolda, oğlunun nasıl iyi­leştiğini bildiren hizmetçileriyle karşılaştı.
Adam karşılık verdi: «Hangi saatte ateş kendisini terketti?»
Dediler: «E>ün, altıncı saatte ateş kendisinden ay­rıldı.»
Adam, isa'nın, «israil'in Alah'ı Rabb sana acır» dediği zaman oğlunun sıhhatine kavuştuğunu anladı. Bunun üzerine, adam bizim Allah'ımıza inandı ve evi­ne girip, «Yalnızca İsrail'in Allah'ı, gerçek ve yaşayan Allah vardır» diyerek, bütün kendi tanrılarını parça parça etti. Bundan sonra da, dedi: «İsrail'in Allah'ına ibadet etmeyen kimse benim ekmeğimden yemiye-cek.» [50]
Kanunda uzmanlaşmış biri, İsa'yı, denemek için akşam yemeğine çağırdı. İsa havarileriyle birlikte gel­di; onu denemek için pek çok yazıcı da evde bekliyor­du. Havariler, ellerini yıkamadan sofraya oturdular. Yazıcılar, bunun üzerine İsa'ya seslendiler: «Neden havarilerin ekmek yemeden önce ellerini yıkamamak­la, büyüklerinin geleneklerine dikkat etmiyorlar?»
îsa cevap verdi: «Ve, ben size soruyorum, hangi nedenle, geleneklerinize dikkat etmek için Allah'ın hükmünü ortadan kaldırdınız?» Yoksul babaların oğul­larına, «Mabede vakıfta bulunun ve adak adayın» der­siniz. Ve, onlar da babalarına destek olmaları gere­ken az (buçuk varlıkların) ı mabede adarlar, ve baba­lan para almak istediklerinde, oğullar bağırır: «Bu para Allah'a adanmıştır»; böylece, babalar eziyet çe­ker. Ey sahte yazıcılar, Ferisiler, iki yüzlüler, Allah bu parayı kullanır mı? Kesinlikle hayır, çünkü O yemez. Kulu Davut Peygambere söylediği gibi: *Yani Ben, sı­ğırların etini yiyecek ve koyunların sütünü içecek mi­yim? Bana hamd kurbanı verin ve yeminlerinizi Bana edin (adaklarınızı benim adıma edin); çünkü, Ben acı­kacak olsam, sizden birşey istemem, görüyorsunuz ki her şey benim elimde, ve Cennetin bol (nimetleri) be­nim yanımda.» O Münafıklar! Siz bunu kesenizi dol­durmak için yaparsınız ve sedef otuyla naneye (bile) onda bir vergi korsunuz. Ah, siz zavallılar! Başkalarina en açık yolu gösterir, (ama) bu yoldan kendiniz gitmezsiniz. [51]
«Siz yazıcılar ve Ferisîler, başkalarının omuzları­na taşınamaz yükleri yükler, fakat kendiniz, bu esna­da tek parmağınızla olsun, onları kımıldatmak iste­mezsiniz. [52]
«Size söylüyorum, size, her şer dünyaya, sözde bü­yükler sebep gösterilerek girmiştir. Söyleyin bana, bü­yüklerin kullanmasıyla değil de, kim sokmuştur puta tapıcılığı dünyaya? Bir kral vardı, Baal adındaki ba­basını aşın derecede seven. Ve, babası ölünce, oğlu, kendini teselli etmek için, babasına benzeyen bir hey­kel yaptırıp, şehrin pazar yerine diktirtti. Ve, bu hey­kele onbeş gez [53] yaklaşanın güven içinde olacağı ve her ne olursa olsun, onun incitilmeyeceğine dair bir emir çıkardı. Bundan böyle bütün kötüler ve suçlular, oradan gördükleri yarar nedeniyle, heykele güller ve çiçekler sunmaya başladılar ve kısa bir zaman sonra, sunulan bu şeyler paraya ve yiyeceğe dönüştü. O ka­dar ki, onurlandırmak için ona tanrı dediler. Adetten kanuna dönüşen şu şeye bakın, o kadar ki, Baal putu dünyanın her tarafına yayıldı; ve Allah buna ne ka­dar üzüldüğünü peygamber îsaya'ya bildirdi: «Ger­çekten benim kullarım bana boşuna tapmıyor, çünkü onlar, kulum Musa aracılığıyla kendilerine verilen be­nim kanunumu hükümsüz kılıp, büyüklerinin gelenek­lerine uymaktadırlar.» [54]
«Size diyorum, temiz olmayan ellerle ekmek ye­mek, bir insanı kirletmez, çünkü, insanın içine giren insanı kirletmez, insanı ihsandan çıkan şeyler kirle­tir.. [55]
Bunun üzerine, yazıcılardan biri dedi: «Eğer ben domuz eti veya bir başka temiz olmayan et yersem, be­nim vicdanımı kirletmezler mi?»
îsa cevap verdi: «İtaatsizlik insanın içine girmez, insandan, kalbinden dışarı çıkar; ve bu nedenle, ya­saklanmış yemeği yerse, kirlenmiş olur.»
Ardından, fakihîerden biri dedi: «Muallim sanki îsrail kavminin putları varmış gibi, verdin puta-tapı-cıhk aleyhinde konuştun, ve bize haksızlık etmiş ol­dun.»
İsa cevap verdi: «Bugün îsrail halkmda odundan heykeller olmadığını ben de pek ala biliyorum; fakat, etten heykeller var.»
Bütün yazıcılar buna kızarak cevap verdi : «O hal­de, biz de puta tapıcılardan(mı) oluyoruz?»
İsa cevapladı: «Size diyorum ki, hükümde, «tapı­nacaksınız» demiyor, «Allah'ınız Rabb(ı) bütün ruhu­nuzla, bütün kalbinizle ve bütün düşüncenizle seve­ceksiniz» diyor. Doğru değil mi bu?»
«Doğru» dediler hepsi birden.
Sonra, îsa dedi: «Şüpheniz olmasın ki, kişinin se­veceği ve uğruna her şeyden geçeceği tek şey Allah'-dır. Ve, bundandır ki, zanînin hayalinde zina, pis bogaz ve sarhoşun hayalinde Jıendi bedenî ve dünya-pe-restin hayalinde altın ve gümüş ve bunun gibi, her bir diğer günahkârın hayalinde kendi günah düşüncesi yatar.»
Ardından, kendini davet etmiş olan dedi: «Mual­lim, en büyük günah nedir?»
İsa cevap verdi: «Bir evi, en kötü şekilde harabe haline getiren nedir?»
Herkes sustu ve İsa parmağıyla temele işaret ede­rek, dedi: «Eğer yıkıma temel yol açarsa, bu durumda evi yeniden yapmak gerekir; fakat, her bir bölüm yı­kıma yol açarsa, o zaman onarmak imkansızlaşır. İş­te, size diyorum ki, puta-tapıcüık en büyük günahtır. Çünkü, kişiyi tümüyle inançtan ve sonunda Allah'tan yoksun hale getirir; böylece, kişide hiç bir manevî duy­gu görülemez olur. Bunun dışında her günah, merha­met olunma ümidi bırakabilir insanda; ve, bundan.do­layı diyorum ki, puta-tapıcüık en büyük günahtır.»
Herkes, İsa'nın sözlerine şaşakaldı, çünkü, hiç bir şekilde karşı çıkamıyacaklarmı anlamışlardı.
Sonra İsa devam etti: «Allah'ın sözlerini ve Musa ile Yuşa'nm kanunda neler yazdıklarını hatırlayın, o zaman, bu günahın ne kadar ağır olduğunu görecek­siniz. Allah, İsrail kavmine (şöyle) demişti: «Gökte olanlardan ve göğün altında olan şeylerden kendini­ze putlar yapmayacaksınız, yerin üstünde olan şeyler­den ve yerin altmdakilerden de yapmayacaksınız; su­yun üstünde olanlardan ve suyun altındaki şeylerden de yapmayacaksınız. Çünkü, sizin Tanrınız benim, güç­lü ve kıskancım, bu günahın öcünü babalardan ve dör­düncü batma varıncaya kadar çocuklarından bile alı­rım.» Kavminiz buzağıyı yaptığı ve ona tapındığı za­man, Yuşa ve Levi kabilesinin kılıcı çekip, Allah'tan merhamet dilenmeyenlerden yüzyirmidörtbin kişiyi nasıl öldürdüğünü hatırlayın. Ah, puta tapıcüar -üze­rine Allah'ın korkunç, ne korkunç cezası!»
Kapıda, sağ eli, kullanılamayacak biçimde büzül­müş biri dikildi. Bunun üzerine, İsa kalbini Allah'a ve­rerek dua etti ve ardından dedi: «Sözlerimin doğru ol­duğunu öğrenmen için diyorum ki: Allah'ın adıyla, ey adam, sakat olan elini aç ve uzat!» Adam, elini, sanki hiç sakatlık görmemiş gibi tümüyle açtı. [56]
Sonra, Allah korkusuyla yemeğe başladılar. Ve, bir miktar yedikten sonra, İsa yine dedi: «Bakın, size söylüyorum; bir şehri yakmak, orada kötü bir adet bırakmaktan daha iyidir. Çünkü, böyle bir şey olur­sa, Allah, Jtötülükleri yok edici, kılıcı ellerine teslim et­tiği yeryüzünün hükümdarlarına ve krallarına gazap eder.»
Ardm;dan îsa dedi: «Bir yere çağırıldığınızda, en yüksek yerde oturmamak aklınızda olsun ki, ev sahi­binin daha büyük bir dostu geldiğinde size, «Kalk ve aşağı otur!» deyip utandırmasın. Bunun yerine, gidip, en altta, oturun ki, sizi davet eden gelip, «Kalk arka­daş, gel şuraya, yukarı otur!» desin. Böyle,-büyük onur kazanırsın; çünkü, kendini yükselten kim olursa olsun, alçaltılar ve kendini alçaltan da, yükseltilir.
•Bakıa, size söylüyorum, şeytan başka bir güna­hından dolayı değil, gururu yüzünden lanete uğradı. İşaya Peygamber de onu şu sözleriyle azarlar: «Me­leklerin güzeli olup, şafak gibi parlarken, nasıl oldu da gökten atıldın, ey îblis? Seni yere gönderen, guru­rundan başkası değildir!»
«Bakın, size söylüyorum, eğer insan acınacak hal­lerini bilse, burada, yerde daima ağlar ve kendisini en düşük, her şeyin gerisinde görür. İlk insanı karısıyla birlikte, Allah'tan merhamet dilenerek, yüz yıl durup dinlenmeden ağlatan başka bir neden yoktu. Çünkü, gururları yüzünden nereye düştüklerini gerçekten bi­liyorlardı.»
Isa bunları deyip, Allah'a şükretti; ve o gün, gös­terdiği mucizelerle birlikte, İsa'nın ne yüce sözler söy­lediği Kudüs'ün her tarafmda öylesine yayıldı ki, halk kutsal adım teşbih ederek, Allah'a şükretti.
Fakat, O'nun büyüklerin gelenekleri aleyhinde ko­nuştuğunu anlayan yazıcılar ve kâhinler daha büyük bir kinle yenip tutuştular. Ve, Firavun gibi kalplerini sertleştirdiler; bu nedenle, O'nu öldürmek için fırsat aradüarsa da bulamadılar.
Isa Kudüs'ten ayrılıp, Erden'in ötesindeki çöle git­ti; ve çevresinde oturan havarileri İsa'ya dedi: «Ey muallim, bize Şeytan'ın nasıl gurura kapıldığını an­lat, çünkü, biz onun itaatsizliği dolayısıyla düştüğü­nü ve inşam daima kötülüğe ittiğini anlamış bulunu­yoruz.»
îsa cevap verdi: «Allah, bir yeryüzü kütlesi yara­tıp, başka bir şey yapmadan onu yirmi beş bin yıl bek-; letince, meleklerin başı ve bir hoca olan şeytan sahip olduğu büyük anlayışla, bu yer yüzü kütlesinin Tan-nsı'nın, peygamberlikle işaretlenmiş yüz kırk dört bin (insan) ve ruhunu öteki her şeyden altmış bin yıl ön­ce yaratmış olduğu Allah'ın Elçisi (ni yeryüzüne) ge­tireceğini biliyordu. Bu. nedenle kızıp, «Balan, bir gün Allah bu yeryüzüne bizim saygı göstermemizi irade edecek. Bu bakımdan, bizim ruh olduğumuzu ve dola­yısıyla böyle bir şeyin uygun olmayacağını düşünün» diyerek melekleri kışkırttı.
«Bu şekilde, pek çoğu Allah'ı bıraktı, Bunun üze­rine, bütün meleklerin toplandığı bir gün Allah dedi: «Beni Rabb kabul eden her biriniz, hemen bu yeryüzü­ne saygı göstersin.»
«Allah'ı sevenler baş eğdiler, fakat Şeytan, kendi düşüncesinde olanlarla birlikte dedi: «Ey Rabb; biz ru­huz, ve bu nedenle, bizim bu çamura saygı gösterme­miz adilâne (hak) değildir.» Şeytan böyle deyince, çir­kin ve korkunç görünüşlü oldu, ve ardından gidenler de çirkinleşti; isyanlarından dolayı, Allah kendilerin­den yaratırken verdiği güzelliği çekip aldı. Bunun üze­rine, kutsal melekler başlarını kaldırınca, Şeytan'ın ve takipçilerinin ne korkunç birer canavar olduklarını görüp, korkuyla yüzlerini yere attılar.
«Sonra Şeytan dedi: «Ey Rabb, beni haksız olarak çirkinleştirdin, ama ben buna razıyım, çünkü, ben se­nin yapacağın her şeyi hükümsüz kılmak istiyorum.» Ve, diğer şeytanlar da dediler: «O'na Rabb deme ey İblis, çünkü Rabb sensin.»           
«Bundan sonra Allah, Şeytan'ın peşinden gidenle­re dedi: *Tevbe edin ve beni Rabb (iniz), Yaratıcınız olarak tanıyın.»
Cevap verdiler: «Biz Sana saygı gösterdiğimiz için tevbe ediyoruz, çünkü sen adil değilsin; ama şeytan adil ve suçsuzdu ve bizim Rabb (imizdir.)
Buna karşı Allah dedi: «Ayrılan benden ey lânet­liler, artık sizin üzerinize hiç rahmetim, yok.» [57]
«Ve, ayrılırken şeytan yeryüzü kütlesine tükürdü ve bu tükrüğü melek Cebrail bir kısım toprakla bir­likte kaldırdı ve işte bundan insanın karnındaki gö­beği meydana geldi.»
Havariler, meleklerin baş kaldırışına şaşıp kaldı­lar.
Sonra Isa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, iba­det etmeyen Seylan'dan daha kötüdür ve daha büyük eziyet çekecektir. Çünkü, Şeytan'ın önünde kovulma­dan önce hiç bir korkma örneği yoktu ve Allah onu tevbeye çağıracak hiç bir peygamber de göndermiş de­ğildi; ve insan —şimdi, Allah böyle dediği için, ben­den sonra gelecek ve belki de benim yolunu hazırla­dığım Allah'ın Elçisi dışında bütün peygamberler gel­miş bulunuyor.— ve insan, diyorum ki, Allah'ın ada­letinin sonsuz örneklerini görmüş olmasına rağmen, hiç Allah yokmuş gibi korkusuz, keyfince yaşar. Da-vud Peygamber'in şu sözü (ne güzel örnek) : «Aptal olan içinden 'Allah yoktur' der. Bu nedenle o sefil ve iğrençtir, hiç bir iyiliği yoktur.»
«Durmadan ibadet edin ey havarilerim ki, kaza­nanınız. Çünkü, arayan bulur, kendine açana (kapı) açılır ve isteyen alır. Ve ibadetinize çok konuşmağa bakmayın, çünkü Allah, Süleyman'a, «Ey kulum, ba­na kalbini ver» dediği gibi, kalplere bakar. Bakın, size söylüyorum, münafıklar, halk kendilerini görsün ve veli sansın diye şehrin her yanında ibadet üstüne ibadet ederler; fakat kalbleri kötülük doludur; bu ne­denle de, içlerinde olan dillerinde değildir. İbadetinizi, Allah'ın kabul etmesini istiyorsamz (kalpten) yapma­nız gerekir. Şimdi söyleyin bana: İlk önce, kime gide­ceğine ve ne yapacağına karar vermiş olandan başka kim gidip, Romalı valiyle veya Hirodes'le konuşur? Emin olun ki, hiç kimse ve eğer insan insanla konuş­mak için böyle davranırsa, Allah'la konuşmak, kendi­sine verdiği her şey için şükredip, günahları için mer­hamet istediğinde ne yapmalıdır?
«Size söylüyorum ki, pek az kişi gerçekten ibadet eder ve bu nedenle şeytan diğerleri üzerinde güç sa­hibidir. Çünkü Allah, kendisini dudaklarıyla yücelten­leri istemez; mabette dudaklarıyla merhamet isterken, kalplerinden adalet diye haykıranları (istemez). İşaya peygambere dediği gibi: «Beni gücendiren şu insan­ları benden uzaklaştır, çünkü onlar dudaklarıyla beni yüceltir, ama kalpleri benden uzaktır.» Bakm, diyorum ki, düşünmeden kayıtsızca ibadet etmeğe kalkan Al­lah'la alay eder.
Şimdi, kim sırtım dönerek Hirodes'le konuşmaya gider ve onun önünde, ölesiye nefret ettiği vali Pila-tus'u övebilir? Kuşkusuz, hiç kimse. Hiç hazırlıksız ibadet etmeğe kalkanın hali de bundan hiç aşağı de­ğildir: Sırtım Allah'a döner ve yüzünü Şeytan'a vere­rek, onu över de över. Çünkü, kalbinde kötülük aşkı yatar ve bundan tevbe de etmez.
«Eğer, sizi inciten biri, dudaklarıyla «bağışlayın» derken, elleriyle size bir yumruk atarsa, onu nasıl ba­ğışlayabilirsiniz? İşte böyle de, dudaklarıyla «Rabb, bize merhamet et» derken,   kalblerinde kötülük aşkı taşıyanlara ve yeni yeni günahlar işlemeği düşünen­lere Allah merhamet mi edecek?» [58]
Havariler, İsa'nın sözleri üzerine ağlayarak, ona yalvardılar: «Rab, bize dua etmeği öğret.»
İsa cevap verdi: «Romalı vali sizi öldürmek niye­tiyle yakalarsa, ne yaparsınız düşünün de, duaya kalk­tığınızda aynen böyle davranın. Ve, sözleriniz şöyle olsun: «Ey Allah'ımız Rabb, kutsal ismin yücelsin; me-lekûtun gelsin; iraden her zaman yerine gelsin; gök­te yerine geldiği gibi, yerde de gelsin; bize her gün için ekmek (rızık) ver; bize karşı suç işleyenleri bağışladı­ğımız gibi, sen de günahlarımızı bize bağışla ve bizi iğvalara kapılıp azap çektirme; bizi her serden koru, çünkü yalnızca Sen, ebede kadar izzet, azamet ve kud­ret sahibi, bizim Allah'ımızsın.» [59]
Sonra, Yuhanna cevap verdi: «Muallim, Allah'ın Musa aracılığıyla emrettiği şekilde biz de yıkanalım.»
İsa dedi: «Benim kanunu ve peygamberleri yok etmek için geldiğimi mi sanıyorsunuz? Bakın, size di­yorum ki, Allah'ın varlığına inandığınız gibi inanın, ben bunları yıkmak için değil, gözetmek için geldim. Çünkü, her peygamber, Allah'ın kanununu ve Allah'ın diğer peygamberler aracılığıyla söylemiş olduğu her şeyi gözetmiştir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah vardır ve diridir ki, en küçük bir hükmü yerine getirmeyen.kinı olursa olsun, Allah'ı razı etmek şöyle dur­sun, O'nun melekûtunda en küçük bir şey olur. Çün­kü, orada hiç bir payı yoktur. Hattâ, size söylüyorum ki, Allah'm kanununun tek bir hecesi, en ağır günahı göze almadan çiğnenemez. [60] Fakat ben, Allah'ın İşa-ya peygamber aracılığıyla bildirdiği şu sözlere uyma­nızın gerekli olduğunu aklınıza havale ediyorum : «Yı­kan ve temiz ol, düşüncelerini benim gözlerimden uzak­laştır.»
«Bakın, size söylüyorum ki, kalbi kötülükleri se­ven inşam deniz der) in tüm suyu yıkamayacaktır. Ve, yine size söylüyorum ki, yıkanmayan kimse ibadetiyle Allah'ı razı etmek şöyle dursun, ruhuna puta-tapıcıh-ğa benzer günah yükleyecektir.»
-Bana gerçekten inanın; eğer insan Allah'a gerek­tiği gibi ibadet edecek olsa, istediği her şeyi elde eder. İbadetiyle Mısır'a gazap eden (kamçı vuran) Allah'ın kulu Musa'yı hatırlayın; Kızıl Deniz'i yardı da, Fira­vun ve ordusu orada boğuldu.- Güneşi durduran Yu-şa'yı hatırlayın, sayısız Filistin askerini korkudan tit-retmişti; gökten ateş yağdıran îlya'yı, ölü bir adamı (mezarından) kaldıran Elişa'yı ve ibadet ve dua ile is­tedikleri her şeyi elde eden daha başka pek çok kut­sal peygamberleri hatırlayın. Fakat, bunlar kendi ki­şisel amaçları için değil, yalnız Allah ve Allah'ın şanı için çalıştılar.»
Sonra Yuhanna dedi: «Güzel konuştun ey mual­lim, fakat insan gururuyla nasıl günah işledi, tam bi1 lemiyoruz.»
İsa cevapladı: «Allah Şeytan'ı kovup, melek Ceb­rail de Şeytan'ın tükürdüğü yeryüzü kütlesini temiz­leyince, Allah yaşayan her şeyi, hem uçan ve hem yü­rüyen ve hem de yüzen hayvanları yarattı ve dünya­yı içinde bulunan her şeyle süsledi. Birgün Şeytan cen­netin kapılarına yaklaşıp, otlayan atları gördü ve on­lara, eğer yeryüzü kütlesi bir ruh olacak olursa, ken­dilerine eziyet verici bir iş düşeceğini bildirdi; bu ne­denle de, bu yeryüzü parçasının hiçbir şeye yarama­yacak şekilde çiğnemeleri faydalarına olacaktı. Atlar ayaklandılar ve hemen zambaklarla güller arasında uzanan o yeryüzü parçasını çiğnemeğe giriştiler. Bu­nun üzerine Allah, Cebrail'in kütle üzerinden almış olduğu Şeytan'm tükrüğünün bulunduğu kirli yeryü­zü parçasına ruh verdi; ve havlayan köpekler ortaya çıkınca korkuya kapılan atlar kaçtılar. Bundan sonra Allah, tüm kutsal melekler «Senin kutsal admı teşbih ederiz ey Rabb (muz) Allah» diye söyleşirken, insana ruhunu verdi.
«Ayağı üstüne kalkan Adem, havada güneş gibi parlayan bir yazı gördü: «Allah'tan başka ilâh yok­tur ve Muhammed Allah'ın Rasulû'dür.» [61] Bunun üzerine Adem ağzını açarak, dedi: «Şükür sana ey Al-lahım Rabb, bana hayat nimeti verdin; fakat (senden) bana söylemeni diliyorum: Bu, «Muhammed Allah'ın elçisidir» sözlerinin mesajı ne anlama geliyor? Benden önce (yaratılmış) başka insanlar mı vardı?»
«Bundan sonra Allah dedi: «Tabii, ey kulum Adem. Sana diyorum ki: îlk yarattığım insan sensin. Ve se­nin görmüş olduğun, yıllar sonra dünyaya gelecek, benim rasulûm olacak ve her şeyi kendisi için yarat-tığım oğlundur. [62] Geldiği zaman dünyaya ışık vere­cektir; ruhu, ben herhangi bir şey yaratmadan altmış-bin yıl önce semavî bir nur içine konmuştur.» [63]
Adem Allah'a şöyle yalvardı: «Rabb(im), bu ya­zıyı el parmaklarımın tırnakları üzerinde bana bah­şet.» Sonra Allah, ilk insana baş parmakları üzerin­de bu yazıyı verdi. Sağ elin baş parmak tırnağı üze­rinde, «Allah'tan başka ilâh yoktur*, sol elin baş par­mak tırnağı üzerinde de, «Muhammed Allah'ın Rasu­lû'dür.» Sonra, babaca bir sevgiyle ilk insan bu söz­leri öptü ve gözlerini ovarak dedi: «Senin dünyaya geleceğin gün mübarek olsun.»
Allah insanı yalnız görünce dedi: «Onun yalnız kalması iyi değildir.» Bu nedenle onu uyuttu ve kal­binin yakınından bir kaburga kemiği alarak, yerini etle doldurdu. Bu kaburga kemiğinden Havva'yı ya­ratıp, onu Adem'e eş olarak verdi. Bu ikisini Cennetin efendileri olarak yerleştirdi. Ve kendilerine (şöyle) dedi: «Bakın, size yemek için her meyveyi veriyorum, yalnız elmalar ve mısır hariç»; ve bunlarla ilgili ola­rak dedi: «Ne olursa olsun, bu meyvelerden yememe­ğe dikkat edin, yerseniz kirlenirsiniz ve Öyle ki, sizi burada tutarak azap etmem; buradan sürer çıkarının ve büyük eziyetler çekersiniz.»
Bunları öğrenen Şeytan, kızgınlığından deli oldu Ve Cennet'in kapısına yaklaştı. Orada, deve gibi ayak­lan ve her yanında bir ustura gibi kesilmiş ayak t±r-naklan olan korkunç bir yılan nöbet bekliyordu. Düş­man ona dedi: ««Bi zahmet et, beni Cennet'e" koyu­ver!»               
Yılan cevap verdi: «Allah bana seni çıkarmamı emretmişken, ben nasıl seni içeri almak zahmetine katlanırım?»
Şeytan karşılık verdi: «Allah'ın seni ne kadar çok sevdiğini görüyorsun, ki seni insan denilen bir okka çamurun başında nöbet tutman için Cennet'in dışma koydu. Bu bakımdan, eğer beni Cennet'e alırsan, seni öyle korkunç yaparım ki, herkes senden kaçar ve ar­zu ettiğin yerde gider kalırsın.»
Sonra yılan dedi: «Seni içeri nasıl koyacağım ben?»
Şeytan dedi: «Sen büyüksün; ağzım,aç, ben kar­nına gireceğim ve sen Cennet'e girince, şu sıralarda yer üzerinde yürümekte olan iki okka çamurun ya­nında beni bırakacaksın.»
Sonra, yılan böyle yaptı ve Şeytan'ı kocası Adem uyumakta olduğundan Havva'nın yanında bıraktı. Şey­tan, güzel bir melek gibi kadının önünde durdu ve ona dedi: «Neden şu elmalardan ve mısırdan yemiyor­sunuz?»
Havva cevap verdi: «Rabb(ımız) bize, bunlardan yersek kirleneceğimizi ve kendisinin de bizi Cennet'-ten çıkaracağını söyledi.»
Şeytan karşılık verdi: «O, gerçeği söylemez. Al­lah'ın kötü ve kıskanç olduğunu, bu nedenle de hiç bir dengine katlanamayıp, herkesi köle tuttuğunu bil­melisiniz ve kendisine eşit olmayasınız diye size böyle demiştir. [64] Fakat, sen ve yoldaşın benim tavsiyeme göre hareket ederseniz, diğerlerinden olduğu gibi şu meyvelerden de yiyecek ve başkalarına tabî olarak kalmayıp, Allah gibi iyi ve kötüyü bilecek ve istediği­nizi yapacaksınız. Çünkü, Allah'a denk olacaksınız.» Sonra, Havva o (meyve) lerden alıp yedi ve kocası uyandığında, Şeytan'm tüm dediklerini ona anlattı ve o da karısının sunduğu (meyve) leri alıp yedi. Bunun üzerine, yenilenler aşağı doğru inerken Allah'ın söz­lerini hatırladı; bu sebepten, yemeği durdurmak iste­ğiyle elini, her insanın işareti.bulunan boğazına gö­türdü.»
Sonra, her ikisi de çıplak olduklarını anladılar; do­layısıyla utanıp, incir yaprakları alarak gizli yerleri için bir elbise yaptılar. Öğle vakti geçince, bak ki, Al­lah kendilerine göründü ve Adem'e seslenip dedi: *Adem, neredesin?»
O cevap verdi: «Rabb(ım), huzurundan kendimi gizliyorum, çünkü,, ben ve karım çıplağız. Bu nedenle de, senin huzurunda bulunmaktan utanıyoruz.»
Sonra AEah dedi: «Yediğiniz takdirde kirlenece^ giniz ve cennette daha fazla kalamayacağınız mey­veyi yemedikçe, sizi kim masumluğunuzdan soyup çı­karmıştır ki?»
Adem cevap verdi: «Ey Rabb(ım), bana vermiş ol­duğun eş (zevce) yemem için yalvardı, ben de ondan yedim.»
Sonra Allah kadına dedi: «Neden dolayı böyle (bir) yemeği kocana verdin?»
Havva cevap verdi: «Şeytan beni aldattr ve ben <3e yedim.»
«Ama, bu mel'un nasıl girdi buraya?» dedi Allah.
Havva cevap verdi: «Kuzey kapıda duran bir yı­lan onu benim yanıma getirdi.»
Sonra Allah Adem'e dedi: «Madem ki sen karının sözünü dinledin ve meyveyi yedin, yeryüzü senin iş­lerinle lanetlensin, belâ bulsun; senin için iğnelikler ve dikenler bitirecektir o; ve yüzünün teriyle ekmek yiyeceksin. Ve toprak olduğunu hatırla ve yine top­rağa döneceksin.» [65]
Ve Havva'ya da şöyle konuştu: «Ve Şeytan'a ku­lak asıp, kocana yemeği veren sen, seni köle tutacak olan erkeğin egemenliği altmda yaşayacak ve doğum çekip, çocuklar dünyaya getireceksin.»
Ve yılanı da çağıran Allah, Allah'ın kılıcını tutan meiek Mikâil'e seslenip dedi: «Önce Cennet'ten bu kö­tü yılanı çıkar ve dışarıda bacaklarını kes; ki yürü­mek isterse, yerde vücudunu sürüsün.» Ardından Al­lah, gülerek gelen Şeytan'a seslendi ve ona dedi: «Ma­dem sen meî'un, bunları aldattın ve kendilerini kir­lettin, öyle ise ben de diliyorum ki, onların ve bana ger­çekten tevbe edip kulluk yapacak çocuklarının tüm kirlilikleri bedenlerinden çıktıkta .senin ağzından gir­sin ve böylece sen kirliliklerle doyasın.»
Şeytan sonra korkunç bir şekilde kükredi ve de­di : «Madem sen benim daha da kötü olmamı dilersin, ben de o zaman, elimden geleni arkama koymayaca­ğım.»
Sonra Allah dedi: «Defol mel'un, benim huzurum­dan!» Sonra Şeytan gitti; bunun üzerine Allah ağlamakta olan Adem'le Havva'ya dedi: «Siz de Cennet'­ten çıkın ve cezanızı çekin ve ümidiniz de yok olma­sın, çünkü ben, soyun Şeytan'ın egemenliğini insan cinsinin üzerinden kaldıracak şekilde oğlunu gönde­receğim. Çünkü o gelecek olan, kendisine her şeyi ve­receğim benim elçimdir.»
Allah gizlendi ve Melek Mikâil onlan Cennet'ten çıkardı. Bunun üzerine Adem, çevresine bakmarak ka­pının üstünde yazılı olan «Allah'tan başka ilâh yok­tur ve Muhammed Allah'ın elçisidir» sözünü gördü. Bu nedenle, ağlayarak dedi: «Allah'ı razı edici olsun ki ey oğlum, çabucak gelesin ve bizi perişanlıktan kur-tarasın.»
Sonra bu konuşmanın ardından havariler ağladı­lar ve Isa da ağlıyordu. O sırada onu bulmağa gelen pek çok kişi gördüler; kâhinler onu konuşurken ya­kalamak için aralarında müşavere yapmış ve* bu ne­denle de, Levililerle yazıcıların bazılarım ona, «sen kimsin?» diye sormağa göndermişlerdi.
Isa itirafta bulunup, gerçeği söyledi: «Ben mesih değilim.»
Dediler: «îlya mısın? Yeremya mısın, yoksa eski peygamberlerden biri misin?»
Isa cevap verdi: «Hayır.»
Sonra dediler: «Kimsin sen? Bizi yollayanlara doğru şahitlikte bulunabilmemiz için bize söyle.»
Sonra Isa dedi: «Ben bütün Yahudiye'de haykıran ve îşaya'da da yazılı olduğu gibi, «Rabb (in) Elçisi için yol açın» diye haykıran sesim.» [66]
Dediler: «Eğer sen Mesih veya îlya veyahut da herhangi bir peygamber değilsen, neden yeni akide vaz'eder ve kendini Mesih'ten daha çok saydırırsın?»
tsa cevap verdi: «Allah'ın benim elimde meydana getirdiği mucizeler, benim Allah'ın dilediği şeyleri ko­nuştuğumu gösteriyor, ben, hiç bir zaman, sözünü et­tiğiniz kişiden kendimi daha çok saydırmıyorum da Çünkü ben, sizin «Mesih» dediğiniz, benden önce ya­ratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı (dini) son bulmasın diye gerçeğin sözlerini getirecek olan Al­lah'ın Elçisi'nin ayakkabılarının iplerini veya çorapla­rının bağlarını çözecek değerde değilim.» [67]
Levililer şaşkınlık içinde ayrılıp gittiler ve ileri ge­len kâhinlere her şeyi anlattılar da, (bunlar) dediler: «Onun sırtında her şeyi kendine anlatan cini var»
Sonra îsa havarilere dedi: «Bakın, size diyorum, reisler ve halkımızın büyükleri bana karşı fırsat kol­luyorlar.»
Soiîra Petrus dedi: «Öyleyse, bir daha Kudüs'e git­meyin.»
Bunun üzerine îsa ona dedi: «Sen budalasın ve ne söylediğini bilmiyorsun. Pek çok eziyetler çekmem gerek, çünkü, bütün peygamberler ve Allah'ın kutsal (kullar) ı çekmişlerdir. Ama korkmayın, bizimle bir­likte olanlar da vardır, bize karşı olanlar da.»
Ve İsa böyle deyip ayrılarak Tabur dağına gitti ve oraya yanında Petrus, Yakub ve kardeşi Yuhan-na'yla bunu yazan da çıktı. Bunun üzerine üstünde büyük bir nur parladı, elbiseleri beyaz kar gibi oldu ve yüce güneş gibi ışıldadı ve bir de ne görelim! Ora­ya cinsimiz ve kutsal şehir üzerine gelmesi gereken tüm şeylerle ilgili olarak îsa ile konuşan Musa ve llya gelmesinler mi?
Petrus şöyle konuştu: «Rab, burada bulunmakla iyi ettik. Bu bakımdan, eğer dilerseniz, burada biri si­zin için, biri Musa ve diğeri de îlya için üç çardak ku­ralım. Ve, o konuşurken, beyaz bir buîut üzerlerini örttü ve «Kendinden çok hoşnut olduğum kuluma ba­kın; onu dinleyin» diyen bir ses duydular.
Havariler korkuya kapılarak, ölü (gibi) yüz üstü yere düştüler. îsa geldi ve havarilerini kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü Allah sizi seviyor ve benim söz­lerime inanmanız için böyle yapmıştır.» [68]
İsa, aşağıda kendisini bekleyen sekiz havarisinin yanlarına vardı ve dört tanesi bu sekiz taneye bütün gördüklerini anlattılar; o gün hepsinin kalbinden îsa ile ilgili tüm kuşkular silindi, yalnız hiç bir şeye inan­mayan Yehuda îskariyot hariç. îsa, dağın eteğinde bir yere oturdu ve ekmekleri olmadığından, hepsi dağ meyveleri yediler.
Sonra Andreas dedi: «Bize Mesih hakkında çok şeyler söylediniz, bu nedenle, lütfen bize heı şeyi açıkça anlatın.» Ve aynı şekilde diğer havariler de kendi­sine rica ettiler.
Bunun üzerine İsa dedi: «Çalışan herkes, tatmin olacağı bir gaye için çakşır. Bu bakımdan size söylü­yorum ki, Allah, kendinde hiç bir noksanlık olmadığı için tatmin olma ihtiyacı duymaz. Zaten O'nun ken­dinde kemal vardır. Ve işte, çalışmak dileğiyle O, her şeyden önce, yaratıklar Allah'ta rıza ve doygunluk bulsunlar diye, kendisi için tüm (kâinatı) yaratmağa karar verdiği Elçisi'nin ruhunu yarattı; ki, kullan ola­rak tayin ettiği tüm yaratıklarından elçisi haz ve se­vinç duysun. Ve bu nedenle işte her şey bilip gördü­ğünüz gibi oldu. Ama O neden böyle olmasını diledi?
«Bakın, size diyorum ki; her peygamber geldiği zaman, yalnızca bir kavme Allah'ın rahmetinin işare­tini götürmüştür. Ve sözleri de gönderildikleri insan­ların ötesine uzanmamıştır. Fakat, Allah'ın Elçisi ge­leceği zaman, Allah O'na kudret ve rahmetinin sonuy-muş gibi verecek, o kadar ki, akidesini alacak olan tüm dünya kavimlerine rahmet ve selâmet götürecektir. Dinsizler üzerine güçle gidecek ve puta-tapıcılığı eze­cek, o kadar ki, Şeytan'ı kahredecektir; çünkü, Allah İbrahim'e böyle va'd etmiştir: «Dikkat et, senin soyun­la yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım. Ve sen, Ey İbrahim, nasıl putları parça parça etmişsen, senin soyun da böyle yapacaktır.» [69]
Sonra şöyle soruldu: «Ey muallim, bu va'd kime verilmiştir, söyle bize; çünkü, Yahudiler «îshak'a» di­yorlar, îsmaililer ise, «İsmail'e.»
îsa cevap verdi: «Davud kimin oğluydu ve hangi soydandı?»
Cevap verildi: «îshak'ın; çünkü, îshak Yakub'un babasıydı, Yakub da soyu Davud'a varan Yahuda'nm babasıydı.»
Sonra îsa dedi: «Öyleyse, Allah'ın elçisi geleceği zaman, hangi soydan olacaktır?»
Havariler cevap yerdiler: «Davud'un (soyundan).» Bunun üzerine Isa dedi: «Siz kendinizi aldatıyor­sunuz; çünkü Davud, şöyle söyleyerek, ona ruhundan rab (efendi) der: Allah rabbma, «Ben düşmanlarına senin ayak taburen yapıncaya kadar sağ yanımda otur» dedi. Allah düşmanlarının ortasında rablık ka­zanacak olan asanı gönderecektir. «Eğer, sizin Mesih dediğiniz Allah 'in Elçisi Davud'un oğlu ise, Davud O'na nasıl «rab» der? [70]Bana inanın, size söylüyorum ki, va'd İsmail'e yapılmıştır, İshak'a değil.»
Bunun üzerine havariler dediler: «Ey muallim, Musa'nın kitabında böyle, yani va'dın îshak'a yapılmış olduğu yazılıdır.»
îsa, ah ederek cevap verdi: «Öyledir, ama onu Mu­sa yazmadı, Yuşa da yazmadı onu Allah'tan korkma­yan hahamlarınız yazdı. Bakın, size söylüyorum ki. melek Cebrail'in sözlerine baktığınızda yazıcılarınızın ve fakihlerinizin mel'anetini anlayacaksınız. Çünkü, Cebrail demiştir ki: «İbrahim, tüm dünya Allah'ın se­ni ne kadar sevdiğini biliyor; fakat, senin Allah'a oîan sevgini dünya nasıl bilecek? Mutlaka Allah sevgisi için bir şey yapman gerekiyor.» ibrahim cevap verdi: «Bak, Allah'ın kulu Allah'ın dileyeceği her şeyi yapmaya ha­zırdır.»
«Sonra Allah İbrahim'e şöyle seslendi: «Oğlunu, ilk doğan (çocuğun) İsmail'i al ve dağa çıkıp onu kur­ban et.» Eğer, İshak doğduğu zaman İsmail yedi ya­şında idiyse, o zaman İshak nasü ilk doğan (çocuk) olmuş olur?»
Ardından havariler dediler: «Bizim fakihlerimizin aldattığı ortada; bu bakımdan bize gerçeği anlat, çün­kü, biz senin Allah tarafından gönderildiğini biliyo­ruz.»
îsa cevap verdi: «Bakın, size söylüyorum ki, Şey­tan Allah'ın kanunlarım hükümsüz kılmak için çalışır durur; ve bu nedenle, yoldaşları olan sahte imanlı mü­nafıklar ve yaşantıları şehvet peşinde geçen günahkâr­larla birlikte, bugün hemen hemen her şeyi kirletmiş bulunmaktadır ki, pek az gerçeğe rastlanılmaktadır. Yazıklar olsun münafıklara, çünkü bu dünyanın övgü­leri, cehennemde onlar için azaba ve hakarete dönü­şecektir.                        .          
«Bu nedenle size diyorum ki, Allah'ın elçisi, Al­lah'ın yarattığı hemen her şey© mutluluk getirecek olan bir nurdur; çünkü o, anlayış ve müşavere ruhuy­la, hikmet ve kudret ruhuyla, korku ve sevgi ruhuyla, akü ve itidal ruhuyla donatılmıştır; rahmet ve mer­hamet ruhuyla, adalet ve takva ruhuyla, yumuşaklık ve sabır ruhuyla donatılmıştır ki, [71] bunlan o Allah'­tan, bütün diğer yaratıklarına verdiğinden üç kat da­ha fazla almıştır. Ey, O'nun dünyaya geleceği kutlu zaman! İnanın bana, O'nün ruhunu görenlere Allah peygamberlik verdiğinden, her peygamber gibi ben de O'nu gördüm ve O'na saygı gösterdim. O'nu görünce, ruhum teselli ile doldu (ve) d^dim: «Ey Muhammed, Allah seninle olsun ve beni ayakkabının bağlarını çö­zecek değerde kılsın. Buna ermekle ben de büyük bir peygamber ve Allah'ın kutsal bir (kul) u olacağım.» Ve îsa böyle deyip, Allah'a şükretti.
Sonra, melek Cebrail; İsa'ya geldi ve O'na, bizim sesini duyabileceğimiz bir şekilde seslendi: «Kalk ve Kudüs'e git!»
İsa, bu emre uyarak çıktı ve Kudüs'e gitti. Yedinci gün mabede girerek, halka öğretmeğe başladı. Bunun üzerine insanlar akın akın mabede geldiler. İçlerinde bulunan baş kâhin ve kâhinler İsa'ya yaklaşarak, de­diler : «Ey muallim, hakkımızda kötü şeyler diyormuş-sun; bu bakımdan dikkat et de, basma bir kötülük gel­mesin.»
İsa cevap verdi: «Dikkat edin, size diyorum, ben münafıklar hakkında kötü konuşuyorum; eh, siz de münafıksanız, sizin aleyhinizde de konuşurum.»
Cevap verdiler: «Kim bir münafıktır? Bize açıkça anlat.»
İsa dedi: «Bakın, size diyorum ki, insanlar kendi­ni görsün diye iyi bir şey yapan kişi münafıktır. Öyle ki» yaptığı iş insanların göremediği kalbe işlemez, ora­da ancak her türlü kötü düşünce ve her türlü kirli şehvet kalır. (Şimdi) bildiniz mi münafıkm kim oldu­ğunu? Diliyle Allah'a kulluk ederken, kalbiyle insan­lara kulluk eden kişi münafıktır. Ey zavallı adam! Ölünce, bütün kazandıklarını yitirecek. Bu konuda Da-vud peygamber der: «Reislere güven bağlamayın. Kendileri için kurtuluş olmayan insan oğullarına da (güven bağlamayın). Çünkü ölürken düşündükleri yok olur. Heyhat, ölmeden önce kendilerini mükâfaattan yoksun bulurlar, çünkü Allah'ın peygamberi Eyyub'-un dediği gibi: «İnsan gelici geçicidir, hiç bir zaman bir kalışta kalmaz.» Öyle ki, bugün seni övse, yarın kö­tüler, bugün seni ödüllendirmek istese, yarın malını elinden almak ister. Yazıklar olsun öyleyse münafık­lara, çünkü onların kazandığı boşunadır. Huzurunda durduğum Allah vardır ve hayattadır ki, münafık soy­guncudur ve saygısızdır, (sahtekârdır), o kadar ki, iyi görünmek için kanundan yararlanır ve hamd, sena ve şan ebediyyen yalnızca kendine ait olan Allah'ın şa­nını çalar.
«Size daha da söylüyorum ki, münafığın inancı yoktur, öyle- ki, eğer Allah'ın her şeyi gördüğüne ve kötülüğü korkunç bir hükümle cezalandıracağına inan­mış olsa, inanmadığı için kötülüklerle doldurduğu kal­bini arıtır. Bakın, size diyorum ki, münafık, dıştan beyaz (görünen), fakat içi çürük, küf ve solucanlarla dolu bir mezardır. Size gelince ey kâhinler, Allah sizi yarattığı ve sizden istediği için Allah'a kulluğunu ye­rine getiriyorsanız, size lâfım yok, çünkü siz Allah'ın kullarısınız; fakat, her şeyi kazanç için yapıyor ve Al­lah'ın mabedinin soyguncular mağarasına çevirdiğiniz bir ticaret değil, ibadet evi olduğuna bakmadan pa­zarda olduğu gibi mabette de ahş verişte bulunuyor­sanız, her şeyi insanları memnun etmek için yapıyor ve Allah'ı aklınızdan çıkarıyorsanız, o zaman size hay-kırarak diyorum ki, siz Allah aşkı için babasının evini terkeden ve kendi oğlunu kesmek isteyen ibrahim'in değil, Şeytan'ın çocuklarısınız. Eğer böyleyseniz, ya­zıklar olsun size ey kâhinler ve fakihler, çünkü Allah kâhinliği sizden alacaktır!» [72]
Isa konuşmasını şöyle sürdürdü: «Önünüze bir mesel koyuyorum. Bir aile reisi bir bağ dikmiş ve hay­vanlar tarafından çiğnenip ezilmesin diye etrafını çe­virmişti. Ve, orta yere de şarap çıkarmak için men­gene koymuştu ve buradan çiftçilere şarap verecekti. Gel zaman, şarabın biriktirilme vakti gelince hizmet­çilerini yolladı. Bunları gören çiftçiler bazılarını taş­ladı, bazılarını yaktı ve diğerlerini de bıçakla delik de­şik ettiler. Ve bunu defalarca yaptılar. Söyleyin bana, bağın sahibi çiftçilere ne yapsın şimdi?»
Herkes cevap verdi: «En kötü biçimde hepsini yok eder ve bağını başka çiftçilere verir.»
Bunun üzerine îsa dedi: «Bağın İsrail ailesi ve çiftçilerin ise Yahudiye ve Kudüs halkı olduğunu bilmez misiniz? Yazıldar olsun size, Allah sîze gazap et­mektedir, Allah'ın bu kadar peygamberinin karnını yardınız; öyle ki, Ahab zamanında Allah'ın kutsal (kul)lannı gömecek tek bir kişi bulun(a)mıyordu.!»
Ve, Isa böyle deyince, kâhinler onu yakalamak is­tedilerse de, kendisini yücelten halktan korktular.
Sonra Isa, doğuştan başı öne doğru eğik bir kadın görüp, dedi: «Allah'ın adıyla başını kaldır ey kadın, ki şunlar, benim doğruyu söylediğimi ve benim O'nun dilediği şeyleri bildirdiğimi anlayabilsinler.»
Sonra kadın Allah'ı ta'zim ederek, başını tümüyle-kaldırdı.
Başkâhin bağırdı: -Bu adam Allah'ın göndermesi değildir, bakın, Sebt'i tanımıyor, çünkü sakat bir kişi­yi iyileştiriyor bugün.»
îsa cevap verdi: «Şimdi söyleyin bana, yedinci (Sebt) günde konuşmak ve başkalarının kurtulması için dua etmek meşru değil midir? Sebt günü eşeği ve öküzü bir hendeğe kaçtığında, onu Sebt günü- (kaçtığı yerden) çekip çıkarmayacak kim vardır içinizde? Emî-nim ki, hiç kimse. Ve ben, bir İsrail kızma sıhhat ka­zandırmakla yedinci günü Jbozmuş mu oluyorum? Evet işte, burada münafıklığınız kesinkes ortaya çıkıveri-yor! Ah, kendi üzerinde başını kesmek için bir pala durup dururken, başkasının gözüne bir saman çöpü ge­lip de çarpacak diye korkan nice kişi vardır bugün. Ah, bir karıncadan korkarken bir fili önemsemeyen nice nice insan vardır!»
Ve İsa bunları söyleyip mabetten çıktı. Fakat, ele geçirip, babalarının Allah'ın kutsal (kul) larına yaptı­ğı gibi, ona istediklerini yapamayan kâhinler kendi aralarında öfkeden kuduruyorlardı. [73]
îsa, peygamberlik görevinin ikinci yılında Kudüs'­ten çıkıp Nain'e gitti. Şehrin kapışma yaklaştığı sıra­da, ahali, herkesin ölümüne ağladığı dul bir annenin tek oğlunu mezara götürüyordu. Bu sırada îsa şehre gelmiş bulunuyordu. Ve halk, Galileli bir peygamber olan İsa'nın geldiğini anlayıp,' ölüyü bir peygamber ol­duğundan kaldırabilir diyerek, kendisine yalvarmağa koyuldular. Isa çok korktu ve Allah'a yöneierek dedi: «Beni bu dünyadan al ey Rabb (im), çünkü dünya de­lirmiş, nerdeyse bana tanrı diyecekler!» Ve İsa böyle deyip ağladı.
Sonra melek Cebrail gelip dedi: «Ey İsa, korkma, çünkü Allah sana her sakat (ve noksanlık) üzerine güç vermiştir, o kadar ki, senin Allah adıyla bahşede­ceğin her şey tümüyle yerine gelecektir.» Bunun üze­rine îsa iç çekip, dedi: «Sen ne dilersen olur, Rabb Al­lah kadir ve rahimdir.» Böyle deyip ölünün annesine yaklaştı ve ona acıyarak dedi: «Kadın, ağlama.» Ve ölünün elini tutarak, dedi: «Sana diyorum genç, Al­lah'ın adıyla iyileşip kalk!»
Sonra, çocuk yeniden canlandı ve bunun üzerine herkes korkuya kapılıp, dediler: «Allah içimizden bü­yük bir peygamber seçip çıkardı ve halkım ziyaret etti.»[74]
Bu sırada Roma ordusu Yahudiye'de olup, mem­leketimiz atalarımızın günahları yüzünden onlara bağ­lıydı. Şimdi, Romalıların adetiydi ki, halka yararlı yeni bir şey yapan tanrıya seslenip ibadet ederlerdi. Ve, Nain'de bulunan bu askerlerin (bazıları) da bir öte­kini, bir berikini paylıyor ve, «Tanrılarınızdan biri sizi ziyaret etti ve siz buna hiç önem vermediniz. Eğer, bi­zim tanrılarımızdan biri bizi ziyaret edecek olsa, biz ona elimizde olan her şeyimizi veririz. Bizim tanrıla­rımızdan ne kadar korktuğumuzu görüyorsunuz. On­ların heykellerine (suretlerine) sahip olduğumuz şey­lerin en iyisini veriyoruz.» diyorlardı. Nain halkı ara­sında en ufak bir fesat çıkaramayan Şeytan, bu tür konuşmaları teşvik ediyordu. Ama îsa Nain'de hiç oya-îanmayıp, Kefernahum'a döndü. Nain'de anlaşmazlık­lar öyle bir kerteye gelmişti ki bazıları, «Bizi ziyaret eden Allah'ımız» derken, bazıları «Allah görünmez, öyle ki, O'nu kimse görmemiştir, kulu Musa bile; o hal­de o Allah değil, ama O'nun oğludur» diyordu. Bir di­ğerleri de, «O Allah değil, Allah'ın oğlu da değildir, çünkü Allah'ın baba olacak bedeni de.yoktur ayrıca; O, sadece Allah'ın bir peygamberidir.» diyordu.
Ve, böyle kışkırtmalarda bulunuyordu İsa'nın pey­gamberliğinin üçüncü yılında Şeytan; öyle ki, bu (kış­kırtmalar) dan halkımızın başına büyük bir yıkım (ge­lecekti) .
İsa Kefernahum'a gitti; burada ahali, (kendisinin geldiğini) öğrenince tüm hastalarını toplayıp, İsa'nın havarileriyle birlikte kaldığı (evin) sundurmasının önüne koydu. Ve İsa'yı dışarı çağırıp, hastalara sıhhat için ricada bulundular. Sonra, îsa ellerini her birinin üzerine koyup, dedi: «Kutsal adınla İsrail'in Rabbı, bu hastaya sıhhat ver.» Böyle böyle hepsi iyileşti.
Sebt gün İsa havraya girdi ve tüm halk konuştu­ğunu duymak üzere buraya koşuştu.
Yazıcı o gün Davud'un mezmurunu okudu, (şöy-le) diyordu Davud orada: «Bir zaman bulduğumda dosdoğru hükmedeceğim.» Ardından, peygamberleri okuduktan sonra İsa kalktı ve elleriyle sus işareti ya­pıp, ağzını açarak şöyle konuştu: «Kardeşler, baba­mız Davud'un, bir zaman bulduğunda dosdoğru hük­medeceğini söyleyen sözlerini duydunuz. Size gerçek­ten diyorum ki, pek çok hakim hükmünde, kendileri için uygun düşmeyen hüküm vermek ve kendileri için uygun düşene de zamanından önce hükmetmekten baş­ka bir nedenle (yanılgıya) düşmez. Bu bakımdan, ba­balarımızın Allah'ı peygamberi Davud aracılığıyla bi­ze şöyle7 bağırır: «Adaletle hükmedin ey insanoğul-lan.» [75] Bundan dolayı, cadde köşelerinde oturup da, gelen geçen için, «Şu güzeldir, şu çirkindir, şu iyidir, bu kötüdür» demekten başka bir şey yapmayanlar za­vallılardır. Yazıklar olsun onlara, çünkü onlar, «Ben şahidim ve hakimim ve şanımı kimseye vermem» di­yen Allah'ın elinden hükmünün asasını kapıp alırlar. Bakın, size söylüyorum ki, bunlar görmedikleri ve ger­çekten duymadıkları (şeylere) şahitlik ederler ve ken­dilerine yetki verilmeden hükümde bulunurlar. Bu ne­denle, yerde olanlar Allah'ın gözüne iğrençtirler ve (Allah) son günde kendileri için korkunç hükmünü verecektir. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun hayır ve serden söz edip, hayrın yazan olan Allah'a suç isnad ederek, şerre hayr diyenlere ve tüm serlerin kaynağı olan Seylan'ı haklı çıkaranlara! Ne ceza göreceğinizi düşünün ve kötüyü para için hakü çıkaran ve yetim­lerle dulların davasına bakmayanlar üzerine gelecek olan Allah'ın hükmüne düşmek ne korkunçtur, (dü­şünün) I Size diyorum, size, öyle korkunç olacaktır ki bu,-tüm şeytanlar bu hüküm karşısında titreyecektir. Ey sen, hüküm makamında oturan insan, hiç bir şeye bakma, ne yakına, ne dosta, ne şerefe, ne kazanca sa­dece, Allah korkusuyla, en büyük dikkatle araştıraca­ğın gerçeğe bak, çünkü, Allah'ın hükmünde seni kur­taracak olan budur. Ben seni uyarıyorum ki, merha­metsiz hükmedene, (yine) merhametsizce hükmedile-cektir.»
«Söyle bana ey başkasını yargılayan adam, bütün insanların menşeinin aynı çamurdan olduğunu bilmez misin? Yalnızca Allah'tan başka hiç bir şeyin iyi olma­dığını bilmez misin? Bu bakımdan, her insan, bir ya­lancı ve bir günahkârdır. înan bana ey adam, eğer sen bir hatadan dolayı başkalarını yargılıyorsan, kendi kal­binin de aynı nedenle yargılanması gerekir. Ah, ne tehlikeli bir şeydir yargılamak, ah, kaç kişi helak ol­muştur yanlış yargılarından dolayı! Şeytan, insanın kendinden daha değersiz olduğuna hükmetti de, ya­ratanı Allah'a karşı isyan etti ve kendisiyle konuşur­ken öğrendiğim gibi, bu davranışından dolayı da tev-bekâr olmadı, tik anne-babamız Şeytan'ın sözüne iyi hükmü verdiler ve bu nedenle Cennet'ten atılarak, tüm nesillerini de mahkûm ettiler. Bakm, size söylüyorum, huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir ki, yanlış hüküm tüm günahların babasıdır. Öyle ki, kimse ira-- desi dışında günah işlemez ve kimse de bilmediği şeyi dilemez. [76] Bu nedenle, günaha deeğrli ve sevaba de­ğersiz hüjanü veren ve böylece sevabı reddedip güna­hı seçen hüküm sahibi günahkârlara yazıklar olsun! Emin olun ki, Allah'ın dünyayı yargılama zamanı gel­diğinde katlanılmaz bir cezayı çekecektir o. Ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış hüküm nedeniyle v6 kaç kişi daha helak olacaktır (aynı sebepten)! Firavun, Musa ve İsrail kavmine dinsizler hükmünü verdi; Saul Davud'un ölüme lâyık olduğuna hükmetti; Ahab îlya'-yı yargıladı, Buhtunnasır ise yalancı tanrılarına tapın­mayan üç çocuğu (yargıladı). îki büyükler Susanna'-yı yargıladılar ve bütün puta-tapıcı reisler peygam­berleri yargıladılar. Ah, Allah'ın azametli hükmü! Yar­gılayan helak olur, yargılanan kurtulur. Ve, ey insan, aceleyle değilse, neden suçsuz aleyhinde hükmeder­ler? iyilerin yanlış hüküm vermeleri nedeniyle nasıl helake yaklaştıklarını, kendini Mısırlılara satan Yu­suf'un kardeşleri ve kardeşlerini yargılayan Harun ve Musa'nın kız kardeşi Miriyam gösteriyor. Eyüb'ün üç arkadaşı, suçsuz arkadaşları Eyub'u yargıladılar. Da-vud Mefibeset ve Uriyah'ı yargıladı. Sirus Danyal*ın arslanlara et olmasını hükmetti ve daha pek çokları aynı sebepten helak olmağa yaklaştılar. Bu nedenle size diyorum, yargılamayın ki, yargılanmayasınız.» Ve sonra, îsa bu konuşmasını bitirince, pek çokları hemen tevbeye gelip, günahlarına ağladılar; ve onunla gel­mek için her şeylerinden seve seve vaz geçeceklerdi. Fakat îsa dedi: «Evlerinizde kalın ve günahı bırakıp, korkarak Allah'a kulluk edin; böylece kurtulursunuz; çünkü ben kendime hizmet edilsin diye değil, aksine, hizmet etmek için geldim.»
Ve İsa bunu deyip, havradan ve şehirden çıkarak, ibadet .etmek için çöle çekildi, çünkü o yalnızlığı (ve tenhayı) çok seviyordu. fl
Rabb'e ibadet ettiğinde havarileri gelip dediler: «Ey muallim, bilmek (fstediğimiz) iki şey var: Biri, tevbekâr değildir dediğiniz Şeytan'la nasıl konuştu­ğunuz; diğeri de, Hüküm Günü*nde Allah hükmetmek için nasıl gelecektir?»
İsa cevap .verdi: «Bakın, söylüyorum size, düştü­ğünü bildiğimden Şeytan'a karşı merhametim vardı ve günaha ittiği insan cinsine karşı da merhametim var­dı. Bu nedenle, Allah'ımız için namaz kılıp oruç tut­tum ve O bana meleği Cebrail aracılığıyla dedi, «Ne ararsın ey Isa, istediğin nedir?» Cevap verdim: «Rabb (un)/Şeytan'» ne serlere neden olduğunu ve onun iğ-valanyla pek çoklarının helâka sürüklendiğini bilirsin; o, Sen'in yarattığın bir yaratığındır Rabb (im), bu ne­denle Rabb(ım) O'na merhamet et.»
Allah cevap verdi: «îsa, bak O'nu bağışlayacağım. Yalnızca O'na, «Rabb (im) Allah, ben günah işledim, bana merhamet et» dedirt, o zaman O'nu bağışlaya­cak ve ilk durumuna iade edeceğim.»
«Bu barışı çoktan gerçekleştirdiğime inanarak, çok sevindim» dedi îsa.
«Bu nedenle Seylan'ı çağırdım ve gelip dedi: Se­sin için ne yapmam gerek ey îsa?»
Cevap verdim: «Kendin için yapacaksın, ey Şey­tan, çünkü senin hizmetlerini sevmiyorum, ama seni iyiliğin için çağırdım.»
Şeytan cevapladı: «Sen benim hizmetlerimi arzu-lamıyorsan, ben de seninkileri arzulamıyorum; çünkü ben senden daha soyluyum,» bu bakımdan, sen bana hizmet edecek değerde değilsin - sen çamursun, halbu­ki ben ruhum.»
«Bunu bırakalım» dedim, «ve söyle bana, ilk gü­zelliğine ve ilk durumuna dönmen iyi olmaz mı? Me­lek Mikâil'in HüRüm Günü'nde sana Allah'ın kılıcıyla yüz bin defa vurması gerektiğini, (vuracağını) ve her vuruşun sana on cehennem azabı vereceğini bilmeli­sin.»
Şeytan cevapladı: «O gün kimin daha çok şey ya­pabileceğini göreceğiz; ben kesinlikle yanıma pek çok melek ye Allah'ı ta'ciz edecek en güçlü puta-tapıcılan alacağım ve O, pis bir çamur (parçası) uğruna beni sürgün etmekle ne büyük bir hata işlemiş olduğunu bilecektir.»
Sonra dedim: «Ey Şeytan, sen zihnen sakatsın ve ne dediğini bilmiyorsun.»
Sonra, Şeytan alay eder biçimde başmı sallayarak dedi: «Gel şimdi, benimle Allah arasında bu barışı ya­palım; sen madem zihnen sağlamsın, ne yapılması ge­rekiyor söyle ey İsa.»
Cevap verdim: «Yalnızca iki sözün söylenmesi ge­rekli.»
Şeytan cevapladı: «Hangi sözlerin?»
Cevap verdim: «Şunlar: Günah işledim; bana mer­hamet et.»
Sonra Şeytan dedi: «Eğer Allah bu sözleri bana söyleyecek olursa, ben şimdi bu banşı seve seve yapa­cağım.»
«Şimdi defol buradan* dedim, «Ey mel'un, sen bü­tün zulüm ve günahların habis yazarısın, fakat Allah, adil ve günahsızdır.»
Şeytan çığlık atarak ayrıldı ve dedi: «Öyle değil ey İsa, ama sen Allah'ı memnun etmek için yalan söy­lüyorsun.»
«Şimdi zihninizde tartın (bakalım)» dedi İsa ha­varilerine, «o nasıl merhamet görecek?»
Cevap verdiler: «Asla, Rab, çünkü o tevbekâr de­ğildir. Şimdi de bize Allah'ın hükmünden söz edin.»
«Allah'ın Hüküm Günü öylesine korkunç olacak­tır ki, bakın size söylüyorum, günahkârlar, Allah'ın kendilerine kızgın kızgın konuşmasını, duymaktansa, hemen on cehennemi seçeceklerdir. Onlara-karşı bü­tün yaratıklar şahitlik edecektir. Bakın, size diyorum ki, yalnızca günahkârlar korkmakla kalmayacak, Al­lah'ın seçilmiş (kulları) ve velîler (korkacak), öyle ki, İbrahim takvasına güvenmeyecek, Eyüp günahsızlığı­na itimad etmeyecek. Ve, ne diyorum? Allah'ın Elçisi bile korkacak, şu sebepten ki, Allah, ululuğunu bildir­mek için, Allah'ın kendisine her şeyi nasıl vermiş ol­duğunu hatırlamasın diye Elçisini hafızadan yoksun bırakacak. Bakın, size diyorum ki, bütün kalbimle söy­lüyorum, dünya (dakiler) bana tanrı diyeceklerinden ve bundan dolayı açıklamada bulunmam gerekeceğin­den ben titriyorum. Ruhumun huzurunda durduğu Al­lah sağ ve diridir ki, ben de diğer insanlar gibi ölümlü bir insanım; Allah beni., hastalar şifa bulsun, günah­kârlar doğrulsun diye İsrail ailesi üzerine peygamber yapmışsa da, ben .Allah'ın kuluyum ve siz, benim dünyadan ayrılmamdan sonra, Şeytan'ın çahşmalanyla benim kitabımdaki gerçeği iptal edecek olan şu habis­lere karşı nasıl konuştuğuma şahitsiniz. Fakat, ben sonlara doğru döneceğim ve benimle birlikte Enoh'la Uya da gelecek ve sonları meş'um olacak habisler kar­şısında delil ve şahit olacağız.» [77] Ve, îsa böyle de­yip, göz yaşı döktü, bunun üzerine havariler hüngür hüngür ağlayıp, seslerini yükselterek dediler: «Bağışla ey Rabb(ımız) Allah ve suçsuz kuluna merhamet et.» îsa karşılık verdi: «Amin, Amin.»
«Bu günden önce» dedi İsa, «dünyanın üzerine bü­yük bir belâ gelecektir; öylesine amansız ve acımasız bir savaş olacak ki, insanlar arasındaki ayrılık ve grup­laşmalar nedeniyle, baba oğulu öldürecek, oğul baba­yı öldürecektir. Bu şekilde şehirler yerle bir edilecek ve kırlar çöl olacaktır. Öylesine salgın hastalıklar baş gösterecek ki, ölüleri taşıyacak kimse bulunmayacak ve hayvanlara yem olsun diye terk edilecekler. Yeryü­zünde kalanlara Allah öylesine bir kıtlık gönderecek ki, ekmek altından daha kıymetli olacak ve her türlü pis şeyleri yiyecekler. Ey, hiç kimseden, «günah işle­dim, bana merhamet et ey Allah tim)» sözünün duyul­mayacağı, fakat, korkunç seslerle, her zaman azametli ve Sübhan olan (Allah'a) küfredileceği zavallı çağ!»
«Bundan sonra, o gün yaklaşırken, yeryüzünün sa­kinleri üzerine, onbeş gün süreyle her gün korkunç bir işaret gelecek. İlk güa, güneş gökteki yörüngesinde ışıksız, fakat kumaş boyası gibi siyah olarak seyrede­cek; ve bir babanın ölmekte olan oğluna ah-vah et­tiği gibi, ah-vah edecek. İkinci gün, ay kana döne­cek ve kan yeryüzüne çığ gibi inecek. Üçüncü gün, yıldızların düşman orduları gibi, aralarında savaştık­ları görülecek. Dördüncü gün, taşlar ve kayalar, vahşî düşmanlar gibi birbirleri üzerine hücum edecekler. Be­şinci gün, her bitki ve ot kan ağlayacak. Altıncı gün, deniz (ler) yüzelli gez (kadar) yükselip, bütün gün öy­le duvar gibi kalacaklar. Yedinci gün, tersine pek az görülebilecek kadar derine batacaklar. Sekizinci gün, kuşlarla yeryüzünün ve suların hayvanları bir araya gelip, feryat ve figan edecekler. Dokuzuncu gün, öy­lesine korkunç bir dolu fırtınası olacak ki, ancak can­lıların onda biri kalacak şekilde her şeyi öldürecek.-Onuncu gün, öylesine korkunç yıldırımlar ve gök gür-lemeleri meydana gelecek ki, dağların üçte bir parçası yarılıp kavrulacak. On birinci gün, her ırmak geriye doğru akacak ve su yerine kan akıtacak. On ikinci gün, her canlı figan edip, inleyecek. On üçüncü gün, gök kitap gibi dürülecek ve her canlının ölmesi için ateş yağdıracak. On dördüncü gün, öylesine korkunç bir deprem olacak ki, dağların tepeleri kuşlar gibi hava­da uçuşacak ve bütün yeryüzü bir ova haline gele­cek. Onbeşinci gün, kutsal melekler ölecek ve Allah tek başına hayatta kalacak şan, şeref ve azamet O'-nundur.» [78]
Ve Isa böyle deyip, her iki eliyle yüzünü tokat­ladı ve başını yere vurdu. Ve, başını kaldırıp, dedi: *Benim sözlerime, benim Allah'ın oğlu olduğumu katanlara lanet olsun.» Bu sözler üzerine havariler ölü­ler gibi yere kapandılar, bunun üzerine îsa onlan kal­dırıp, dedi: «O günde korkuya kapılmak istemiyorsak, şimdi Allah'tan korkahm.*
«Bu işaretler geçince, dünya üzerine kırk gün ka­ranlık olacak, yalnızca yaşayan Allah'tır (o gün), şan ve azamet ebediyyen O'nadır. Kırk gün geçince Allah, tekrar güneş gibi, fakat bin güneş kadar parlak kal­kacak olan Elçisi'ne hayat verecek. O, oturacak ve ko-" nuşmayacak, çünkü kendinden geçmiş gibi .olacak. Al­lah, sevdiği dört meleği yeniden diriltecek ve onlar Al­lah'ın elçisini arayacak. Bulunca da, kendisine göz ku­lak olmak için (bulunduğu yerin) dört yanma yerle­şecekler. Ardından, Allah tüm meleklere hayat vere­cek ve Allah'ın Elçisinin çevresinde anlar gibi döne­rek gelecekler. Bundan sonra, Allah tüm peygamber­lerine hayat verecek ve Adem'in ardından hepsi Al­lah'ın Elçisi'nin elini öpmeğe gidecek ve kendilerini O'nun himayesine bırakacaklar. Sonra, Allah tüm seç­kin (kullarına) hayat verecek ve (şöyle) bağıracak­lar": «Ey Muhammed, bizi hatırından çıkarma!» Bu ba-ğınşmalar üzerine Allah'ın elçisinde acıma duygusu uyanacak ve kurtuluşlan için endişelenecek, ne yap­ması gerektiğini düşünecek. Bunun ardından, Allah her yaratılmışa hayat verecek ve önceki varlıklanna dönecekler, fakat herkes, aynca konuşma gücüne sa­hip olacak. Sonra, Allah tüm günahkârlara (fasık, fa-cir, kâfir, münafık) hayat verecek, yeniden dirildik-lerinde çirkinliklerine bakarak, Allah'ın tüm yaratık-lan bağıracaklar: «Rahmetin bizi bırakmasın, ey Allah'ımiz Rabb.» Bunun ardından, Allah Şeytan'ı diril­tecek ve onu görünce, görünümünün iğrençliğinden korkarak, her yaratık plü gibi olacak. «Allah razı ol­sun ki» dedi İsa, «bu canavan ben o gün görmem, yal­nızca Allah'ın Elçisi bu tür şekillerden korkuya kapıl­mayacak, çünkü O sadece Allah'tan korkacak.»
Sonra, surunun sesiyle herkesin dirileceği melek, suruna yeniden üfürüp, diyecek: «Hüküme gelin ey ya­ratıklar, çünkü Yaratıcı'nız sizi yargılamak diliyor!» Ardından, göğün ortasında, Yehoşafat vadisi üzerinde ışıldayan bir taht belirecek ve üzerine beyaz bir bu­lut gelecek, bunun üzerine melekler bağıracaklar: «Sen, bizi yaratan ve bizi Şeytan'ın kaydırmasından koruyan Allah'ımızı teşbih ve ta'zim ederiz.» Sonra, Allah'ın elçisi korkacak, şu sebepten ki, kimsenin ge­rektiği kadar Allah'ı sevmemiş olduğunu algılayacak [79]. Çünkü, karşılığında bir parça altın alacak olanın altmış akçesi olmalı; öyle de, eğer bir akçeden başka bir şey yoksa, karşılığında bir şey alamıyacaktır. Ya, Allah'ın Elçisi de korkacak olursa, kötülük ve pislik dolu dinsizler ne yapacak?»
«Allah'ın Elçisi tüm peygamberleri toplamağa çı­kacak, onlarla konuşup, kendilerinden mü'minler için birlikte Allah'a yalvarmağa gitmelerini rica edecek. Ve, hepsi de korkuyla özür dileyecek; Allah sağ ve di­ridir ki, bildiğim şeyi bilerek ben de gitmeyeceğim. Sonra Allah bu durumu görüp, Elçisi'ne her şeyi nasil O'nun sevgisi için yarattığım hatırlatacak ve böy­lece korkusu gidecek ve melekler, «Ey Allah, Allah'ı­mız, Senin kutsal adım teşbih ederiz» diye söyleşirken, sevgi ve saygıyla tahta yaklaşacak.»
«Ve, tahta yaklaştığında, Allah Elçisi'ne, uzun za­mandır bir araya gelmemiş bir dostun bir dosta (aç­tığı) gibi açacak. İlk konuşan Allah'ın elçisi olacak ve diyecek ; «Ey Allah'ım, seni seviyor ve sana ibadet edi­yorum; bütün kalbim ve ruhumla, beni kulun olarak yaratmak lûtfunda bulunduğun ve her şeyde, her şey için ve her şeyin üstünde seni seveyim diye her şeyi benim sevgim için yarattığından dolayı sana hamd ederim; bu bakımdan, bütün yaratıkların Sana senar etsinler, ey Allah'ım.» Sonra, Allah'ın yarattığı her şey diyecek: «Sana hamd ederiz ey Rabb ve kutsal adını teşbih. ederiz.» Bakın, size diyorum ki, Şeytan'Ia bir­likte cinler ve tevbe etmeyenler o zaman öyle ağlaya­caklar ki, her birinin gözlerinden akan su, Erden n*-mağının suyundan daha çok olacak. Ve Allah'ı da gör­meyecekler.
«Ve, Allah Elçisi'ne konuşarak, diyecek: «Hoş gel­din, ey benim imanlı kulum; şimdi ne dilersen iste ben­den, çünkü her şeyi elde edeceksin.»
Allah'ın Elçisi cevap verecek; *Ey Rabb dm), ha­tırlıyorum ki, beni yarattığın zaman, benim sevgiın için, ben kulun aracılığıyla Seni yüceltsinler diye dün- . yayı ve cenneti, melekleri ve insanları yaratmak isr tediğini söylemiştin. Bu bakımdan rahîm ve adil olan Rabb (un) Allah, sana, kuluna yapılan va'dı hatırla­man için yalvarıyorum.»
Ve Allah, dostuyla şakalaşan bir dost gibi cevap verecek ve diyecek: «Buna şahitlerin var mı dostum Muhammed?» Ve, o saygıyla diyecek: «Evet Rabb (im).» Sonra, Allah cevap verecek, «Git, çağır onları
ey Cebrail.» Melek Cebrail Allah'ın Elçisi'ne gelip, di­yecek : «Efendi, şahitlerin kimdir?» Allah'ın Elçisi ce­vap verecek: «Adem," ibrahim, İsmail, Musa, Davud ve Meryem oğlu İsa.»
Sonra, melek gidecek ve adı geçen şahitleri çağı­racak, korkuyla oraya gidecekler. Ve, hazır oldukla­rında, Allah onlara diyecek; «Elçimin iddia ettiği şeyi hatırlıyor musunuz?» Cevap verecekler; «Hangi şeyi ey Rabb (imiz)?» Allah diyecek: «Bütün şeyler kendi aracılığıyla bana sena etsinler diye, her şeyi O'nun sevgisi için yarattığımı.» Sonra, onların hepsi cevap verecekler: «Bizimle birlikte, bizden daha iyi üç şahit daha var, Rabb (imiz).» Bunun üzerine, Allah cevap­layacak : «Kimlerdir bu üç şahit?» Sonra, Musa diye­cek : «Bana verdiğin kitab ilkidir»; ve Davud diyecek: «Bana verdiğin kitab ikincisidir»; ve size konuşan di­yecek : «Rabb (un), Şeytan tarafından aldatılan tüm dünya, benim senin oğlun ve yoldaşın olduğumu söy­ledi ve fakat, bana verdiğin kitab, gerçekte benim se­nin kulun olduğumu söylüyordu; ve bu kitab, «Bana verdiğin kitap da böyle der, ey Rabb (im).» Ve, Allah'ın Elçisi bunu söyleyince Allah konuşup, diyecek: «Şim­di yapmış olduğum şeylerin hepsini herkesin seni ne kadar çok sevdiğimi bilmesi için yaptım.» Ve, böyle konuştuktan sonra, Allah Elçisine, içinde bütün seçil­miş kul (ların) adı yazılan bir kitab verecek. Bunun üzerine, her yaratık Allah'a saygı gösterisinde bulu­nup, diyecek: «Yalnızca Sanadır, ey Allah (imiz) şan ve izzet. Çünkü bize Elçi'ni Sen gönderdin.»
Allah,   Elçisi'nin elindeki kitabı açacak ve Elçisi oradan okuyup, tüm melekleri, peygamberleri ve seçilmiş (kul) lan çağıracak ve her birinin alnında Allah'ın Eİçisi'nin işareti yazılı olacak. Ve kitapta Cennet'in ih­tişamı yazılacak.
Sonra, herkes Allah'ın sağma geçecek; (Allah'ın) yanma elçisi oturacak ve peygamberler O'nun yanma oturacaklar. Evliya peygamberlerin yanma oturacak­lar. Asfiya velîlerin yanma (oturacak) ve melek sura üfürûp, Şeytan'ı mahkemeye çağıracak.
Sonra, bu zavallı (yaratık) gelecek ve en büyük küfür ve hakaretlerle her yaratık tarafından suçlana­cak- Bu nedenle, Allah melek Mikâil'i çağıracak, o da Allah'ın kılıcıyla (Şeytan'a) yüz bin defa vuracak. Şeytan'a vuracak ve her vuruş on Cehennem ağırlı­ğında olup, (Şeytan) Cehennem çukuruna atılanların da ilki olacak. Melek, Şeytan'm yoldaşlarını çağıracak ve onlar da aynı şekilde suçlanıp, hakarete uğraya­caklar. Bunun üzerine, melek Mikâil, Allah'tan aldığı yetkiyle bir kısmına yüz defa, bir kısmına- elli, bir kıs­mına yirmi, bir kısmına on, bir kısmına da beş (defa) vuracak. Ve, sonra hepsi çukura inecekler, çünkü, Al­lah onlara diyecek: «Cehennem sizin mekânmızdır, ey mel'unlar.»
Bundan sonra, mahkemeye tüm kâfirler ve fasık-lar çağırılacak, bunlara karşı önce insanın altındaki yaratıklar çıkacak ve Allah'ın önünde, bu insanlara nasıl hizmet ettiklerini ve bunların Allah'a ve yaratık­larına nasıl rezilce davrandıklarını (anlatıp), tanıklık edecekler. Ve peygamberlerin hepsi kalkıp, aleyhlerin­de tanıklık edecek. Bunun üzerine, Allah tarafından cehennemi alevlere mahkûm edilecekler. Bakın, size diyorum ki, bu korkunç günde hiç bir boş söz veya düşünce cezasız kalmayacak. Bakın, size söylüyorum ki, at kûmdan gömlek güneş gibi parlayacak ve kişi­nin Allah aşkıyla taşıdığı her bit inciye dönüşecek. Gerçek yoksulluk içinde Allah'a yürekten kulluk eden fakirler iki kat, üç kat daha çok kutsanır. Çünkü on­lar bu dünyada dünyevî hazlardan yoksundurlar. Ve bu nedenle pek çok günahlardan *da azadedirler; o günde de, dünyanın zenginliklerini nasıl harcadıklan konusunda hesap vermek zorunda kalmayacaklar, ter­sine, sabırları ve yoksuîluklan nedeniyle ödüllendiri­lecekler. Bakın, size diyorum ki, eğer dünya bunu bil­se, kaftandan önce at kılından gömleği, altmdan önce bitleri (ve) ziyafetlerden önce oruçlan seçer.
Her şey incelendiğinde Allah, Elçisi'ne seslenerek: «Bak, ey dostum, kötülükleri ne kadar da büyük, hal­buki, yaratıcıları olan Ben, tüm yaratılmış şeyleri hiz­metlerine verdim ve onlar her şeyde şanımı kırmaya çalıştılar. Bu nedenle, en adaletli şey, onlara merhamet etmememdir.»
Allah'ın Elçisi cevap verecek: «Doğrudur Rabb, azametli Allah'ımız, Sen'in^ dostlarından ve kulların­dan hiç biri onlara merhamet etmeni senden isteye­mez; hayır, hepsinden evvel ben Sen'in kulun onlara karşı adalet isterim.»
Ve o bu sözleri söyledikten sonra, tüm melekler ve peygamberler Allah'ın seçilmişleriyle birlikte —ha­yır, neden seçilmişler diyorum?— bakın, size söylüyo­rum ki, örümcekler ve sinekler, taşlar ve kumlar din­sizlere karşı haykıracak ve adalet isteyecekler.
Sonra, Allah insanın altındaki tüm canlı ruhlan yeniden toprak edecek ve dinsizleri de cehenneme gön­derecek. Giderlerken, köpeklerin, atların ve diğer çirkin hayvanların katılacakları toprağı tekrar görecek­ler. Bunun üzerine, diyecekler: «Ey Rabb Allah, bizi de şu toprağa iade et.» [80] Fakat bu istekleri kendile­rine bahşedilmeyecek.»
îsa konuşurken havariler acı acı .ağlıyorlardı. Ve, Isa da pek çok gözyaşı döktü.
Yuhanna ağlamasını bitirip sordu: «Ey muallim» öğrenmek istediğimiz iki şey var. Biri, merhamet ve acuna" dolu olan Allah'ın Elçisi'nin kendisi gibi aynı çamurdan olduklarını bildiği halde, o gün tevbesizlere acımaması nasıl mümkün oluyor? Diğeri, Mikâil'in kı­lıcının on cehennem ağırlığında olmasını nasıl anlaya­cağız; sonra, birden fazla cehennem var mıdır? îsa ce­vap verdi: «Davud Peygamber'in, günahkârların he­lakine adaletli olanların nasıl güleceği ve, «ümidini gü­cüne ve zenginliğine bağlayıp Allah'ı unutan insanı gördüm» diyerek alay edeceğiyle ilgili sözlerini duy­madınız mı? Bu bakımdan, balan size diyorum ki, İb­rahim babasıyla ve Adem tüm tevbesiz günahkârlarla alay edecek; ve bu olacak, çünkü, seçilmişler yeniden öylesine tam ve Allah'a müttefik (birleşik) olarak do­ğacaklar ki, zihinlerinde Allah'ın adaletine karşı en ufak bir düşünce beslemeyecekler; bu nedenle, hepsi ve hepsinin üstünde Allah'ın Elçisi adalet isteyecek. Huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir ki, ben şim­di insanlığa acıyarak ağlıyorum da, o gün, sözlerimi küçümseyenlere ve hepsinden çok kitabımı kirleten­lere karşı acımadan adalet isteyeceğim.»
«Cehennem birdir ey havarilerim, ve içinde mel­unlar ebediyyen ceza çekeceklerdir. Böyle de, biri di­ğerinden daha derin yedi odası veya bölümü vardır ve en derinme giden daha büyük azap çekecektir. Yine, benim Mikâil'in kılıcıyla ilgili sözlerim de doğrudur. Çünkü, bir günah işleyen bir cehennemi hak eder, iki günah işleyen iki cehennemi hak eder. Bu bakımdan, bir cehennemde günahkâr mel'unlar, on, yüz veya bin cehennemde azap çekiyormuş hissi duyacaklardır; ve Kadîr-i Mutlak Allah, gücü ve adaleti sebebiyle, Şey-tan'a on, yüz, bin (bir milyon) cehennemdeymiş gibi ve geri kalanların her birine de kötülüklerine göre azap çektirecektir.»
Sonra Petrus karşılık verdi: «Ey muallim, gerçek­ten Allah'ın adaleti büyüktür ve bugün bu konuşma sizi üzdü; bu nedenle, sizden rica ediyoruz, dinlenin ve cehennemin nasıl olduğunu bize yann anlatan.»
Isa cevap verdi: «Ey Petrus, bana dinlenmemi söy­lersin; Ey PetFus, sen ne dediğini bilmiyorsun. Yoksa böyle konuşmazdın. Bakın, sana diyorum ki, bu dün­ya hayatında dinlenmek dindarlığın zehri ve her iyi işi tüketen (bir) ateştir. Hem, Allah'ın peygamberi Sü­leyman'ın bütün peygamberler gibi, üşengeçliği eleş­tirdiğini unuttun mu? (Ne kadar) doğru söylüyor o; «Haylaz, soğuk korkusuyla toprağı işlemiyecek ve yaz gelince dilenecektir!» Bundan dolayı, dedi: «Elinden ne geliyorsa, hepsini dinlenmeden yap.» Ve, Allah'ın en suçsuz dostu Eyüp ne diyor: «Kuşun uçmak için doğduğu gibi, insan da çalışmak için doğmuştur.» Ba­kın, size diyorum ki, her şeyden çok dinlenmekten nef­ret ederim.»                             _
«Cehennem birdir ve kış yazın, soğuk da sıcağın zıddı olduğu gibi, o da Cennet'in. zıddıdır. Bu bakım-~ dan, Cehennem'in alçaklığını tanımlayan, Allah'ın ni­metlerinin Cennet'ini görmüş olmalıdır.
«Ey, Allah'ın imansız ve günahkârların melaneti­ne olan adaletiyle lanetlenmiş ve hakkında Allah'ın, dostu Eyüb'ün, «Orada düzen yok, fakat bitmeyen kor­ku vardır» dediği yer!» Ve, İşaya peygamber günah­kârlar için der: «Onların ateşi sönmeyecek ve kurtlan ölmeyecektir.» Ve, babamız Davud ağlayarak dedi: «Sonra, üzerlerine yıldırımlar, şimşekler ve kasırgalar yağacak.» Ey zavallı günahkârlar, o zaman, kendile­rine, nefis etler, pahalı giysiler, yumuşak yataklar ve tatlı nağmeler ne de iğrenç görünecek! Kudurtan aç­lık, yakıcı alevler, kavurucu közler ve acı acı ağlama­larla dehşetli işkenceler nasıl da hasta edecek kendi­lerini!»
Ve, sonra îsa ağlatan bir inilti koyvererek, dedi: -«Cidden, hiç şekillenmemiş olmak, böylesine dehşetli işkencelerden daha iyi olurdu. Çünkü, vücudunun her yanında işkenceler çeken ve kendisine merhamet gös­terecek olması şöyle dursun, herkes tarafından alay edilen bir insan düşünün; söyleyin bana, bu büyük bir azap olmaz mı?»
Havariler cevap verdiler: «En büyüğü.»
Sonra İsa dedi: «Şimdi bu cehenneme (oranla) bir sevinçtir. Size gerçekten diyorum ki, eğer Allah, tüm insanların bu dünyada çektikleri ve Hüküm Günü'ne kadar çekecekleri azabı bir kefeye ve cehennem aza­bının tek bir saatim da öbür kefeye koysa, fasık ve fa-cirîer kuşkusuz bu dünyanın acılarını seçerler. Çün­kü, dünyanın acılan, insanlann elinden gelirken, di­ğer facılar) merhamet nedir bilmeyen cinlerin (zeba­nilerin?) elinden gelir (çekilir). Ne zalim (bir) ateş verecektir onlar zavallı günahkârlara! Ne acı, ama yi­ne de alevleri hafifletmeyecek olan (bir) soğuk! Ne gıcırdayan dişler, hıçkırıklar ve ağlamalar! Öyle ki, Erden (Irmağı) nm suyu, onların gözlerinden her sa­niye dökülecek yaşlardan daha azdır. Ve, burada dil­leri, anneleri, babalan ve ebedi Sübhan olan Yaratı-cılanyla birlikte yaratılmış her şeye lanet okuyacak­tır.»
İsa böyle deyip, Musa'nın kitabında yazılı olan Al­lah'ın kanununa göre havarileriyle birlikte yıkandı; ve sonra namaz kıldılar. Ve, onu böyle üzgün gören havariler kendisiyle o gün hiç konuşmadılar, her biri, onun sözleri üzerine dehşetten dona kalmıştı.
Sonra İsa, akşam namazının ardından ağzını açıp dedi: «Hangi aile babası bir hırsızın evine girmek ni­yetinde olduğunu bilirse uyuyabilir? Emin olun, hiç biri; çünkü (etrafı) gözetler ve hırsızı öldürmek için hazır bekler. Öyle de, Şeytan'in yiyebileceği kişiyi bul­mak için dolaşan azgın bir arslan olduğunu bilmez mi­siniz? O, insana günah işletmenin yolunu arar. Bakın, size diyorum ki, eğer insan (şu) tüccar gibi davransa, o gün hiç bir korkusu olmaz. Çünkü, hazırlığı iyidir. Ticaret yapmalan ve kân adil bir şekilde bölüşmeleri için komşularına para veren bir adam vardı. Ve, bir kısmının ticareti iyi gitti ve parayı iki katına çıkardı­lar.-Fakat, bir kısmı ise parayı, onu kendilerine veren adamı kötüleyip, düşmanının hizmetinde kullandılar. Şimdi söyleyin bana, (bu) komşu borçlularını hesap vermeğe çağırdığında, ne olacaktır? inanın, o ticareti iyi gidenleri ödüllendirecek, fakat diğerlerine karşı kızgınlığı paylama biçiminde kendini gösterecektir. Ve, sonra onlan kanuna göre cezalandıracaktır. Ru­hum huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki, komşu, kendisi sena olunsun ve insan Cennet'in ihtişamına ersin ve dünyada iyi yaşasm diye, insana hayatla bir­likte sahip olduğu her şeyi veren Allah'tır. İyi yaşa­yanların örneği, paralan iki katma çıkanlardır. Çün­kü, günahkârlar onların (gösterdiği örneğe bakarak) tevbeye gelirler, böylece iyi yaşayan insanlar daha bü­yük bir ödülle ödüllendirileceklerdir. Fakat, günahla-nyla (ve) Allah'ın düşmanı Şeytan'ın hizmetinde ge­çen hayatlanyla Allah'ın kendilerine verdiği şeyleri yanya indiren, Allah'a küfreden ve başkalarına saldı-nlarda bulunan lânetli günahkârlar, «söyleyin bana, bunların cezası ne olacaktır?»
«Ölçülemez (derecede) olacaktır» dedi havariler.
Sonra îsa dedi: «îyi yaşayacak olan, dükkânım kilitleyip, onu gece gündüz büyük bir dikkatle koru­yan tüccardan örnek almalıdır. Ve, aldığı şeyleri sa­tarak kâr etmek isteyecektir, çünkü bu şekilde kay­bedeceğini sezerse, kendi kardeşine bile satmayacaktır. Öyleyse sizin de böyle yapmanız gerekir. Çünkü, gerçekten ruhunuz bir tüccardır, beden ise dükkân­dır; bu bakımdan, duyular yoluyla dışandan aldığını, (ruhuyla)   alır, sat#r. Ve para sevgidir. Bakın baka­yım, sevginizi vererek kendisiyle kâr edemiyeceğiniz en küçük bir düşünceyi alıp satmazsınız. Ama, düşün­ce, söz, iş tümüyle Allah'ın sevgisi için olmalı,- çünkü, (ancak) bu şekilde o gün emniyette olursunuz. Bakın, size diyorum ki, pek çoklan abdest alıp namaza gider, pek çoklan oruç tutup zekât verir, pek çokları ilimle uğraşır ve başkalarına va'z verir, (ama) hepsinin so­nu Allah katında kötüdür; çünkü, bedeni temizlerler, kalbi değil; ağızla ağlarlar, kalple değil; etlerden uzak dururlar, kendilerini günahlarla doyururlar; kendile­rine iyi densin diye, başkalarına kendileri için iyi ol­mayan şeyler verirler; işe yarasın diye değil, konuş­mayı bilmek için ilimle uğraşırlar. Kendilerinin ter­sini yaptıklan şeyleri başkalanna öğütlerler. Ve, böy­lece kendi dilleriyle kendilerini mahkûm ederler. Al­lah, sağ ve diridir ki, bunlar Allah'ı kalpleriyle tanı-.mazlar; çünkü, tanımış olsalardı severlerdi; ve insan madem ki sahip olduğu her şeyi Allah'tan almıştır, Öy­le de, her şeyi Allah'ın sevgisi uğrunda harcamaHdır.»
Bir kaç gün sonra, îsa Sanıirîierin bir şehrine ug-radi; (fakat) kendisini şehre alnıadıklan gibi, havari­lerine ekmek de satmak istemediler. Bunun üzerine Yakup ve Yuhanna dediler: «Muallim, razı olur mu­sun ki, Allah'a dua edelim de, gökten bu insanların üzerine ateş indirsin?»
îsa cevap verdi: «Hangi ruhun sizi çektiğini bil­miyorsunuz da, böyle konuşuyorsunuz. Hatırlayın ki,
Allah, içinde Allah'tan korkan kimse görmediğinden Ninova'yı yıkmağa karar vermişti. Burası, öylesine kö­tüydü ki, Allah Yunus peygamberi bu şehre gönder­mek üzere çağırdı. O da halktan korkusundan Tar­sus'a kaçmak istedi. Bunun üzerine Allah O'nu denize attı ve bir balığa yakalanıp, Ninova yakınma fırlatıl­dı. Ve, orada tebliğde bulundu, insanlar tevbeye gel­diler ve Allah da kendilerine acıdı,» [81]
*öç için çağıranlara yazıklar olsun çünkü her in­sanın içinde Allah'ın öcünü çekecek bir neden bulun­duğundan, (çağırdıkları) başlarına gelecektir. Şimdi söyleyin bana, bu şehri bu insanlarla birlikte siz nü yarattınız? Ey siz deliler, emin olun ki hayır. Çünkü tüm yaratıklar bir araya gelse, hiç yoktan yeni tek bir sinek yaratamazlar. Eğer, bu şehri yaratmış olan Sübhan ve Azim Allah şimdi onu yaşatıyorsa, siz han­gi nedenle onu yıkmayı arzularsınız? Neden şöyle de­mediniz? ^Razı olur musun ki muallim Allah'ımız Rabb'e dua edelim de, bu insanlar tevbeye gelsinler?» Kesinlikle, benim havarimin (yapacağı) doğru hare­ket budur. Kötülük yapanlar için Allah'a dua etmek­tir. Habil, Allah'ın lanetine uğrayan kardeşi Kabil ken­disini öldürürken böyle yaptı. İbrahim, kansını ken­disinden alan Firavun için de böyle yaptı [82] ve bu­nun üzerine Allah'ın meleği (Firavun'u) öldürmedi de, vurup sakatladı. Dinsiz kralın iradesiyle mabette öldürülürken, Zekeriyya da böyle yaptı. Allah'ın tüm dostları ve kutsal peygamberlerle birlikte, Yeremya îşaya, Hezekiel, Danyal ve Davud böyle yaptılar. Söy­leyin bana, eğer bir kardeş çüdırmışsa, kötü konuştu ve yanına varanlara vurdu diye onu öldürür müsü­nüz? Kesinlikle, böyle yapmıyacaksınız, bilakis, sakat­lığına iyi gelecek ilaçlarla onu sıhhatına kavuşturma­ğa çalışacaksınız.»
«Ruhum huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki, bir günahkâr herhangi bir insana eziyet ederken, sağ­lam bir zihne sahip değildir, çünkü, söyleyin bana, düş­manının cübbesini yırtma uğruna başını kıracak bir kimse var mıdır? Şimdi, düşmanının bedenini incit­mek için kendini Allah'tan, ruhunun başından ayıran kişinin nasıl salim bir zihni olabilir?
«Söyle bana ey insan, düşman kimdir? Kesinlikle bedeniniz, ve sizi öven herkes. Bu nedenle, eğer sıh­hatli bir zihne sahipseniz, sizi kötüleyenlerin ellerini öper ve size eziyet edenlere ve vurup duranlara hedi­yeler verirsiniz; çünkü, ey insan, çünkü, bu hayatta günahlarınızdan dolayı ne kadar kötülenir ve eziyet çekerseniz, Hüküm Günü'nde o kadar az (kötülenip, eziyet çekeceksiniz). Fakat, söyle bana ey insan, eğer veliler ve Allah'ın peygamberleri, masum olmalarına rağmen eziyet çekmiş ve dünya tarafından lekelenmiş-lerse, ey günahkâr, sana yapılacak olan nedir; ve on­lar kendilerine eziyet edenler için dua edip, tüm sa-bırlanyla tahammül göstermişlerse, senin ne yapmam gerekir, ey Cehennem'e lâyık olan insan? Söyleyin ba­na ey havarilerim, Şimei'nin Allah'ın kulu Davud Pey-gamber'e hakaretler edip, taşladığını bilmiyor musunuz? Öyleyken, Şimei'yi seve seve öldürecek olanlara Davud ne dedi?» Sana ne oluyor ki ey Yoab, Şimei'yi öldürmek istiyorsun? Bırak, bana hakaretler etsin o, çünkü bu, o hakaretleri nimete çevirecek olan Allah'ın iradesidir.» Ve, böyle oldu; Allah Davud'un sabrını gördü ve onu kendi oğlu Absalom'un zulmünden kur­tardı.
«Emin olun ki, Allah'ın iradesi olmadan bir yap­rak bile kımıldamaz. Bu nedenle, keder içindeyken, ne kadar çok çektiğinizi düşünmediğiniz gibi, size bu ke­deri vereni de (düşünmeyin); ama, günahlarınızdan' dolayı cehennem zebanilerinin elinde neler çekeceği­nizi hesap edin. Siz bu şehre kızıyorsunuz, çünkü, bizi kabul etmedi ve bize ekmek de satmadı. Söyleyin ba­na, bu insanlar sizin köleleriniz midir? Bu şehri on­lara siz mi verdiniz? Mısırlarını onlara siz mi verdi­niz? Yoksa, hasat vakti onlara yardım, mı ettiniz? Ke­sinlikle hayır; çünkü siz bu toprakta yabancılarsınız ve garip insanlarsınız. Öyleyse, nedir bu söylediğiniz?»
İki havari cevap verdi: «Rab, biz günaha girdik, Allah bize merhamet etsin.»
Ve îsa cevap verdi: «Amin.»
Fısıh bayramı yaklaştı ve îsa havarileriyle birlik­te Kudüs'e gitti. Ve, «Probatika» denilen havuza var­dı. Ve, her gün Allah'ın meleği havuzu bulandırdığın­dan ve suya ilk giren (suyun) hareketinden sonra her türlü noksanlıktan kurtulduğu için banyoya böyle de­nirdi. Bu nedenle, beş çatılı bölmesi olan havuzun ya­nında çok sayıda hasta kalırdı. Ve, îsa orada otuzse-kiz yıl bulunan, azap verici bir sakatlıkla ma'lûl güç­süz bir adam gördü. Bunun üzerine, durumu İlâhî ilhamla bilen îsa hasta adama acıdı ve şöyle dedi: 4yi olmak ister misin?»
Güçsüz adam cevap verdi: «Rab, melek suyu bu-latınca beni içine itecek kimsem olmuyor, fakat ben gelirken de, bir başkası benden önce inip oraya giri­yor.»
Sonra, îsa gözlerini gök yüzüne kaldırıp, dedi: «Al­lah'ımız Rabb, babalarımızın Allah'ı, bu güçsüz adama merhamet et.»
Ve, bunu dedikten sonra İsa (yine) dedi: «Allah'ın adıyla kardeş, bütün ol; kalk ve yatağını al.*
Sonra, güçsüz adam kalktı, Allah'a hamdederek yatağını omuzlarına koydu ve Allah'a harnd ederek evine gitti.
Onu görenler bağırdılar: «Bugün yedinci gündür; . yatağını taşıma meşru değildir.»
O cevap verdi: «Beni bütünleştiren bana, «yata­ğım kaldır ve evinin yoluna gife» dedi.»
Sonra, kendisine sordular: «Kimdir o?»
O cevap verdi: «Adını bilmiyorum.»
Bunun üzerine, aralarında söyleştiler.- «Nasıralı îsa olmalı.» Diğerleri dedi: «Hayır, çünkü o Allah'm kutsal bir (kul) udur, halbuki bunu yapan kötü bir adamdır, çünkü yedinci gün (ün) yasağını çiğnemiş­tir.»
Ve, îsa mabede girdi ve sözlerini duymak için bü­yük bir kalabalık yanma yaklaştı, bu durum karşısın­da, Ferisiler kıskançlıktan yanıp tutuşuyorlardı.
İçlerinden biri öne gelip dedi: «îyi muallim, doğ­ru ve güzel öğretirsin; bu bakımdan söyle bana, Cen-net'te Allah bize nasıl bir mükafat verecektir?»
İsa cevap verdi: «Sen bana iyi dersin ve yalnızca Allah'ın iyi olduğunu bilmezsin. Allah'ın dostu Eyüp'-ün sözüne (bakın) : «Bir günlük çocuk temiz değildir; yaa, Allah'ın melekleri bile Allah'ın huzurunda hata­sız değildirler.» Daha da dedi: «Beden günahı çeker ve toprağın suyu emdiği gibi kötülükleri emer.»
Bunun üzerine kafası karışan Ferisi sustu. Ve îsa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, hiç bir şey konuş­maktan daha feci değildir. Süleyman'ın sözüne (dik­kat edin) .- «Hayat ve ölüm dilin kudreti içindedir.»
Ve, havarilerine dönüp, dedi: «Sizi kutsayanlara karşı dikkatli olun, çünkü onlar sizi aldatmaktadırlar. Dille Şeytan ilk anne - babamızı kutsadı, ama sözleri­nin sonu kötü oldu. Mısır'ın-önde gelenleri de aynı şe­kilde Firavun'u kutsadüar, Caİut Filistinlileri kutsadı. Yine, dörtyüz sahte peygamber Ahab'ı kutsadı; ama, övgüleri yalancıktandı ki, övülen övenlerle birlikte he­lak olup gitti. Bu bakımdan Allah İşaya Peygamber aracılığıyla boşuna, '«İnsanlarım, sizi kutsayanlar sizi aldatırlar» dememiştir.
Yazıklar olsun size yazıcılar ve Ferisîler; yazıklar olsun size kâhinler ve Levililerj çünkü siz, Kurban kes­meğe gelenleri Allah'ın bir insan gibi et yediğine inan­dırarak, Rabb'ın kurbanını berbat ettiniz.»
Çünkü, onlara dersiniz: «Koyun, sığır ve kuzu­larınızı Allah'ın mabedine getirin ve (kendiniz) hiç ye­meyip, bunları size vermiş olan Allah'a bir pay ay -Tin»; ve babamız İbrahim'in inancı ve itaatıyla birlik­te, Allah'ın kendisine yaptığı va'd ve verdiği nimetler hiç bir zaman unutulmasın diye, babamız İbrahim'in oğluna bahşedilen hayata bir şahitlik olan kurbanın menşeini onlara anlatmazsınız. Fakat, peygamber He-zekiel aracılığıyla Allah der: «Kurbanlarınızı benden uzaklaştırın, sizin kurbanlıklarınız bana kerih geliyor.» Allah'ın Hoşea Peygamber'e söylediği sözün olacağı vakit yaklaşıyor: «İnsanların seçmediğine seçilmişler diyeceğim.» Ve, Hezekiel Peygamber'e de der; «Allah insanlarıyla, babalarınıza verip de gözetmedikleri ah­de göre olmayan yeni bir ahid yapacak ve onlardan taş yürek derini) alıp, yeni bir yürek verecek;- ve bü­tün bunlar olacaktır, çünkü siz O'nun kanununda yü­rümüyorsunuz. Ve, elinizde anahtar varken açmıyor­sunuz; tersine üstünde yürümek isteyenler için yolu kapatıyorsunuz.»
Kâhin her şeyi mabedin yanında duran başkâhi-ne bildirmek için gidiyordu ki, İsa dedi; «Kal, çünkü soruna cevap vereceğim.»
«Allah'ın bize Cennet'te ne vereceğini size anlat­mamı istersin. Bakm, size diyorum ki, ücretleri düşü­nenler patronu sevmezler. Önünde bir koyun sürüsü bulunan bir çoban kurdun geldiğini görünce onları korumaya hazırlanır; (ama) tersine, ücretli kurdu gö­rünce koyunları ve sürüyü terkeder. Huzurunda dur­duğum Allah sağ ve diridir ki, eğer babalarımızın AL-LAH'ı sizin Allah'ınız olmuş olsaydı, «Allah bize ne ve­recek» diye aklınızdan geçirmezdiniz. Tersine, Davud Peygamber'in dediği gibi derdiniz: «Bana verdiği bun­ca şeye karşılık ben Allah'a ne vereceğim?*
Anlayasınız diye, sözlerimi l?ir temsille anlataca­ğım. Kralın biri, yol kçnannda hırsızlar tarafından soyulup, ölme derecesinde yaralanan bir adam gördü. Ve, ona acıyıp, bu adamı şehre götürerek (gerekli) bakımım yapmalarını kölelerine emretti ve onlar da bunu tüm dikkatleriyle yerine getirdiler. Ve, kral has­ta adama karşı büyük bir sevgi duyup, kızını ona ver­di ve varisi yaptı. Şimdi, bu kral mutlaka en merha­metli (bir kraldı); fakat, adam köleleri dövdü, ilâçları küçümsedi, karışma kötü davrandı, kral hakkında ileri geri konuştu ve sipahilerini ona karşı ayaklandırdı. Ve, kral herhangi bir hizmet istediğinde, «Kral bana ödül olarak ne verecek» der dururdu. Şimdi, kral bu­nu işitince, böylesine dinsiz bir adama ne yapsın?»
Hepsi (birden) cevap verdiler .* «Yazıklar olsun ona, kral onu her şeyden yoksun bırakır ve şiddetli , bir biçimde cezalandırır.» O zaman îsa dedi: «Ey kâ­hinler, yazıcılar, Farisîler ve siz, benim sözümü din­leyen başkâhin: «Size Allah'ın, peygamberi îşaya ara­cılığıyla söylediğini bildiriyorum: «Ben köleleri besle­dim ve yücelttim, fakat onlar beni küçümsediler.»
Kral, İsrail kavmini bu dünyada acılarla dolu bu­larak, onlara kullan Yusuf, Musa ve Harun'u verip, bakımlarını yaptıran Allah'imizdir. Ve Allah'ımız on­lara karşı öylesine bir sevgi duymuştur ki, İsrail kav­mi uğruna Mısır'ı vurmuş, Firavun'u boğmuş ve Ke-nanîlerle Medyenliler'in yüz yirmi kralını darnıa da­ğın etmiştir; İsrail Kavmi'ne kanununu vermiş, onları insanlarımızın oturduğu (toprakların) tümüne varis kılınıştır.
«Fakat, îsrail Kavmi'nin yaptığı nedir? Ne kadar peygamberi öldürmüş, ne kadar peygamberliği bozup lekelemiştir; nasıl da Allah'ın kanununu çiğnemiştir; bu nedenle kaç tanesi Allah'tan kopup, sizin suçları­nız yüzünden ey kâhinler, putlara kulluğa koşmuştur!
Ve, yaşama biçiminizle Allah'ın şanını nasıl da hiçe sayarsınız! Ve, (sonra da) gelip bana sorarsınız; «Al­lah bize Cennet'te ne verecek» diye. Bana şöyle sor­malıydınız : «Allah'ın bize Cehennem'de vereceği ceza ne olacaktır?» Ve, sonra da Allah'ın kendinize mer­hamet etmesi amacıyla gerçek tevbe için ne yapmanız gerektiğini (sormalıydınız). Size bunu söyliyebilirim ve sizi bu hedefe yöneltiyorum.»
«Huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir ki, benden göklere çıkarma değil, gerçeği alacaksınız. Bu bakımdan size diyorum ki, babalarımızın günah işle­dikten sonra yaptığı gibi tevbe edip, Allah'a dönün ve kalbinizi sertleştirmeyin.»
Kâhinler bu konuşma üzerine kızgınlıktan bitip tükeniyorlardı ama, halktan korkularına tek bir ses çıkaramıyorlardı.
Ve, îsa sözlerini şöyle sürdürdü: «Ey fakihler, ey yazıcılar, ey Ferisîler, ey kâhinler, söyleyin bana, şö­valyeler gibi atlar arzular, fakat savaşa gitmeği arzu etmezsiniz; kadınlar gibi güzel giysiler arzular, fakat eğirme ve çocuk beslemeği arzu etmezsiniz; tarlaların meyvelerini arzular, fakat toprağı işlemeği arzu et­mezsiniz; denizin balıklarını arzular, fakat balığa git­meği arzu etmezsiniz; şehirliler gibi şeref arzular, fa­kat cumhuriyetin yükünü arzu etmezsiniz; ve kâhin­ler olarak onda birleri (aşarı) ve ilk (toplanan) mey­veleri arzular, fakat Allah'a gerçek kulluk etmeği ar­zu etmezsiniz. Böyleyken, burada şersiz - kötülüksüz her iyiliği arzuladığınızı gören Allah ne yapacaktır si­ze? Bakın, size diyorum ki, Allah size, tüm iyiliklerden yoksun her türlü şerri bulacağınız bir yer verecektirsize.»
Ve, îsa bunları deyince, konuşup göremiyen ve işitme gücünden yoksun bir cin çarpmışı getirdiler kendisine. Bunun üzerine, inançlarını gören îsa göz­lerini göğe kaldırdı ve dedi: «Babalarımızın Allah'ı Rabb, bu hasta adama merhamet et ve ona sıhhat ver ki, bu insanlar beni Sen'in gönderdiğini bilsinler.»
Ve, İsa böyle söyleyip, ruha ayrılmasını emrede­rek, dedi: «Rabbımız Allah'ın adının gücüyle adamdan ayrıl ey şerli olan!»
Ruh ayrıldı ve dilsiz adam konuştu, gözleriyle de gördü. Bunun üzerine herkes korkuya kapıldı, fakat yazıcılar deçUler: «Cinlerin reisi Beelzebu'nun gücüyle cinleri çıkarıp atıyor.»
O zaman İsa dedi: «İçinde ayrılık olan her ülke yok olur, ev ev üstüne yıkılır; eğer, Şeytan'm gücüyle Şeytan çıkarılıp atılıyorsa, bu ülke nasıl ayakta dura­cak? Eğer, sizin oğullarınız Süleyman Peygamber'in kendilerine verdiği kitapla Şeytan'ı çıkarıp atıyorlar­sa, benim Şeytan'ı Allah'ın gücüyle çıkarıp attığımı doğruluyorlar (demektir). Allah sağ ve diridir ki, Kut­sal Ruh'a karşı küfür, dünya ve Ahret'te bağışlanma-yacaktır. Çünkü, kendi kendine kötülük eden insan, günahını bile kendini günaha sokacaktır.» [83]
Ve, İsa bunları deyip, mabetten çıktı. Ve, halk, top­layabildikleri tüm hastaları getirdikleri ve İsa da dua ederek, hepsine sıhhat verdiği için, ona ta'zimde bu­lundular. Bunun üzerine, o gün Kudüs'deki Romalı as­kerler Şeytan'm dürtmesiyle, İsa'nın, halkını ziyarete gelen İsrail Kavmi'nin Allah'ı olduğunu söyleyerek halk arasında fitne yaymağa başladılar.
îsa Bayramı'ndan sonra Kudüs'ten ayrılıp Filipus Kayseriyesi sınırlarından içeri girdi. Bu sırada, melek Cebrail halk arasında başlayan fesadı kendisine söy­leyince, havarilerine sordu: «İnsanlar benim için ne
diyor?»
Dediler: «Bir kısmı senin îlya olduğunu, bir diğer kısmı Yeremya, bir diğer kısmı da eski peygamberler­den biri olduğunu söylüyor.»
îsa cevap verdi: «Ya siz; benim için siz ne diyor­sunuz?»
Petrus cevap verdi: «Sen Allah'ın oğlu Mesih'sin.»
O zaman, îsa kızdı ve kızgınlıkla onu azarlayıp, dedi; «Def ol, ayni benden, çünkü sen Şeytan'sın ve beni günaha sokmağa çalışıyorsun!»
Ve, onbir (havariyi) de tehdit edip, dedi: «Eğer böyle inanıyorsanız, yazıklar olsun size, çünkü ben böyle inananlara karşı Allah'tan büyük bir lanet ka­zandım.»
Ve, Petrus'u kovup atmak istedi; bunun üzerine onbir (havari) onun için İsa'ya yalvardılar. O da onu kovmayıp, yeniden azarlıyarak dedi: «Uyanık olun da, bir daha sakın böyle bir söz söylemeyin, çünkü Al­lah sizi reddederi»
Petrus ağladı ve dedi: «Rab, ben aptalca konuş­tum; Allah'a yalvar da beni affetsin.»
O zaman İsa dedi: «Eğer, Allah'ımız kulu Musa'­ya, çok sevdiği îlya'ya veya herhangi bir peygambere görünmek dilemiş olsa, Allah'ın bu imansız nesle gö­rünmesi gerektiğini mi düşüneceksiniz? Siz bilmez misiniz ki, Allah her şeyi hiç yoktan tek bir sözle ya­ratmıştır ve tüm insanların menşei bir çamur parça­sıdır. Bu durumda Allah'ın nasıl olur da, ip "ana benzeyen bir yanı bulunabilir? Yazıklar olsun, Şeytan'a kanarak kendi kendilerine eziyet edenlere!»
Ve, îsa bunu deyip, Petrus için Allah'a yalvardı, on bir (havari)yle Petrus ağhyarak, dediler: «Amin, amin ey Allah'ımız Azîm ve Sübhan Rabb.» [84]
Ardından îsa ayrıldı ve avamın kendisiyle ilgili olarak boş düşünceyi söndürmek için Galile'ye gitti.
İsa, kendi memleketine gelince tüm Galile yöre­sinde, îsa Peygamberin Nasıra'ya iıasıl geldiği yayıl­dı. Bunun üzerine, büyük bir dikkatle hastalan araş­tırıp, kendisine getirdiler ve onlara elleriyle dokunma­sı için yalvardılar. Ve, kalabalık öylesine büyüktü ki, tanınmış, felçli bir zengin kapıdan geçemiyerek İsa'­nın bulunduğu evin damına çıktı ve damm örtüsünü alıp, kendini İsa'nın önündeki yazgıların yanma bı­raktı, îsa, bir an tereddüt edip durdu ve sonra dedi: «Korkma kardeş, çünkü günahların sana bağışlanmış bulunuyor.»
Herkes bunu duyunca incindi ve dedi: «Kimdir bu günahları bağışlayan?»
O zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, ben günahlan bağışlayamam, bir başka kişi de (bağışla­yamaz) , ama, yalnızca Allah bağışlar. Fakat, Allah'ın kulu olarak ben, başkalarının günahlan için Allah'a yalvarabüirim; ve, işte bu hasta adam için O'na yalvardım ve eminim ki, Allah duamı işitmiştir. Bu ne­denle, gerçeği bilesiniz diye, bu hasta adama diyorum: «Babalarımızın Allah'ı, İbrahim'in ve oğullarının Al­lah'ının adıyla, iyileşmiş olarak kalk!» Ve, İsa bunu deyince, hasta adam iyileşmiş olarak kalktı ve Allah'ı ta'zim etti.
O zaman, halktan olanlar İsa'dan dışanda duran hastalar için Allah'a yalvarmasını rica ettiler. Bunun üzerine, îsa dışanya onların yanma çıktı ve ellerini kaldmp dedi: «Ey orduların Allah'ı, yaşayan Allah, gerçek Allah, hiç ölmeyecek olan kutsal Allah Rabb, onlara merhamet et!» Bunun üzerine, herkes cevap verdi: «Amin.» ve, böyle dedikten sonra hasta halkın üzerine ellerini koydu ve hepsi sıhhatlerine kavuş­tular.
Bundan dolayı Allah'ı ta'zimdir dediler: «Allah bizi peygamberi aracılığıyla ziyaret etmiştir ve Allah, büyük bir peygamber göndermiştir bize.» [85]
îsa geceleyin havarileriyle gizlide konuşup, dedi r «Bakın, size ediyorum ki, Şeytan sizi buğday gibi ele­mek arzu eder. Fakat ben sizin için Allah'a yalvar­dım ve benim için tuzaklar kurandan başka sizin için helak olmak yoktur.» Ve, bunu Yehuda hakkında de­di, çünkü, melek Cebrail ona Yehuda'nm kâhinlerle nasıl el birliği içinde olduğunu ve îsa'nm konuştuğu her şeyi onlara bildirdiğini söylemişti.
Bunu yazan göz yaşlarıyla İsa'ya yaklaşıp, dedi: «Ey muallim, bana söyle, sana ihanet edecek olan kim­dir?»
İsa cevap verip, dedi.- «Ey Barnabas, şimdi senin için onu bilmenin zamanı değildir. Fakat, yakında kö­tü olan kendini ortaya koyacaktır. Çünkü, ben dün­yadan ayrılacağım.»
O zaman, havariler ağlıyarak dediler: «Ey mual­lim, demek bizi bırakacaksınız? Sen bizi bırakmaktan-sa, biz ölelim, çok daha iyi!»
İsa cevap verdi: «Kalbiniz"üzüntü çekmesin, kork­mayın da; çünkü sizi ben yaratmadım, fakat sizi ya­ratmış olan yaratıcımız Allah sizi koruyacaktır. Bana gelince, ben şimdi, dünyaya selâmet getirecek olan Allah'ın Elçisi'nin yolunu hazırlamak için dünyaya gelmiş bulunuyorum. Fakat, sakın ola ki, aldatılmaya-sınız, çünkü, benim sözlerimi alıp, benim kitabımı kir­letecek pek çok sahte peygamber gelecektir.»
O zaman, Arıdreâs dedi: «Muallim, bize bazı işa­retler söyle ki, onu bilelim.»
İsa cevap verdi: .«Sizin zairtamnızda gelmeyecek, fakat, sizden birkaç yü sonra, kitabımın hükümsüz ki-, hnacağı, o kadar ki, ancak otuz kadar mü'minin ka­lacağı bir zamanda gelecektir. Bu zamanda Allah dün-ya(dakilere) acıyacak ve bu bakımdan Elçisi'ni gön­derecektir; (Eîçisi'nin) üzerinde bir bulut duracak, bu­radan onun Allah'ın seçilmiş bir (kul)u olduğu bili­necek ve O'nunla tanınacaktır. [86] Dinsizlere karşı bü­yük bir güçle gelecek ve yeryüzünde puta-tapıcıbğı yıkaçaktır. Ve, ..ben de seviniyorum ki, onunla Allah ta­nınıp, ta'zim edilecek ve ben de gerçek olarak tanına­cağım; ve, benim insandan öte olduğumu söyleyenler­den öç alacaktır. Bakın, size diyorum ki, ay çocuklu­ğunda ona uyku verecek ve büyüdüğünde o (ayı) el­lerine alacaktır. Bırakın, dünya onu çıkarıp attığını fark etsin, çünkü o, puta-tapıcıları öldürecek; Allah'ın kulu Musa ve yaktıkları şehirleri ve çocuklarını öl­dürdükleri şehirleri bağışlamayan Yuşa çok daha faz­lasını öldürmüştü; çünkü eski bir yaraya kişi ateş tat­bik eder.
«O, bütün peygamberlerinkinden daha açık bir gerçekle gelecek ve dünyayı yanlış yere kullananı azarlayacaktır. Babamızın şehrinin kuleleri neş'eyle birbirlerini selânihyacaklardır; ve işte, puta-tapıcılığın fyüz üstü) yere kapaklandığının görüleceği ve benim de başkaları gibi bir insan olduğumu itiraf edeceği za­man, bakm, size söylüyorum ki, Allah'ın Elçisi gelmiş olacaktır.» [87]
«Bakm, size diyorum ki, eğer Şeytan sizin Allah'ın dostları olup olmamanız (konusunda) uğraşacak olursa —çünkü, kimse kendi şehirlerine saldırmaz,— eğer Şeytan dileğim üzerinize korsa, size kendi zevklerini­ze kaydırmakla işkence eder; fakat, sizin kendisine düş­man olduğunuzu bildiğinden, sizi helak etmek için her şiddete baş vuracaktır. Ama, korkmayın, çünkü, o si­ze karşı zincire vurulmuş bir köpek gibi duracaktır. Çünkü, Allah benim duamı işitnuştir.»
Yuhanna cevap verdi: «Ey muallim, yalnız kendi­miz için değil, fakat kitaba inanacaklar için de anlat; eski iğvacı insana nasıl tuzak kurar?»
İsa cevap verdi: *Bu mel'un dört yolla iğva eder. İlki, kendisi düşüncelerle iğva ettiği zanıandırv İkin­cisi, kulları aracılığıyla söz ve işlerle iğva ettiği za­mandır. Üçüncüsü, sahte akideyle iğva ettiği zaman­dır. Dördüncüsü (de), sahte görüşlerle iğva ettiği za­mandır. Şimdi, ateşi olanın suyu sevdiği gibi, günahı seven insan bedeni her şeyiyle onun yanmdayken, insan nasıl tedbirli olmalıdır? Bakın, size diyorum ki, eğer bir insan Allah'tan korkarsa, (Allah) her şeye karşı ona zafer verir, ki Davud peygamber (şöyle) der: «Allah üzerinizde melekler görevlendirecek, (ve onlar) Şeytan sizi yanıltmasın diye yollarınızı tutacak­lardır. Bin (tanesi) sol kolunuz üzerine düşecek, bir on bin tanesi de sağ kolunuz üzerine düşecek ki, (Şey­tanlar) yanınıza yaklaşmasın.»
«Hattâ, Allah'ımız büyük sevgisinden, aynı Davud aracılığıyla bizi koruyacağını va'd etmiştir. «Sana öğ­retmenlik edecek anlayış veriyorum sana; ve yürüye­ceğin yollannda kendi gözümü senin üzerine dikece­ğim.»
Ama, ne diyeyim ben? O, İşaya aracılığıyla dedi: «Bir anne kendi rahminin çocuğunu unutabilir mi? Fakat, size diyorum,ki, o unuttuğu zaman, ben sizi unutmayacağım.»
«Öyleyse, söyleyin bana, gözetici olarak melekleri v© koruyucu olarak daim sağ olan Allah'ı varken Şey-tan'dan kim korkar? Bununla birlikte, Süleyman Pey-gamber'ın dediği gibi, .(şu da) gereklidir: «Sen Rabb'-dan korkmak için gelen oğlum, iğvalara karşı ruhunu hazır et.. Bakın, size diyorum ki, insan paraları mua­yene eden bir banker gibi yapıp, düşüncelerini mua­yene etmeli ki, yaratıcısı Allah'a karşı günah işleme­sin.»
«Dünyada günah için   (hiç) kaygı çekmeyen in­sanlar var olagelmiştir ve vardır; bunlar en büyük yanılgı içindedirler. Söyleyin bana, Şeytan nasıl gü­nah işledi? Onun insandan daha değerli olduğu dü­şüncesiyle günah işlediği ortada. Süleyman, bir ziya­fete Allah'ın tüm yaratıklarını davet etmeği düşüne­rek'günah işledi de, bir balık hazırladığı her şeyi yi­yerek onu doğrulttu. Bu bakımdan, babamız Davud'un sözü sebepsiz değildir: «Bir kimsenin kalbinde yüksel­mek için kişi gözyaşları vadisinde oturur.» Ve, bu ne­denle Allah, peygamberi îşaya aracılığıyla bağırnıaz mi: «Gözlerinden kötü düşüncelerinizi çekip, ayırın.» Ve, bu amaçla Süleyman der: «Tüm tutuşunla kalbini tut.» Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diri­dir ki, düşünmeden günah işlemek mümkün olmadı­ğından, her şey günaha götüren kötü düşünceler için söylenir. Şimdi, deyin bana, çiftçi bağ diktiği zaman, diktiklerini derine koymaz mı? Kesinlikle kor. İşte böy­le de, Şeytan günahı dikerken gözde veya kulakta dur­mayıp, Allah'ın mekânı olan kalbe geçer. Allah'm ku­lu Musa aracılığıyla dediği gibi; «Benim kanunumda yürüsünler diye, ben içlerinde yerleşeceğim.»
«Şimdi söyleyin bana, eğer kral Hirodes içinde oturmak arzu ettiği bir evi korumanız için size vere­cek olsa, düşmanı Pilatus'un oraya girmesine veya içi­ne eşyalarım koymasına katlanır mısınız? Emin olun ki, hayır. Öyle de, Allah'ın, mekânı olan kalbinizi ko­rumanız için size verdiğini göre göre, Şeytah'ın ora­ya girmesine veya içine düşüncelerini yerleştirmesi­ne hiç katlanmamanız gerekir. Bu bakımdan, nasıl banker, Kayser'in resmi doğru mudur, değil midir, gü­müş sağlam mıdır, sahte midir ve gereken ağırlıkta mıdır diye paraya dikkat ediyor ve bu nedenle onu elinde evirip çeviriyorsa, siz de öylece dikkat edin. Ah, deli dünya! Kuşkusuz, kendi kulların Allah'ın kulla­rından daha ölçülü ve sakıngan olduğu için, son gün­de Allah'ın kullarım ihmal ve dikkatsizlikleri nedeniy­le azarlayasm ve yargılayasm diye, kendi işlerinde ne kadar da akıllısmdır. Söyleyin bana şimdi, kim bir dü­şünceyi, bankerin gümüş bir parayı (muayene ettiği) gibi muayene ediyor? Emin olun ki, hiç kimse.»
Sonra, Yakup dedi: «Ey muallim, bir düşüncenin bir para gibi muayenesi nasıl olur?»
İsa cevap verdi: «Düşüncedeki sağlam gümüş din­darlıktır. Çünkü dine aykırı her düşünce Şeytan'dan gelir. Doğru resim, peşlerinden gitmemiz gereken kut- sal (kul) lan ve peygamberleri öraek (almak) tır; dü­şüncenin ağırlığı ise, her şeyin kendisine göre yapıl­ması gereken Allah sevgisidir. Böyle oldu mu, düş­man, komşuna karşı araya din dışı düşünceler getire­cektir, bedeni bozmak için dünyaya uygun (düşünce­ler); Allah sevgisini bozmak için dünya sevgisiyle (il­gili düşünceler).»
Bartalemus cevap verdi: «Ey muallim, iğvaya ka­pılmayalım diye az düşünmemiz için ne yapmamız ge­rekiyor?»
İsa cevap verdi: «îki şey gereklidir sizin için. îlki, kendinizi çok eğitmeniz, ikincisi de, az konuşmanızdır; çünkü, tenbellik her türlü kirli düşüncenin toplandığı bir bataktır. Çok fazla konuşmak ise, kötülükleri bi­riktiren bir süngerdir. Bu bakımdan yalnızca çalışma­nızın vücudu meşgul etmesi değil, aynı zamanda ru­hunun da ibadetle meşgul olması gerekmektedir. Çün­kü, (ruh) ibadetten hiç bir zaman uzak durmamak ih-tiyacındadır.»
Temsil olsun diye anlatıyorum: «(Çalıştırdıkları­nın) hakkını vermeyen bir adam vardı, bu nedenle de, onu tanıyan kimse tarlalarını sürmeğe gitmezdi. Bu­nun üzerine, lânetli bir adam gibi dedi: *Pazar yeri­ne gidip, hiç bir şey yapmayan boş adamları bulaca­ğım, onlar da boş olduklarından bağlıklarımı işlemeğe gelecekler.» Bu adam evinden çıktı ve boş boş oturup, hiç paraları olmayan pek çok yabancı buldu. Kendi­leriyle konuşup, onları bağlığına şevketti. Fakat, onu tanıyan ve eli iş tutan hiç kimse o tarafa gitmedi.
«(Çalıştırdıklarının) hakkını vermeyen Şeytan'dır, çünkü o iş verir ve insan bunun karşılığında hizme­tine sonsuz ateşler alır. Bu nedenle, Cennet'ten sürül­müş ve işçiler aramağa çıkmıştır. O, işlerine mutlaka, boş boş oturanları, en çok da kendisini tanımayanları koşar. Her ne durumda olursa olsun, kötülüğü bilmek, ondan kurtulmak İçin yeterli değildir. Fakat, onu altet-mek için iyiliklerle uğraşmak da gerekir.»
«Size bir temsil (daha) anlatıyorum. Üç bağ tar­lası olan ve bunları üç çiftçiye icara veren bir adam vardı. Birinci adam bağları nasıl işleyeceğini bilmediğinden, bağlar yalnızca yaprak verdi, ikincisi üçün­cüye, bağlara nasıl bakılması gerektiğini öğretti; o da onun sözlerini en iyi şekilde dinledi ve kendisine an­latıldığı şekilde kendininkini işledi; o kadar ki, üçün­cünün bağı çok (meyve) verdi. Fakat, ikinci zamanını yalnızca konuşmakla geçirerek, bağını işlemeden bı­raktı. İcarları ödeme zamanı gelince, bağ tarlalarının sahibine birinci (adam) dedi:. «Efendi, bağ tarlaları­nın nasıl işleneceğini bilmiyorum, bu bakımdan, bu yıl hiç meyve alamadım.»
Bağ sahibi cevap verdi: «Ey aptal, sen dünyada tek başına mı yaşarsın da, toprağı işlemesini çok iyi bilen ikinci bağcının fikrini sormazsın? Belli ki, bana (hiç bir şey) ödemeyeceksin.»
«Ve, böyle deyip, onu efendisine (borcunu) öde-yinceye kadar hapiste çalışmağa mahkûm etti; (fakat) sade dilliliğinden acıma (duyguları) harekete geçip onu salıverip, dedi: «Defol, benim bağımda daha faz-. la çalışmanı istemiyorum, senin borcunu ödemen içüi bu kadarı yeter.»
İkincisi geldi (ve) ona (bağ) sahibi dedi: «Hoş geldin benim bağcım! Bana borçlu olduğun meyveler nerede? Kuşkusuz sen, bağların nasıl budanacağını en iyi bilen olduğundan, sana icara verdiğim bağım çok meyve vermiş olmalı.»
İkinci (adam) cevap verdi: «Ey efendi, senin ba­ğın öyle duruyor, çünkü, ben ne kök ve dalları buda-dım, ne de toprağı işledim; bu bakımdan, bağ meyve vermedi, ben de sana (borcumu) ödeyemiyorum.»
Bunun üzerine bağ sahibi, üçüncü (adamı) çağır­dı ve hayret içinde sordu: «Bana, kendine ikinci bağ icara verdiğim şu adamın, sana icara verdiğim bağın nasıl işleneceğini sana tam olarak anlattığını söyledin. Öyle de, nasıl olur da ona icara verdiğim bağ, hepsi aynı toprakken meyve vermemiş olsun?» Üçüncü (adam) cevap verdi: «Efendi, bağlıklar yal­nızca konuşmakla işlenmez, fakat, bağının meyve ver­mesini isteyen günde bir gömlek terletmelidir. Ve, hiç bir şey yapmaz, ama vaktini konuşmakla harcarken ey efendi, senin bağcının bağı nasıl meyve versin? Emin olun ey efendi, eğer o kendi' sözlerini uygulama­ya koymuş olsaydı, bu kadar çok konuşamayan ben sana iki yıllık icarı öderken, o beş yıllık bağ kirasını verirdi.»
«Efendi kızdı ve bağcıya sertçe çıkıştı: «Ve sen, ke­silecek dallan kesmeyip, tarlayı düzlememekle büyük bir iş yaptın. Bu nedenle de, sana verilecek büyük bir ödül var!» Ve, hizmetçilerini çağırıp, onu acımadan dövdürdü. Ve sonra da, onu her gün döven zalim bir hizmetçinin gözetiminde hapse koydu. Ve arkadaşla­rının ricalarına bakıp da, hiç bir zaman serbest bırak­mak da İstemedi.»
Bakın, size ediyorum ki, Hüküm Günü'nde pek çok­ları Allah'a diyecek: «Rabb, biz senin kanununu va!z ettik ve öğrettik.» Bunlara karşı kuşlar bile haykırıp, diyecekler: «Siz başkalarına va'z ederken, kendi dili­nizle kendinizi mahkûm ediyordunuz, ey günah işçi­leri!»
«Allah sağ ve diridir ki» dedi Isa, «gerçeği bilip de aksini yapan, öylesine feci bir ceza ile cezalandı­rılacak ki, hani neredeyse Şeytan bile ona acır duru­ma gelecek. Şimdi söyleyin bana, Allah bize kanununu bilmek için mi verdi, uygulamak için mi? Bakın, size diyorum ki, tüm ilmin amacı, bildiğini yapan bir akıla sahip,olmaktır.»
«Söyleyin bana, eğer bir kişi sofrada oturup, göz­leriyle nefis etlere baksa, ama elleriyle kirli şeyleri seçse ve bunları yese bu bir deli değil midir?» «Kesinlikle öyle» dedi havariler. O zaman, İsa dedi: «Ey bütün delilerden de deli, sen ey adam, anlayışınla göğü bilir, ellerinle yeri se­çersin; anlayışınla Allah'ı tanır, içinden dünyayı se­çersin; anlayışınla Cennet'in zevklerini bilir, yaptık­larınla Cehennemin bayağılıklarını seçersin. Kılıcı Bı­rakıp da, savaşa kınıyla giden cesur asker! Şimdi, bil-mezmisiniz ki,   geceleyin yürüyen yalnızca ışığı gör­mek için değil, gerçekte, hana salimen varabilsin di­ye doğru yolu görmek için ışığı arzular? Ey, bin defa hakir görülüp, iğrenilmesi gereken dünya,- çünkü, Al­lah'ımız kutsal peygamberleriyle hep kendi ülkesine ve dinlenme yerine giden yolu bildirmek istedi, fakat, sen şerli (yaratık), yalnızca gitmek istememekle kal­maz, daha kötüsü, ışığı hakir görürsün! Şu deveyle ilgili atasözü (neJ doğrudur: «Deve, kendi çirkin yü­zünü görmek istemediğinden içmek için duru suyu be-ğenmezmiş.» îşte, kötülük yapan dinsizler de böyledir; kötü işleri bilinmesin diye ışıktan nefret ederler. Fa­kat, âkh olup da, iyi işler yapmamakla kalmayıp, da­ha kötüsü, faklını) şerlerde kullanan, hediyeleri, (on­ları) vereni öldürmek için alet olarak kullanan gibi­dir.»
«Bakın, size diyorum ki, Allah Şeytan'm düşüşüne acımadı, ama, yine de Adem'in düşüşüne (acıdı). BıraKın, artık bu, iyiliği bilip de kötülük yapanın mutsuz durumunu bilmeniz için yetsin.»
O zaman, Andreas dedi: «Ey muallim, böyle bir duruma düşmemek için, bilgiyi bir yana koymak iyi bir şey (o halde)!»
İsa cevap verdi: «Eğer, dünya güneşsiz, insan göz­süz ve ruh da anlayışsız iyiyse o zaman bilmemek de iyidir. Bakın, size diyorum ki, bilginin ebedi hayat için olduğu kadar, ekmek geçici hayat için iyi değildir. Öğ­renmenin Allah'ın bir emri olduğunu bilmez misiniz? Şöyle diyor Allah: «Büyüklerinize sorun ve onlar size öğretsinler.» Ve, kanun hakkında Allah der: «Görün ki, hükmüm gözlerinizin önündedir; oturacağınız za­man, yürüyeceğiniz zaman ve her zaman onun üzerin­de düşünün.» Öyleyse, öğrenmenin iyi olup olmadığını şimdi biliyorsunuzdur herhalde. Ah, mutsuzdur bilge­liği hakir gören. Çünkü o, ebedî hayatı kesinlikle yiti­recektir.»
Yakup, karşılık verdi: «Ey muallim, Eyüb'ün bir hocadan ders almadığını biliyoruz, İbrahim de (aynı); öyleyken, Allah'ın kutsal (kulları) ve peygamber ol­dular.»
İsa cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, güveyin evinden olanın evlenme (törenine) çağırılmasına ge­rek yoktur, çünkü o, törenin yapıldığı evde oturmak­tadır. Fakat, evden uzakta olanlar (çağırılır). Şimdi, bilmez misiniz ki, Allah'ın peygamberleri Allah'ın rah­met ve bereket evindedirler ve Allah'ın kanunlarını açık olarak içlerinde bulurlar. Babamız Davud bu ko­nuda (bakın) ne der: «Allah'ımın kanunu kalbimde-dir; bu nedenle, O'nun yolu kazmakla yapılmayacak­tır.» Bakın, size diyorum ki, Allah'ımız inşam yaratır­ken, onu yalnızca doğru olarak yaratmakla kalmadı. aynı zamanda kalbine, Allah'a kulluk etmeğe uygun olanı kendine göstermesi için bir ışık yerleştirdi. Bu bakımdan, bu ışık günahlar nedeniyle kararsa bile, yine de sönmez, Çünkü, her kavimde, Allah'ı yitirmiş olup, sahte ve yalancı tanrılara kulluk etseler bile, Al­lah'a kulluk etme arzusu vardır. Dolayısıyla, bir insa­nın Allah'ın peygamberlerinden ders alması gerekli­dir, çünkü onlar, Allah'a iyi kulluk ederek Cennet'e, vatanımıza giden yolu öğretmek için ışığı yakarlar; tıpkı, gözleri hasta olanlara yardım ve kılavuzluk edil­mesinin gerekli olduğu gibi.»    .
Yakup karşılık verdi: «Peygamberler ölüyse bize nasıl öğretecekler; ve peygamberler hakkında bilgisi olmayana da nasü öğretilecektir?»
Isa cevap verdi: «Onların akidesi, incelenebilsin diye yazılır, s çünkü (yazılanlar) peygamberden size (kalandır). Bakın, bakın size diyorum ki, peygamber­liği hakir gören, yalnızca peygamberi hakir görmekle kalmaz, peygamberi gönderen Allah'ı da hakir görmüş olur., Fakat, (bazı) kavimler gibi peygamberliği bil­meyenlere gelince, size söylüyorum: Eğer, böyle yö­relerde bir insan kalbinin kendine gösterdiği biçimde, başkalarından görmediğini başkalarına yapmadan ve başkalarından aldığını komşusuna vererek yaşayacak olursa, evet böyle bir insan Allah'm rahmetinden uzak kalmayacaktır. Ölürken, daha önce olmazsa Allah ken­disine öğretecek ve rahmetle kanununu verecektir. Belki de, Allah'ın kanun sevgisi için kanun verdiğini düşünüyorsunuz. Kesinlikle böyle değil, ama, gerçek­te Allah kanununu, insan Allah sevgisi için iyilik yapsın diye verir. Ve, Allah Kendi sevgisi için iyilik ya­pan bir insan bulsa sanki onu hakir mi görecektir? Hayır, asla, ama daha da, onu kendilerine kanun ver­diklerinden çok sevecektir. Bir örnek olarak anlatıyo­rum : «Büyük mal varlığı olan bir adam vardı; ve böl­gesinde yalnızca meyve vermeyen çöl topraklar bulu­nuyordu, îşte, bir gün böyle bir çöl araziden geçerken, meyvesiz bitkiler arasında güzel meyveler yeren bir bitki buldu. Bunun üzerine, bu adam dedi: «Bu bitki nasıl olur da, böylesine güzel meyveleri verir? Onu kesinlikle kesmiyecek ve diğerleriyle birlikte ateşe ver­meyeceğim.» Ve, hizmetçilerini çağırıp, o bitkiyi sök­türerek bahçesine diktirdi. îşte böyle de size diyorum ki, Allah'ımız nerede olurlarsa olsunlar, salih amel iş­leyenleri Cehennem'in alevlerinden koruyacaktır.»
«Söyleyin bana, puta-tapıcılar arasında Eyub Uz'-dan başka nerede kaldı? Ve, tufan zajnanında Musa nasü yazıyor? Bana söyleyin, O der: «Nuh gerçekten, Allah'ın önünde rahmet buldu.» Babamız İbrahim'in sahte putlar yapıp tapman inançsız bir babası vardı. Lût, yeryüzünün en rezil insanları arasında yaşadı. Danyal, bir çocukken Hananya, Azarya ve Mişael'le birlikte Buhtunnasır tarafmdan öyle bir şekilde tutsak alındılar ki, o zaman daha sadece iki yaşında idiler; ve puta tapıcı hizmetçiler kalabalığı içinde yetiştiril­diler. [88] Allah sağ ve diridir ki, nasıl ateş zeytin, ser­vi veya palmiye demeden kuru şeyleri yakar ve onlan ateşe çevirip, öyle de Allah'ımız, Yahudi, Sisian, Yunan veya Ismaili demeden, salih amellerde bulunan herkese merhamet eder. Fakat, kalbin orada durmasın ey Yakup. Çünkü, Allah'ın peygamber gönderdiği yer­de kendi hükmünü tümüyle reddedip peygamberi iz­lemek, «O neden böyle diyor?», «Neden böyle yasak­lıyor ve emrediyor?» demeden, «Allah böyle istiyor», «Allah böyle emrediyor» demek gerekir. Şimdi, İsrail kavmi Musa'yı hakir gördüğünde, Allah Musa'ya ne demişti?   «Onlar seni hakir görmediler,   fakat onlar Beni hakir gördüler.»
«Bakın size diyorum ki, insan tüm Ömrünü konu­şup yazmayı öğrenmeğe değil, salih amel işlemeyi öğ­renmeğe de harcamalıdır. Şimdi söyleyin bana, tüm dikkatiyle hizmet ederek, kendini memnun etmeğe ça­lışmayan Hirodes'in şu kulu kimdir? (Var mıdır böyle biri?) Yalnızca çamur ve gübre olan bir bedeni mem­nun etmeğe çalışıp da, tüm şeyleri yaratan ve ebedi Sübhan ve Kuddüs olan Allah'a kulluk etmeğe çalış­mayıp unutan dünyafdakilerîe yazıklar olsun.»  «Söy­leyin bana, eğer kâhinler Allah'ın ahd sandığını taşır­ken bırakıp yere düşürmüşlere e, bu onların büyük bir günahı değil midir?»
Havariler bunu duyunca titrediler, çünkü, Allah'ın sandığına yanlış dokunduğu için Allah'ın Uzza'yı öl-_ durduğunu biliyorlardı. Ve dediler: «Böyle bir günah en feci olanıdır.»
O zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, Al­lah'ın onunla her şeyi yarattığı ve ona uymakla size sonsuz hayat sunduğu sözünü unutmak daha büyük bir günahtır.»
Ve Isa böyle deyip dua etti. Duasından sonra de­di : «Yarın Samiriye'ye varmamız gerekiyor, çünkü, Allah'ın kutsal meleği bana böyle dedi.»
Belli bir günün sabahında erkenden Isa, Yakub'un yaptığı ve oğlu Yusuf'a verdiği kuyuya yaklaştı. Se­yahat nedeniyle yorgun düşen Isa havarilerini yiye­cek satın almaları için şehre gönderdi. Kendi de ku­yunun yanma, bir kuyu taşının üstüne oturdu. Ve, bir de ne görsün, Samiriyeli bir kadın su çekmek için ku-* yuya gelmiyor mu!
İsa kadına dedi: «İçmek için bana (su) ver!» Ka­dın cevapladı: «Şimdi, sen bir İbrani olarak, ben Sa­miriyeli bir kadından içecek istemeğe utanmıyor mu­sun?»
İsa cevap verdi: «Ey kadın, senden içecek isteye­nin kim olduğunu bilsen, belki de sen ondan içecek is­terdin.»
Kadın karşılık verdi: «Şimdi, kuyu derinken ye senin de su çekecek ne kovan, ne de ipin olmadığım görüp dururken, bana nasıl içmek için (su) verecek-mişsin?»
Isa cevap verdi: «Ey kadın, kim bu kuyunun su­yundan içerse, susuzluk ona yine gelir, fakat, kim be­nim verdiğim sudan içerse, artık bir daha susamaz; ama (bunu) susuz olanlara içmek için verirler, o ka­dar ki,, sonsuz hayata ererler.»
O zaman, kadın dedi: «Ey Rab, bana bu suyundan ver.»
îsa cevap verdi: «Git, kocanı çağır, ikinize de iç­meniz için vereceğim.»
Kadın dedi: «Benim kocam yok.»
îsa karşılık verdi: «Peki, doğruyu söyledin, çünkü senin beş kocan oldu, şimdiki ise kocan değildir.»
Kadın bunu duyunca şaşırdı ve dedi: «Rab, anlı-yorum ki, sen bir peygambersin; bu nedenle söyle ba­na, yalvarırım : îbraniler, Kudüs'te Siyon dağı üzerin­de, Süleyman'ın yaptırdığı mabette ibadet ederler ve derler ki, bir başka yerde değil (ancak) orada (insan­lar) Allah'ın rahmet ve bereketini bulurlar. Ve, hal­kımız (ise) bu dağlar üzerinde ibadet eder ve derler ki, ibadet yalnızca Samiriye dağlarında' yapılmalıdır. (Bu durumda) gerçek ibadet edenler kimler olmuş oluyor?»
O zaman İsa iç çekti ve ağlayıp, dedi: «Yazıklar olsun sana Yahudiye, çünkü, sen «Rabb'm mabedi, Rabb'ın mabedi» diye büyüklenir ve sanki hiç Allah yokmuş gibi ömür sürer, kendini tümden dünyanın zevklerine ve kazançlarına verirsin; (işte) bu kadın Hüküm Günü'nde seni Cehennem'e mahkûm edecek; çünkü, bu kadın Allah önünde rahmet ve bereketin nasıl bulunacağını öğrenmeğe çalışıyor.»
Ve, kadına dönerek dedi: *Ey kadın, siz Samiri--yeliler bilmediğiniz şeye ibadet eder, fakat biz İbranî-" ler bildiğimiz şeye ibadet ederiz. Bak, sana diyorum ki, Allah ruhtur ve gerçektir, ve öyle de, ona ruhtan ve gerçekten ibadet edilmelidir. Çünkü, Allah'ın va'dı Kudüs'te, Süleyman mabedinde yapılmıştır, başka yer­de değil. Ama, inan bana, bir gün gelecek ve Allah rahmetini bir başka şehre gönderecek ve her yerde O'na gerçekten ibadet etmek mümkün olacaktır. Ve, Allah her yerde gerçek ibadeti rahmet (iy)le kabul edecektir.
Kadın karşılık verdi: «Biz Mesih'e bakıyoruz; o geldiğinde bize Öğretecek.»
İsa cevap verdi: «Biliyor musun sen kadın, Me­sih'in geleceğini?»
Kadın cevap verdi: «Evet ya, Rab.»
O zaman İsa sevindi ve dedi: «Gördüğüm kada­rıyla ey kadın, sen mü'minsin; bu bakımdan bil ki, Me­sih'in inancıyla Allah'ın seçtiği herkes kurtulacaktır; dolayısıyla, Mesih'in gelişini bilmen gerekmektedir.»
Kadın dedi: «Ey Rab, belki de sen Mesih'sin.» İsa cevap verdi: «Ben, kuşkusuz İsrail ailesine bir kurtuluş peygamberi olarak gönderilmiş bulunuyorum; fakat, benden sonra Allah'ın tüm dünyaya gönderdiği Mesih gelecek; onun için yaratmıştır Allah dünyayı. Ve, o zaman tüm dünyada Allah'a ibadet edilecek ve rahmete erilecek, o kadar ki, şimdi yüz yılda bir gelen sevinç yılı Mesih'le her yerde her (bir) yıla inecek.»
Sonra, kadın su kabım bırakıp, İsa'dan duyduğu her şeyi bildirmek üzere şehre koştu.
Kadın İsa ile konuşurken, havarileri gelmiş ye İsa'­nın bir kadınla bu şekilde konuşmasına şaşıp kalmış­lardı. Yine de kimse ona, «Samiriyeli bir kadınla böy­le niye konuşursun?» demedi.
Sonra, kadın ayrılıp gidince dediler: «Muallim, yemeğe gelin.»
İsa karşılık verdi: «Ben öbür yemeği yemeliyim.» O zaman, havariler birbirlerine dediler: «Belki, bir yolcu İsa ile konuşup ona yiyecek bulmak için git­miştir.» Ve, bu (satırları) yazana sorup dediler: «Bu­raya muallime yemek getirebilecek kimse geldi mi ey Barnabas?»
O zaman (bu satırları) yazan cevap verdi: Gör­düğünüz, şu boş kovayı suyla doldurmak için getiren kadından başka kimse gelmedi.».O zaman, havariler İsa'nın sözlerinin anlamım bekliyerek, şaşırıp kaldılar. Bunun üzerine îsa dedi: «Bilmez misiniz ki, gerçek yi­yecek Allah'ın istediğini yapmaktır,- çünkü, inşam ya­şatan ve ona hayat veren ekmek değil, daha çok, ira­desiyle (gelen) Allah'ın sözüdür. Ve, işte bu nedenle kutsal melekler yemezler. Ama, yalnızca Allah'ın ira­desiyle beslenerek-yaşarlar. Ve, bu şekilde biz, Musa ve İlya ve yine bir başkası kırk gün kırk gece hiç yi-yeceksiz (dururuz).-
Ve, İsa gözlerini kaldırıp dedi: «Hasat (vaktine) ne kadar var?»
Havariler cevap verdiler; «Üç ay.»
İsa dedi: «Öyleyse bakın, nasıl dağ mısırlarla ağar-mışsa, ben de size diyorum ki, bugün toplanması ge­reken büyük bir hasat vardır.» Ve, sonra kendisini görmeğe gelen kalabalığa işaret etti. Şehre varan ka­dın, «Ey insanlar, gelin ve Allah'ın İsrail ailesine gön­derdiği yeni bir peygamber görün» diyerek, tüm şehri ayağa kaldırmış ve İsa'dan duyduğu şeylerin hepsini anlatmıştı. (îsa'nm bulunduğu) yere gelip, kendileriy­le kalması için ona yalvardılar; ve (İsa) şehre girip onlarla iki gün kaldı; hastalan iyileştirdi ve Allah'ın melekûtuyla ilgili dersler verdi.
O zaman, şehirliler kadına dediler: «Senin söyle­diğin zamankinden daha çok onun mucizelerine ve sözlerine inanıyoruz; çünkü, o kuşkusuz Allah'ın kut­sal bir (kulu), kendine inananların kurtuluşu için gön­derilmiş bir peygamberdir.
Gece yansı namazından sonra havariler İsa'nın yanına vardılar ve (îsa) onlara dedi: «Bu gece Al­lah'm elçisi Mesih zamanında —Şimdi yüz yılda bir ge-
lirken her yıl gelen sevinç (gecesi) olacak. Bu bakım­dan, istiyorum ki uyumayalım, ibadet edelim, yüz kez rükûya vanp, her zaman hamde lâyık Kadir ve Rahimv olan Allah'ımızı ta'zim edelim ve.her seferinde (şöyle) diyelim: «Sen yegâne Allah'muz, kabul ve itiraf ede­riz ki, Sen'in başlangıcın olmadı, sonun da olmaya­cak; çünkü Sen rahmetinle her şeye başlangıç verdin ve adaletinle de hepsine bir son vereceksin; Sen'in in­sanlar arasında hiç "bir benzerin yoktur. Çünkü, son­suz iyiliğin içinde Sen ne kımıldarsın, ne de herhangi bir arızaya uğrarsın.. Bize merhamet et, çünkü, bizi Sen yarattın ve biz Sen'in Ellerindin eseriyiz.»
îbadet edildikten sonra îsa dedi: «Allah'a şükre­delim, çünkü, bize bu gece büyük rahmet indirdi; çün­kü, bu gece geçecek olan zamanı geri getirdi. Ve biz Allah'ın Elçisi'yîe birlikte ibadet ettik. Ve, ben onun sesini duydum.»
Havariler bunu duyunca çok sevindiler ve dedi­ler: «Muallim, bize bu gece bazı hükümler öğret.»
O zaman İsa dedi: «Hiç balla karışık gübre gör­dünüz mü?»
Cevap verdiler: «Hayır Rab, çünkü, kimse bunu yapacak kadar deli değildir.»
* (Madem öyle), ben de size diyorum Jki, dünyada daha deli insanlar vardır.» dedi îsa, «Çünkü, Allah'a kullukla onlar dünyaya kulluğu karıştırırlar. O kadar ki, lekesiz hayat yaşayanların pek çoğunu Şeytan al­datmış ve ibadet ederlerken, ibadetleriyle dünya işle­rini kanştirmışlar, bu nedenle de, bu zamanda Allah'ın gözünde çirkinleşmişlerdir. Söyleyin bana, ibadet için yıkanırken, hiç bir pis şeyin kendinize dokunmamasına dikkat ediyor musunuz? Evet, mutlaka. Ya iba­det ederken ne yapıyorsunuz? Ruhunuzu Allah'ın rah~ metiyle günahlardan temizliyorsunuz. Öyleyse, ibadet ederken, dünyalık şeylerden söz etmek ister misiniz? (Aman) böyle yapmamaya dikkat edin, çünkü, her dünyalık kelime, konuşanın ruhu üzerinde Şeytan'ın. bir gübresidir.»
O zaman, havariler titrediler, çünkü, (İsa) ateşli bir ruhla konuşmuştu-, ve dediler: «Ey muallim, eğer, biz ibadet ederken bir arkadaş bizimle konuşmaya ge­lirse ne yapalım?»
Isa cevap verdi: «Bekletin ve ibadeti tamamlayın.» Bartalemus dedi: «Ama, alınır da, kendisiyle ko­nuşmadığımızı görünce çeker giderse?»
İsa cevap verdi: «Eğer alınırsa, bana inanın ki, o sizin bir arkadaşınız veya bir mü'min değil, gerçekte inanmayanın biri ve Şeytan'ın yoldaşıdır. Söyleyin ba­na, eğer Hirodes'in bir seyis yamağıyla konuşmağa gitseniz ve onu Hirodes'in kulağına söz anlatırken bul­sanız, sizi bekletti diye alınır mısınız?» Kesinlikle ha­yır; aksine, arkadaşınızı kralın sevdiğini görerek ra­hat edersiniz. Doğru değil mi?» dedi Isa.
Havariler cevap verdiler; «Doğruların doğrusu.» O zaman İsa dedi: «Bakın, size diyorum ki, her­kes ibadet ederken Allah'la konuşur. Öyleyse, insanla . konuşacağız diye, Allah'la konuşmayı bırakmanız doğ­ru olur mu? Bundan dolayı, Allah'a kendinden çok saygı gösterdiğiniz için arkadaşınızın alınması doğru olur mu? İnanın bana, eğer beklettiğimiz zaman alı­nırsa, Şeytan'ın iyi bir kulu (demektir) o. Çünkü, Al­lah'ın insan için bırakılması Şeytan'ın arzusudur. Al­lah sağ ve diridir ki, her iyi işte, Allah'tan korkan ken­dini dünyanın işlerinden ayırmalı ki, iyi ameli bozul­masın.»
«Bir adam kötü işte bulunduğu veya kötü sözler söylediği zaman, biri onu düzeltmeğe gidip, bu tip iş­lerden men etse, bu adamın yaptığı nedir?» dedi İsa.
Havariler cevap verdiler: «İyi eder, çünkü, güne­şin daima karanlığı sürüp çıkarmağa çalışması gibi, her zaman kötülüklerin men edilmesini isteyen Al­lah'a hizmet eder.»
İsa dedi: «Ben. de size diyorum ki, aksine, bir in­san iyilik yapar ve iyi (şeyler) konuşurken, kim onu daha iyi olmayan herhangi bir şeyi bahane ederek en­gellemeğe çalışırsa Şeytan'a hizmet eder. Hayır, hayır, O'nun'yoldaşı (bile) olur. Çünkü Şeytan, her iyi şeyi engellemekten başka bir işe bakmaz.»
«Şimdi ben size ne diyeyim? Allah'ın dostu ve mu­kaddesi Süleyman Peygamber'in dediği gibi diyeyim size: «Tanıdığınız bin kişiden biri arkadaşınızdır.»
O zaman Matta dedi: «Öyleyse, kimseyi sevemi-yeceğiz.»
Isa cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, sizin için günah dışında herhangi bir şeyden nefret etmek meş­ru değildir; o kadar ki, Şeytan'dan bile Allah'ın yara­tığı olarak nefret edemez, ancak Allah'ın düşmanı ola­rak (nefret edebilirsiniz). Bu, neden böyle biliyor mu­sunuz? Söyleyeyim size: Çünkü, o, Allah'ın bir yara­tığı olup, Allah'ın yarattığı her şey iyi ve tamdır. Bu balamdan, kim yaratılandan nefret ederse Yaratan'-dan da nefret eder. Fakat, arkadaş tek bir şeydir, ko­layca bulunmaz, ama kolayca yitirilir. Çünkü, arka­daş sonsuz derecede sevdiğiyle zıtlaşmaya katlanamaz. Dikkat edin, tedbirli olun ve arkadaş olarak sevdiği­nizi sevmeyeni seçmeyin. Arkadaşın ne demek'oldu­ğunu biliyor musunuz? Arkadaş; şu bu değil, yalnızca ruh doktoru demektir. Ve böyle de, nasıl kişi, hasta­lığı bilip de, ilâcını vermekten anlayan iyi bir doktoru çok seyrek bulursa, aynı şekilde, hataları bilip, doğ­ruya yöneltmekten anlayan arkadaşlar da (çok sey­rek bulunur.) Fakat, burada bir şer vardır; şöyle ki, arkadaşlarının hatalarını görmezlikten gelen arkadaş­lara sahiptir pek çokları; diğerleri vardır, onlan ma­zur görür; bir diğerleri onları dünyevî bahanelerle sa­vunur; ve en kötüsü de, arkadaşım yanlışlara çağırıp yardım eden ve sonunu kendi kötü sonuna benzeten­dir. Dikkat edin ki, böylelerini arkadaş edinmeyesiniz, çünkü, gerçekten onlar düşmandırlar ve ruh katille­ridirler.» [89]
«Arkadaşınız şöyle olsun: Sizi doğrultmak ister­ken bile, kendisi doğrulsun; sizin Allah sevgisi için her şeyden geçmenizi isterken bile, Allah'a hizmet için kendini bile feda etmeniz onu memnun etsin.
«Ama söyleyin bana, eğer bir kişi Allah'ı nasıl se­veceğini bilmezse, kendini ne şekilde seveceğini nasü bilir; kendini sevmeği bilmezken, başkalarını ne şe­kilde seveceğini nasıl bilir? Kesinlikle imkânsızdır bu. Bu bakımdan, kendinize arkadaş seçeceğiniz zaman (çünkü, hiç arkadaşı olmayan, oldukça yoksul olan­dır) , önce, onun güzel soyuna, güzel ailesine, güzel evi­ne, güzel giysisine,   güzel şekline ve güzel   sözlerine bakmayın. Çünkü; kolayca aldanırsınız. Fakat, Allah'­tan nasıl korktuğuna, dünyalık şeyleri nasıl hakir gör­düğüne, salih amelleri nasıl sevdiğine ve hepsinin üs­tünde kendi bedeninden nasıl nefret ettiğine bakın ki, gerçek arkadaşı kolayca bulaşınız; eğer o her şeyin üstünde Allah'tan korkuyor ve dünyanın fani şeyle­rini hakir görüyorsa; her zaman salih amellerle meş­gul oluyor ve kendi vücudundan zalim bir düşman gibi nefret ediyorsa. Yine de, böyle bir arkadaşı, sev­gin onda kalacak şekilde sevmeyeceksiniz. Çünkü, (bu şekilde) bir puta tapıcı olursunuz. Ama, onu Allah'ın size verdiği bir hediye olarak sevin, çünkü, bu şekil­de Allah (onu) daha büyük sevgiyle süsleyecektir. Ba­kın, size diyorum ki, gerçek bir arkadaş bulan Cen-net'in zevklerinden birini bulmuştur; hayır, hayır, böy­lesi Cennet'in anahtarıdır.
Teddeus karşılık verdi: «Ya, bir adamın şans ese­ri, sizin anlattığınız gibi olmayan bir arkadaşı olacak olursa, ey muallim? Ne yapsın o? Ondan vaz mı geç­sin?»
İsa cevap verdi: «Gemisini kârlı olduğu sürece kulianan, zararlı hale geldiğini gördüğü zaman da bı­rakan denizcinin yaptığı gibi yapsm. Senden daha kö­tü olan arkadaşım böyle yaparsın-, senin için bir teh­like olduğu şeylerde eğer Allah'ın rahmetinden ayrı düşmeyeceksen onu terk et.»
. «Vay haline tökezlerden dolayı dünyanın. Tökez-lerin gelmemesi olmaz, tüm dünya kötülükler içinde yüzüyor çünkü. Ama yine de, vay o adama ki, tökez­ler onun vasıtasıyla gelir. Eğer bu adam boynunda bir el değirmeni taşıyıp,   denizin derinliklerine dalsaydı, komşusuna karşı suç işlemesinden daha iyi olurdu. [90] Eğer, gözünüz sizin bir günah nedeniyse, onu çıkarıp atın; çünkü, tek bir gözle Cennet'e gitmek, ikisiyle bir­likte Cehennem'e gitmekten daha iyidir. Eğer, eliniz veya ayağınız sizi günaha itiyorsa, (yine) aynı şekil­de yapın; çünkü, göklerin melekûtuna bir ayak veya bir elle girmek, iki el veya iki ayakla Cehennem'e git­mekten daha iyidir.» [91]
Petrus seslendi: «Rab, ben bunu ne yapayım? Mu­hakkak, kısa zamanda parça parça olacağım.»
İsa cevap verdi: «Ey Petrus, bedeni aklı bırak ve doğruca gerçeği bul. Çünkü, sana öğreten senin gö­zündür, sana işlerinde yardım eden ayağındır, sana bir~şeyler alıp veren de elindir. Bu bakımdan, bunlar senin için günah nedeni olursa, onları bırak; çünkü, Cennet'e bilgisiz, bir kaç amelle ve yoksul gitmek, Ce­hennem'e akıllı, büyük amellerle ve zengin gitmekten daha iyidir. Seni Allah'a kulluktan alıkoyan her şeyi, bir kişinin görmesini engelleyen her şeyi fırlatıp attığı gibi, kendinden çıkar at.»
Ve, îsa böyle söyleyip, Petrus'u yanma çağırdı ve ona dedi: «Eğer, kardeşin sana karşı günah işlerse, git ve onu düzelt. Eğer düzelirse sevin; çünkü, kardeşini kazanmış olursun. Ama, düzelmezse, yeniden git ve iki tanık çağırıp, onu yeniden düzelt; ve düzelmeye­cek olursa git ve durumu kiliseye anlat; yine de düzel­meyecek olursa, onu kâfir yerine koy, bu bakımdan, onunla aynı çatı altında durmaz, onun oturduğu ma­sada yemek yemez ve onunla konuşmazsın; o kadar ki, yürürken ayağını koyduğu yeri bilirsen, oraya ken­di ayağını koymazsın.» [92]
Ama, aklında olsun ki, kendini daha iyi görmeye-sin; bunun, yerine şöyle diyesin: «Petrus, petrus, eğer Allah nimetiyle sana yardım etmese, ondan daha kötü olursun.»
Petrus karşılık verdi: «Onu nasıl düzeltmeliyim?»
îsa cevap verdi: «Kendinin nasıl düzeltilmesini is­tiyorsan öyle. Başkalarının sana nasıl katlanmalarını istiyorsan, sen de başkalarına öyle katlan. înan bana Petrus, çünkü sana söylüyorum ki, merhametle kar­deşini düzelttiğin her vakit Allah'ın merhametini çe­kersin ve sözlerin meyvesini verir; fakat, sert ve ha­şin olursan, Allah'ın adaleti tarafından sertçe cezalan­dırılırsın ve sözlerin hiç meyve vermez. Söyle bana Petrus: Şu, yoksulların içinde yemeklerini pişirdikleri toprak kaplar var ya, bunları onlar denk geldiğince taşlarla ve demir çekiçlerle mi yıkıyorlar? Emin ol ki hayır; ama, bunların yerine sıcak suyla (yakamıyor­lar mı?) Kaplar, demirle parça parça olur, yemek eş­yası ateşte yanar; fakat, insan merhametle düzelir. Do­layısıyla, kardeşini düzelteceğin zaman kendi kendine şöyle diyesin: «Eğer Allah bana yardım etmezse, onun bugün yaptıklarının, ben daha kötüsünü yaparım ya­rın.»
Petrus karşılık verdi: «Kardeşimi kaç kez bağışla­malıyım, ey muallim?»
İsa cevap verdi: «Onun seni kaç kez bağışlama­sını istiyorsan, o kadar.»
Petrus dedi: «Günde yedi kez mi?»
îsa cevap verdi: «Yalnızca yedi kez değil, onu her gün yetmiş çarpı yedi kez bağışlayacaksın; çünkü.-ba-ğışiayan bağışlanacak, cezaya çarptıran ise cezaya çarptırılacaktır.»
O *aman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Yanıklar oV sun reislere! Çünkü, Cehennem'e gidecektir onlar.»
îsa, onu azarhyarak dedi":'«Böyle demekle aptal-laşıyorsun, ey Barnabas! Bak, sana diyorum ki, reisin devlet için gerekli olduğu kadar, banyo vücut için, gem at için ve dümen gemi için önemli değildir. Ve, hangi nedenle Allah Musa'ya, Yuşa'ya, Samuel'e, Davud ve Süleyman'a ve gelip geçen daha pek çoklarına hüküm verdi? Bunlara Allah, kötülüklerin kökünden kazın­ması için kılıç vermiştir.»
O zaman, bu (satırları) yazan dedi: «Şimdi, ce­zaya çarptırma ve bağışlama hükümleri nasıl veril­meli?»
îsa cevap verdi: «Herkes hüküm verici değildir .-Çünkü, başkalarını cezaya çarptırma hak ve yetkisi yalnızca hakimlere aittir, ey Barnabas. Ve, nasıl baba, tüm beden çürümesin diye, çürümüş bir azanın oğ­lundan kesilip atılmasını emrederse, hakim de suçlu­ları cezaya çarptırmalıdır.»
Petrus dedi: «Kardeşimin tevbe etmesi için ne ka7 dar beklemem gerek?»
İsa cevap verdi: «Seni ne kadar beklemelerini is­tiyorsan o kadar.»
Petrus karşıbk verdi: «Herkes bunu anlamaz; bu bakımdan, bize daha açık konuşun.»
îsa cevap verdi: «Allah'ın seni beklediği kadar, sen de kardeşini bekle.»"
«Bunu da anlamazlar* dedi Petrus. , îsa cevap verdi: «Tevbe etmek için vakti olduğu sürece bekle.»
O zaman, Petrus üzttfdü ve diğerleri de (üzüldü­ler) , çünkü, söylemek istenileni anlamadılar. Bunun üzerine, îsa cevap verdi: «Eğer sağlam anlayış sahi­biyseniz ve kendinizin günahkâr olduğunuzu biliyor­sanız, kalbinizi günahkâra karşı merhametten kesme­yi hiç bir zaman düşünmezsiniz. Ve, ben böyle açık açık söylüyorum size, ki günahkâr, dişlerinin altında nefes alıp verecek bir ruhu oldukça tevbe etsin diye beklenmelidir. Çünkü, Kadir ve Rahim olan Allah'ımız onu böyle bekler. Allah demedi ki, «Şu saatte günah­kâr oruç tutacak, zekât verecek, namaz kılacak ve hacca gidecek ve ben de onu affedeceğim.» Pek çok­ları bunu yerine getirdiler de, ebediyen lanete uğra­dılar. Fakat, O dedi: «Şu saatte günahkâr günahla­rına ağlasın, ben de, kendi payıma onun kötülüklerini daha fazla hatırlamam.» Anlıyor musunuz?» dedi îsa.
Havariler cevap verdiler: «Kısmen anladık, kıs­men de anlamadık.»
îsa dedi: «Neresini anlamadınız?» Cevapladılar: «Oruçla birJikte namaz da kılan pek çok kişinin lanete uğramasını.»
O zaman, îsa dedi: «Bakın, size diyorum ki, mü­nafıklar ve goyimler Allah'ın dostlarından daha çok namaz kılar, daha çok zekât verir ve daha çok oruç .tutarlar. Ama, inançları olmadığından, Allah sevgisi için tevbe edemezler ve böylece lanete uğrarlar.»
O zaman Yuhanna dedi: *Bize, Allah aşkına ima­nı öğret.»
îsa cevap verdi: «Şimdi, sabah namazını kılma vakti.» Bunun üzerine kalkıp yıkandılar ve her zaman Sübhan ve Azîm Aîlah'ımıza ibadet ettiler.
Namaz bitince, havarileri yeniden İsa'nın yanına geldiler, o da ağzını açtı ve dedi: «Yaklaş Yuhanna, çünkü bu gün, sorduğun her şeyi sana anlatacağım. İman, Allah'ın seçtiklerini mühürlediği bir mühürdür: mühür-ki, Elçisi'ne vermiş ve O'nun ellerinden seçilmiş olan herkes imanı almıştır. Çünkü, nasıl Allah birdir, öyle de, iman da birdir. Bu nedenle, her şeyden önce Elçisi'ni yaratmış olan Allah, O'na her şeyden önce, sanki Allah'ın benzeriymiş (resmiymişî ve Allah'ın yaptığı ve söylediği şeylerin hepsiymiş gibi imanı ver­miştir. Ve, işte, mü'min imanla her şeyi birinin gözle­riyle gördüğünden daha iyi görür; çünkü, gözler yanı­labilir; hatta, hemen hemen her zaman yanılır; ama iman asla yanılmaz, çünkü, kaynak olarak Allah ve sözüne sahiptir. Bana inan, imanla Allah'ın tüm seç­tikleri kurtulur. Ve, herhangi bir kimsenin iman ol­madan Allah'ı memnun etmesinin imkânsız olduğu da kesindir. Bu nedenle Şeytan, orucu ve namazı, zekâtı ve haccı hiçe indirmek için çalışmaz; inanmayanları daha bu işleri yapmaya iter, çünkü, insanın karşılı­ğını almadan çalıştığını görmekten zevk alır. Fakat, tüm gayretiyle imanı- hiçe indirmek için sancılanır du­rur. Bu bakımdan iman özenle bilhassa korunmalıdır; ve en emin yol da, «Neden?» sorusunun insanları Çen-net'ten çıkardığını ve Şeytan'ı en güzel bir melekten çirkin bir cine çevirdiğini görerek, «Neden'i bırakmak olacaktır.»
O zaman Yuhanna dedi: «Şimdi biz, ilmin kapısı olduğunu göre göre, «Neden» i nasıl bırakalım?*
İsa cevap verdi: «Öyle değil, «Neden» Cehennem'-in kapısıdır.»
Bunun üzerine Yuhanna sustu, Isa devam etti : «Allah bir şey söylediği zaman ey insan, sen kimsin ki, kuşkun kalmasın diye, «Neden böyle dedin ey Al­lah; neden böyle yaptın? diyecekmişsin? Toprak kap, olur ya, yapıcısına diyecek mi ki, «beni neden su tut­mak için yaptın da, almak için yapmadın?» Bak, sana diyorum ki, her iğvaya karşı şu sözle kendini güçlen­dirmen gerekir: «Allah böyle dedi», -Böyle yaptı Al­lah»; «Allah böyle diledi»; çünkü, böyle yapmakla em­niyet içinde yaşarsın.» [93]
Bu zamanda Yahudiye'nin her yamnda, İsa hak­kında büyük bir dedikodu vardı: Romalı askerler Şey-tan'ın çalışmalarıyla, İsa'nın kendilerini ziyaret etme­ğe gelen Allah olduğunu söyleyerek, İbranîler'i karış­tırıyorlardı. Bunun üzerine, öylesine büyük bir fitne doğdu ki, kırk gün demeden tüm Yahudiye silahlandı; o kadar ki, oğul babasına, kardeş kardeşine karşı dur­du. Çünkü, bazıları İsa'nın dünyaya gelen Allah oldu­ğunu söylerken, diğerleri, «Hayır, O Allah'ın oğludur» diyor; bir diğerleri de, «Hayır, çünkü Allah insana ben­zemez, bu nedenle de, oğul edinmez; Nasıralı İsa ise Allah'ın bir peygamberidir» diyorlardı.»
Ve, bu (fitne) İsa'nın gösterdiği büyük mucizeler nedeniyle doğmuştu.
Bunun üzerine, halkı susturmak için, başkâhinin alnında Allah'ın kutsal adı, Teta Gramaton (aslından aynen alındı) olduğu halde kâhinlik cübbesini giyip at üzerinde merasimde görünmesi gerekti. Ve, benzer şekilde vali Pilatus ve Hirodes de ata bindiler.
Bu olaylar nedeniyle, Mizpeh'de, her biri kılıçlı ikiyüzbin kişiden oluşan üç ordu toplandı. Onlara kar­şı Hirodes konuştu, fakat susmadılar. Sonra, vali ve başkanın konuşup dediler: «Kardeşler, bu savaş Şey-tan'm çalışmasıyla doğuyor, çünkü îsa hayattadır ve ona baş vurup, kendisi hakkında ifade vermesini is­tememiz gerekir. Sonra da ne derse ona inanırız.»
Bunun üzerine herkes sustu; silahlarını bırakıp, birbirlerini kucakladılar ve birbirlerine şöyle dediler: -«Beni affet, kardeş!»
O gün, kararlaştırıldığı biçimde herkes söyleyece­ği şeye göre İsa'ya inanmayı kalbine koydu. Ve, vali ile başkâhin tarafından, İsa'nın bulunduğu yeri bildi­recek olana büyük ödüller -verileceği ilân edildi.
Bu sırada biz, kutsal meleğin sözü üzerine Sina Dağı'na gitmiştik. Ve, îsa orada havarileriyle birlikte kırk gün kaldı. Bu (süre) geçince, Kudüs'e gitmek üze­re îsa Erden ırmağuıa vardı. Ve, İsa'nın Allah oldu­ğuna inananlardan biri tarafından görüldü. Bunun üzerine sevinçlerin en büyüğüyle, -Allah'ımız geliyor» diye bağırıp, şehre varınca da, «Allah'ımız geliyor ey Kudüs, onu almağa hazırlan!» diyerek tüm şehri ayak­landırdı. Ve, İsa'yı Erden yakınında görmüş olduğuna tanıklık etti.
O zaman, küçük büyük herkes İsa'yı görmek için şehirden çıktı, o kadar ki, şehir boşaldı; çünkü kadınlar, çocuklarını kucaklarına almışlar, yemek için yi­yecek almayı bile unutmuşlardı.
Bu durumu anladıkları zaman vali ve başkâhin atla çıkıp, halk arasındaki fitnenin yatışması için, ay­nı şekilde İsa'yı bulmak için atla çıkan Hirodes'e bir elçi gönderdiler. Bunun üzerine, iki gün Erden yakı­nındaki ören yerlerde İsa'yı aradılar ve üçüncü gün öğleye doğru, havarileriyle birlikte Musa'nın kitabına göre ibadet için temizlenirken buldular.
îsa, yeri insanlarla dolduran kalabalığı görünce çok şaşırdı ve havarilerine dedi: «Belki de Şeytan Ya-hudiye'de fitne uyandırmıştır. Şeytan'dan günahkâr­lar üzerindeki egemenliğini Allah inşa-Allah alır.»
Ve, bunu dediğinde kalabalık yaklaşıyordu ve ken­disini taradıkları zaman, «Hoş geldinler sana ey Al-lah'ınuz!» diye bağırmağa ve Allah'a yapıyorlarmış gibi saygı gösterilerinde bulunmağa başladılar. Bunun üzerine İsa büyük bir aah çekti ve dedi: «Gidin be­nim önümden ey deliler, çünkü, ben yerin açılıp daf iğ­renç sözlerinizden dolayı sizinle birlikte beni yemesin­den korkuyorum!» Bunun üzerine insanlar dehşete ka­pılarak, ağlamaya başladılar.
O zaman, İsa sus işareti olarak elini kaldırdı ve dedi: «Sız var ya siz, ey İsrailîler, bir insan olan ba­na Allah'ımız demekle büyük hata işlediniz. Ve, kor­karım ki, Allah bundan dolayı kutsal şehir üzerine, onu yabancılara köle ederek ağır bir belâ indirir Ey, sizi buna iten bin kez lanetli Şeytan!»
Ve bunu deyip, İsa iki elleriyle yüzünü tokatladı, Dunun üzerine öylesine bir yas yükseldi ki, kimse îsa'nıiı ne dediğini duyamıyordu. Bu durum karşısında, Isa bir kez daha sus işareti olarak elini kaldırdı. Ve, halk ağlamayı bırakınca, bir kez daha konuştu: «Gö­ğün huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde oturan her şeyi tanıklığa çağırıyorum ki, ben sizin dediğiniz, şeylerin tümüne yabancıyım; görüyor (sunuz) ki, ben, ölümcül (bir) kaduıdan doğmuş, Allah'ın hükmüne ta­bi, diğer insanlar gibi yeme ve uyuma, soğuk ve sı­cak dertlerini çeken bir insanım. Bu bakımdan, Allah hükmünü vereceği zaman; sözlerim benim insandan öte olduğuma inananların her birini bir kılıç gibi de­lip geçecektir.»
Ve, böyle dedik (ten sonra) îsa, çok büyük bir atlı kalabalığı gördü ve bundan Hirodes ve başkâhinle bir­likte valinin gelmekte olduklarını anladı.
O zaman İsa dedi: «Ne belli, belki onlar da delir­miştir.»
Vali, Hirodes ve başkâhinle birlikte oraya varın­ca, herkes atından inip, İsa'nın çevresinde bir çember oluşturdular, o kadar ki, askerler İsa'nın başkâhinle konuşmasını dinlemek isteyen halkı tutamıyorlardı.
îsa saygıyla kâhine yaklaştı, ama o İsa'nın önün­de rükûya vanp, tapınmak istiyordu ki, fsa bağırdı; «Yaptığına dikkat et, ey yaşayan Allah'ın kâhini! Al­lah'ımıza karşı günah işleme!»
Kâhin karşılık verdi: «Şimdi, Yahudiye senin alâ­metlerin ve öğretinle öylesine kaynıyor ki, senin Al­lah olduğunu haykırıyorlar; bu nedenle, halk sıkıştı­ğından, Roma valisi ve kral Hirodes'le buraya gelmiş bulunuyorum. Bu bakımdan, sana yürekten rica edi­yorum ki, senin yüzünden ortaya çıkan fitneyi kaldır­maya razı olasın. Çünkü, bazıları Allah olduğunu söy­lüyor, bazıları Allah'ın oğlu olduğunu, bazıları da bir peygamber olduğunu söylüyor.»
îsa cevap verdi: «Ve sen, ey Allah'ın başkâhini, neden sen bu fitneyi yatıştırmadm? Sen de mi yoksa aklım vitirdin? Allah'ın kanunu ile birlikte peygam­berlikler öylesine nisyana terkedilmiş ki, ey Şeytan'ın aldattığı lanetli Yahudiye!»
Ve, îsa bunu söyleyip, yeniden dedi: «Göğün hu­zurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde oturan herkesi tanıklığa çağırıyorum ki, insanların hakkımda dedik­leri, yani, benim insandan öte olduğum (şeklinde söy­ledikleri) şeylerin tümüne yabancıyım ben. Çünkü, bir kadından doğma, Allah'ın hükmüne tabi, burada diğer insanlar gibi yaşayan, ve herkesin çektiği dertlere ma­ruz bir insanım ben. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, dediğin şeyi söylemekle büyük günah işledin, ey başkâhin. Bu günah nedeniyle kut­sal şehir üzerine büyük intikam gelmez inşa-Allah.»
O zaman, kâhin dedi: «Allah bizi bağışlasın ve sen bizim için dua et.»
Sonra, vali ve Hirodes dediler: «Efendi, insanın senin yaptığını yapması imkânsızdır; bu bakımdan, ne dediğini anlamıyoruz.»
îsa cevap verdi: «Dediğiniz doğru, çünkü, Allah insanda iyi şeyler yapar. Nasıl ki, Şeytan kötü şeyler yapıyor. Çünkü, insan bir dükkân gibidir. Oraya rıza­sıyla giren çalışır ve orada satıcılık yapar. Fakat, söy­leyin bana ey vali ve şen ey kral, siz böyle dersiniz, çünkü bizim kanunumuza yabancısınız. Eğer, Allah'ı­mızın ahdini ve va'dini okursanız, Musa'nın bir asayla suyu kana, tozu pireye, çiği fırtınaya ve ışığı karan­lığa çevirdiğini görürsünüz. Yerleri kaplayan kurba­ğa ve fareleri Mısır'a getirdi, ilk doğanları öldürdü ve. denizi yardı da, orada Firavun'u boğdu. Ben, bunlar­dan hiç birini yapmış değilim. Ve, Musa'ya gelince, herkes itiraf eder ki, o, şu anda ölmüş bir adamdır. Yuşa, güneşi yerinde durdurdu ve Erden (ırmağını) yardı, ben bunları da henüz yapmadım. Ve, Yuşa'ya gelince, herkes itiraf eder ki o şu anda ölmüş bir -adamdır. îlya gökten görüne görüne ateş ve yağmur indirdi, ben, bunları da yapmış değilim. Ve, îlya'ya ge­lince, herkes itiraf eder ki, o bir insandır. Ve, (aynı şekilde) Allah'ın kudretiyle, Kadir ve Rahînı, her za­man Sübhan ve Kuddüs Allah'ımızı bilmeyenlerin akıl­larının kavrayamayacağı şeyler yapan daha pek çok peygamberler, v ' -al insanlar, Allah'ın dostları.»
Ardından, vali, başkâhin ve kral, İsa'dan halkı susturması için, yüksek bir yere çıkıp halka konuşma­sını rica ettiler. O zaman İsa, tüm İsrailîler kuru ayak­kabılarla geçerlerken Yuşa'nın Ürdün'ün orta yerhv den on iki kabileye aldırttığı oniki taştan birinin üze­rine çıktı ve yüksek sesle dedi: «Kâhinimiz yüksek bir yere çıksın da, oradan benim sözlerimi tasdik et­sin.» Bunun üzerine, kâhin oraya çıktı; İsa, herkes duy­sun diye, ona ayrıca dedi: «Yaşayan Allah'ın va'dinde ve ahdinde, Allah'ımızın başlangıcı olmadığı ve hiç bir .zaman sonunun da olmayacağı yazılıdır.»
Kâhin,karşılık verdi: «Aynen böyle yazılıdır ora­da.»
İsa dedi: «Allah'ımızın yalnızca Kendi Sözü'yle Jıer şeyi yaratmış olduğu yazılıdır.»
«Aynen öyledir» dedi kâhin.
îsa dedi: «Allah'ın değişmeyen cisimsiz ve hiç bir .şeyden oluşmaması nedeniyle görünmez ve insan zih­ninden gizli olduğu yazılıdır.»
«Öyledir, gerçekten» dedi kâhin.
îsa dedi: «Allah'ımız sınırsız ve sonsuz olduğun­dan, gökler göğünün onu ihata edemiyeceği yazılıdır.»
«Süleyman Peygamber de böyle söyledi ey îsa» dedi kâhin.
İsa dedi «Allah'ın yemediğinden, uyumadığından ve her hangi bir eksiklikle ma'lûl olmadığından, hiç bir şeye ihtiyaç duymadığı yazılıdır."
«Öyledir» dedi kâhin.
îsa dedi: «Allah'ımızm her yerde olduğu ve vu­rup düşüren ve bütünleştiren ve razı olduğu her şeyi yapan O'ndan başka hiç bir ilâh olmadığı yazılıdır.»
«Öyle yazılıdır» diye karşılık verdi kâhin.
O zaman îsa ellerini yukarı kaldırarak dedi: «Al­lah'ımız Rabb, tersine inanacak herkese karşı şahit olarak, senin hükmüne getireceğim inancım budur.» Ve, halka dönerek dedi: «Kâhinin, Allah'ın ebediyete kadar ahdi olan Musa'nın kitabında yazılıdır dediği şeylere bakarak tevbe edin, ki günahınızı idrak ede-bilesiniz; çünkü ben görünen bir insan ve yeryüzün­de yürüyen diğer insan gibi ölümlü bir çiğnem çamu­rum. Ve, benim bir başlangıcım oldu, sonum da ola­cak ve (ben) bir sineği (bile) yeniden yaratamayan biri(yim).»
Bunun üzerine, halk sesli sesli ağlayıp dedi: «Gü­nah işledik sana karşı Allah'ımız Rabb; bize merha­met et.» Ve, kutsal şehrin güvenliği, Allah'ın kızarak onu milletlerin ayaklarının altına teslim etmemesi için İsa'ya dua et diye hepsi de yalvardı. Bu durum karşısında, îsa elîerini kaldırarak, kutsal şehir ve Al­lah'ın insanları için dua etti. Herkes bağrışıyordu: «Amin, amini»
Dua bitince kâhin yüksek bir sesle dedi: «Dur tsa, çünkü, milletimizi sakinleştirmek için senin kim oldu­ğunu bilmemiz gerekiyor.»
İsa karşılık verdi: «Ben, Davud soyundan Meryem oğlu îsa, ölümlü ve Allah'tan korkan bir insanım ve şan, şeref ve azametin Allah'a verilmesine çalışıyo­rum.»
Kâhin cevap verdi: «Musa'nın kitabında, Allah'ın ne dilediğini bize ilân edecek ve dünyaya Allah'ın rah­metini getirecek olan. Mesih'i Allah'ın bize herhalde göndereceği yazılıdır. Bu bakımdan, senden rica edi­yorum, bize gerçeği söyle, sen beklediğimiz Allah'ın Mesihl misin?»
İsa cevap verdi: «Allah'ın böyle va'd ettiği doğru­dur. Fakat ben kuşkusuz o değilim, çünkü o benden önce yaratılmıştır ve benden sonra gelecektir.»
Kâhin karşılık verdi: «Sözlerinden ve alâmetlerin­den, biz ne olursa olsun inanıyoruz ki, sen Allah'ın bir peygamberi ve bir mukaddesisin. Bu nedenle, tüm Yahudiye ve İsrail adına senden rica ediyorum ki, Al­lah aşkına bize Mesih'in ne şekilde geleceğini anlata-sm.»
îsa cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah, babamız İbrahim'e, «Se­nin soyundan yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayaca-ğım» diye va'd etmişse de, ben yeryüzünün tüm ka­bilelerinin beklediği Mesih değilim. Fakat, Allah beni dünyadan çekip alınca, Şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah'ın oğlu olduğuma inandırarak, bu lânetli fit­neyi yeniden çıkaracak, bu şekilde sözlerim ve aki­dem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz mü*min ya kalacak, ya kalmayacak. Bunun üzerine Allah dünyaya acıyacak ve herşeyi kendisi için yaratmış oldu­ğu Elçisi'ni gönderecek; O güneyden kuvvetle gelecek ve puta-tapıcılarla birlikte putları yok edecek; Şeytan'-dan insanlar üzerindeki egemenliği (ni) alacak. Yanın­da, kendisine inanacak olanların- kurtuluşu için Al­lah'ın merhametini getirecektir. Onun sözlerine inana­cak olanlara (ne) mutlu.»
«Onun ayakkabı bağlarını çözecek değerde değil­sem de, Allah'tan O'nu görme rahmet ve bereketini aldım.»
O zaman, vali ve kralla birlikte kâhin cevap ve­rip, dedi: «Üzme kendini ey îsa, Allah'ın mukaddesi, çünkü, bizim zamanımızda bu fitne bir daha olmaz, şundan ki, kutlu Roma senatosuna o şekilde yazaca­ğız ki, împaratorluk iradesiyle kimse sana bundan böy­le Allah veya Allah'ın oğlu demeyecektir.»
O zaman, İsa dedi: «Sözlerinizden teselli bulmu­yorum, çünkü sizin ışık umduğunuz yere karanlık ge­lecektir; fakat benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi yok edecek ve dini tüm dünyaya yayılıp, (tüm dünyayı) kontroîuna alacak olan Elçi'nin gelme-sindedir, çünkü böyle va'd etmiştir Allah, babamız İb­rahim'e. Ve, bana teselli veren, onun dininin sona er­meyecek ve Allah tarafından el değmeden korunacak olmasıdır.» [94]
Keû^ın karşılık verdi: «Allah'ın Elçisi geldikten sonra, (daha) başka peygamberler gelecek mi?»
İsa cevap verdi: «Ondan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek peygamberler gelmeyecek ama, [95] pek çok yalancı peygamber gelecek; ki ben buna üzü­lüyorum. Çünkü, Şeytan Allah'ın adaletli hükmüyle onları yerlerinden kaldıracak da, kendilerini, benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.»
Hirodes karşılık verdi: «Bu tür dinsizlerin huzu­runa geleceği Allah'ın adaletli hükmü nasıl bir şey­dir?»
İsa cevap verdi: «Ne adalettir ki, kurtuluşa götü­ren gerçeğe inanmayan, lanete götüren bir yalana ina­nır. Bu nedenle size diyorum ki, Mika ve Yeremya za­manında da görülebileceği üzere, dünya hep gerçek peygamberleri horlamış ve yalancıları sevmiştir. Çün­kü, her benzer kendi benzerini sever.»
O zaman, kâhin dedi: «Mesih'e ne ad verilecek ve hangi işaret der) onun gelişini ortaya koyacaktır?»
İsa cevap verdi: «Mesih'in adı hayranlık uyandı­rır, çünkü Allah ruhunu yaratıp da, göksel bir nur içi­ne koyduğu zaman ona (bu) adı kendisi vermiştir. Al­lah dedi: «Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna Cen-net'i, dünyayı ve yığınlarca yaratığı yaratacağım, iç­lerinden seni bir elçi yapacağım, öyle ki, kim seni kut-sarsa kutsanacak, kim seni lanetlerse lânetlenecektir. Seni, dünyaya göndereceğim zaman, kurtuluşa elçim olarak göndereceğim ve senin sözün gerçek olacak. Ö kadar ki, gök ve yer düşecek. Fakat senin dinin düş­meyecek. MUHAMMED Ö'nun kutlu adıdır.»
O zaman, kalabalık seslerini yükseltip, dediler: «Ey Allah, bize elçini gönder! Ey Muhammed, dünya­nın kurtuluşu için çabuk gel!»
Ve, kalabalık böyle deyip, İsa ile ilgili ve akidesi ile ilgili büyük görüşmeler yapmış olarak, kâhin, vali ve Hirodes'le birlikte ayrıldılar. Bundan sonra kâhin, Ro-m&'ya, Senato'ya tüm mes'eleyi yazmasını validen ri­ca etti; vali bunu yerine getirdi. Bunun üzerine, Se­nato İsraililere acıyıp, Yahudilerin peygamberi Nası-rak İsa'ya 'Allah' veya 'Allah'ın oğlu' diyenin öldürü­leceği hükmünü verdi. Bu hüküm, bakır üzerine ka­zınıp mabede kondu.
Kalabalığın büyük bölümü ayrıldığı zaman, kadın ve çocuk olmayan beşbin kadar kişi kaldı; yolculuktan yorgun düşmüş, isa'ya olan özlemleri nedeniyle yan­larına almayı unuttuklarından iki gün ekmeksiz ka­lan ve bundan dolayı çiğ ot yiyen (kişilerdi) bunlar bu bakımdan, diğerleri gibi ayrılıp gidememişlerdi.
O zaman İsa, bu (durum) u sezince onlara acıdı ve Filipus'a dedi: «Açlıktan helak olmamaları için bun­lara nereden ekmek bulacağız?»
Filipus cevap verdi: «Rab, her birinin birazcık tat­ması için bile, ikiyüz altın bu kadar ekmeği satın al­ma (ya yetme) z.» O zaman Andreas dedi: «Burada beş somunu ve ilci balığı olan bir çocuk ,var, fakat bu ka­dar (kişi) için nedir ki bu?»
İsa cevap verdi: «Kalabalığı oturtun.» Ellişer - kır­kar otlar üzerine oturdular. O zaman İsa dedi: «Al­lah'ın adıyla! (Bismillah) * ve, ekmeği alıp, Allah'a dua etti. Ve sonra ekmeği bölüp havarilere verdi, hava­riler (de) kalabalığa verdiler; ve balıkları da böyle yaptılar. Herkes yedi ve herkes doydu. O zaman İsa ddi: «Artanları toplayın.» Havariler parçaları tppla-, on iki sepet doldurdular. Bunun üzerine herkes ini gözlerine koyup, dedi: «Uyanık mıyım, yoksa düş mü görüyorum?» Ve, büyük mucize nedeniyle kendi­lerinden geçmiş gibi bir saat öyle kalakaldılar. [96]
Ardından İsa, Allah'a şükredip, onları dağıttı, fa­kat ayrılmak istemeyen yetmiş iki kişi vardı; bu du­rum karşısında îsa, inançlarını anlayıp, onlan şakirdi olarak seçti.
Erden yakınındaki Tire'de çölün boş bir parçasına çekilen İsa, yetmiş iki (kişi) yi, on ikiyle birlikte ça­ğırdı ve kendisi bir taşın üzerine oturup, onlan da yanma oturttu. Ve, bir ah çekişle ağzım açtı ve dedi: «Bu gün Yahudiye'de ve İsrail'de büyük bir kötülük gördük, ve öyle bir (kötülük ki), göksümün içinde kal­bim Allah korkusuyla titreyip duruyor. Bakın, size di­yorum ki, Allah kendi şanım kıskanır ve İsrail'i bir sevgili gibi sever. Bir genç bir hanımı sevdiğinde, o kendisini sevmez de, başkasını (severse), kızar ve ra­kibini öldürür, biliyorsunuz. Allah da böyle yapar, di­yorum size: çünkü, İsrail herhangi bir şeyi sevip, bu nedenle de Allah'ı unutur, Allah da böyle bir şeyi hi­çe indirir. Şimdi, hangi şey burada, yeryüzünde, Al­lah için din adamlığı ve kutsal mabetten daha kıy­metlidir? Bununla birlikte, Yereraya peygamber za­manında insanlar Allah'ı unutmuşlardı ve tüm dün­yada bir benzeri yok diye yalnızca mabetle öğünüyor^-lardi; o zaman Allah gazaba gelip, bir orduyla Babil kralı Buhtunnasır'a kutsal şehri aldırdı ve kutlu ma­betle birlikte yaktırdı. O kadar ki, Allah'ın peygam--Derlerinin dokunmak (korkusuyla) titrediği tüm kutsal şeyler kötülük dolu kafirlerin ayakları altında ezildi
İbrahim, oğlu İsmail'i hak olandan biraz daha faz­la sevdi; bunun üzerine Allah İbrahim'in kalbindeki bu şerli sevgiyi öldürmek için, ona oğlunu boğazlama­sını emretti; bıçak kesmiş olsaydı, bunu yapacaktı.
Davud Abşelom'u şiddetle sevdi ve bu nedenle Al­lah, oğulun babasına isyan etmesine hükmetti ve (oğul) saçından asılıp, Yoab tarafından öldürüldü- Ey Allah'ın korkunç hükmü, Abşelom saçını her şeyden çok severdi de, bu (saç) kendisinin asıldığı bir ipe döndü!
Suçsuz Eyüp, yedi oğlu.ve üç kızım (gereğinden fazla) sevecekti ki, Allah kendisini Şeytan'ın eline ver­di. (Şeytan da) onu bir günde yalnızca oğullarından ve zenginliğinden yoksun bırakmakla kalmadı, Aynı zamanda onu acı bir hastalıkla çarptı. O kadar ki, yedi yıl süreyle bedeninden kurtlar çıktı.
Babamız Yakup Yusuf'u öteki oğullarından daha çok sevdi: bunun üzerine Allah onu sattırdı ve bu aynı oğullara Yakub'u aldattırdı; o kadar ki, kurtların oğ­lunu yediğine inandı ve böylece ağlaya ağlaya on yıl geçirdi.
«Allah sağ ve diridir ki kardeşler, Allah bana kı­zar diye korkuyorum. Bu balamdan, Yahudiye ve İs­rail'e varıp, on iki İsrail kabilesine aklanmamaları için va'zlarda bulunmalısınız.»
Havariler korku içinde ağlayarak cevap verdiler: «Bize ne emredersen yaparız.»
O zaman îsa dedi: «Üç gün namaz kılıp oruç tu­talım, bundan sonra da her akşam ilk yıldız görünüp, namaz bittiğinde, üç kez daha namaz kılıp, üç kez O'n-dan merhamet isteyelim, çünkü; Israililer'in günahı başka günahlardan üç kez daha ağırdır.»
Öyle yapalım» diye karşılık verdi havariler.
Üçüncü günün bitiminde dördüncü günün sabahı, îsa tüm şakirtlerini ve havarilerini çağırıp, kendileri­ne dedi: «Barnabas ve Yühanna benimle kalsın yeter; siz diğerleri tüm Samiriye, Yahudiye ve İsrail yöıe-lerine gidip, tevbeyi anlatın; çünkü, balta, kesip de­virmek için ağaca inmek üzeredir. Ve, hastalar için de dua edin, çünkü Allah bana her hastalık üzerinde yetki vermiştir.»
O zaman, bu (satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, eğer havarilerine tevbe etme şekli sorulursa, ne cevap versinler?»
İsa karşılık verdi: «Bir adam cüzdanını yitirdiğin­de, onu görmek için yalnızca gözünü mü, veya almak için yalnızca elini mi, ya da sormak için yalnızca di­lini mi öne sürer? Kesinlikle hayır, ama, tüm bede­nini öne sürüp, onu bulmak için ruhunun tüm gücü­nü kullanır. Doğru değil mi?»
O zaman, bu (satırları yazan) cevap verdi: «Doğ­ruların doğrusu.»
 Sonra İsa ctedi: «Tevbe, kötü yaşantının ters yü­züdür; çünkü, her duyu günah işlerken yaptığının tam tersine dönmelidir. Sevinç yerine keder konmalı, gül­me yerine ağlama, gülüp eğlenme yerine oruç, uyu­ma yerine gece ibadetleri, boş vaktin yerine faaliyet­te bulunma, şehvetin yerine arılık, masal söyleme iba­dete, hırs ve tamah da sadaka vermeğe dönüşsün.»
O zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ama, kendilerine nasıl kederleneceğimiz, nasıl ağla­yacağımız, nasıl oruç tutacağımız, nasıl faaliyet göste­receğimiz, nasıl arı - duru kalacağımız, nasıl namaz kı­lacağımız ve infakta bulunacağımız sorulursa ne ce­vap verecekler? Ve, nasıl tevbe edileceğini biliniyor­larsa, doğru olarak nasıl keffarette bulunacaklar?»
İsa cevap verdi: jîyi sordun ey Barnabas, İnşa-Al-lah her şeye tam olarak cevap vermek arzusundayım. Bu bakımdan, size bu gün genel olarak tevbeden söz edeceğim ve bir (iniz) e söylediğimi hep (iniz) e söylü­yorum (demektir).»                                
«Öyleyse bil ki, tevbe bir başka şeyden daha fazla olarak salt Allah sevgisi için yapılmalıdır. Aksi halde teybe etmek boşuna olacaktır. (Durumu) size bir ben­zetmeyle anlatayım.
«Her bina, temeli çekip alındığında yıkılıp, enkaz haline gelir; doğru mudur bu?»
«Doğrudur» diye karşılık verdi havariler.
O zaman İsa dedi: «Bizim kurtuluşumuzun temeli Allah'tır. O'nsuz kurtuluş olmaz. İnsan günah işlediği zaman, kurtuluşunun temelini yitirmiş olur; bu bakım­dan, (işe) temelden başlamak gerekir.»
«Söyle bana, köleleriniz size karşı suç işleseler ve siz de, onların size karşı işledikleri suçtan dolayı de­ğil de, ödüllerini yitirdiklerinden dolayı üzüldüklerini bilseniz, kendilerini bağışlar mısınız? Kesinlikle, hayır. (Öyle de,) size diyorum ki, Allah, Cennet'i yitirdikle­rinden dolayı pişman olanlara işte böyle yapacaktır. Bütün iyiliklerin düşmanı olan Şeytan, Cennet'i yiti­rip, Cehennem'i kazandığı için büyük pişmanlık gös­terdi. Ama, hiç merhamet (yüzü) görmeyecek artık o, neden biliyormusun? Çünkü, onda Allah sevgisi yok­tur; bırakın bunu, Yaraücı'sından nefret eder o.»
«Bakın, size diyorum ki, her hayvan tabiatı ge­reği, arzu ettiği şeyi yitirirse yitirilmiş olan (bu) iyi­lik için kederlenir. Bunun gibi, gerçekten tevbe ede­cek olan günahkâr da, içinde Yaratıcı'sma karşı yap­tığı şeyi cezalandırma arzusu duymalıdır. O şekilde ki, ibadet ettiği zaman, Allah'tan Cennet dilenmeğe veya Cehennem'den. kurtulmayı (istemeğe) kalkışmaz. Bu­nun yerine utanarak Allah önünde secdeye varır, der: «Ey Rabb, sana kulluk etmesi gereken zamanda, hiç yoktan sana karşı aşırı giden suçluya bak. Bu neden­le burada, yaptığının düşmanın olan Şeytan'ın eliyle değil, Senin elinle cezalandırılmasını diliyor; şundan ki, dinsizler Senin yaratıkların karşısında sevinmesin­ler. İstediğin biçimde cezalandır, ceza ver ey Rabb, çünkü Sen bana hiç bir zaman bu hayırsızın hak et­tiği kadar çok azap etmezsin.»
«Böylece, bu tevbe biçimine sarılan günahkâr, adalet isteğine oranla Allah'tan daha çok merhamet görecektir.»
«Emin olun ki, iğrenç bir saygısızlıktır günahkâ­rın gülmesi; o kadar ki, bu dünya, babamız Davud'un haklı olarak söylediği gibi, bir göz yaşları vadisidir.»
«Kölelerinden birini oğul edinen ve mülkündeki her şey üzerine efendi yapan bir kral vardı. Şimdi, öyle oldu ki, şerli bir adamın kandırmasryla zavallı kralın gözünden düştü; yalnızca içten içe değil, aynı zamanda hakir görülüp, gün be gün çalışarak kazan­dığı her şeyden yoksun bırakılarak büyük acılar çekti. Siz sanır mısınız ki, bu adam şu veya bu vakit güle (bi­li) r?»
«Kesinlikle hayır» (diye) cevap verdi havariler, «çünkü, eğer kral bunu bilmiş olsa, gözünden düştügünü görüp onu köleleştirir. Ama, her halde o, gece gündüz (demeden) ağlar.»
O zaman İsa ağlayarak dedi: «Yazıklar olsun dün­yaya, çünkü sonsuz azap kesindir onun için. Ey za­vallı insanlık, Allah seni bir oğul olarak seçip, [97] sa­na Cennet'i bahşetti, ama sen orada, ey zavallı, Şey­tan'ın etkisiyle Allah'ın gözünden düştün ve Cennet'-ten atılıp, pis dünyaya mahkûm edildin; burada tüm şeyleri zahmetle elde edersin ve her iyi çalışma sürekli günah işlemekle senden, alınır. Ve, dünya sadece gü­ler, ve daha kötüsü, en büyük günahkâr olan herkes­ten daha çok güler. Bu bakımdan dediğiniz gibi ola­cak, yani Allah, günahlarına gülen ve onlar için ağ­lamayan günahkarı ebedi ölüme çarptıracaktır.»
«Günahkârın ağlaması, bir babanın ölmek üzere bulunan oğluna ağlaması gibi olmalıdır. Ah (şu) in­sanın deliliği (ah), kendinden ruhtu) ayrılan bedene ağlar da, günah nedeniyle Allah'ın merhametinden ayrılan ruha ağlamaz.
«Söyleyin bana, denizci, gemisi fırtınaya tutulup parçalandığı zaman yitirdiği şeyleri ağlamakla geri getirebilecek olsa ne yapar? Belli ki, (oturup) acı acı ağlar.. Ama, size diyorum ki size, insan ağladığı her şeyde günaha girer de, yalnızca günahına ağladığı za­man (girmez). Çünkü, insana gelen her belâ kurtulu­şu için Allah'tan gelir ki, (daha) buna sevinmesi ge­rekir. Fakat, günah, insanın helaki için Şeytan'dan gelir de, insan buna üzülmez. Mutlaka buradan fark edi­yorsunuz ki, insan kayıp peşindedir, kâr değil.»
Bartalemus dedi: «Rab, kalbi ağlamağa yabancı olduğu için ağlayamayan kimse ne yapsın?»
İsa cevap verdi: «Gözyaşı dökenlerin hepsi ağla­mıyor, ey Bartalemus. Allah sağ ve diridir ki, gözle­rinden hiç yaş düşmeyen, (ama yine de) göz yaşı dö­ken bin kişiden daha çok ağlayan insanlar bulunur. Bir günahkârın ağlaması, üzüntünün ağırlığı nedeniy­le dünyevî sevginin tüketilmesidir. O kadar ki, nasıl güneş ışığı en üste konanı bozulup çürümekten- korur­sa, aynen öyle. de, bu tükeniş ruhu günahtan'korur. Eğer Allah, gerçekten tevbe edene denizin suları ka­dar göz yaşı verecek olsa, o, çok daha fazlasını arzu­lar; ve böylece bu arzu, yanan bir ocağın bir damla suyu tükettiği gibi, seve seve dökeceği bu küçücük damlayı da tüketir. Fakat, hemen hıçkırıklarını koyu-verenler, yükü azaldıkça daha hızlı giden at gibidir­ler.»
«Mutlaka, hem içte sevgisi, dışta göz yaşı olan in­sanlar da vardır. Fakat, bu şekilde o, bir Yeremya gibi olacaktır. Allah, ağlamada göz yaşından çok üzüntüye bakar.»
O zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, insan gü­nahtan başka şeyler üzerine ağlamakla nasıl kaybe­der?»
îsa cevap verdi; «Eğer, Hirodes sana tutman için bir gömlek verse ve ardından onu senden çekip alsa, bu senin için bir ağlama nedeni olur mu?»
«Hayır» dedi Yuhanna» O zaman, îsa dedi: «Şim­di, insan hiçbir şey yitirmediği zaman, ağlamasına neden yoktur, yitirdiği zaman da yoktur; çünkü, herşey Allah'ın elinden gelir. Öyleyse, Allah'ın istediği zaman eîindekini çıkarma kudreti olmasın mı, ey aptal adam? Madem senin olan senin, günah kendinin, öyleyse sen bunun için" ağlayacaksın, bir başka şey için değil.»
Matta dedi: «Ey muallim, tüm Yahudiye önünde Allah'ın insana hiç benzemediğini itiraf ettin, ^imdi de, insanm (herşeyi) Allah'ın elinden aldığını söylü­yorsun; o halde, Allah'ın eli olduğuna göre, insana ben­zeyen bir yanı var (demektir).»
îsa cevap verdi  «Yanılgı içindesin ey Matta, ve kelimelerin anlamını bilmeyen pek çokları da bu şe­kilde yanılmışlardır. însan, kelimelerin dış (biçim) ini değil, insan konuşmasını bizimle Allah arasmda bir yorumcuymuş gibi görerek, anlamı göz önüne alma­lıdır. Bilmez misiniz ki, Allah babalarımıza Sina da­ğında konuşmak dilediği zaman, babalarımız, «Bize sen konuş ey Musa, Allah bize konuşmasın, yoksa ölü­rüz» diye haykırmışlardı? Ve, Allah İşaya peygamber aracılığıyla ne dedi (bilmez misiniz) ki, gök yerden rie kadar uzaksa, Allah'ın yol - yöntemleri insanların yol -yönteminden o kadar uzaktır.»
«Allah Öylesine ölçümlenemezdir ki, O'nu anlat­maktan titriyorum. Ama, sizin için bir girişimde bu­lunmam gerekiyor. Size diyorum ki, gökler dokuz (ta­nedir) [98] ve birbirlerine olan uzaklığı, birinci göğün yerle olan uzaklığı kadardır. Bu da yerden beşyüz yıl­lık bir yolculuk uzaklığındadır. Bu bakımdan, yer en yüksek gökten^ dörtbinbeşyüz yılhk bir yolculuk uzak­lığında (olmakta) dır. Size diyorum ki, yine (yer) bi­rince göğe oranla bir iğnenin ucu gibidir. Birinci gök aynı şekilde İkinciye oranla bir nokta gibidir ve bu­nun gibi tüm gökler bir sonrakinden daha küçüktür Fakat tüm göklerle birlikte yerin tüm büyüklüğü, Cen-net'e oranla bir nokta gibidir, olmadı, bir kum tane­ciği gibidir. Bu büyüklük ölçülemez değil midir?»
Havariler cevap verdiler: «Evet, mutlaka.»
O zaman, îsa dedi: «Ruhumun huzurunda durdu­ğu Alah sağ ve diridir ki, Allah'ın önünde Kâinat bir kum taneciği kadar küçüktür. Ve Allah Kâinat'tan, tüm gökleri, Cennet'i ve daha başka şeyleri doldur­mak için gidecek kum taneleri sayısınca büyüktür. [99] Şimdi, bakm bakalım; Allah, yeryüzü üzerinde küçük bir çamur parçası olan insanla herhangi bir şekilde oranlanabilir mi? öyleyse, dikkat edin de eğer ebedî hayatı elde etmek istiyorsanız, çıplak kelimelere de­ğil, anlama bakm.»
Havariler karşılık verdiler: «Yalnızca Allah bile­bilir kendini ve (durum) gerçekte İşaya peygamberin dediği gibidir: «O, insan duyularından gizlidir.»
İsa cevap verdi: «Evet, böylesi doğrudur; bu ba­kımdan, Cennet'te olduğumuzda, burada kişinin bir damla tuzlu sudan denizi tanıdığı gibi, biz de Allah'ı tanıyacağız.»
«Dersime dönecek olursam, size diyorum ki, in­san yalnızca günahı için ağlamalıdır. Çünkü, günah işlemekle insan Yaratıcı'sını bir yana iter. Ya, eğlen­celere ve ziyafetlere gidip duran insan nasıl ağlaya­caktır? Bu ateş çıkaracakmış gibi ağlayacaktır o! Eğer nefisleriniz üzerinde hakimiyetiniz varsa, ziyafetleri oruca çevirmelisiniz. Çünkü böyle bir hakimiyete sa­hiptir Allah'ımız.»
Teddeus dedi: «Öyleyse madem, Allah'ın üzerin­de hakimiyeti bulunan nefsi vardır.» îsa cevap verdi: «Yine mi geriye dönüp, «Allah'ın bunu vardır», «Al­lah böyledir» gibi (sözler) söylemek? Deyin bana, in­sanın nefsi var mıdır?»
«Evet» (diye) cevap verdi havariler.
îsa dedi: «Bir insan bulunabilir mi ki, içinde ha­yat olsun da" nefsi çalışmasın?»
«Hayır» dedi havariler.
«Siz kendinizi aldatıyorsunuz» dedi İsa, «çünkü, kör, sağır, dilsiz ve kötürüm insan için nefis nerdedir? Ya, bir insan bayıldığı zaman?»
O zaman havariler şaşırdılar; îsa yine dedi: «İn­sanı meydana getiren üç şey vardır; her biri kendi ba­sma ayrı üç şey: Ruh, nefis ve ceset. Allah'ımız ruhu ve bedeni duyduğunuz gibi yaratmıştır, ama nefsi na­sıl yarattığını henüz işitmediniz. Bu bakımdan, yarın inşa-Allah size hepsini anlatacağım.»
Ve, îsa böyle deyip Allah'a şükretti ve halkımızın kurtuluşu için dua etti, hepimiz de «Amin» dedik.
Sabah namazını bitirince İsa bir palmiye ağacı­nın altına oturdu ve havarileri orada kendisine yak­laştılar. O zaman îsa dedi: «Ruhumun huzurunda dur­duğu Allah sağ ve diridir ki, hayatımız konusunda pek çokları aldanıyor. Ruh ve nefis birbirine öylesine biti­şiktir ki, insanların büyük bölümü ruh ve nefsi bir ve aynı şey olarak görür ve onu özde değil de, yaptığı işe göre kısımlara ayırıp, duygusal, bitkisel ve zihinsel ruh diye adlar takar. Ama balon, size diyorum ki, ruh birdir, düşünür ve yaşar. Ey aptallar, hayat olmadan zihinsel ruhu nereden bulacaklar? Emin olun ki, hiç (bulamayacaklar) ama, duyular olmadan hayat, ne­fis kendisini terkettiği zaman bayılanda görüldüğü gibi hemen bulunabilir.»
Teddeus karşılık verdi: «Ey muallim, nefis hayatı terk ettiği zaman insanın hayatı olmaz.»
İsa cevap verdi: «Bu doğru değil, çünkü insan, ruh ayrıldığı zaman hayattan yoksun olur; çünkü ruh, mu­cize dışında bir daha bedene dönmez, fakat nefis duy­duğu korku nedeniyle veya ruhun duyduğu üzüntü nedeniyle ayrılır. Çünkü, nefsi Allah zevk için yarat­mıştır; ve nasıl beden yemekle yaşıyor ve ruh da bilgi ve aşkla yaşıyorsa, o da yalnızca bununla (zevkle) ya­şar. Bu nefis şimdi, günah nedeniyle Cennet'in zev­kinden yoksun bırakılmasının kızgınlığıyla ruha karşı isyan halindedir. Bu bakımdan, onun bedenî zevk der) -le yaşamasını istemeyen için, onu manevî zevk der) le beslemeğe çok büyük ihtiyaç vardır. Anlıyor musu­nuz? Bakın, size diyorum ki, onu yaratan Allah, onu cehenneme ve acımasız kar (lar) a ve buz dar) a mah­kûm etti; çünkü, o kendisinin Allah olduğunu söyledi; fakat, Allah onu, yiyeceğini alıp da besininden yok­sun bırakınca, Allah'ın bir kölesi ve O'nun ellerinin işi olduğunu itiraf etti[100] Ve, şimdi söyleyin bana, nefis dinsizlerde nasıl çalışır? Emin olun ki, onlarda Allah gibidir o, Allah'ın kanununu bırakarak nefsin peşin­den gittiklerini görüyorsunuz.' Bu bakımdan, onlar iğ-rençleşirler ve hiçbir salih amelde bulunmazlar.»
*Ve, günaha üzülmenin peşinden gelen ilk şey oruç tutmaktır. Belli bir yemeğin kendisini hasta ettiğini gören, ölmekten korkarak, yediğine üzüldükten son­ra, hastalanmamak için bu yemeği bırakır. Günahkâr da böyle yapmalıdır. Zevkin kendisini, dünyanın bu iyi şeylerinde nefse uyarak yaratıcısı Allah'a karşı gü­naha sürüklediğini görür, bırakın böyle yaptığına üzül­sün, çünkü, bu kendisini Allah'tan, hayatından yoksun bırakmakta ve sonsuz Cehennem ölümü vermektedir. Ama, insan yaşarken dünyanın bu güzel şeylerine ih: tiyaç duyduğundan, burada oruç gereklidir. Öyleyse, bırakın da nefsi kırsın ve Rabb'ı olan Allah'ı bilsin. Ve, nefsin oruçtan nefret ettiğini görünce de, bırakın, sonsuz üzüntüden başka hiçbir zevkin olmadığı Ce-hennem'in durumunu koysun önüne; bir tek zerresi tüm dünyanın zevklerinden daha büyük olan Cennet'­in zevklerini koysun önüne. Bu şekilde kolaylıkla dur­gunlaşacaktır o; çünkü, çoğu elde etmek için azla ye­tinmek, azın içinde tepinip, bütünden yoksun kalmak­tan ve azap içinde kalmaktan daha iyidir.
aynı soruyu sordu, nefs yine aynı cevabı verdi). Sonra Allah onu aç bıraktı ve soruyu tekrarladı. Bunun Üzerine nefs, «Sen benim Habb-î Rahimimsin, bense Sen'in aciz bir kulunum» k&rşılığında bulundu.»
«İyi oruç tutmak için zengin ağırlayıcıyı hatırla­manız gerek. Çünkü, burada yeryüzünde her günü zevk - sefa içinde geçirmek isteyen, tek bir damla su­dan ebediyyen yoksun kaldı; öte yanüan, burada, yer­yüzünde kırıntılarla yetinen Lazarus Cennet'in dopdo­lu nimetleri içinde ebediyyen yaşayacaktır. Ama, piş­man olan tedbirli olsun; çünkü Şeytan her iyi işi, da­ha çok, başkalarından da öte, kendisine karşı inançlı bir köleden asî bir düşmana dönüştüğü için pişman olanın/iyi işlerini) yok etmenin yollarını arar. Bu ba­kandan, Şeytan, hastalık bahanesiyle ne. olursa olsun ona oruç tutturmamaya çalışacak ve bundan bir ya­rar sağlayamadığı zaman da, hasta düşüp, ardmdan zevk - sefa içinde yaşaması için onu aşın derecede oruç tutmaya çağıracaktır. Ve, bunda da başarılı olamaz­sa, hiç yemek yemeyen, fakat daima günah işleyen kendisine benzemesi için, orucunu yalnızca bedensel yemeğe dayandırtmanm çaresini arayacaktır.»
«Allah sağ ve diridir ki, oruç tutmayanları hakir görüp, kendini onlardan daha üstün tutarak bedeni yemekten yoksun bırakmak ve ruhu gururla doldur­mak iğrenç bir şeydir. Söyleyin bana, hasta olan adam, doktorun kendisine verdiği perhizden dolayı böbürle­nip, perhizsiz olanlarla deli mi diyecektir? Kesinlikle hayır. Aksine, kendisine, perhiz verilmesini gerekti­ren hastalıktan dolayı üzülecektir. Böyle de, size diyo­rum ki, pişman olan orucundan dolayı övünmemeli ve oruç tutmayanları hakir görmemelidir; bunun yerine, oruç tutmasına neden olan günahı için üzülmelidir. Pişman olup oruç tutan, lezzetli yemekler de yenteme-Üdir, kaba yemeklerle yetinmelidir. Şimdi, bir frisan ısıran köpeğe ve tepen ata lezzetli yemek verir mi? Hayır, kesinlikle, ama tam tersini yapar. Ve, oruçla ilgili olarak bu (kadar) size yetsin.»
«Bakın, (şimdi de) uyanık olmakla ilgili size söy­leyeceklerime kulak verin. Nasıl, vücudun uyuması ve ruhun uyuması diye iki tür uyuma varsa, böyle de, uyanık olmakta, vücut uyurken ruhun uyumamasına dikkat etmelisiniz. Çünkü, bu en ağır bir hatadır. De­yin bana, benzetme olsun diye (söylüyorum) : Yürür­ken kendini kayaya çarpan ve ayağını kayaya vur­mamak için kaçındıkça başını vuran bir adam var. Nedir böylesi bir adamın durumu?»
«Zavallı» diye cevap verdi havariler, «çünkü, böy­le bir adam kendinde değildir.»
O zaman, Isa dedi: «îyi cevap verdiniz, çünkü, ba­kın size diyorum ki, vücuduyla uyanık olup, ruhuyla uyuyan kendinde değildir. Manevî kötürümlük maddî olandan daha çok ağırsa, iyileşmesi de daha zor olur. Bu bakımdan, böylesi bir zavallı, yaşamanın başı olan ruhuyla uyuma bedbahtlığının farkına varmayıp da, yaşamanın ayağı olan vücuduyla uyumadığı için övü­necek midir?   Ruhun uyuması,   Allah'ın ve korkunç hükmünü unutmaktır. Öyleyse, uyanık olan ruh, her yerde ve her şeyde Allah'ı duyan ve daima her an Al­lah'tan rahmet ve bereket gördüğünü bilerek, her şey-. de her şey kanalıyla ve her şeyin üstünde O'nun ce­lal ve azametine şükr eden (ruh) tur. Bu bakımdan, O'nun celal ve azametinden korkan ruhun kulağında ~şu melekî söz yankılanır durur: «Yaratıklar, hükme gelin, çünkü Yaraücı'nız sizi yargılamak diliyor.» Çün­kü, o hep Allah'a kulluk eder durur. Söylevin bana, daha fazlasını, bir yıldızın ışığıyla veya güneşin ışığıy­la görmek istemez misiniz?
Andreas cevap verdi:    «Güneşin ışığıyla;   çünkü, yıldızın yakındaki dağlan (bile) göremeyiz, ama günesin ışığıyla en minnacık bir kum tanesini görürüz. Bu nedenle de, yıldızın ışığında korkarak yürürken, güneşin ışığında güvenle yürürüz.»
İsa karşılık verdi.- «Aynen öyle de, size diyorum ki, ruhla Allah'ımız (olan) adalet güneşiyle bakmalı, vücudun gördükleriyle övürimemelisiniz. Bu bakım­dan, en doğru olan, vücudun uyumasından mümkün olduğu kadar kaçınmaktır, ama; (bundan kaçınmak -da), nefis ve beden yiyecekle, zihin de işle ağırlaştı-ğından hemen hemen imkânsızdır. Bundan dolayı, bı­rakın, çok fazla iş ve çok fazla yemekten kaçınmak için birazcık uyusun.»
«Ruhumun huzurunda durduğu Allah' sağ ve di­ridir ki, her gece bir miktar uyumak -meşrudur, fakat Allah'ı ve korkunç hükmünü unutmak asla meşru de­ğildir; ve ruhun uyuması böylesi bir unutmadır.»
O zaman, bu (satırlar) ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, Allah'ı her zaman hatırda nasıl tutabiliriz? Emin olun, bize bu imkânsız görünüyor.»
îsa, iç çekerek dedi: «İnsanın çekebileceği en bü­yük ızdıraptır bu, ey Barnabas. Çünkü insan burada yeryüzünde yaratıcısı Allah'ı her zaman hatırda tuta­maz;'ancak kutsal olanlar bunun dışındadır. Çünkü onlar, Allah'ı unutamasınlar diye içlerinde Allah'ın be­reketinin nurunu taşıdıklarından Allah'ı her zaman hatırda tutarlar. Ama, söyleyin bana, taş ocağında ça­lışanları gördünüz mü? (Bir yandan) başkalarıyla ko­nuşurken, (öte yandan) yapa yapa demire bakmadan taşı işleyen demir aletle devamlı vurmayı, ama yine de ellerine vurmamayı nasıl da öğrenmişler!    Şimdi, siz de bu şekilde yapın. Unutma hastalığını tümüyle yenmek istiyorsanız, kutsal olmayı arzulayın. Bakın ki, su uzun bir süre vura vura en sert kayaları tek bir damlayla yarar geçer.
«Bu hastalığı neden yenemediğinizi biliyor musu­nuz? Çünkü, bunun bir günah olduğunun farkına var­madınız. Öyleyse size diyorum ki, bir reis sana bir he­diye verse ey insan, senin gözlerini kapayıp ona sır­tını dönmen bir hatadır. Allah'ı unutanlar da işte böy­le hata yaparlar. Çünkü, her vakit insan Allah'tan rah­met ve hediyeler alır.
«Şimdi söyleyin bana, Allah'ımız her vakitte size nimet (in) i bahşetmiyor mu? Kesinlikle evet; çünkü hiç durmadan, sayesinde yaşadığınız nefesi veriyor size. Bakın, bakın size diyorum ki, vücudunuzun ne­fes aldığı her an kalbiniz, «Allah'a şükürler olsun» de­melidir.»
O zaman Yuhanna dedi: «Dediklerin doğruların doğrusu ey muallim; bu bakımdan bu kutlu duruma ulaşmanın yolunu öğret bize.»
tsa cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, kişi böy­le bir duruma, Rabb'ımız Allah'ın rahmeti olmadan in-, sanî güçlerle erişemez. İnsanın, Allah'ın kendisine ver­mesi için iyiliği istemesi gerektiği doğrudur. Söyleyin bana, sofraya oturduğunuz zaman, görmek istemedi­ğiniz etleri alır mısınız? Emin olun ki, hayır. Böyle de size diyorum ki, arzu etmediğiniz şeyi almayacaksınız. Eğer kutsallık arzu ederseniz, Allah göz açıp kapa­madan daha az bir zaman içinde sizi kutsal yapma­ya kadirdir, fakat, insan hediye ve (hediyeyi) vereni anlasın diye, Allah'ımız beklememizi ve istememizi diler.    .
«Bir hedefe atışta bulunanları gördünüz mü? Mut­laka pek çok kez boşa atarlar. Buna rağmen, hiç bir zaman boşa atmak istemezler, daima da hedefi vur­ma ümidindedirler. Şimdi, siz (de) böyle yapın. Al­lah'ımızı her zaman hatırda tutmak isteyen ve unut­tuğunuzda kederlenen sizler; çünkü Allah, söylediğim şeylerin hepsini elde etmeniz için size bereket vere­cektir.
«Oruç tutmak ve ruhen uyanık bulunmak birbi­riyle öylesine bir aradadır ki, eğer kişi uyanıklığı bo­zarsa, oruç da hemen bozulur. Çünkü, bir insan, gü­nah işlemekle ruhun orucunu bozar ve Allah'ı unutur. İşte, uyanık olmak ve oruç tutmak ruh bakımından biz ve bütün insanlar için her zaman gereklidir. Çün­kü, günah işlemek kimse için meşru değildir. Ama, vücudun oruç tutması ve uyanık kalması, inanın ba­na, her zaman ve herkes için mümkün değildir. Çün­kü, hastalar ve yaşlılar, çocuklu kadınlar, perhiz ya­pan insanlar, çocuklar ve zayıf yapıda daha başka ki­şiler vardır. Kuşkusuz herkes, normal ölçülerine göre giyinmiş olsalar bile, kendi oruç tutma (biçimini) tes-bit etmelidir. Nasıl, bir çocuğun elbiseleri otuz yaşla­rında bir insan için uygun değildir, aynen öyle de, bir kişinin uyanıklığı ve orucu da bir diğeri için uygun değildir.»
«Ama, dikkat edin ki, geceleyin uyanık kalıp, ar­dından Allah'ın emri üzere namaz kılmanız ve Allah'ın sözünü dinlemeniz gerektiği zaman, uyuyasınız diye Şeytan tüm gücünü kullanacaktır.»
«Söyleyin bana, bir arkadaşınız eti yiyip de, ke­mikleri size verse razı olur musunuz?»
Petrus cevap verdi: «Hayır muallim, çünkü böy­lesine arkadaş değil, sahtekâr denmesi gerekir.»
îsa iç çekerek cevap verdi: «Tam gerçeği söyledin ey Petrus, çünkü kişi vücuduyla gereğinden fazla' uya­nık kalıp, ibadet edeceği veya Allah'ın sözlerini dinle­yeceği zaman uyur veya uyuklayıp başı aşağı düşer­se, böylesi bir bedbaht, Yaratıcısı Allah'la alay etmek­tedir ve böyle bir günah dolayısıyla da suçludur. Hat­ta, Allah'a vermesi gereken zamanı çalıp, istediği za­man ve istediği kadar harcadığı için de bir soyguncu­dur.»
«Bir insan, içinde en iyi şarap bulunan bir kâseyi, şarabın en iyi miktarı bitinceye kadar içmeleri için düşmanlarına, şarabın tortulan kalınca da, içmesi için efendisine verdi. Efendinin her şeyi öğrendiği zaman hizmetçisine ne yapacağını ve hizmetçinin onun önün­de ne hale geleceğini düşünürsünüz? Mutlaka onu dö­vecek ve yerinde bir kızmayla dünyanın kanunlarına göre kendisini öldürecektir. Şimdi, zamanının en iyi­sini işte ve en kötüsünü de ibadet ve kanunu incele­mede geçiren bir adama Allah ne yapacaktır? Yazık­lar olsun dünyaya, çünkü, bununla ve daha büyük gü­nah (lar) la kalbi ağırlaşmıştır! Bu yüzden, size gülmek ağlamağa, ziyafetler oruca ve uyku uyanıklığa dönüş­meli dediğim zaman, duyduğunuz şeylerin tümünü üç kelimeye sıkıştırdım. Burada, yeryüzünde kişi her za­man ağlamalı ve bu ağlama yürekten olmalı, çünkü Yaratıcı'mız Allah'a karşı geliniyor; nefis üzerinde ha­kimiyet kurmak için oruç tutmalı ve günah işlememek için uyanık olmalısınız; ve bedenen ağlama, bedenen oruç tutma ve. uyanık olma her bir kişinin bünyesine göre yapılmalıdır.»
îsa böyle söyleyip, (sonra) dedi: «Hayatımızı sür­dürmemiz için tarlanın meyvelerinden aramağa çık­malısınız, çünkü sekiz gündür hiç ekmek yemiyoruz. Bu bakımdan, Allah'ımıza dua edecek ve Barnabas ile birlikte sizi bekliyeceğim.>
Bunun üzerine, tüm şakirtler ve havariler, İsa'nın sözüne göre dörder altışar yola koyuldular. İsa'nın ya­nında bu (satırlar)ı yazan kaldı; o zaman İsa ağlaya­rak dedi: «Ey Barnabas, sana büyük sırlar açıklamam gerekiyor, bundan sonra ben dünyadan ayrılacağım ve sen de onlan anlatacaksın.»
O zaman, bu (satırlar) ı yazan ağhyarak dedi; «Be­ni ağlat ey muallim, başkalarını da (ağlat). Çünkü biz günahkârlarız. Ve, Allah'ın bir mukaddesi ve pey­gamberi olan sen, senin için bu kadar ağlamak uygun değildir.»
İsa karşılık verdi: «İnan bana Barnabas, ben (ağ­lamam) gerektiği kadar ağlayamıyorum. Çünkü, eğer insanlar bana Allah dememiş olsaydı, ben Allah'ı bu­rada, Cennet'te görüleceği biçimde görecek ve Hüküm Günü'nden korkmama emniyetine erişecektim. Ama, Allah biliyor ki, ben suçsuzum, çünkü hiç bir zaman bir köleden öte tutulma düşüncesi beslemedim. Hern, sana diyorum ki, eğer Allah diye çağırılmamış olsay­dım, dünyadan ayrılınca Cennet'e götürülecektim, ama şimdi Hüküm (Günü'n)e kadar oraya gitmeyeceğim. Şimdi, benim ağlamama neden olup olmadığını görü­yorsun. Bil ki ey Barnabas, bu yüzden her halde bü­yük zulme uğrayacak ve havarilerimden biri tarafın­dan otuz paraya satılacağını. [101] Bu bakımdan, eminim ki, beni satacak olan benim adıma öldürülecek, çünkü Allah beni yeryüzünden çekecek ve herkes onun ben olduğuma inansm diye hainin görünümünü değiştirecek; yine de, o, şerli bir ölümle öldüğü za­man, ben uzun bir süre bu lekeyle dünyada kalaca­ğım. Fakat, Allah'ın kutlu Elçi'si Muhammed gelince, bu rezalet silinip gidecek. Ve, Allah bunu yapacak, çünkü, bana bu canlı bilinme ve şu rezil ölüme yabancı olma ödülünü verecek olan Mesih gerçeğini itiraf et­miş bulunuyorum.»
O zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, söyle bana, kimdir bu alçak! Çünkü, seve se­ve boğar öldürürüm onu.»
«Sus, bir şey söyleme» diye cevap verdi îsa, «çün­kü Allah böyle diliyor ve o başka türlüsünü de yapa­maz. Fakat, gör ki, annem böyle bir olaya üzüldüğün­de, rahatlaması için ona gerçeği anlatırsın.»
O zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «în-şa-Allah bütün bunları yapacağım ey muallim.»
Şakirtler dönüşlerinde, çam kozalakları getirdiler ve Allah'ın iradesiyle bir hayli de hurma bulmuşlar.  Öğle namazından ^onra îsa ile birlikte yediler. Bu sı­rada (bu satırları) yazanın üzgün yüzünü gören şa­kirtler ve havariler, İsa'nın hemen dünyadan ayrılması gerektiğinden korkuya kapıldılar. Bunun üzerine, îsa onları teselli ederek dedi: «Korkmayın, çünkü siz­den ayrılma saatim henüz gelmiş değil. Yanınızda kı­sa bir süre daha kalacağım. Bu bakımdan, dediğim gi­bi, Allah'ın îsrailîler üzerine merhamet etmesi için, tüm İsrail'e vanp, pişman olmayı anlatmayı size öğ­retmeliyim. Öyle ki, herkes tenbelliğin farkına var­sın ve çok daha fazla günahının kefaretini ödesin; çün­kü, iyi meyve vermeyen her ağaç kesilecek ve ateşe atılacaktır.
«Bağ tarlası olan bir vatandaş vardı ve tarlanın ortasında, içinde güzel bir incir ağacı olan bir bahçe bulunuyordu. Üç yıldır mal sahibi ağaca geliyor ve üzerinde hiç meyve bulamıyordu; ve tüm öbür ağaç­ların meyve verdiğini görünce, bağcısına dedi: «Bu kö­tü ağacı kes, çünkü araziye yük oluyor.»
Bağcı karşılık verdi: «Değil efendim; çünkü, gü­zel bir ağaçtır o.»
«Ses etme» dedi mal sahibi, «çünkü, yararsız gü­zelliklere önem vermem ben. Palmiye ve pelesenk ağa­cının incirden daha soylu olduğunu bilmen gerek. Ama, evimin avlusuna bir palmiye ve bir de pelesenk ağacı fidanı dikmiş ve çevresine hayli para harcayarak du­var çevirmiştim. Fakat, banlar meyve yerine yığılıp kalan yaprak verip, evimin önündeki araziyi de ve-rimsizleştirince, ikisini de ortadan kaldırdım. Şimdi, diğer bütün ağaçların meyve verdiği bağ tarlama ve bahçeme yük olan evimin uzağındaki bir incir ağa­cını nasıl bağışlayayım? Emin ol ki, ona daha fazla katlanmayacağım.»
O zaman bağcı dedi: «Efendi, toprak oldukça zen­gin. Bu bakımdan, bir yıl daha bekle. Ben incir fida­nının dallarını budayıp,   kendinden toprağın verdiği tüia fazlalıkları alayım ve taşlı kuru bir araziye ko­yayım; böyle yapıca meyve verecektir o.»
-Mal sahibi karşılık verdi: «Şimdi git ve öyle yap; bekleyeceğim ve incir fidanı da meyve verecek.» Bu temsilî hikâyeyi anlıyorsunuz değil mi?»
Havariler cevap verdiler: «Hayır Rab, bu nedenle onu bize açıklayın.»
îsa karşılık verdi: «Bakın, size diyorum ki, mal sa­hibi Allah'tır, bağcı da O'nun kanunu. Allah'ın Cen­nette palmiye ve pelesenk ağaçları vardı; Şeytan pal­miye ağacı, ilk insan da pelesenk ağacıdır. Allah, bun­ları çıkarıp attı. Çünkü, salih ameller meyvesi vermi­yorlar, bunun yerine pek çok melekleri ve pek çok in­sanları ayıplayan dinsizce sözler sarf ediyorlardı. Şim­di, Allah insanı dünyaya, tüm emir ve yasaklarına göre Allah'a kulluk eden yaratıklarının arasına indir­miştir. Allah'ın meleği ve ilk insanı bağışlamayıp, me­leği ebedi, insanı da bir süre için cezalandırdığını gö­rerek diyorum ki, meyVe vermeyen inşam Allah kesip, Cehennem'e mahkûm eder. Bu konuda Allah'ın kanu­nu der ki, bu hayatta insan için pek çok iyi şeyler var­dır ve bu nedenle salih ameller işleyebilmesi için sı­kıntılar çekmesi Ve dünyevî iyiliklerden yoksun kal­ması gerekmektedir. Dolayısıyla, Allah'ımız insanın Pişman olmasını bekler. Balan, size diyorum ki, Al-Jan.muz insanı çakmaya mahkûm etmiştir ki, Allah'ın batr   V6 Peygamberi £yuP der: «Kuşun uçmak için, öiıgın da yüzmek için doğduğu gibi, insan da çalış­mak için doğar.»
Allah'ın bir peygamberi olan Davud da şöyle der: «Elimizin emeğini yiyerek kutsanacağız ve bu bizim için iyidir.»
Bu nedenle, herkes niteliğine göre çalışsın. Şimdi söyleyin bana, babamız Davud ve oğlu Süleyman el­leriyle çalışmışlarsa, günahkârın ne yapması gerekir?
Yuhanna dedi: «Muallim, çalışmak yerinde olan bir şey, ama bunu yoksullar yapmalı.»
İsa karşılık verdi: «Yaa, çünkü onlar başka tür­lü yapamaz. Ama, bilmez misin ki, iyilik iyi olmak için gereklilikten azade olmalıdır? Böyle de, güneş ve di­ğer gezegenler,   başka türlüsünü   yapamasınlar diye Allah'ın hükümleriyle güçlendirilmişlerdir ve bu ne­denle de, herhangi bir liyakatleri yoktur. Söyleyin ba­na, Allah çalışma hükmünü koyduğu zaman, «Yoksul insan yüzünün teriyle yaşayacaktır» mı dedi? Ve, Eyüp, «Kuş uçmak için doğar, yoksul insan da çalışmak için -doğar» mı dedi? Hayır, Allah insana, «Ekmeğini yüzü­nün teriyle yiyeceksin» ve Eyüp de «İnsan çalışmak için doğmuştur» demiştir. Bu bakımdan, (yalnızca) in­san olmayan bu hükmün dışındadır. Emin olun ki, her şeyin pahalı olmasının nedeni, pek çok haylaz insanın bulunmasıdır.   Eğer,   bunlar çalışacak olsalar,   bazısı toprağı sürse, bazısı da sularda balıkçılık yapsa, dün­yada bolluk üstü bolluk olur. Ve, yokluklar nedeniyle, korkunç Hüküm Günü'nde hesap vermek gerekecek­tir.»
«Bırakın, insan bana bir şeyler desin. Dünyaya ne getirdi ki, bu nedenle haylaz haylaz yaşasın? Çıplak ve hiç bir şey yapamıyâcak biçimde doğduğu ortada. Bundan dolayı da, bulduğu şeylerin tümünün sahibi değil, dağıtıcısıdır o. Ve, o korkunç günde bunların hesabını verecektir. İnşam vahşi hayvanlar gibi ya­pan iğrenç şehvetten çok korkmak gerekir; çünkü, düş­man kişinin kendi evi içindedir. Bu bakımdan, düşma­nın gelemiyeceği herhangi bir yere gitmem mümkün değildir. Ah, niceleri şehvet yüzünden helak olup git­tiler.' Şehvet yüzünden tufan oldu, o kadar ki, dünya Allah'ın merhameti önünde silinip gitti de, yalnızca Nuh ve seksen üç insan kurtuldu.
Şehvet yüzünden Allah üç lânetli şehri yerle bir etti Cve) içlerinden yalnızca Lût ve iki oğlu kurtuldu. «Şehvet yüzünden Bünyamin'in kabilesi tümüyle sönüp yok old. Ve, bakın size diyorum ki, şehvet yü­zünden ne kadar insanın helak olduğunu size anlata­cak olsam, beş günlük süre yetmez.»
Yakup karşılık verdi: «Ey üstad, şehveti simgele­yen nedir?»
İsa cevap verdi: «Şehvet, gem vurulmamış bir aşk arzusudur; akıl tarafından yönlendirilmezse, insan zi­hin ve duygularının sınırlarını aşar,- öyle ki, insan ken­dini bilmeden, nefret etmesi gereken şeyi sever. İna­nın bana, insan, böyle bir şeyi Allah kendisine verdi diye değil de, sahibi olarak bir şeyi severse, bir zani olur; çünkü, Yaratıcı'sı Allah'la birlikte olması geie-ken ruhu yaratıkla birleştirmiştir. Ve, işte Allah Işa-ya peygamber aracılığıyla ağlayarak der: «Sen pek çok aşıklarla zina ettin; buna rağmen bana 'dön, seni kabul edeceğim.»
«Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diri­dir ki, eğer insanın kalbinde içten bir şehvet olmazsa, dışta (kötülüklere) düşmez; çünkü, kök giderse ağaç hemen Ölür.»
«Bu'nedenle insan, Yaratıcı'sınm kendisine verdi­ği hanımla yetinsin ve başka bir kadını unutsun.»
Andreas karşılık verdi: «însan, yaşadığı şehirde o kadar çok varken, kadınları nasıl unutur?»
*Ey Andreas, şehirde yaşayan insana, şehrin za­rar vereceği ortada; görülüyor ki, şehir her kötülüğü emen bir süngerdir.»
«Nasıl asker, kale çevresinde düşmanlar olduğu zaman, vatandaşlar adına her zaman ihanetten kor­karak ve kendini her' (türlü) saldırıya karşı koruya­rak yaşıyorsa, insana da şehirde yaşamak yaraşır. Ay­nen böyle de, diyorum ki size, insan dıştan gelen her türlü günah dürtüsünü itsin ve nefisten korksun, çün­kü onun kirli şeylere karşı aşın bir arzusu vardır. Ama, her türlü şehevî günahın kaynağı olan göze gem vurmazsa, kendim nasıl korusun? Ruhumun huzurun-, da durduğu Allah sağ ve diridir ki, maddi gözleri ol­mayan, üçüncü dereceye kadar olan cezaları görmek­ten emindir; halbuki, gözleri olan yedinci dereceye ka­dar cezalandırılır.
«îlya peygamber zamanında, îlya iyi yaşantısı olan kör bir adamı ağlarken görüp, ona sordu: «Niye ağ­larsın, ey kardeş?» Kör adam cevap verdi: «Ağlarım, çünkü Allah'ın mukaddesi İlya Peygamber'i göremi­yorum.»
O zaman, îlya kendisini azarlayıp dedi: «Bırak ağ­lamayı ey adam, çünkü ağlamakla günaha giriyor­sun.»
Kör adam karşılık verdi: «Söyle bana şimdi, ölü­leri kaldıran ve gökten ateş indiren Allah'ın kutsal bir peygamberini görmek günah mıdır?»
îlya cevap verdi: «Gerçeği konuşmuyorsun; çün­kü îlya senin dediklerinin hiç birini yapamaz. Senin gibi bir insandır o. Dünyadaki tüm insanlar, tek bir sineği meydana getiremezler.»
Kör adam dedi: «Sen böyle dersin ey adam, çün­kü, îlya herhalde bazı günahların nedeniyle seni azar­ladı da, bu bakımdan ondan nefret ediyorsun.»
Îlya karşılık verdi: «Înşa-Allah gerçeği söylüyor-sundur; çünkü, ey kardeş, eğer îlya'dan nefret eder­sem Allah'ı severim ve îlya'dan ne kadar nefret eder­sem, Allah'ı o kadar çok severim.»
Bunun üzerine, kör adam çok kızdı ve dedi: «Al­lah sağ ve diridir ki, sen dinsizin birisin! însan Allah'ın peygamberinden nefret ederken, Allah sevilebilir mi? Defol git, seni daha fazla dinlemek istemiyorum çün­kü!»
îlya karşılık verdi: «Kardeş, şimdi bedenle gör­menin nasıl kötü olduğunu zekânla görebiliyorsundur. Çünkü, llya'yı görmek için göz istersin, ruhunla da îl­ya'dan nefret edersin.»
Kör adam karşılık verdi: «Hemen defol git, çün­kü sen Şeytan'sın. Allah'ın mukaddesine karşı beni günaha katacaksın.»
O zaman îlya ah çekti ve göz yaşları içinde dedi: «Gerçeği söyledin ey kardeş, çünkü, görmeği arzu et­tiğin benim bedenim seni Allah'tan ayınr.»
Kör adam dedi: «Seni görmek istemiyorum; hem, gözlerim olsa, seni görmemek için kaparım.*
O zaman îlya dedi: «Bil ki kardeş, ben îlya'yım!» Kör adam karşılık verdi.: «Doğruyu söylemiyor­sun.»
O zaman îlya'nın havarileri dediler: «Kardeş, o Allah'ın peygamberi îlya'nın ta kendisidir.»
«Söyleyin bana» dedi kör adam, «Eğer o peygam-berse, ben hangi soydanım ve nasıl kör oldum?»
îlya cevap verdi: «Sen Levî kabilesindensin; ve Allah'ın mabedine girerken, mabedin yanında bir ka­dına şehvetle baktığından Allah'ımız görme gücünü aldı.»
O zaman,.kör adam ağlayarak dedi: «Bağışla be­ni ey Allah'ın kutsal peygamberi; sana dediklerimden dolayı günaha girdim; seni görmüş olsaydım, günah işlemiyecektim.»
îlya karşılık verdi: «Allah'ımız bağışlasın seni ey kardeş, çünkü benim hakkımda bana doğruyu söyle­diğini biliyorum; çünkü kendimden ne kadar çok nef­ret edersem, o kadar çok Allah'ı severim; ve eğer beni görsen, Allah'ın razı olmadığı arzun yatışır. Çünkü senin Yaratıcın îlya değil, Allah'tır; bu bakımdan ben senin için Şeytan'ım» dedi îlya ağlayarak; «çünkü, sa­na Yaratıcı'dan yüz çevirttim. O halde ağla kardeş, .çünkü, senin hakkı batıldan ayırt ettirecek ışığın yok. Ama olsaydı, benim akidemi hor görmiyecektin. Bu nedenle, sana diyorum ki, pek çokları beni görmek arzular ve uzaklardan beni görmeğe gelirler, (ve) bun­lar sözlerimi hor görürler. Dolayısıyla onlar için, kur­tuluşları için, gözlerinin olmaması daha iyi, çünkü ken­dileri gibi yaratılandan zevk alan ve Allah'tan zevk. almağa çalışmayan herkes kalbinde bir put yapıyor ve Allah'ı bırakıyor.»
Sonra îsa iç çekerek dedi: «îlya'nın dediklerinin hepsini anladınız mı?»
Havariler cevap verdiler: «Gerçekten anladık ve burada, yeryüzünde puta-tapıcı olmayan pek az kist bulunduğunu görüp, ne diyeceğimizi bilemiyoruz.»
O zaman îsa dedi: «Doğru söylüyorsunuz, çünkü, şimdi îsrailîler beni Allah yerine koyarak, kalblerin-deki puta-tapıcıhğı yerleştirmek arzusundaydılar; pek çokları Allah olduğumu söylersem tüm Yahudiye'ye hakim olabileceğimi ve sürekli nefis bir yaşantı için­de reisler arasında kalmayıp, çöllük, yerlerde yoksul­luk içinde yaşamak istediğimden deli olduğumu söy­leyerek, öğretimi hakir görmektedirler. Ey, sineklerde ve karıncalardaki ışığa değer verip, yalnızca melek­lerde, peygamberlerde ve Allah'ın mukaddeslerinde bulunan ışığı hor gören talihsiz insan!
«O halde, göz korunmayacak olursa ey Andreas diyorum ki sana, baş aşağı şehvetle düşmemek müm­kün değildir. Bu konuda, Yeremiya peygamber ağla­ya ağlaya gerçeği söylüyordu : «Gözüm ruhumu çalan bir hırsızdır.» Böyledir, çünkü babamız Davud da Rabb'ınuz Allah'a en büyük özlemle, yararsız şeylere bakmaktan gözlerini çevirmesi için dua ediyordu. Ger­çekten sonu olan her şey boşunadır. Öyleyse, söyle­yin bana, bir kimsenin ekmek aİacak iki kuruşu olsa, onu duman almak için harcar mı? Kesinlikle hayır; şundan ki, duman gözleri incitir ve vücuda hiç bir gıda vermez. İşte insan da aynen böyle yapsın, çünkü o gözlerinin bakışı ve kalbinin bakı.şıyla (basiret) Ya­ratıcısı Allah'ı ve iradesinin verdiği temiz lezzeti ta­nımağa çalışmalı ve Yaraücı'yı yitirmeğe neden olan yaratılanı amaç edinin emelidir.»
însan, bir şeye baktığı ve o şeyi insan için ya­ratan Allah'ı unuttuğu her vakitte günah işlemiş olur. Çünkü, eğer bir arkadaşın kendisini hatırda tutması için sana herhangi bir şey verse ve sen de onu satıp, arkadaşım unutsan, arkadaşına karşı suç işlemiş olur­sun, îşte, insan da böyle yapar; çünkü, yaratılana ba­kıp, onu insanın sevgisi için yaratmış olan Yaratıcıyı hatırda tutmadığı zaman, akılsızlığından yaratıcısı Al­lah'a karşı günaha girer,
«Bu bakımdan, kadınlara bakıp, kadını erkeğin iyiliği için yaratan Allah'ı unutan kişi. kadını sevecek ve arzulayacaktır. Ve, bu şehveti o dereceye zorlayıp gelecektir ki, sevilen şeye benzeyen her şeyi sevecek, bu şekilde hatırlanması bir utanç olan bu iş (in) gü­nahı doğacaktır. O halde, eğer insan gözlerine gem vu­racak olursa, nefsinin * üzerinde hakim olacak, o da kendisine sunulmayan şeyi arzulayamayacaktır. Çün­kü, böylece beden ruha tabî olacaktır. Nasıl gemi rüz­gârsız hareket edemezse, beden de nefs olmadan gü­nah işleyemez.
«Sonra, pişman olanın masal söylemeği ibadete çevirmesi gerekir. Bu Allah'ın bir hükmü olmasa bile, akü bunu gösteriyor. Çünkü, her haylaz kelimede in­san günaha girer ve Allah'ımız günahı ibadetle siler. Çünkü, ibadet ruhun avukatıdır; ibadet ruhun ilâcı­dır; ibadet kalbin savunmasıdır; ibadet -inancın silâhı­dır, ibadet nefsin gemidir; ibadet bedenin, günahla bozulmasını önleyen tuzudur. Size diyorum ki, ibadet hayatımızın elleridir; bununla, ibadet eden kişi hü­küm gününde kendisini koruyacaktır çünkü, ruhunu burada, yeryüzünde günahtan uzak tutacak ve kal­bini kötü arzuların değmesinden koruyacaktır; nefsini Allah'ın kanunu içinde tutup, istediği her şeyi Allah'­tan alarak bedeni de takva yolunda yürüdüğü için Şeytan'ı kızdıracaktır.
«Huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir ki, iba­det etmeyen insan, derdini köre açan dilsiz bir adamdan; merhemsiz iyileştirilebilen fistülden, hareket et­meden kendini savunan veya silahsız olarak bir baş­kasına saldıran, dümensiz kürek çeken veya tuz olma­dan ölü bedeni koruyan bir adamdan daha çok salih amel sahibi değildir. Çünkü, bakın, eli olmayan ala­maz. Eğer insan gübreyi altına ve çamuru şekere çe­virebilecek olsa, ne yapar?»
Sonra, tsa sustu, havariler cevap verdiler: «Kim­se, altın ve şeker yapmaktan başka bir işe kendini koş­maz.»
O zaman îsa dedi: «Şimdi, neden' insan aptalca masal anlatıcılığı ibadete dönüştürmez? Zaman ken­dine Allah tarafından Allah.'a karşı gelsin diye mi ve­rilmiştir yoksa? Hangi reis kendi üzerine savaş açsın diye bir şehri tebasına verir? Allah sağ ve diridir ki, eğer insan boş konuşmakla ruhunun ne hallere gir­diğini bilmiş olsa, konuşmaktansa hemen dilini dişle­riyle koparır. Ey zavallı dünya! Bugün insanlar iba­det için toplanmazlar da, mabedin verandalarında ve mabedin ta içinde Şeytan boş konuşma kurbanlarını alır ve utanç duymadan sözünü edemediğim şeyler­den daha kötü olan da buduç.
Boş konuşmanın meyvesi budur ki, zihni gerçeği anlamayacak biçimde zayıflatır; nasıl, yarım kiloluk pamuk yükünü taşımaya alışmış bir at on kiloluk taşı taşıyamazsa,, aynen öyle.
Fakat, bundan daha kötüsü, insanın zamanını şa­ka - matrakla geçirmesidir, İbadet etmek istediği za­man, Şeytan aklına şu aynı şakaları getirir, o kadar ki,   Allah'ın merhametini çekip,   günahlarının afvını sağlamak için günahlarına ağlaması gerektiği zaman, gülmekle Allah'ın kızgınlığını çeker; O da kendisini ce­zalandıracak ve fırlatıp atacaktır.
«Öyleyse, yazıklar olsun şaka - matrakla boş va­kit geçirenlere! Ama, Allah'ımız şaka edip boş vakit geçirenleri iğrenerek alırsa, ya komşusuna iftira edip, mırıldanıp duranı nasıl alacak ve çok gerekli bir işle uğraşır gibi günahla uğraşanların durumu ne olacak­tır? Ah murdar dünya, senin Allah'ın nasıl elem ve­rici bir cezasına çarpılacağını tasavvur edemiyorum! Öyle de, pişman olan, diyorum ki o sözlerini altın fia-tina vermelidir.»
Havarileri karşılık verdiler: «Ama, bir insanın sözlerini aîtm fiatına kim alır? Kesinlikle hiç kimse ve nasıl pişman olacaktır? Mutlaka aç gözlü olacak­tır o!»
îsa cevap verdi: «Öylesine ağır kalbleriniz var ki, ben on (lar) ı kaldıramıyorum. Bu, balamdan, her söz­de size anlamı da söylemem gerekiyor. Ama, size sır­larını öğrenme lûtfunda bulunan Allah'a şükredin. Pişman olan, konuştuğunu satsın demiyorum. Konuş­tuğu zaman, altın çıkarıyormuş gibi düşünsün diyo­rum. Çünkü, kuşkusuz böyle yapmakla, nasıl altın ge­rekli şeyler için harcanırsa, o da (yalnızca) konuşma­sı gerektiği zaman konuşacaktır. Ve, nasıl kimse al­tım vücudunu incitecek bir şey için harcamazsa, o da ruhunu incitebilecek bir şeyin sözünü etmesin.
«Vali bir mahpusu yakalayıp da sorguya çeker­ken zabıt kâtibi de (konuşulanları) kayda geçiyorsa, söyleyin bana, böyle bir adam nasıl konuşur?»
Havariler cevap verdiler: «Yerinde ve korkarak konuşur ki, kuşku uyandırmasın; ve valiyi sinirlendi-rebilecek herhangi bir şey söylememek, aksine ser­best bırakılabilecek şekilde konuşmanın yollarını ara­mak için dikkat eder.»
O zaman, Isa karşılık verdi: «Ruhunu yitirmemek için, pişman olanın da yapması gereken budur. Çün­kü, Allah her insana zabıt kâtibi olarak, biri yaptığı iyilikleri, diğeri de kötülükleri yazan iki melek ver­miştir. Öyleyse, eğer bir insan merhamet görmek is­tiyorsa, altını ölçtüğünden1 daha çok konuşmasını ölç­sün.»
«Hırs ve tamaha gelince, bu da sadaka vermeğe çevrilmelidir. Bakın, size diyorum ki, nasıl çekülün denge olarak merkezi varsa, tamahkânn da sonunda varacağı yer olarak Cehennem vardır. Neden biliyor musunuz? Anlatacağım size: Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, tamahkâr diliyle ses­siz bile olsa yaptıklarıyla der: «Benden başka Allah yoktur.» Sahip olduğu ne varsa, başını, sonunu, çıp­lak doğup, her şeyi (ardında) bırakarak öleceğini dü­şünmeden istediği gibi harcar.»
«Şimdi söyleyin bana, Hirodes size bakmanız için bir bahçe verse, siz de kendinizi hemen sahip yerine koyup, Hirodes'e hiç meyve göndermeseniz ve Hirodes size adam gönderip meyve istediğinde elçileri kovsa-nız,,söyleyin bana, kendinizi bu bahçenin kralları yap­mış olmaz mısınız? Mutlaka, öyle. Şimdi, diyorum ki size, aynen tamahkâr adam da böyle, Allah'ın kendi­ne vermiş olduğu zenginliği üzerinde kendini ilâh ya­par.
«Hırs ve tamah, zevkine göre yaşamasının güna-hıyla Allah'ı yitiren ve kendinden gizli olup, çevresini iyilikleri yerine koyduğu geçici şeylerle kuşatan Al­lah'tan memnun olmayan nefsin bir susuzluğudur; ve bu (susuzluk) arttıkça, kendini o kadar çok Allah'tan uzaklaşmış bulur.
«Ve, günahkârın doğru yolu bulması, tevbe etme lûtfunda bulunan Allah'tandır. Babamız Davud da şöyle der: «Bu değişim Allah'ın sağ elinden gelir.»
«Pişmanlığın nasıl olması gerektiğini bilmek isti­yorsanız, size insanın ne tür (bir şey) olduğunu an­latmam lâzım. Ve, bugün bize iradesini sözlerim ara­cılığıyla bildirme lûtfunda bulunan Allah'a şükürler
edelim.»
«Bundan sonra ellerini kaldırıp dua ederek, dedi: «Merîıametiyle bizi yaratan, bize Doğru Elçi'nin di­niyle kulların insanlar mertebesi veren Kadir ve Ra­him Rabb Allah, tüm nimetlerin için sana şükr eder, günahlarımıza hayıflanarak, namaz kılıp zekât vere­rek, oruç tutup Kelimen üzerinde çalışarak,   iradeni bilmeyenlere öğreterek, Sen'in sevgin için dünyanın sıkıntılarını çekerek ve Sana kulluk için ölüm üzerine hayatımızdan geçerek seve seve yalnızca Sana ibadet ederiz. Sen ey Rabb, seçtiklerini koruduğun gibi, Ken­di benliğin aşkına ve bizi kendisi için yarattığın Elçin aşkına [102] ve tüm kutsal (kul)lann ve peygamberle­rin aşkına bizi Şeytan'dan, bedenden ve dünyadan ko­ru!»
Havariler karşılık verdiler: «Amin, Amin Rabb, Amin ey merhametli Allah'ımız.»
Cuma günü gelinoe, sabah erkenden namazdan sonra îsa havarilerini topladı ve onlara dedi: «Otu­ralım; çünkü işte bu günde Allah insanı yeryüzünün çamurundan yarattı; ben de İnşa-Allah, insanın nasıl bir şey olduğunu size anlatacağım.»
Herkes oturunca tsâ yeniden dedi: «Allah'ımız, yaratıklarına iyiliğini, merhametini ve hoşgörülüğü ve adaletiyle birlikte kudretini de göstermek için birbi­rine zıt dört şeyden bir terkip meydana getirdi ve bun­ları, —toprak, hava, su .ve ateş— her biri zıddını den­gelesin diye insan denilen nihai bir nesnede birleştir­di. Ve bu dört şeyden, sinirler, damarlarla birlikte ve tüm iç parçaları ile birlikte et, kemik, kan, ilik ve de­riden oluşan insan vücudu olarak bir kap yaptı; içine Allah, bu hayatın iki yönü olarak ruh ve nefsi yerleş­tirdi; orada yağ gibi yayıldığı için nefse yerleşim böl­gesi olarak vücudun her parçasını verdi. Ve, ruha da yerleşim bölgesi olarak, nefsle birleşip tüm hayata ege­men olması için kalbi verdi.
«İnsanı bu şekilde yaratan Allah, içine akıl deni­len bir ışık yerleştirdi ki, deri, nefs ve ruhla tek bir hedefte —AUah'a kulluk için çalışmak— birleşsin.
«Bundan sonra, bu eseri Cennet'e koyunca, akıl, Şeytan'ın dürtmesiyle nefsin iğvasına uğradı, beden rahatını yitirdi, nefs kendisiyle yaşadığı zevki yitirdi ve ruh (da) güzelliğini yitirdi.
«Böylesi kötü bir duruma düşen insan, akıl tara­fından engellenmediğinden çalışmakta huzur bulma­yıp, zevk peşinde koşan nefsle, gözlerin kendine gös­terdiği ışığın peşinden gider; bundan dolayı da, gözler, boş şeylerden başka bir şey görmediğinden kendini aldatar ve böylece dünyevi şeyleri seçerek günah işler.
«İşte, Allah'ın rahmetiyle, insanın aklının iyiyi kö­tüden seçmek ve gerçek zevki (ayırt etmek) için ye­niden aydınlatılması gerekmektedir; bunu bilmekle günahkâr tevbeye yönelir. Bu bakımdan, bakın, size diyorum ki, eğer Rabb'ımız Allah insanın kalbini ay­dınlatmazsa, insanın akıl yürütmelerinin hiç bir öne­mi yoktur.» [103]                        
Yuhanna karşılık verdi: «O halde, insanların ko­nuşması hangi, amaca hizmet etmektedir?»
İsa cevap verdi: «İnsan, insan olarak insanı tev­beye yöneltmek için hiç bir işe yaramaz; fakat insan, Allah'ın inşam doğruya çekmek için kullandığı bir araç olarak (işe yarar). İşte Allah böyle, insanın kur­tuluşu için gizli olarak insanda bir şeyler meydana ge­tirir. Bu nedenle kişi, Allah'ın kendinde konuştuğu bi­rini bulabilirim diye herkesi dinlemelidir.»
Yakup karşılık verdi: «Ey muallim, eğer sahte bir peygamber ve bize ders veriyormuş gibi davranan ya­lancı bir muallim gelecek olsa, ne yapmamız gerekir?»
İsa bir temsille cevap verdi . «Bir insan ağını alıp balık tutmağa gider ve gittiği yerde pek çok balık ya­kalar, ama kötü olanları çıkarıp atar.»
«Bir insan ekin ekmeğe gider,    ama yalnızca iyi toprağa düşen tane tohum taşır.» «Siz de aynen böyle yapmalısınız. Her şeyi dinle­meli, (ama) sadece gerçek ebedî hayata meyve taşıya­cağından, yalnızca gerçek olanı almalısınız.»
O zaman, Andreas karşılık verdi-: «Öyle. de, ger­çek nasıl bilinecektir?»
îsa cevap verdi: «Musa'nın kitabına uyan her şe­yi gerçek diye alırsınız. Biliyorsunuz, Allah birdir, ger­çek birdir; buradan giderek deriz ki, akide birdir ve akidenin anlamı birdir ve dolayısıyla düı birdir. Ba­kın, size diyorum ki, eğer gerçek Musa'nın kitabmdan silinip çıkarılmamış olsaydı, Allah, babamız Davud'a ikinciyi vermeyecekti. Ve, Davud'un kitabı tahrif edil­memiş olsaydı, Allah İncil'i bana emanet etmeyecektir çünkü Allah'ımız Rabb değişmez ve tüm insanlara tek bir mesajla konuşmuştur. Bu. bakımdan, Allah'ın el­çisi geleceği zaman, dinsizlerin benim kitabımda yap­tıkları tahrifatın tümünü temizlemek için gelecektir.-»
Sonra, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, kanunun tahrif edildiği ve yalancı peygam­berin konuştuğu zamanlarda insan ne yapsın?»
İsa cevap verdi: «Güzel bir soru ey Barnabas. Bu nedenle sana diyorum ki, böyle bir zamanda, insanlar sonunda Allah'a varacaklarını düşünmediklerinden pek az kişi kurtulur. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki; insanı amacından, yani, Allah'­tan yüz çevirten her akide en kötü akidedir. Onun için,, akidede göz önünde bulundur a cağınız üç şey vardır, Allah'a karşı sevgi, kişinin komşusuna acıması ve Al­lah'a karşı gelen, O'na her gün karşı gelen kendinden nefret etmesi. Öyleyse, bu üç temele zıt olan her aki­deden kaçın. Çünkü, o en şerli olandır.»
«Şimdi de hırs ve tamaha dönüyorum; ve size di­yorum ki, nefs bir şeyi elde etmek istediği veya onu inatla koruduğu zaman, akü, «böyle bir şeyin sonu olacak» demelidir. Eğer onun sonu olacaksa, onu sevme­nin delilik olduğu ortadadır. Bu bakımdan, kişiye ya­kışan, sonu gelmeyecek olanı sevmesi ve koruması­dır.»
«Öyleyse, (bir insanın) haksızca kazandığı şeyleri hakça dağıtmakla, hırs ve tamah sadakaya dönüşsün.
«Ve, sağ elin verdiğini, sol elin bilmemesine bak­sın. Çünkü, münafıklar infakta bulunurken görünmek ve dünya tarafından övülmek arzu ederler. Ama, bo­şunadır verdikleri, çünkü insan kim için çalışırsa, üc­retini de ondan alır. O halde, eğer insan Allah'tan bir şey alacaksa, onun Allah'a kulluk etmesi yaraşır.
«Ve, infakta bulunurken, (verdiğiniz) her şeyi Al­lah sevgisi için Allah'a verdiğinizi düşünmeğe çalışın. Bu bakımdan, vermekte yavaş davranmayın ve sahip olduğunuz şeyin, Allah sevgisi için en iyisini verin.
«Söyleyin bana, Allah'tan kötü olan bir şeyi al­mak ister misiniz? Ey toz - toprak, kesinlikle hayır! O halde, eğer Allah sevgisi için kötü olan bir şeyi verir­seniz, kendinize nasıl inanırsınız?
«Kötü bir şey vermekten hiç bir şey vermemek daha iyidir'; çünkü, vermemekle dünyaya göre bazı mazeretleriniz olacaktır; ama değersiz bir şey vermek ve en iyiyi kendisi için alıkoymakta, mazeretiniz ne olacaktır? [104]
«Pişman olmakla ilgili size söylemem gereken şey­lerin tümü bu kadar.
Barnabas karşılık verdi: «Pişmanlık ne kadar sür­meli?»
İsa cevapladı: «İnsan günah içinde oldukça, daima tevbe etmeli ve pişman olmalı. Dolayısıyle, insan hayatı boyunca her zaman günah işlediğinden, daima da pişman olmalıdır; ayakkabılarınızın patladığı her vakit onları onanyorsunuz, ama ayakkabılarınıza ru­hunuzda daha çolc dikkat etmeyeceksiniz.*
îsa, havarilerini çağırıp, «Gidin ve duyduklarınızı anlatın» diyerek, onları ikişer ikişer tüm İsrail yöre­sine dağıttı.
(Havariler) baş eğdiler ve (îsa) elini başlarının üzerine koyarak dedi: «Allah'ın adıyla hastalara sıh­hat verin, cinleri çıkarıp atın ve benim başkanının önünde dediklerimi kendilerine anlatarak, İsrailîleri -benim ne olduğum konusunda aldatmayın. [105]
Sonra, bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna dışında hepsi ayrıldı; ve tüm Yahudiye içine girip, İsa'­nın kendilerine anlattığı gibi pişman olmayı anlattı­lar, her türlü hastalığı iyileştirdiler. O kadar ki, İsrail'­de, İsa'nın «Allah birdir ve İsa Allah'ın peygamberi­dir» şeklindeki sözleri tasdik edildi ve bir kalabalık gördüklerinde hastaları iyileştirmekle ilgili olarak İsa'­nın yaptığını yaptılar.
Ama, Şeytan'ın oğulları İsa'ya eza etmek için bir başka yol buldular. Bunlar kâhinlerle yazıcılardı. Ar­dından, İsa'nın İsrail üzerinde krallığa göz diktiğini söylemeğe başladılar. Fakat, avamdan korktukları için, İsa'ya karşı gizli gizli plânlar kurdular.
Tüm Yahudiye'yi geçtikten sonra, Havariler İsa'­ya geri döndüler, o da kendilerini bir babanın oğul­larını kabul ettiği gibi kabul ederek dedi: «Söyleyin bana, Allah'ımız. Rabb ne işler yaptı? Emin olun ki, Şeytan'm ayaklarınızın altına düştüğünü ve onu bağ-cımjı üzümleri ezdiği gibi ezdiğinizi gördüm!»
Havariler karşılık verdiler: «Ey muallim, sayısız hastayı iyileştirdik ve insanlara eziyet eden pek çok cinleri çıkarıp attık.»
İsa dedi: «Allah sizi affetsin ey kardeşler, çünkü her şeyi yapan Allah olduğu halde, «biz iyileştirdik» demekle günaha girdiniz.»
O zaman dediler: «Budalaca konuştuk; bu bakım­dan, ne diyeceğimizi bize öğretin.»
îsa cevap verdi: «Her,iyi işte, «Allah yaptı» deyin, her kötü işte de «günah işledim» deyin.»
«Böyle yapacağız* dedi Havariler ona.
Sonra îsa dedi: «îsrailîier, Allah'ın, benim elimle yaptıklarını şu kadar insanın elleriyle de yaptığını gö­rünce ne diyorlar?»
Havariler cevap verdi: «Tek bir Allah'm bulun-.duğunu ve senin Allah'ın peygamberi olduğunu söy­lüyorlar.»
îsa neş'eli.bir yüzle karşılık verdi: «Ben, kulunun arzusunu hor görmiyen Allah W kutsal adını teşbih ve ta'zim ederim!» Ve, bunu dedikten sonra istirahata çekildiler.
îsa çölden ayrılıp, Kudüs'e vardı; bunun üzerine tüm insanlar O'nu görmek için mabede koşuştular. Mezmurlan okuduktan sonra îsa, yazıcıların çıkmak adetinde oldukları mabedin kürsüsüne çıkarak, eliyle sus işareti yapıp dedi: «Bizi alevli ruhtan değil, yer­yüzünün çamurundan yaratan   Allah'ın kutsal adını teşbih ve ta'zim ederim, ey kardeşler. Günah işledi­ğiniz zaman, Allah'ın huzurunda merhamet bulunuz ki, Şeytan bunu hiç bulmayacaktır, çünkü o gururu yüzünden, alevli ruh olması nedeniyle her zaman soy­lu olduğunu söylediğinden bunu hiç bulmayacaktır.
«Duydunuz mu kardeşler, babamız Davud'un Al­lah'ımız için, toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gi­dip, bir daha geri dönmeyeceğini göz önüne alarak bize merhamet etmiştir dediğini? Bu sözleri bilenler ne kadar kutsaldır, çünkü onlar, günahtan sonra tev-be ederek ve günahları sürüp gitmeyerek, Rabblerine karşı sonsuza değin günah işlemezler. Kendilerini yü­celtenlere yazıklar olsun,    çünkü onlar Cehennemin yakıcı kömürleri   olarak   azaltılacaklardır.   Söyleyin bana kardeşler, kendi kendini yüceltmenin nedeni ne­dir? Burada, yer üzerinde herhangi bir iyilik var mı­dır acaba? Kesinlikle hayır; çünkü Allah'ın peygam­beri Süleyman'ın dediği gibi, «Güneşin altında bulunan her şey boştur.»   Eğer dünyada   bulunan şeyler   bize kendimizi   kalbimizde   yüceltme nedeni   vermiyorsa, hayatımız çok daha az verir (bu) nedeni; çünkü, insa­nın altmdaki tüm yaratıklar bize karşı savaştıkların­dan pek çok dert ve ızdıraplarla yüklüdür o. Yazın ya­kıcı sıcağmdan niceleri can vermiştir, niceleri kışın so­luğundan ve donundan ölmüştür; yıldırımdan ve do­ludan ölmüştür niceleri; niceleri de hastalıklardan ve kıtlıktan veya vahşî hayvanlara yem olarak, yılanlar tarafından ısırüarak,   yemekten boğularak ölmüştür! Ey, her yerde tüm yaratıkların kendisi için tuzak kur­duğu ve altında ezilecek kadar kendini yücelten ta­lihsiz insan! Ya, yalnızca fena şeyler arzulayan beden ve nefs için, günahtan başka bir şey teklif etmeyen dünya için, Şeytan'a kulluk edip, Allah'ın kanununa göre yaşayan herkese eziyet ve zulmeden lânetliler için ne diyeyim? Açıktır ki kardeşler, eğer bir insan, ba­bamız Davud'un dediği gibi «Sonsuzluğa gözleriyle ba­karsa günaha girer.»
«Kişinin kendini kalbinde yüceltmesi, bağışlan­maması için Allah'ın rahmetini ve acımasını kilitle­mekten başka bir şey değildir. Çünkü, babamız Davud der ki: «Allah'ımız toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip bir daha dönmeyeceğini bilir. Kim kendini yü­celtirse, toprak olduğunu inkâr etmiş olur. Bu yüzden de ihtiyacını bilmeyerek yardım istemez ve böylece yardımcısı olan Allah'ı kızdırır. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Şeytan kendi zaval­lılığını bilse ve her zaman Sübhan olan Yaratıcısı'ndan merhamet isteseydi, AUah Şeytan'ı bağışlardı.»
«îşte böyle kardeşler, ben yeryüzünde yürüyen ve size pişman olun ve günahlarınızı bilin diyen bir insa­nım. Toprağım ve çamurum. Diyorum ki kardeşler, Roma askerleri aracılığıyla Şeytan, benim Allah ol­duğumu söylediğinizde sîzi aldattı. Bu bakımdan, sah­te ve yalana ilâhlara kulluk ederek Allah'ın lanetine uğradıklarından, aman onlara inanmayın; babamız Davud bile onlara şöyle lanet okur: «Ulusların tanrı­ları gümüş ve altındır, kendi ellerinin eseridir; gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, duymazlar; burun­ları vardır koklamazlar, ağızlan vardır yemezler; dil­leri vardır, söylemezler; elleri vardır dokunmazlar; ayaklan vardır, yürümezler.» Bu nedenle babamız Da­vud sağ ve diri olan Allah'ımıza dua ederek dedi: «On-lan yapanlar ve onlara güvenenler de onlar gibî ölşunlar.» Ey duyulmamış gurur, Allah tarafından top­raktan yaratıldığı halde kendi durumunu unutan ve kendi keyfine göre seve seve ilâh yaratan insanın ah bu gururu! Burada o, sanki «Allah'a kulluk etmekte hiç bir yarar yoktur» diyerek, Allah'la sessizce alay etmektedir. Çünkü yaptıklan bunu gösteriyor. Şeytan,, size benim Allah olduğuma inandırarak, sizi bu du­ruma düşürmek istedi ey kardeşler; çünkü bir sineği bile yaratamayan ve geçici ve ölümlü olan ben her şeye kendim muhtaç olduğumdan, size yararlı hiç bir şey veremem. O halde bunu yapmak Allah'a aitken ben her şeyde nasıl yardım edebilirim?
«Öyleyse Allah'ımız olarak, sözüyle Kâinat'ı yara­tan yüce Allah'ı alacak ve başka dinden olanlarla ve ilâhlanyla alay mı edeceğiz?»
«Buraya, mabede dua etmek için iki kişi geldi; biri ferisi ve diğeri de bir vergi kesenekçisiydi. Ferisi iba­det yerine yaklaşıp yüzünü yukarı tutarak şöyle dua etti: «Şükürler olsun sana ey Allah'ımız Rabb, çünkü ben her kötülüğü yapan öteki insanlar, günahkârlar ve özellikle şu vergi kesenekçisi gibi değilim. Şundan ki, haftada iki kez oruç tutar ve vanmın yoğunun on­da birini veririm.»
«Vergi mültezimi uzakta durup yere doğru eğildi ve göğsüne vura vura başı eğik dedi: «Rabb, ben ne göğe, ne de ibadet yerine bakacak değilim, çünkü pek çok günahlar işledim; bana merhamet et!»
«Bakın, size diyorum ki, vergi mültezimi mabet­ten ferisîden daha iyi bir durumda indi; çünkü Al­lah'ımız tüm günahlarını afvedip onu temize çıkardı. Ama ferisi vergi kesenekçisinden daha kötü durumda mabetten indi; çünkü Allah'ımız yaptıklannı nefretle karşılayıp onu reddetti.»
' *Olur ya, bir insanın bahçe haline getirdiği orma­nı kestin diye balta kendi kendiyle öğünsün mü? As­la, çünkü her şeyi yapan insandır; baltayı da kendi elleriyle yapmıştır.
«Ve sen ey insan, Allah'ımızın seni çamurdan ya­rattığını ve yapılan her iyiliği sende CO'nun) yaptığını göre göre, iyi bir şey yaptım diye kendinle öğünür mü­sün?
«Ve hangi nedenle komşunu hor görürsün? Bil­mez raisin ki, eğer Allah seni Şeytan'dan korumamış olsaydı, sen Şeytan'dan daha kötü olurdun.»
*Şimdi bilmez misin ki, tek bir günah en güzel me­leği en iğrenç Şeytan yapar. Ve dünyaya gelen en tam . insan Adem'i tüm soyüyla birlikte bizim çektiklerimizi çeken zavallı bir varlık haline getirdi. O halde hiç kork­madan kendi keyfince yaşayabileceğin faziletle ilgili hangi hükme sahipsin ki? Yazıklar olsun ey çamur, ' çünkü kendini seni yaratan Allah'ın üstüne çıkardı­ğından, sana tuzak kuran Şeytan'ın ayaklarının al­tına indirileceksin.»
Ve İsa böyle deyip ellerini Rabbe kaldırarak dua etti. Ve insanlar da «Amin, Amin.» dedi. Duasını biti-> rince mabedin kürsüsünden indi. Bunun üzerine ba­şına pek çok hasta üşüştü ve onları iyileştirecek ma­betten ayrıldı. O zaman, İsa'nın hastalığını gidermiş olduğu bir cüzzamlı, Simun kendisini yemeğe davet etti.
İsa'dan nefret eden kâhinler ve bilginler, Roma askerlerine İsa'nın tanrılarına karşı söylediklerini bil­dirdiler. Kuşkusuz, O'nu öldürmenin yollarını aradı­lar, ama bulamadılar, çünkü halktan korkuyorlardı.
İsa, Simun'un evine varıp, sofraya oturdu. Ve, ye­meğini yerken gördü ki, Meryem adında bir sokak ka­dını eve girip kendini İsa'nın ayakları altındaki yere atarak onları gözyaşlarıyla yıkıyor, değerli bir yağ sü­rüyor ve başının saçlarıyla siliyor.
Simun yemeğe oturan herkesle birlikte bir reza­letle karşılaştığını düşündü. Ve kalplerinden dediler: «Eğer bu adam bir peygamber olsa, bu kadının kim ye ne türden olduğunu bilir ve onu kendisine dokun­durmaz.»
İsa dedi: «Simun, sana söyleyecek bir şeyim var.» Simun karşılık verdi: «Konuş ey muallim, çünkü sözlerini arzuluyorum-»
İsa dedi: «Bir adama iki kişinin borcu vardı. Biri alacaklısına elli kuruş, diğeri beşyüz kuruş borçluy­du. Sonra, bunlardan hiç birinin ödeyecek bir şeyleri olmadığından paranın sahibi merhamete geîip borcu her ikisine de bağışladı. Bunlardan hangisi alacaklı­sını en çok sever?»
Simun cevap verdi: «Kendisine daha büyük borç bağışlanmış olan.»
İsa dedi: «İyi söyledin; sana diyorum ki, öyleyse bu kadma ve kendine bak; çünkü sen Allah'a iki kez borçlusun, biri bedeninin cüzzaimndan dolayı, diğeri de ruhun cüzzaimndan dolayı, ki bu günahtır.
•Rabbımız Allah dualarımla merhamete gelip, se­nin bedenini ve ruhunu iyileştirmek istedi. Sen bu ba­kımdan beni az seversin. Çünkü benden hediye olarak az bir şey aldm. Ve böyle, ben evine gelince de benim ayağımı öpmedin ve başıma da yağ sürmedin. Ama, bu kadın, bakın bakın! Senin evine girer girmez, ken­dini doğruca ayaklanma atıp, onları gözyaşlarıyla yı­kadı ve değerli bir yağ sürdü. Bu bakımdan, bakın si­ze diyorunı ki, ona pek çok günahları bağışlandı, çün­kü beni çok sevmiştir. Ve kadına dönüp, dedi: «Hu­zur içinde var yoluna git, çünkü, Allah'ımız Rabb gü­nahlarını bağışlamıştır. Bir daha da günah işlememe­ğe bak. İmanın seni kurtarmıştır.»[106]
havarileri gece ibadetinden sonra İsa'nın yanma varıp, dediler: «Ey muallim, gururdan kurtulmak için ne yapmalıyız?»
İsa cevap verdi: «Yemek için bir reisin evine çağı­rılan bir yoksul gördünüz mü (hiç)?»
Yuhanna karşılık verdi: «Ben Hirodes'in evinde yemek yedim. Şöyle ki, seni tanımadan önce balığa gider ve Hirodes'in ailesine balık satardım. Böyle böy­le, ziyafet verdiği bir gün, ben o tarafa güzel bir ba­lık götürürken beni durdurdu ve orada yemek yedirdi.»
O zaman İsa dedi: «Şimdi, kâfirlerle nasıl yemek yedin? Allah seni bağışlasın ey Yuhanna! Ama söyle bana, sofraya nasıl oturdun? En yüksek yeri mi ara­dın? En nefis yemeği mi istedin? Sofrada, kendine so­ru sorulmadığı zaman konuştun mu? Kendini sofrada oturan diğer kimselerden daha mı değerli saydın?»
Yuhanna cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, kralın baronları arasında oturan kötü giyimli, yoksul bir balıkçı olduğumu görerek, gözlerimi kaldırmağa cesaret bile edemedim. Böyle iken, kral bana küçük bir et parçası verdiği zaman kralın bana gösterdiği teveccühün büyüklüğünden dünyanın benim olduğunu sandım. Ve, işte diyorum ki, kral eğer bizim kanunu­muza uymuş olsaydı, hayatımın bütün günlerinde se­ve seve oria hizmet ederdim.»
İsa haykırdı: «Ses etme Yuhanna, çünkü, Allah'ın gururumuzdan dolayı Ebiram gibi bizi Cehennem'e at­masından korkarım!»
Havariler İsa'nın sözleri üzerine korkudan titrer-klen, o yine dedi: «Bizi gururumuzdan dolayı Cehen­nem'e atmaması için Allah'tan korkalım.»
«Ey kardeşler, bir reisin evinde ne yapıldığını Yu-hanna'dan duydunuz mu? Dünyaya gelen insanlara yazıklar olsun, çünkü, gurur içinde yaşarlarken zillet içinde ölecekler ve şaşırıp kalacaklar*.
«Bu dünya da, Allah'ın insanlara ziyafet verdiği ve Allah'ın tüm kutsal (kul)Ianyla peygamberlerinin yemek yediği bir evdir. Ve, size diyorum ki bakın, in­san aldığı her şeyi Allah'tan alır. Bu bakımdan, insan kendi değersizliğini ve Allah'ın bizi besleyen büyük nimetleriyle birlikte yüceliğini de tanıyarak, en derin bir alçak gönüllülük içinde olmalıdır. Öyleyse, insanın «ah, bu dünyada bu neden yapılır ve bu neden söyle­nir» demesi değil, gerçekten, kendini dünyada Allah'ın sofrasında duracak değerde görmemesi meşrudur. Ru­humun huzurunda olduğu Allah" sağ ye diridir ki, bu­rada, yeryüzünde Allah (in eliînden alınan hiç bir şey küçük değildir, öyleyse insan, karşılığında tüm ömrü­nü Allah sevgisi için harcamalıdır.
«Allah sağ ve diridir ki, Hirodes'le yemek yemek­le günah işlemiş değilsin -ey Yuhanna, çünkü senin yaptığın bize ve Allah'tan korkan herkese bunu anlat­man için Allah'ın bir takdiriydi. Böyle yapın» dedi. İsa havarilerine, «dünyada, Yuhanna'nın Hirodes'in" evin­de onunla yemek yerken yaşadığı gibi yaşayasınız, çün­kü bu şekilde, gerçekten tüm gururlardan kurtulacak­sınız.»
İsa Galile denizi boyunca yürürken, çevresini bü­yük bir kalabalık aidi; bunun üzerine, sahilden biraz ötede durmakta olan bir kayığa bindi. Ve, sesi işitile-büecek kadar yakınlıkta karaya demir attı. Bunun üze­rine, hepsi denizin kıyısına gelerek, oturup sözlerini beklediler. O zaman ağzını açtı ve dedi:
«İşte, ekici ekmeğe çıktı, ekerken ekinlerin bazısı yola düştü. Ve bunlar insanların ayakları altında çiğ­nenip, kuşlar tarafından yendi; bazısı taşların üstüne düştü, nem olmadığından sıçrayıp, güneşte yandılar; bazısı çitlerin içine düştü, burada büyüdüklerinden, di­kenler tohumları boğdu; ve bazısı da iyi toprağa düş­tü, burada otuz, altmış ve yüz katına kadar meyve ver­diler. [107] İsa yine dedi: «Bakın, bir aile babası bu tar­laya iyi tohum ekti; burada iyi adamın hizmetçileri uyurlarken efendileri olan adamın düşmanı gelip, iyi tohumların üzerine delice otlan ekti. Bunun üzerine, ekinler çılanca, aralarında bir hayli delice otları çık­tığı da görüldü. Hizmetçiler efendilerine gelip, dediler: -Ey efendi, tarlana iyi tohum ekmedin miydi? Neden orada bir hayli delice otları da çıktı?» Efendi cevap verdi, «İyi tohum ektim, fakat adamlar uyurken, ada­mın düşmanı geldi ve ekinler üzerine delice otları ekti.»
Hizmetçiler dediler: «Gidip, ekinler arasındaki de­lice otlarım söküp koparmamızı ister misin?»
Efendi cevap verdi, «Böyle yapmayın, çünkü on­larla birlikte ekinleri de koparırsınız; bunun yerine ha­sat zamanı gelinceye kadar bekleyin. O zaman gider ve ekinler arasmdaki delice otlarını koparıp yanmaları için ateşe atar, ekinleri de anbarıma korsunuz.» [108]
İsa yine dedi: «Pek çok adam incir satmağa gitti­ler. Ama, pazara vardıklarında gördüler ki, insanlar iyi incirler değil de, güzel yaprakları arıyorlar. Bunun üzerine, adamlar incirlerini satamadılar. Ve, bu du­rumu gör-en kötü bir vatandaş dedi: «Muhakkak zen­gin olabilirim.» Ardından, iki oğlunu çağırıp (dedi) : «Gidin ve kötü incirleri bulunan pek çok yaprak top­layın.» Ve, bunlar ağırlıklarmca altın karşılığı sattı­lar. «Çünkü insanlar yapraklarından pek memnun olu­yorlardı. Ama yapraklan yiyenler ağır bir hastalığa tutuldular.»
İsa yine dedi: «Bakın ki, bir -vatandaşın, tüm kom­şu vatandaşların pisliklerini yıkamak için su aldıklan bir çeşmesi vardı; fakat, bu vatandaşın kendi elbise­leri çürüyüp gidiyordu.»
İsa yine dedi: «İki adam elma satmağa gittiler. Biri, elmanın kendine bakmadan, altın karşısındaki ağırlığından dolayı, satmak için elmanın kabuğunu . seçti. Diğeri, elmaları elden çıkarıp, yalnızca yolculu­ğunda yiyeceği ekmeği alabildi. Ama, altın karşısın­daki ağırlığı nedeniyle insanlar, onlan kendilerine iş­tahla verene bakmadan ve onu hakir görmeden el­maların kabuğunu aldılar.»
Ve, o gün İsa kalabalığa böylece temsillerle ko­nuştu; sonra, onları dağıtıp, havarileriyle birlikte Na-in'e gitti; burada (bir) dul kadının oğlunu cariltmişti; bu oğul annesiyle birlikte'onu evine alıp, hizmette bu­lundular.
Havarileri İsa'nın yanına varıp, ona şöyle sordu­lar : «Ey muallim, halka söylediğin temsillerin anlamım bize anlat.»
İsa karşılık verdi: «Namaz saati yaklaşıyor; bu bakımdan, akşam namazı bitince size temsillerin an­lamını söyleyeceğim.»
Namaz bitince havariler İsa'nın yanma vardılar, o da kendilerine dedi: «Yol üstüne, taşlara, dikenlerin üstüne, iyi toprağa tohum eken, çok sayıda insanın üstüne düşen Allah'ın Kelâmı'nı öğreten kişidir.»
«Yola düşer; yani, yaptıkları uzun yolculuklar ve ilişki içinde bulundukları kavimlerin farklılığı nede­niyle, Şeytan'ın hatırlarından Allah'ın Kelâmı'nı çıkar­dığı denizcilerin ve tüccarların kulağına varır. Taşla­rın üzerine düşer; bu vakit, bir reisin vücuduna karşı göstermek zorunda oldukları büyük dikkat nedeniyle, içlerine Allah'ın Kelâmı'nın işlemediği saray hizmet­çilerinin kulağına varır. Şundan ki, hatırlarında bun­dan az bir şey varsa da, herhangi bir zorlukla karşı­laşır karşılaşmaz Allah'ın Kelâmı hatırlarından çıkar gider; çünkü, Allah'a kulluk etmediklerinden, Allah'­tan yardım da umamazlar.
«Dikenlerin araşma düşer, bu kez, kendi hayatla­rını sevenlerin kulağına vanr. Her ne kadar bunların üzerinde Allah'ın Kelâmı biterse de, bedeni arzular büyüyünce iyi tohum olan Allah'ın Kelâmı'nı boğarlar. Çünkü bedeni arzular (insanlara) Allah'ın Kelâmı'nı bıraktırır. İyi toprağa düşer; bu kez, Allah'ın Kelâmı Allah'tan korkanın kulağına varır, burada sonsuz ha­yat meyvesi verir. Bakın, size diyorum ki, kişinin Al­lah'tan korktuğu her durumda, Allah'ın Kelâmı onun içinde meyve verir.» [109]
«Şu aile babasma gelince, size diyorum ki bakın, o her şeyin babası olan Rabbımız Allah'tır, şundan ki, her şeyi O yaratmıştır. [110] Fakat, O, tabiatta görüldü­ğü biçimde bir baba değildir. Çünkü O hareket etmez, hareket etmeyen üremez, doğmaz, doğurmaz. O hal­de, Allah'ımız bu dünyanın sahibi olandır; tohum ek­tiği tarla insan soyudur ve tohum da Allah'ın Kelâmı'-dır. İşte böyle, muallimler dünyanın işlerine dalarak Allah'ın Kelâmı'm anlatmayı ihmâl ettikleri zaman, Şeytan insanların kalbine dalâlet eder, bundan da, şerli akidenin sayısız kolları türer.
Kutsal (kul)lar ve peygamberler haykırır: «Ey Rabb, sen o zaman insanlara iyi akîde vermemiş miy­din? Neden o halde bu kadar çok dalâlet oluyor?»
Allah cevap verir: «İnsanlara iyi akide verdim, ama insanlar kendilerim boş şeylere kaptırıp gider-; ken, Şeytan, benim kanunumu hiçe indirgemek için dalâletler ekiyordu.»
Kutsal (kul)lar der: «Ey Rabb, insanları yokede-rek bu dalâletleri dağıtacağız.»
Allah cevap verir: «Böyle yapmayın, çünkü mü'-minler kâfirlere akrabalıkla öylesine bağlıdırlar ki, kâ­firler içinde yok olurlar. Ama, mahkemeye kadar bek: leyin, çünkü o zaman kâfirler meleklerim tarafından toplanıp, Şeytanla birlikte Cehennem'e atılırken, iyi mü'min olanlar benim melekûtuma gelecek.» Emin olun ki, pek çok kâfir babanın mü'min oğullan olur, bunların uğruna da Allah dünyanın tevbe etmesini bekler. [111]
İyi incir taşıyanlar iyi akide va'z eden muallim­lerdir. Fakat yalanlardan zevk alan dünya ehli, mu­allimlerden güzel sözler ve koltuk kabartma yaprak­ları ister. Bunu gören Şeytan, beden ve nefsle birle­şerek, bir sürü yaprak, yani, günahları örtecek bir sü­rü yaprak getirir; bunları alan insan hastalanır ve sonsuz ölüme hazırlanır.
Suyunu pisliklerini yıkayıp gidermek için başka­larına veren, fakat kendi elbiselerini çürümeğe bıra­kan su sahibi vatandaş, başkalarına pişman olmayı öğütleyen, kendisi ise, halâ günahta devam eden mu­allimdir.
«Havva üzerine, kendine uygun cezayı melekler değil, kendi diliyle yazan zavallı insan!»
«Eğer bir insanın dili fil dili gibi, vücudunun geri kalan kısmı ise karınca gibi küçük olsa, bu acaip bir şey olmaz mı? Evet, mutlaka. Şimdi, size diyorum ki, bakın, başkalarına pişman olmayı öğütleyip, kendisi ise günahlarına tevbe etmeyen daha çok acaiptir.»
«Şu elma satan iki adama gelince: Biri, Allah rı­zası için öğütte bulunup, kimsenin koltuğunu kabartmayan, fakat, yalnızca yoksul bir insanın geçimliğini isteyip gerçekten öğüt veren kişidir. Ruhumun huzu­runda durduğu Allah sağ ve diridir ki, böyle bir in­sanı dünya ehli kabul etmez, aksine hor görür. Ama, altınla olan ağırlığı nedeniyle kabuk satan vö elma­ları saçıp savuran ise, insanları memnun etmek için öğütte bulunan kişidir; ve o dünya ehlinin koltuğunu kabartmakla, koltuk kabartıcılığınm sonucu olarak ru­hunu mahveder. Ah, bundan doîayı niceleri helak olup gitmiştir!»
O zaman (bunu) yazan karşılık verdi  «Kişi Al­lah'ın kelâmım nasıl dinlemeli; ve kişi Allah sevgisi için va'z vereni nasıl bilmeli?»
İsa cevap verdi: «Va'z veren, iyi akideyi va'z eder­ken Allah konuşuyormuş gibi dinlenilmeyidir; çünkü, Allah onun ağzıyla konuşmaktadır. Fakat, kişilere say­gı gösterip, belli insanların koltuklarım kabartarak, günahlara günah demeyenden yılandan kaçar gibi kaç-malıdır, çünkü, gerçekte o insanın duyduğunu zehir­ler.»
«Anlıyor musunuz? Bakın, size diyorum ki, nasıl ki yaralı bir adamın yaralarını sarmak için güzel bir sargıya değil de, iyi bir merheme ihtiyacı yarsa, aynı şekilde, bir günahkârın da, günah işlemeği bırakması için güzel sözlere değil, güzel uyarı ve sakmdırmalara ihtiyacı vardır.»
Sonra, Petrus dedi: «Ey muallim, bize, kaybeden­lerin nasıl azap göreceğini ve Cehennem'de ne kadar kalacaklarım anlatın ki, insan günahtan kaçabilsin.»
îsa cevap verdi: «Ey Petrus, sorduğun güzel bir şey, ben de İnşa-Allah sana cevap vereceğim. Bu ba­kımdan bilin ki, Cehennem birdir. Ama, birbiri altın­da yedi katı vardır. Dolayısıyla nasıl yedi türlü günah varsa, Şeytan'm neden olduğu bu (günahlar) için Ce-hennem'in yedi kapısı ve orada yedi tane de ceza var­dır.»
«Kalben en mağrur olan, üstteki tüm katlardan geçerek ve bunlardaki tüm acılan çekerek en alt kata fırlatılacaktır. Burada, Allah'ın emrettiğinin aksine, istediğini yapmak arzusuyla Allah'tan daha yüce ol­manın peşinde koşup, kendi üstünde kimseyi tanımak istemiyor idiyse, aynı şekilde orada Şeytan ve Şeytan-cıklarmm ayakları altına konacak. Bunlar kendisini üzümün şarap yapılırken ezildiği gibi ezecekler ve bun­dan sonra hep Şeytanların eğlencesi ve maskarası ola­caktır.»
«Komşusunun iyiliğinden tedirgin olup, basma ge­lenlere sevinen haset, altıncı kata gidecek ve çok sa­yıda Cehennem yılanlarının dişleri tarafından tedir­gin edilecektir.»
«Ve, Cehennem'deki tüm şeyler gördüğü azaba seviniyor ve yedinci kata gitmediğine üzülüyormuş gibi gelecektir kendisine. Her ne kadar lânetliler hiç bir şeye sevinemezlerse de, yine de Allah'ın adaleti, kötü, haset adamı insan rüyasında biri tarafından tekmeleniyor ve bu yüzden azap duyuyormuş hissi ve­ren bir duruma sokacaktır. Kötü haset adamın önüne konan durum aynen böyle olacaktır işte. Asla hiç bir mutluluğun olmadığı bir yerde, ona, öyle gelecektir ki, sanki herkes, başına gelenlere sevinmekte ve daha kö­tüsünü tatmadığına üzülmektedir.»
«Tamahkâr beşinci kata gidecek (ve) orada zen­gin ziyafetçinin çektiği gibi aşırı derecede yoksulluk çekecektir. Ve, cinler daha çok azap (vermek) için, arzuladığı şeyi kendisine sunacaklar ve onu eline al­dığında, diğer cinler, «Hatırla ki, Allah sevgisi için ver­miyordun. Allah da şimdi almanı istemiyor» diyerek, elinden zorla çekip alacaklardır.»
«Ey mutsuz insan! Şimdi, eski zenginliğini hatır­layıp, şu andaki dehşetli yoksulluğunu görünce ken­dini bu durumda bulacak (işte) 'Ve, o zaman sahip olamayacağı mallarla sonsuz zevkleri kazanabilirdi! (Ama, heyhat i.)
«Dördüncü kata şehvet düşkünü gidecek. Orada, kendilerine Allah tarafından verilen yolu değiştiren­ler, Şeytan'm yanan tersinde pişmiş ekin gibi olacak­lar. Ve, orada korkunç Cehennem yılanlarınca kucak­lanacaklar. Ve, fahişelerle günah işleyenler (in) bü­tün bu pis hareketleri, kendileri için Cehennemi ateş ve öfkelere dönüştürecek; bunlar, saçı yılan, gözleri alevli kükürt, ağzı zehirli, dili yalan dolan, vücudu tü­müyle ahmak balıkları yakalamada kullandıklarına benzer dikenli çengellerle kaplı kuşak, pençeleri ej­derha pençeleri gibi, tırnakları ustura, (ve) üretim or-ganlan da ateş gibi olan kadına benzer şeytanlardır. Şimdi, bütün bunlarla birlikte, tüm şehvet düşkünleri, yatakları olacak olan Cehennem'in közlerinden (de) yararlanacaklardır!
«Üçüncü kata, şimdi çalışmak istemeyen tembel­ler gidecektir. Burada, tek bir taş gereken yere kon­madığı için, biter bitmez yıkılıveren şehirler ve büyük büyük saraylar yapılır. Ve, bu koca koca taşlar tem­bellerin omuzlarına konur. Bunlar, yürürken beden­lerini serinletmek ve yükü kolaylaştırmak için ellerini kullanmazlar. Çünkü, tembellik kollarının gücünü gi­dermiştir ve bacakları Cehennem'in yılanlarıyla ku­caklaşmaktadır. Ve, daha kötüsü ardında cinler var­dır, kendisini iter ve yükün altında defalarca yere dü­şürürler; yükü kaldırması için yardım da etmezler; kal-dırılamıyacak derecede ağırdır o, bir iki katı daha ko­nur üzerine.
«İkinci kata boğaz düşkünleri gider. Şimdi, bura­da yiyecek kıtlığı vardır, o derecede ki, canlı akrep­lerle, canlı yılanlardan başka yenecek hiç bir şey yok­tur. Bu öyle bir azap .verir ki, hiç doğmamış olmak bu tür yemekleri yemekten daha iyidir. Görünüşte şüphesiz, kendilerine cinler tarafından nefis etler su-nulur; fakat elleri ve ayakları ateşten zincirlerle bağlı olduğundan, kendilerine et göründüğü durumlarda el uzatamazlar. Ama, daha da kötüsü, yediği akrepler karnını kemirir. Hızlıca dışarı çıkamadıklarından obu­run gizli yerlerini parçalarlar. Ve, zaten kirli olup, pis ve tiksindirici biçimde dışarı çıktıkları zaman tekrar tekrar yenirler.»
«Öfkeli olan, birinci kata gider. Orada, tüm cin­lerden ve kendinden aşağılara giden o kadar lânetli kişilerden hakaret görür. Kendisini tekmelerler, tokat­larlar, geçtikleri yola yatırırlar ve ayaklarıyla boğa­zına basarlar. O, yine de kendisini koruyamaz. Çünkü elleri ve ayakları bağlanmıştır. Ve daha kötüsü, baş­kalarına hakaret ederek öfkesinin çıkacağı bir yol da bulamaz. Çünkü dili, balık satanın kullandığına ben­zer bir kancayla bağlanır.»
«Bu lânetli yerde, tüm katlarda görülen, ekmek yapmak için çeşitli ekin tanelerinin karıştırılması gi­bi, genel bir cezalandırma olacaktır. Ateş, buz, yıldı­rımlar, şimşek, kükürt, sıcak, soğuk, rüzgâr, çılgınlık, şiddet hepsi Allah'ın adaletince birleştirilecek. O şe­kilde ki, ne soğuk sıcağı yumuşatacak, ne de ateş bu­zu.. Yter biri sefil günahkâra azap verecektir.»   .
«Bu lânetli bölgede kâfirler ebediyyen kalacaktır,-o kadar ki, dünya mısır taneleriyle dolsa ve tek bir kuş, dünyayı boşaltmak için yüz yılda bir kez, tek bir taneyi götürecek olsa —eğer bu şekilde boşalıp— kâ­firler de Cennet'e girecek olsalar, sevinip rahat eder­ler. Ama, böyle bir ümit yoktur. Çünkü, günahlarına Allah sevgisiyle bir son vermedikleri için çektikleri azap da sona ermeyecektir.»
«Fakat, mü'minler rahat edecekler, çünkü çektik­leri azabın sonu gelecektir.»
Havariler bunu duyunca korkup dediler: «Mü1-minlerin de Cehennem'e girmeleri gerekiyor mu?»
İsa cevap verdi: «Kim olursa olsun, herkesin Ce­hennem'e girmesi gerek. Ama, buna rağmen, Allah'ın kutsal (kul) lan ve peygamberlerinin, herhangi bir ceza çekmek için değil de, görmek için oraya gidecek­leri doğrudur; ve korkanlar yalnızca takvalı olanlar­dır. Ne diyebilirim ki ben? Size söylüyorum ki, bura­ya, Allah'ın adaletini görmek üzere Allah'ın Elçisi (bi­le) gelecektir. O zaman, O'nun varlığından Cehennem titreyecektir. Ve, O da bir insan bedenine sahip oldu­ğundan, tüm insan bedenine sahip olup da cezaya ko­nulanlar, Allah'ın Elçisi'nin Cehennemi görmek için kaldığı sürece cezasız kalacaklardır. Fakat, O orada (yalnızca) göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre içinde kalacaktır.»
«Ve, Allah bunu, her yaratık Allah'ın Elçİsi'nden yarar gördüğünü bilsin diye yapacaktır.»
«O, oraya geleceği zaman, tüm Şeytanlar titreye­cek ve birbirlerine «kaçın kaçın, çünkü düşmanımız Muhammed buraya geliyor» diyerek, yanan közlerin altına gizlenmeğe çalışacaklardır. Bunu duyan Şey­tan, her iki elleriyle yüzüne vuracak ve haykırarak diyecektir: «Sen, bana rağmen benden daha soylusun, adaletsizce yapılmış (bir iş) bu!»
«Yetmiş iki derecede olan mü'minlere gelince: —biri salih amellere üzülüp, diğeri de kötülüklere se­vinerek— salih amelleri olmadan (yalnızca) imanı bu­lunan son iki derecedekiler Cehennem'de yetmiş bin yıl kalacaklar.»
«Bu yıllardan sonra melek Cebrail Cehennem'e gelecek ve onların «Ey Muhammed, sana inananların Cehennem'de ebediyyen. kalmayacaklarını söyleyerek, bize edilmiş va'dlerin nerede?» dediklerini duyacak.»
«O zaman, melek Cebrail geri Cennet'e dönüp, say­gıyla Allah'ın Elçisi'ne yaklaşacak, duyduklarını O'na anlatacak.»
O zaman Elçi'si Allah ile konuşup, diyecek: «Al­lah'ım Rabb, benim inancımı kabul edenlerle ilgili ola­rak, onların Cehennem'de ebediyyen kalmayacakları (şeklinde) ben kuluna edilmiş va'di hatırla.»
Allah karşılık verecek: «Ne diliyorsan iste, ey dos­tum, çünkü, istediğin her şeyi sana vereceğim.»
O zaman Allah'ın Elçisi diyecek: «Ey Rabb, mü­minlerden yetmiş bin yıldır Cehennem'de kalanlar var. Merhametin nerede ey Rabb? Sana, Rabb, onlan acı cezalardan kurtarman için dua ediyorum.»
*O zaman Allah, dört gözde meleğine Cehennem'e giderek, Elçisi'ne inanan herkesi çıkarıp, Cennet'e gö­türmelerini emredecek. Ve, onlar da bunu yapacak­lar.»
«Ve, Allah'ın Elçisi'ne inanmanın yararı böyle ola­caktır işte. O'na inananlar, hiç bir salih amel işleme-seler de, inançları içinde ölürlerse, sözünü ettiğim ce­zadan sonra Cennet'e gireceklerdir.»
Sabah olunca erkenden, şehrin tüm insanları ka-- din ve çocuklarla birlikte, îsa'nın havarileriyle kaldı­ğı eve gelerek, O'na yalvanp dediler: «Rab, bize mer­hamet et. Çünkü, bu yıl kurtlar ekinleri yediler ve biz de bu yıl toprağımızdan hiç bir şey alamiyacağız.»
îsa karşılık verdi: «Sizinki de ne korku! Bilmez misiniz ki, Allah'ın kulu îlya, Allah'ın azabının sür­düğü üç yıl içinde, yalnızca otlarla ve yabanî meyve­lerle beslenerek, ekmek (yüzü) görmedi. Allah'ın pey­gamberi babamız Davud, Seul'un zulmü altında iki yıl yabanî meyve ve ot yedi. O kadar ki, yalnızca iki kez ekmek yedi.»
Adamlar karşılık verdiler: «Rab, onlar manevî ni­metlerle beslenen ve dolayısıyla iyi sabır gösteren Al­lah'ın peygamberleridirler; ama bu küçükler nasıl ye­mek bulacaklar?» Ve, O'na çocukların oluşturduğu kalabalığı gösterdiler.
O zaman İsa, onlann perişanlıklarına merhamet ederek dedi: «Hasada ne kadar var?» Cevap verdiler: «Yirmi gün.»
O zaman İsa dedi: «Bakın, bu yirmi gün süreyle kendimizi oruca ve namaza veririz; böylece Allah size, merhamet edecektir. Bakın, size diyorum ki, burada, benim Allah veya Allah'ın oğlu olduğumu söyledikle­rinde îsraililer'in günahı ve insanların deliliği başla­dığı için, Allah bu kıtlığı vermiştir.»
On dokuz gün oruç tutup da, yirminci günün sa­bahı olduğu zaman, tarlaların ve tepelerin olgun ekin­lerle kaplı olduğunu gördüler. Bunun üzerine, İsa'ya koşup, her şeyi anlattılar. Ve, bunu işitince îsa, Al­lah'a şükürler etti ve dedi: «Gidin kardeşler, Allah'ın size verdiği yemeği toplayın.»
Adamlar o kadar çok ekin topladılar ki, nereye koyacaklarını bilemediler; ve bu şey İsrail'deki bollu­ğun sebebi oldu.
Şehirliler, İsa'yı başlarına kral yapmak için da­nışıp "görüştüler; o, bunu öğrenince kendilerinden kaç­tı. Bu nedenle, havariler on beş gün kendisini bulmak için uğraştılar.
îsa, bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna ta­rafından bulundu. Ve, onlar ağlayarak dediler: «Ey üstad, bizden neden kaçtın? Yana yakıla seni aradık; tüm havariler de ağlaya ağlaya seni arıyorlar.»
İsa cevap verdi: «Kaçtım. Çünkü, biliyordum ki, Şeytanların bir yol göstericisi, kısa bir zaman sonra göreceğiniz bir şey hazırlıyor benim için. İleri dere­cedeki kâhinlerle halkın önde gelenleri bana karşı ayaklanacak ve Romalı validen beni öldürmek için yetki koparacaklar. Çünkü, benim İsrail krallığını gas-betmek istediğimden korkuyorlar. Hattâ, Yusuf'un Mh sır'a satıldığı gibi, ben de havarilerimden biri tarafın­dan ihanete uğrayacak ve satılacağım. Ama, peygam­ber Davud'un, «O, çukura, komşusuna tuzak kuranı düşürecektir.» dediği gibi, adaletli Allah, kendisini dü­şürecek. Allah, beni onların elinden kurtarıp, dünya­dan çekip alacak.»
Üç havari korktular; ama îsa, «Korkmayın, çün­kü sizden hiç biriniz bana ihanet etmeyecektir» diye­rek kendilerini rahatlattı.
Ertesi gün olunca, İsa'nın şakirtlerinden otuz al­tısı ikişer ikişer geldi; ve (İsa) diğerlerini bekleyerek Şam'da kaldı. Ve, herkese dert yanıyörlardı. Çünkü, İsa'nın dünyadan ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Bunun üzerine'ağzını açtı ve dedi: «Kesinlikle mutsuz odur ki, nereye gideceğini bilmeden yürür; ama (bun­dan) daha mutsuz olan ise, gücü yettiği ve iyi bir ha­na nasıl varılacağını bildiği halde, yağmur altında, eş-kiya tehlikesine karşı batak yolda kalmak diler ve ar­zu eder. Söyleyin bana kardeşler, bu dünya bizim ana vatanımız mıdır? Hiç de değil. Çünkü, ilk insan dün­yaya sürgüne gönderildi; ve burada hatasının cezası­nı çekiyor. Yoksulluk içinde olduğunu görürken, ken­di zengin ülkesine dönme özlemini duymayan bir sür­gün bulunur mu acaba? Akıl bunu kesinlikle redde­der, ama tecrübe doğruluyor, çünkü, dünyayı seven­ler ölümü düşünemezler; hem de, biri kendilerine on­dan söz etti mi, konuşmasına kulak vermezler.»  
«İnanın ki ey insanlar, ben dünyaya, hiç kimse­nin, hattâ Allah'ın Elçisi'nin bile sahip olmadığı bir ayrıcalıkla geldim [112]; çünkü, Allah'ımız insanı dün­yada yerleştirmek için değil, gerçekte Cennet'e koy­mak için yarattı.»
«Emin olun ki, kendisine yabancı bir kanuna bağlı olduklarından, Romalılar'dan herhangi bir şey almak ümidi olmayan kişi, sahip olduğu tüm şeylerle birlik­te kendi ülkesini terketmek ve asla dönüp de, gidip Roma'da yaşamak istemez. Ve, kendisinin Kayser'e karşı geldiğini gördüğü zaman, çok daha az (ihtimal­le) böyle bir şey yapar. îşte, ben de size diyorum ki bakın, Allah'ın peygamberi Süleyman da benimle bir­likte ağlıyor, «Ey ölüm, seni hatırlamak, zenginlikleri, içinde rahat rahat oturanlara ne kadar da acı gelir!» Bunu, şimdi öleceğim için demiyorum; çünkü, dünya­nın sonuna kadar yaşayacağımdan eminim.
«Fakat, ölmeği öğrenesiniz diye size bundan söz edeceğim.»
«Allah sağ ve diridir ki, bir kez bile olsa yanlış yapılan her şey gösterir ki, bir şeyi iyi yapmak için, o şeyde alıştırma yapmak gereklidir.»
«Askerleri gördünüz mü, barış zamanında sanki savaştalarmış gibi nasıl da birbirleriyle kendilerini eği­tirler. Ya iyi ölmesini bilmeyen insan, iyi bir ölümle nasıl ölecektir?»
«Rabb'ın gözünde kutsal (kul) un ölmesi çok kıy­metlidir» demişti Peygamber Davud. Neden biliyor musunuz? Söyleyeceğim size: Şundan ki, nasıl, tüm az bulunan şeyler kıymetliyse, iyi ölenlerin ölümü de, az bulundukla nndan Yaratıcımız Allah'ın gözünde kıymetlidir.
«Cidden, bir insan ne zaman bir şeye başlasa, ay­nı şeyi bitirmek istemekle kalmaz, bunun yanı sıra, plânı iyi bir sonuca varsın diye sancılanır.»
«Ey, donuna kendinden daha çok değer veren za­vallı insan; kumaşı keseceği zaman, kesmeden önce dikkatle ölçer; kesilince de özenle diker. Ya, hayatını, —ölmek için doğan, o kadar ki, yalnızca doğmayan öl­mez— neden insanlar hayatlarım ölümle ölçmezler?»
«Yapı yapanları gördünüz mü; koydukları her taş­ta duvar yıkılmasın diye, tam yerinde olup olmadığını ölçerek temeli nasıl da göz önünde bulundururlar? Ey sefil insan, hayat yapısı en büyük yıkımla yıkılacak, çünkü ölüm temeline bakmıyor!»
«Söyleyin bana, bir*insan doğarken nasıl doğar? Mutlaka çıplak doğar. Ve, ölü olarak toprağın altına konurken, ettiği kâr nedir? îçine sarıldığı basit bir ke­ten bezi; ve budur dünyanın kendisine verdiği ödül.»
«Şimdi, işin iyi bir sona varması için, her işte (kul­lanılan) araçların başlangıç ve sonla uyum içinde ol­ması gerekirken, ya dünyanın zenginliğini isteyen in­sanın varacağı son nedir? Allah'ın peygamberi Davud Peygamber'in «Günahkâr en kötü bir ölümle ölecek­tir» dediği biçimde öl(üp gid)ecektir.»
«Bir insan elbise dikerken, iğneye iplik yerine ki­riş geçirirse, işti) nasıl (bir sona) varır? Mutlaka bo­şa çalışmış olur ve komşuları tarafından küçümsenir Şimdi, insan dünyalık malları toplarken sürekli bu (işi) yaptığını görmüyor. Çünkü, Ölüm iğnedir, dün­yalık malların kirişleri ondan geçmez. Yine de o, de­licesine işi başarmak için uğraşır durur, ama nafile.»
«Ve, benim bu sözüme kim (inanmıyorsa) kabir­lere baksın. Çünkü, orada gerçeği bulacaktır. Allah korkusuyla başka her şeyin ötesinde akıllı olmak is­teyen mezarın kitabesini incelesin. Çünkü, orada, kur­tuluşu için gerçek akideyi bulacaktır. Çünkü, insan bedeninin kurtçukların yiyeceği haline dönüştüğünü gördüğü zaman, dünyadan, bedenden ve nefsten sa kınmayı öğrenecektir.
-Söyleyin bana, insanın ortasından yürüdüğünde emniyetle gidebileceği, kıyılardan yürüdüğünde ise başım kıracağı bir yol olsa; birbirlerine karşı çıkan ve kıyıya en yakın olmak gayretiyle kavga eden ve ken­dilerini öldüren insanlar görürseniz ne dersiniz? Nasıl da şaşırırsınız! Mutlaka dersiniz ki, «Deli ve çılgındır onlar. Eğer çılgın değillerse aklî dengesizlik içindedir­ler.»
Doğru, aynen öyledir* (diye) karşılık verdi ha­variler.
O zaman îsa ağladı ve dedi: «îşte, dünyayı seven­ler de tıpkı böyledirler. Çünkü, insanda orta bir yer tutan akla göre yaşasalardı, Allah'ın kanununa uyar­lar ve sonsuz ölümden kurtulurlardı. Fakat, bedene ve dünyaya uyduklarından, biri diğerinden daha bir gu­rur ve şehvetle yaşamak için didinen çılgınlar ve ken­di benliklerinin acımasız düşmanlarıdırlar.»
Hain Yehuda İsa'nın kaçtığını görünce, dünyada güçlü olma ümidini yitirmişti. Çünkü, içinde Allah sevgisi için kendisine verilen tüm şeylerin bulundu­ğu isa'nın kesesini taşıyordu. îsa'nm İsrail kralı, kendişinin de güçlü bir insan olacağım ümit ediyordu. Bu bakımdan, ümidini yitirince kendi kendine dedi: «Eğer bu adam bir peygamberse, parasını çaldığımı bilir; ve böylece sabrını yitirip, kendisine inanmadığımı bile­rek beni hizmetinden kovar. Eğer akıllı bir adam ol­saydı, Allah'ın kendisine vermek istediği şereften kaç­mazdı? Bu bakımdan, Ferisîler, yazıcılar ve önde ge­len kâhinleriyle bir düzen kurup, onu ellerine nasıl teslim edeceğime bakmam daha iyi olacak, çünkü böy­lece iyi bir şeyler elde edebilirim.» Bunun üzerine, ka­rarını verip, meselenin Nain'de nasıl /geçtiğini yazıcı­lar ve Ferisîler'e duyurdu [113]. Onlar da başkâhinle is­tişare edip, dediler: *Bu adam kral olursa ne yapa­rız? Kesinkes geçimimiz kötü olur; çünkü o, eskiden olduğu gibi Allah'a ibadeti geri getirmek isteyecektir. Çünkü, bizim geleneklerimizi alıp kabul edemez. Şim­di, böyle bir adamın egemenliği altında nasıl geçini­riz? Kesinlikle, çocuklarımızla birlikte helak oluruz; çünkü memuriyetimizden atılırsak, ekmeğimizi dilen­mek zorunda kalırız.
«Şimdi, Allah'a şükür, bizim kendilerininkiyle il­gilenmediğimiz gibi bizim kanunumuzla iliglenrniyen, kanunumuza yabancı bir kral ve bir valimiz var. Ve, böylece listeye ne alırsak yapabiliyoruz; bu şekilde her ne kadar günah işliyorsak da, Allah'ımız öylesine merhametlidir ki, kurban ve oruçla yumuşayıverir. Fakat, eğer, bu adam kral olursa, Musa'nın kitabına göre Allah'a ibadet edildiğini görmedikçe yumuşamı-yacaktır; ve daha da kötüsü, (önde gelen havarilerin­den birinin bize dediği gibi) Mesih, Davud soyundan gelmeyecek demekte, ama, İsmail'in soyundan geleceğini ve va'din îshak'a değil, îsmaü'e yapıldığını söy­lemektedir.»
«O halde, bu adam yaşamaya katlanacak olursa, sonuç ne olacaktır? Mutlaka îsmaüiler Romalılarla an­laşmaya varıp, ülkemizi ellerine verecekler ve böyle­ce İsrail, eskiden olduğu gibi yine köleleştirilecek-tir.» [114] Bunun üzerine, teklifi duyan başkâhin Hiro-des ve valiyle görüşmesi gerektiği şeklinde cevap ver­di, «Çünkü, halk O'na öylesine eğilim göstermektedir ki, asker olmadan herhangi bir şey yapamayız; ve in-şa-Allah askerle bu işi belki başarabiliriz.»
Bu nedenle, aralarında istişare edip, vali ve Hiro-des olur dedikleri zaman, onu geceleyin yakalamak için plân kurdular.
Sonra, tüm havariler Allah'ın dilemesiyle Şam'a geldiler. Ve, o gün hain Yehuda herkesten daha çok İsa'nın yokluğuna üzülüyor göründü. Bunun üzerine İsa dedi:
«Herkes, hiç yeri yokken sizi seviyor gösterisinde bulunan kişiden sakınsın.»
Ve Allah anlayışımızı giderdi de, onun bunu ne amaçla dediğini bilemedik.
Şakirtlerin tümü geldikten sonra İsa dedi: «Gali-le'ye dönelim, çünkü Allah'ın meleği bana oraya git­mem gerektiğini söyledi.» Bunun üzerine, bir sebt günü sabahı îsa Nasıra'ya geldi. Şehirliler îsa'yi tanıyın ca herkes kendisini görmek istedi. Bu arada, Zakka] adlı kısa boylu bir vergi mültezimi büyük kalabalık nedeniyle İsa'yı göremediğinden yabani bir incir ağa cma tırmanıp, İsa havraya giderken oradan geçeceğ: zamanı bekledi. Sonra İsa o yere gelince gözlerini kal­dırıp dedi: «İn Zakkay çünkü bugün senin evinde ka­lacağım.»
Adam inip O'nu memnunlukla kabul etti ve mü­kemmel bir ziyafet hazırladı. Ferisîler mırıldanıp İsa'­nın havarilerine dediler: «Mualliminiz neden vergi mültezimleri ve günahkârlarla yemeğe gider?»
îsa cevap verdi: «Doktor bir eve neden girer? Söy­leyin bana ve ben de size neden buraya geldiğimi söy-leyecĞğim.»
Cevap verdiler: «Hastalan iyileştirmek için.» «Doğru Söylüyorsunuz.» dedi îsa, «Çünkü hasta­lardan başka kimsenin ilâca ihtiyacı yoktur.» [115]
-Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diri­dir ki, Allah peygamberlerini ve kullarım dünyaya, günahkârlar tevbe etsin diye gönderir, takva sahipleri uğruna göndermez, çünkü, nasıl temiz olanın banyo­ya ihtiyacı yoksa, onların da tevbeye ihtiyacı yoktur. Ama size diyorum ki bakın, eğer sizler gerçek Ferisî-lerseniz benim kurtuluşları için günahkârlarla uğraş­mam gerektiğinden memnun olmalısınız.
«Söyleyin bana, kaynağını» ve dünyanın Ferisileri neden çekmeğe başladığını biliyor musunuz? Mutlaka anlatacağım size, çünkü, bilmiyorsunuz, öyleyse söz­lerime kulak verin.
«Dünyaya hiç değer vermeden, gerçekten Allah'ın yolunda yürüyen bir Allah dostu Enoh Cennet'e alin­di; ve, mahkemeye kadar orada kalacak (çünkü, dün­ya sonuna yaklaştığı zaman o, îlya ve bir başkasıyla birlikte dünyaya dönecektir). Ve böylece, bunu bilen insanlar Cennet arzusuyla Yaratıcıları Allah'ı arama­ğa başladılar. Şu «Ferisi», Kenan dilinde tam anlamıy­la «Allah'ı arayan» demektir. Çünkü Kenanıler insa­nın ellerine tapınma denen putperestliğe bağlı olduk­larından, bu ad orada iyi insanlarla alay etmek sure­tiyle başladı.
«Bu şekilde, halkımızdan Allah'a kulluk için dün­yadan ayrılanları gören Kenanîler, böyle birini gör­düklerinden «Ferisi», yani 'Allah'ı arıyor' derlerdi. Şöyle demek istiyorlardı: «Ey deli yoldaş, senin hey­kelden putların yok ve rüzgâra tapmıyorsun; bu ba­kımdan, kaderine bak da, gel ve bizim tanrılarımıza kulluk et.»
«Bakın, size diyorum ki», dedi îsa, «Tüm velîler ve Allah'ın peygamberleri sizin gibi ismen değil, ama amelde Ferisi olmuşlardır. Çünkü, tüm hareketlerin­de yaratıcıları Allah'ı aramışlar ve Allah sevgisiyle şehirleri terketmişler ve mallarını Allah sevgisi uğru­na (Allah'ı) satmışlar ve yoksullara vermişlerdir.»
«Allah sağ ve diridir ki, Allah'ın peygamberi ve dostu İlya zamanında onyedi bin Ferisî'nin oturduğu on iki dağ vardı. Ve öyleydi ki, bu kadar büyük bir sayınm içinde tek bir fasık/facir yoktu; ve hepsi Allah'ın seçkin (kuDIarıydı. Ama şimdi, israil'de yüzbinden afzla Ferisî'nin olduğu bir zamanda, bin kişide bir ta­ne seçkin (kul) vardır inşa-Allah!»
Ferisîler kızarak karşılık verdiler: «Öyleyse, biz hep fasık/faciriz. Ve sen bizim dinimizi fısk/fücur içinde görüyorsun.»
îsa cevap verdi: «Gerçek Ferisîler'in dinini fısk/ fücur içinde değil, beğenilecek bir şey olarak görüyo­rum. Ve bunun için ölmeğe de hazırım. Ama gelin siz Ferisi misiniz, değil misiniz bakalım. Allah'ın dostu îlya havarisi Elişa'nın ricası üzerine küçük bir kitap yazıp, içinde Rabb'ımız Allah'ın kanunuyla birlikte tüm insanî hikmetlere de yer verdi.»
Ferisîler îlya'nm kitabının adını duyunca şaşırdı­lar, çünkü geleneklerinde kimsenin böyle bir akide­ye uyduğunu bilmiyorlardı. Bu bakımdan yapılacak işleri olduğu bahanesiyle ayrılıp gitmek istediler. O zaman İsa dedi: «Eğer siz Ferisîlerseniz başka her işi bırakırsınız; çünkü, Ferisi yalnızca Allah'ı arar. Bu­nun üzerine şaşkınlık içinde İsa'yı dinlemek için kal­dılar, o da dedi: «Allah'ın kulu İîya» (çünkü, küçük kitap böyle başlıyor), «Yaratıcısı Allah'la birlikte yü­rümek isteyen herkes için bunu yazıyor. Kim çok şey öğrenmek isterse, o Allah'tan az korkar (metinden ay­nen), çünkü Allah'tan korkan yalnızca Allah'ın dile­diğini öğrenmekle yetinir. Güzel sözler isteyenler, baş­ka değin, yalnızca günahlarımızı reddeden Allah'ı is­temezler.
«Allah'ı anmak arzu edenler, hemen evlerinin ka­pı ve pencerelerini kapasınlar. Çünkü, mal sahibi evi­nin dışında, sevilmediği (bir yerde) bulunmağa kat­lanamaz. Bu bakımdan, nefislerinizi koruyun-, kalbinizi koruyun, çünkü Allah, dışınızda, nefret edildiği bu dünyada bulunmaz.»
«Salih amel işlemek isteyenler kendi benliklerine yönelsinler, çünkü tüm dünyayı kazanıp da kendi ru­hunu yitirmek hiç bir işe yaramaz.»
«Başkalarına öğretmek isteyenler, başkalanndan daha iyi yaşasınlar; çünkü kendinizden daha az bilen­den hiç bir şey öğrenilemez. O halde, günahkâr ken­dine öğretenden .daha kötü birini duyduğu zaman ha­yatını nasıl düzeltecek?
«Allah'ı arayanlar insanların (metinden aynen) sohbetinden kaçsınlar, çünkü Musa Sina dağında yal­nızken kendini buldu ve bir dostun bir dostla konuş­tuğu gibi Allah'la konuştu. [116]
«Allah'ı arayanlar, otuz günde yalnızca bir kez dünyalık insanların bulundukları yere çıksınlar; çün­kü, Allah'ı arayanın iki yıllık işi bir günde yapılabi­lir.»
«Yürüdüğü zaman, yalnızca kendi ayaklarına baksın.»
«Konuştuğu zaman, yalnızca gerekli olan şeyi ko­nuşsun.»
«Yedikleri zaman, sofradan doymadan kalksınlar. Her gün bir ertesi güne çıkmayacaklarını düşünüp, vakitlerini (son) nefesi yaklaşan biri gibi harcasın­lar.»
«Elbise olarak hayvan derisi yeter.»
«Toprak yığını, çıplak yer üstünde uyusun; her gece iki saatlik uyku da yeter.»
«Kendinden başka kimseden nefret etmesin, ken­dinden başka kimseyi ayıplamasın.»
 İbadet ederlerken, gelecek olan mahkemedeler-miş gibi bir korku içinde ayakta dursunlar.»
«Şimdi, Allah'a kulluk için Allah'ın Musa kana­lıyla sana verdiği kanuna göre bunları yap, çünkü bu şekilde Allah'ı bulacak, her zaman ve her yerde sen Allah'ta, Allah da sendeymiş hissini duyacaksın.»
«İlya'nm küçük kitabı budur ey Ferisîler. Bu ne­denle size yine diyorum ki, eğer siz Ferisîlerseniz be­nim buraya girmeme sevinmiş olmalısınız, çünkü Al­lah günahkârlara merhamet eder.»
Sonra Zakkay dedi: «Rab, Allah sevgisi için teh­ditle aldığım tüm şeylerin dört katını vereceğim.»
O zaman îsa dedi: «Bugün kurtuluş bu eve gel­miş bulunuyor. Bakın, bakın pek çok vergi mültezim­leri, fahişeler ve günahkârlar Allah'ın melekûtuna gi­recekler ve kendilerini takva sahibi sayanlar sonsuz ateşlere gireceklerdir.»[117]
Bunu duyan Ferisîler öfkeyle ayrıldılar. O zaman İsa tevbeye gelenlere ve havarilerine dedi: «Bir ada­mın iki oğlu vardı, küçük olanı dedi: «Baba bana dü­şen malları ver,» Ve babası verdi ve kendi payını alan (oğul) ayrıldı ve uzak bir ülkeye gitti; orada tüm var-hğmı lüks içinde yaşayarak fahişelerle harcayıp bitir­di. Bundan sonra, bu ülkede şiddetli bir" kıtlık oldu, o kadar ki, bu sefil adam bir vatandaşa hizmet etmeğe gitti, o da kendisini mallan arasında bulunan do­muzların başına verdi. Ve domuzlara bakarken, on­larla birlikte palamut yiyerek açlığını ne de olsa gi-deriyordu. Ama kendine geldiği zaman (şöyle) dedi: «Ah babamın evinde ne bol yiyecekler vardı. Bense burada açlıktan kırılıyorum! Bu nedenle, kalkıp ba­bama gidecek ve kendisine diyeceğim: Baba, gökte sa­na karşı günah işledim; bana hizmetçilerinden birine davrandığın gibi davran.»
«Zavallı adam gitti ve öyle oldu ki, babası onun uzaklardan geldiğini görüp kendisine karşı merhame­te geldi. Bunun üzerine onu karşılamağa çıktı ve ya­nma varıp kendisini kucakladı ve öptü.»
Oğul, baş eğip dedi: «Baba, gökte sana karşı gü­nah işledim, bana hizmetçilerinden birine davrandı­ğın gibi davran. Çünkü ben, senin oğlun denecek de­ğerde değilim.»
Baba karşılık verdi: «Oğul, böyle deme, çünkü sen benim oğlumsun ve seni kölem durumunda gör­meğe dayanamam.» Ve hizmetçilerini çağırıp dedi: «Buraya yeni elbiseler getirip bu oğlumu giydirin ve kendisine yeni don verin. Parmağına yüzüğünü takın ve hemen yağlı danayı kesin, şenlik yapacağız. Çün­kü bu benim oğlum ölmüştü. Şimdi ise yeniden haya­ta gelmiş bulunuyor. Kayıptı da şimdi bulundu.»
«Evde şenlik yaparlarken bakın ki, büyük oğul eve geldi. Ve içerde şenlik yaptıklarım duyup şaşırdı ve hizmetçilerden birini çağırıp niye böyle şenlik yap­makta olduklarını sordu.»
Hizmetçi ona cevap verdi: «Kardeşin geldi, ba­ban da yağlı danayı kesti, yiyorlar.» Büyük oğul bu­nu duyunca çok kızdı ve eve girmedi.
Bunun üzerine, babası dışarı çıkıp kendisine dedi: •Oğul, kardeşin geldi, sen de gel ve onunla birlikte se­vin.»
Oğul kızarak cevap verdi: «Sana hep iyi bir şe­kilde-hizmet ettim; ve sen bana hiç bir zaman arka­daşlarımla yemek için bir kuzu vermedin. Fakat, seni terkedip giden ve tüm payına düşeni fahişelerle yiyip bitiren bu değersiz herife gelince şimdi yağlı danayı kesiyorsun.»
. Baba cevap verdi: «Oğul, sen hep benimlesin ve her şey senindir. Ama bu ölmüştü, şimdi yine hayat­tadır, kayıptı, şimdi bulunmuştur, bu bakımdan sevin­meliyiz.»
Büyük oğul daha çok kızdı ve dedi: «Sen git ve neşelen, ben zina edenlerin sofrasında yemek yeme­yeceğim.» Ve tek bir kuruş bile almadan babasını bı­rakıp gitti.
«Allah sağ ve diridir ki» dedi Isa, «tevbe eden gü­nahkârlar için Allah'ın melekleri arasındaki sevinç işte böyledir.»
Ve yemeği yedikleri zaman ayrıldı, çünkü Yahu-diye'ye gitmek istiyordu. Bunun üzerine havariler de­diler : «Muallim, Yahudiye'ye gitme, çünkü Ferisiler'in aşkâhin Cv© kâhin) lerle senin aleyhinde görüştük­lerini biliyoruz.»
Isa karşılık verdi:    «Ben, onlar bunu yapmadan °ace de biliyordum, fakat korkmuyorum. Çünkü on­ar Allah'ın iradesine aykırı hiç bir şey yapamazlar, u bakımdan bırakın istedikleri her şeyi yapsınlar; ^unku ben onlardan değil, Allah'tan korkuyorum.»
«Şimdi söyleyin bana: Bu günün Ferisîleri Ferisi midirler? Allah'ın kulları mıdır onlar? Hiç de değil. Evet, ve bakın size diyorum ki, burada yeryüzünde bir insanın meranetlerini örtmek için din mesleği ve kı­lığına bürünmesinden daha kötü bir şey yoktur. Şim­dikileri bilirsiniz diye eski zamanların Ferisîlerinden tek bir örnek vereceğim size. İlya'nm, puta-tapıcüarın büyük zulümleri sonucu ayrılmasından sonra Ferisî-ler'in kutlu cemaati dağıldı. Çünkü, daha hemen İlya zamanında, bir yılda gerçek Ferisi olan on binden faz­la peygamber öldürülmüştü.»
«İki Ferisi yerleşmek üzere dağlara gittiler ve bir­birlerinden yalnızca bir saatlik mesafede bulunuyor idiyseler de, biri komşusundan on beş yıl hiç bir ha­ber alamadı. Bakın ki, bunlar meraklı kişilerdi de! Gel zaman git zaman bu dağlarda bir kuraklık oldu ve bunun üzerine her ikisi de su aramağa koyuldular ve birbirlerini buldular. O zaman daha yaşlı olanı dedi (çünkü en büyüğün herkesten önce konuşması adet­leriydi ve genç bir adamın yaşlı birinden önce konuş­masını büyük bir günah sayarlardı.) Bu bakımdan, yaşlı olanı dedi: «Nerede oturuyorsun kardeş?»
«Oturduğu yeri parmağıyla işaret ederek cevap verdi: «Şurada oturuyorum.» Çünkü, genç olanın otur­ma yerinin yakınmdaydılar.»
Yaşlı olanı dedi: «Kardeş ne zamandır burada oturuyorsun?»
Genç olanı cevap verdi: «Onbeş yıldır.»
Yaşlı olanı dedi: «Belki de, Ahab Allah'ın kulla-' rını öldürdüğü zaman geldin?»
«Evet öyle» diye cevap yerdi genç olanı Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, şimdi îsrail kralı kimdir, bilir misin?»
Genç olanı cevap verdi: «İsrail'in kralı Allah'tır, çünkü puta-tapıcılar kral değil, İsrail'in cellâtlarıdır.»
«Doğru» dedi yaşlı olanı. «Ama, ben şimdi israil'in cellâtı kimdir demek istemiştim.»
Genç olanı cevap verdi: «İsrail'in günahları İsra­il'in cellâtlarıdır. Çünkü, günah işlememiş olsalardı, (Allah) İsrail'e karşı puta-tapıcı reisleri ayaklandır-mıyacaktı.»
O zaman yaşlı olanı dedi: «Allah'ın İsrail'i ceza­landırmak için gönderdiği şu kâfir reis kimdir?»
Genç olanı cevap verdi: «Şimdi ne bileyim, onbeş yıldır senden başka kimseyi görmemişim ve okumak da bilmiyorum ki, bana herhangi bir mektup gönde­rilmiş olsun.»
Yaşlı olanı dedi: «Ama, koyun derilerin ne kadar da yeni! Madem, hiç bir kimseyi görmedin de, onları sana kim verdi?»
Genç olanı cevap verdi: «îsrail halkının, üstünü başını çölde kırk yıl eskitmekten koruyan, benim de­rilerimi de korudu.»
O zaman yaşlı olanı sezdi ki, genç olan kendin­den daha tamdır, çünkü kendisinin her yıl insanlarla ilişkisi oluyordu. Bu yüzden, sohbetinden yararlan­mak için dedi: «Kardeş, sen okumak bilmezsin, ben­se bilirim, benim evimde Davud'un Mezmurlar'ı var­dır. O halde, gel ben her gün sana biraz okuyayım, ve Davud'un ne dediğini açıklayayım.»
Genç olanı cevap verdi: «Haydi gidelim.» Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, iki gün oldu ki, su içmiyorum. Bu bakımdan biraz su araştıralım dedi.» Genç olanı dedi: «Ey kardeş, ben iki aydır su iç­miyorum. O halde haydi gidelim de, Allah'ın peygam­beri Davud aracılığıyla   ne dediğine bakalım;    Rabb bize su vermeğe kadirdir.»
Bunun üzerine dönüp, yaşlı olanın mekânına var­dılar. Ve kapıda bir taze su kaynağı buldular.
. Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, sen Allah'ın kutsal bir kulusun; bak Allah bu kaynağı senin uğruna verdi.»
Genç olanı dedi: «Ey kardeş, alçak gönüllülüğün­den diyorsun,bunu. Ama belli ki, Allah eğer bunu be­nim uğruma yapmış olsaydı (onu aramak için) ay-nlnııyayım diye, benim mekânımın yakınında bir kay­nak verirdi. Ben sana karşı günah işlediğimi itiraf et­meliyim. Sen iki gündür içmediğinden su aradığını söyleyince, ben iki aydır içeceksiz olduğumdan, sanki senden daha iyiymişim gibi içimde bir yükseklik duy­dum.»
O zaman yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, gerçeği söy­ledin, dolayısıyla günah işlemiş değilsin.»
Genç olanı dedi: «Ey kardeş, babamız Ilya'nın «Allah'ı arayan yalnızca kendini ayıplasın.»[118] dedi­ğini unutuyorsun. O, biz bunu bilelim diye değil, buna uyalım diye yazdı onu mutlaka.»
Daha yaşlı olanı yoldaşının doğruluğunu ve tak­vasını sezerek dedi: «Doğru; ve Allah'ımız seni bağış­lamıştır.»
Ve bunu deyip, Mezmurlar'i aldı ve babamız Da­vud'un dediklerini okudu:
«Dilimin, günahıma bahane bulup göz yumarak kötü sözlere dalmaması için ağzımın üzerine bir gö-zetleyici yerleştireceğim.» Ve burada yaşlı adam bir konuşma yaptı ve genç'olanı ayrıldı. Bundan sonra, buluşmalarından önce onbeş yıl daha geçti. Çünkü genç olanı yerini değiştirmişti. İşte böyle, yaşlı olan onu bulunca dedi: «Ey kardeş, kaldığın yere neden geri (bir daha) gelmedin?»
Genç olanı cevap verdi: «Çünkü, bana söyledikle­rini henüz öğrenmiş değilim.»
O zaman yaşlı olanı dedi: «Onbeş yıl geçmişken nasıl olabilir bu?»
Genç olanı cevap verdi: «Sözlere gelince, onları tek bir saatte Öğrendim ve hiç unutmadım; fakat, he­nüz onlara uyamadım. Uymayacak'olduktan sonra, çok fazla şey öğrenmenin amacı nedir ki? Allah'ımız zihnimizin değil de, daha çok kalbimizin iyi olmasını bekler, bu bakımdan, Hüküm Günü'nde bize ne öğren­diğimizi değil, ne yaptığımızı soracaktır.»
Yaşlı olanı karşılık verdi: «Ey kardeş, böyle deme, çünkü, Allah'ımızın değer verilmesini istediği İlmi hor görmüş oluyorsun.»
Genç olanı cevapladı: «Şimdi, günaha düşmemek için nasıl söylemeliyim ki, çünkü senin sözün doğru, benimki de öyle. Öyleyse, diyorum ki, Allah'ın kanu­nunda yazılı olan emirlerini bilenler, eğer ardından daha çok şey öğreneceklerse, (önce) bunlara uymalı­dırlar. Ve, insan öğrendiği her şeye, bırakın uysun, (yalnızca) onu bilmek de kalmasın).»
Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, söyle bana, kiminle konuştun ki, benim söylediklerimin tümünü öğrenme­diğini bilirsin?»
Genç olanı cevap verdi: «Ey kardeş, kendimle ko­nuşurum. Her gün hesabımı vermek için kendimi Al­lah'ın mahkemesinin önüne korum. Ve, her zaman için de günahlarıma göz yuman bir şey duyarım.»
Yaşlı adam dedi: «Ey kardeş, sen tamken, hata­ların nedir ki?»
Genç olanı cevap verdi: «Ey kardeş, böyle deme, çünkü ben iki büyük hatanın ortasında duruyorum: Biri, kendimi günahkârların en büyüğü olarak bilme­mem, diğeri ise, başkalarından daha çok (günahıma) pişman olmak istemememdir.»
Yaşlı olanı karşılık verdi: «Şimdi, sen (insanla­rın) en olmuşu iken, kendini nasıl günahkârların en büyüğü olarak bilebilirsin?*
Genç olanı cevapladı: «Bir Ferisi'nin alışkanlığını edindiğim zaman, üstadımın bana söylediği ilk oöz şuydu: «Başkalarının iyiliklerine, kendimin ise kötü­lüklerime bakmalıyım. Çünkü böyle yaparsam eğer,. kendimi günahkârların en büyüğü olarak algılayabi­lirim.»
Yaşlı adam dedi: «Ey kardeş, bu dağlarda kimin iyiliğine, kimin hatalarına bakarsın, görüyorsun ki, burada hiç kimse yoktur.»
Genç olanı cevap verdi: «Güneşin ve gezegenlerin itaatına bakmalıyım. Çünkü onlar Yaratıcı'lanna benden daha iyi kulluk ediyorlar. Ama, ya arzuladığım gibi ışık vermediklerinden, ya sıcaklıklarının çok faz­la olduğundan, ya da yerde çok fazla veya çok az ya­ğış olduğundan ben onları ayıplıyorum.»
O zaman, yaşlı adam bunu duyunca dedi: «Kar­deş, sen bu akideyi nereden öğrendin. Çünkü, ben şimdi doksan yaşmdayım ve yetmiş yıldır bir Ferisi'-yim.»
Genç olanı cevap verdi: «Ey kardeş, sen bunu al­çak gönüllülüğünden söylersin, çünkü sen, Allah'ın kutsal bir (kul) usun. Yine de ben sana cevap vere­yim ki, Yaratıcı'mız Allah zamana bakmaz. Ama kal­be bakar. Bundandır ki, Davud onbeş yaşında, öbür altı kardeşinden daha genç iken îsrail kralı seçildi ve Rabbımız Allah'ın bir peygamberi oldu.»
«Bu adam gerçek bir Ferisî'ydi» dedi îsa havari­lerine. Ve, inşa-Allah Hüküm Günü'nde onu arkadaşı­mız olarak buluruz.»
îsa sonra bir gemiye bindi ve havariler ekmek ge­tirmeyi unuttuklarından dolayı üzgündüler. îsa ken­dilerini azarlayıp dedi: «Günümüz Ferisi1 lerinin ma­yalarından sakının. Çünkü küçük bir maya bir yığın yemeği bozar.»
O zaman havariler birbirlerine dediler: «Şimdi, ekmeğimiz bile yokken, nasıl mayamız olsun ki?»
O zaman İsa dedi: «Ey az inancı olan adamlar, Allah'ın, hiç bir ürün işareti olmayan Nain'de yaptık­larını unuttunuz mu? Ve, beş ekmek ve iki balığı kaç «iŞi yemiş ve doymuştu? Allah'a imandan yoksun olan
Ferisi'nin mayası ve ben düşüncesi, yalnızca bugünün Ferisî'lerini bozmakla kalmamış, îsraili'leri de boz­muştur. Çünkü, okumak bilmeyen basit bir halk, kut­sal kişiler olarak tanıdıklarından Ferisi'lerde gördü­ğü şeyleri yapar.[119]
«Gerçek Ferisi nedir bilir misiniz? O, insan tabia­tının yağıdır. Nasıl ki, yağ her sıvının üstünde durur­sa, gerçek Ferisî'nin iyiliği de tüm insanî iyiliklerin üstünde durur. O, Allah'ın dünyaya verdiği yaşayan bir kitaptır; çünkü, söylediği vş yaptığı her şey Allah'ın kanununa uygundur. Bu bakımdan, kim onun yaptı­ğını yaparsa. Allah'ın kanununa uymuş olur. Gerçek Ferisi, günahla insan bedenini çürütmeyen tuzdur; çünkü, onu gören herkes tevbeye gelir. Hacıların yo­lunu aydınlatan bir ışıktır o, çünkü, onun pişmanh-ğıyla birlikte yoksulluğunu gören herkes, bu dünyada kalbimizi kapamamamız gerektiğini idrak eder.
«Ama, yağı ekşiten, kitabı tahrif eden, tuzu çü­rüten, ışığı söndüren bu insan sahte bir Ferisî'dir. Bu bakımdan, eğer helak olmayacaksanız, bugünkü Feri-sîlerin yaptıklarını yapmamaya dikkat edin.»
îsa Kudüs'e gelip de, bir sebt günü mabede gir­diğinde, askerler onu- kışkırtmak ve alıp (götürmek) için yaklaşıp dediler: «Muallim, savaş açmak meşru mudur?»
îsa cevap verdi: «İnancımız bize, hayatımızın yer­yüzü üzerinde sürekli bir savaş halinde olduğunu söy­ler.»
Askerler dediler: «Öyleyse, bizi kendi inancına döndürmek ve bizim yığınla tanrıyı bırakıp, (çünkü, yalnızca Roma'da görülen yirmi sekiz bin tann var­dır) senin tek olan ve görülemediği için nerede oldu­ğu bilinmeyen, belki de bir hayal olan Allah'ına uy-, mamızı ister misin?»
İsa cevap verdi: «Eğer sizi Allah'ımızın yarattığı gibi, sizi ben yaratmış olsaydım, sizi hidayete erdir­mek isterdim.»
Karşılık verdiler: «Şimdi, nerede olduğu bilinme­diği halde, senin Allah'ın bizi nasıl yaratmış olabilir? Bize Allah'ını göster, o zaman yahudi olacağız.»
O zaman İsa dedi: «Eğer sizin O'nu görecek- göz­leriniz olsa, ben size O'nu gösteririm, fakat kör oldu­ğunuz için, O'nu size gösteremiyorum.»
Askerler karşılık verdiler: «Bu insanların sana verdiği onur mutlaka senin anlayışını götürmüş ol­malı. Çünkü, hepimizin başında iki gözü varken, sen bizim kör olduğumuzu söylersin.»
İsa cevap verdi: «Bedenî gözler, yalnızca cismi olan ve dıştaki şeyleri görebilir. Bu bakımdan, siz yal­nızca, hiç bir şey yapamayan altından, gümüşten ve tahtadan tanrılarınızı görebilirsiniz. Ama, biz Yahu-diyelilerin Allah'ımıza karşı korku ve iman şeklinde manevi gözlerimiz vardır, bu yüzden de, biz Allah'ı­mızı her yerde görebiliriz.» [120]
Askerler karşılık verdiler: «Konuşmana dikkat et, çünkü, eğer tanrılarımıza nefret yağdıracak olursan, seni Hirodes'in ellerine veririz, o da her şeye gücü ye­ten tanrılarımızın öcünü alır.»
İsa cevap verdi: «Eğer dediğiniz gibi, onların her şeye gücü yetiyorsa, beni bağışlayın, artık onlara ta­pacağım.»
Askerler bunu duyunca sevindiler ve putlarını yü­celtmeğe başladılar. O zaman îsa dedi: «Burada1 işle­rinize ihtiyaç vardır, sözlerinize değil, madem öyle, tanrılarınıza bir sineği yarattırın, ve ben onlara tapa­cağım.»
Askerler bunu duyunca yılıp, diyecek şey bulama­dılar, bunun üzerine İsa dedi: «Asla, onların tek bir sineği (bile) yeniden yaratmadıklarım gördüğümden, kendileri için, tek bir sözle her şeyi yaratmış olan Al­lah'ı bırakmıyacağım, O'nun adı tek başına orduları korkutur.»
- Askerler karşılık verdiler: «Şimdi şuna bakalım; çünkü biz seni al (ip götür) mek istiyoruz.» Ve ellerini İsa'ya karşı uzatmak istediler.
O zaman îsa dedi: «Adonai Sabaoth!» Bunun üze­rine, bir kişinin, yıkanıp yeniden şarapla doldurula­cakları zaman tahta fıçılan yuvarladığı gibi, askerler de hemen mabedten yuvarlanıp gittiler; o kadar ki, kendilerine dokunan kimse olmadığı halde, başları ve ayakları yere çarpıyordu.
Ve, o kadar korktular ve öyle bir şekilde kaçtılar ki, Yahudiye'de bir daha görünrnediler.
Kâhinler ve Ferisi'Ier kendi aralarında mırıldanıp dediler.- «O'nda Ba'al ve Eşterot'un bilgeliği var, ve bundan dolayı, Şeytan'ın gücüyle yaptı bunu.»
Isa ağzım açtı ve dedi: «Allah'ımız komşumuzun mallarını çalmamamızı emretti. Fakat, bu tek hüküm öylesine aşıldı ve kötüye kullanıldı ki, dünyayı günah­la doldurdu ve bu (günah) diğer günahların bağışlan­dığı gibi bağışlanmıyacaktır; çünkü, başka her günah için insan ağlar ve onu bir daha işlemez, namaz ve zekâtla birlikte oruç da tutarsa, Kadir ve Rahim olan Allah'ımız affeder. Fakat, bu günah o türdendir ki, zulmen alman geri verilmedikçe, asla bağışlanmaya-caktır.»
O zaman, bir yazıcı dedi: «Ey muallim, hırsızlık tüm dünyayı günahla nasıl doldurmuştur? Şimdi, Al­lah'ın lûtfuyla, yalnızca bir kaç hırsızın bulunduğu-ortadadır, onlar da kendilerini gösteremezler, çünkü hemen askerler tarafından asılırlar.»
îsa karşılık verdi.- «Mallan bilmeyen (metinden aynen) hırsızlan da bilmez, hem, bakın size diyorum ki, pek çokları ne yaptığını bilmeden çalar, bu yüzden de, günahlan başkalarınınkinden daha büyüktür, çün­kü bilinmeyen hastalık iyileşmez.»
O zaman Ferisîler İsa'ya yaklaşıp dediler: *Ey muallim, İsrail'de gerçeği tek sen bildiğin için bize öğ­ret.»
İsa karşılık verdi: «israil'de gerçeği tek benim bil­diğimi söylemiyorum, çünkü bu «tek» kelimesi başka­larına değil, yalnızca Allah'a ait. Çünkü, O Hakktır, hakkı (gerçeği) da yalnızca O bilir. Bu bakımdan, eğer ben böyle dersem, büyük bir hırsız olurum. Çünkü, Allah'ın şanını çalmış olurum. Ve, Allah'ı tek ben bi­liyorum demekle de, herkesten daha çok cehaletin içi* ne düşerim. Bu nedenle siz, tek benim gerçeği bildi­ğimi söylemekle ağır bir günah işlediniz. Ve, size di­yorum ki, eğer bunu teşvik etmek için dediyseniz, gü­nahınız daha da büyük olacaktır.»
Sonra İsa, herkesin sustuğunu görünce yeniden dedi: «Her ne kadar ben İsrail'de gerçeği bilen tek kişi değilsem de, tek ben konuşacağım; bu bakımdan, ma­dem bana sordunuz, (o halde) bana kulak verin.»
«Yaratılan her şey Yaratıcı'ya aittir, o şekilde ki, hiç bir şey herhangi bir şey için iddiada bulunamaz. Öyle de, ruh, nefs, beden, zaman, mal ve şan hep Al­lah'ın mülkiyetindedir. Eğer bir insan onları Allah'ın istediği biçimde almazsa, bir hırsız olmuş olur. Ve, ay­nı şekilde, eğer onları Allah'ın isteğinin aksine har­carsa, yine bir hırsız olmuş olur. Bu bakımdan diyo­rum ki size, ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, siz zamanı «yarın şöyle yapacağım, şöy­le bir şey söyleyeceğim, şöyle bir yere gideceğim» di­yerek ele alırsanız ve «inşa-Allah» demezseniz, hırsız olursunuz [121] ve zamanınızın daha iyi bölümünü Al­lah'ı memnun etmek için değil de, kendinizi memnun etmek için harcadığınızda daha büyük hırsız olursu­nuz ve daha kötü bölümünü Allah'a kulluk için har­cadığınızda, o zaman da kuşkusuz hırsız olursunuz."
 «Kim günah işlerse, hangi şekilde olursa olsun bir hırsızdır; çünkü o Allah'a kulluk etmesi gereken za­manı, ruhu ve kendi hayatını çalıp Allah'ın düşmanı Şeytan'a vermiş olur.»
«Bu bakımdan, onuru, canı ve malı olan insan malı mülkü çalındığı zaman hırsız asılacaktır; canı alındığı zaman, katilin başı kesilecektir ve adaletli olan budur, çünkü Allah böyle buyurmuştur. Ama, bir komşunun onuru alındığı zaman, neden hırsız çar­mıha gerilmez? Mal onurdan, gerçekten daha mı iyi­dir? Allah gerçekten, malı alanın cezalandırılacağını, malla birlikte canı alanın cezalandırılacağım, ama onuru alanın serbest kalacağını mı buyurmuştur? Hiç de değil, çünkü mırıldanmaları nedeniyle babalarımız va'd edilen ülkeye girmediler de, yalnızca çocukları (girdi). Ve, bu günah nedeniyle, yılanlar halkımızdan yetmiş bin kadarım öldürdü.
«Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve di­ridir ki, onuru çalan, bir insanı malından ve canından edenden daha büyük cezayı hak eder. Ve, mınldaya-na kulak veren de aynı şekilde suçludur. Çünkü, biri Şeytah'm diline, diğeri ise kulaklarına alır.»
Ferisîler bunları duyunca (öfkeden) patlıyorlardı, çünkü konuşmasına karşı çıkamıyorlardı.
Sonra İsa'nın yanına bir fakih yanaştı ve ona de­di : «Sayın muallim, bana anlat ki Allah, babalarımı­za neden ekin ve meyve bahşetmedi? Düşeceklerini bildiğinden, mutlaka kendilerine vermeli veya insan­lara onu-görme eziyetini çektirmemeliydi.»
İsa cevap verdi: «Adam, sen bana iyi dersin, fa­kat hata edersin, çünkü yalnızca Allah iyidir. Ve, Al­lah'ın neden senin beynine göre iş yapmadığım sor­makla daha çok hata edersin. Yine de sana cevap ve­receğim. O halde sana diyorum ki, Yaratıcımız Allah işinde kendisini bize uydurmaz, bu bakımdan meşrû^ olan, yaratılmışın O'nun yöntemini ve uygunluğunu değil de, bunun yerine, Yaratanın yaratılmışa değil, yaratılmışın Yaratan'a bağlı kalması için. Yaratıcısı Allah'ın şanını araştırmasıdır. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, eğer Allah insana her şeyi vermiş olsaydı, insan, kendisinin Allah'ın kulu ol­duğunu bilmeyecekti; ve böylece de kendini Cennet'in ^efendisi sayacaktı. Bu bakımdan, her zaman Azîm ve Sübhan olan Yaratıcı, Kendine bağlı kalsın diye in­sanı yemekten men etti.
«Ve, bakın size diyorum ki, kimin gözünde ışık varsa her şeyi açık görür ve bizzat karanlıktan bile ışık çıkarır; fakat kör böyle yapmaz. Bu nedenle di­yorum ki, eğer insan günah işlememiş olsaydı, ne ben ne de sen Allah'ın merhametini ve adaletini bilmeye­cektik. Ve, eğer Allah, insanı günah işleme istidadın­da yaratmamış olsaydı, bu konuda o, Allah'a eşit ola­caktı.. Bundan dolayı, Sübhan Allah insanı iyi ve ada-ietli yarattı,- ama kendi hayatı, kurtuluşu ve batışıyla ilgili olarak istediğini yapmakta serbest bıraktı.»
Fakih bunları işitince dondu kaldı ve şaşkınlık içinde ayrılıp gitti.
Sonra, başkanın iki yaşlı kâhini gizlice çağırarak mabedten çıkıp, öğle namazını kılmak için Süleyman verandasında oturup beklemekte olan îsa'ya gönder­di. Ve, (İsa'nın) yanında halktan büyük bir kalaba­lıkla birlikte havarileri de bulunuyordu.
Kâhinler İsa'ya yaklaşıp dediler: «Muallim, insan ekini ve meyveyi neden yedi? Allah onu yemesini is­tedi mi, istemedi mi?» Ve, onlar bunu îsa'yı yanıltmak için dediler; çünkü, «Allah isfedi» dese, «(öyleyse) ni­çin yasakladı?» karşılığını verecekler, «Allah isteme­di» dese, «o halde, Allah'ın istediğinin aksini yapabil­diğine göre, insan Allah'tan daha büyük bir güce sa­hip» diyeceklerdi.
İsa cevap verdi: «Sizin sorunuz, dağm üstünden geçen ve sağ ve solunda uçurum bulunan -bir yol gibi, ama ben ortadan yürüyeceğim.»
Bunu duyunca, kâhinler İsa'nın kalplerini bildiği­ni sezerek şaşırdılar.
Sonra îsa dedi: «Her insan ihtiyacı olduğundan, her şeyi kendi yararı için yapar. Ama, hiç bir şeye ih­tiyacı olmayan Allah, kendi hak arzusuna göre yaptı, Bu bakımdan, insanı yaratırken onu, Allah'ın kendine ihtiyacı olmadığını bilsin diye hür yarattı. Verbigratîa, kendi zenginliğini sergilemek için ve köleleri kendini daha çok sevsin diye, kölelerine hürriyet veren bir kralın yaptığı gibi.
«O halde, Allah insanı, Yaratıcı'suiı çok daha faz­la sevsin ve nimetini bilsin diye hür yarattı. Çünkü, Allah her ne kadar Kadir-i Mutlak olup, insana ihti­yacı yok ve onu kudretiyle de yaratmışsa da, hayır iş­leyip, şerre karşı koyabilecek şekilde onu serbest bı­rakmıştır. Çünkü, her ne kadar Allah'ın günaha en­gel olma gücü var idiyse de, kudret ve nimeti insanda görüldüğünden, insanda günaha karşı çıkmamak için, yani, insanda Allah'ın rahmeti ve adaleti yürüsün di­ye O, kendi nimetiyle çelişmiyecekti (çünkü, Allah'ta çelişme yoktur). Ve, gerçeği konuştuğuma işaret ola­rak, sizi başkâhinin beni aldatmak için gönderdiğini ve bunun da kâhinliğin meyvesi olduğunu size söylü­yorum.»
Yaşlı adamlar ayrılıp gittiler ve her şeyi başkâhi-ne anlattılar, o da dedi: «Bu herifin sırtında her şeyi kendisine söyleyen cin var; çünkü o İsrail krallığını arzular, ama Allah bunun da gereğine bakacaktır.» [122]
îsa öğle namazını kılıp da mabedten çıkarken, an­nesinin rahminden kör doğan birini gördü. Havarileri kendisine sorup dediler: «Muallim, bu adamda kimin günahı var, babasının mı, yoksa annesinin mi ki. (böy­le) kör doğmuş?»
îsa cevap verdi: «fcJe babasının, ne de annesinin günahı var onda, ama Allah, İncil'e bir şahit olsun di­ye onu böyle yarattı.» Ve, kör adamı yanma çağırıp, yere tükürerek çamur yaptı ve onu kör adamın göz­lerine sürdü ve ona dedi: «Siloam gölüne git ve yı-kan!>
Kör adam gitti ve.yıkanıp, ışığa kavuştu, ardın­dan, eve dönerken, kendisine rastlayan pek çokları de­diler: «Bu adam Korse, kesinlikle derim ki, mabedin güzel kapısında oturup duran adamdı.» Başkaları de­diler; «Odur, fakat ışığa nasıl kavuştu?» Ve, yanına yaklaşıp dediler: «Sen mabedin güzel kapısında otu­rup duran kör adam değil misin?»
Cevap verdi: «Oyum, neden (soruyorsunuz)?»    -Dediler: «Öyleyse, görme gücüne nasıl kavuştun?» Cevap verdi: *Bir adam toprağa tükürerek çamur yaptı ve bu çamuru gözlerimin üzerine koyup, bana dedi: *Git Siloam gölünde yıkan.» Gidip yıkandım ve şimdi görüyorum. İsrail'in Allah'ını teşbih ederim!»
Kör doğmuş olan adam mabedin güzel kapısına yeniden geldiği zaman, tüm Kudüs meseleyi duymuş­tu. Bunun üzerine, îsa aleyhinde kâhinler ve Ferisi-lerle konuşmakta olan kâhinlerin reisine getirildi.
Başkâhin kendisine sorup, dedi: «Adam, sen do­ğuştan kör değil iniydin?»
«Ya, evet» (diye) cevap verdi.
«Şimdi Allah'ın şanı üzerine», dedi başkâhin «an­lat bize, hangi peygamber sana rüyada göründü de ışık verdi. Babamız İbrahim miydi, yoksa Allah'ın ku­lu Musa mı, veya bir taşka peygamber miydi? Çünkü, başkaları böyle bir şeyi yapamaz.»
Kör doğmuş olan adam cevap verdi: «Ben rüya­da ne İbrahim'i, ne Musa'yı, ne de bir başka peygam­beri görüp iyileştirilmedim. Ben mabedin kapısında otururken bir. adam beni yanma 'getirtti, tükrüğüyle topraktan çamur yaparak, bu çamurun bir kısmını gözlerime sürdü ve beni yıkanmam için Siloam gölü­ne gönderdi; ben de oraya gidip yıkandım ve gözleri­min ışığıyla geri döndüm.»
Başkâhin kendisine o adamın adını sordu. Kör doğmuş olan adam cevap verdi: «Bana adını söylemedi, ama onu gören biri beni çağırarak dedi: «Git ve bu adamın sana söylediği gibi yıkan, çünkü o Nasıralı İsa'dır, Israililerin Allah'ının bir peygam­beri ve kutsal bir (kul)udur.»
O zaman başkâhin dedi: «O seni belki de bugün, yani sebt günü iyileştirdi?»
Kör adam cevap verdi: «Bu gün iyileştirdi beni.»
Başkâhin dedi: «Bakın şimdi, bu herif nasıl da günahkârın biridir, görüyorsunuz ki sebt gününe ria­yet etmez!»[123]
Kör adam karşılık verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir bilmem; ama şunu bilirim ki, ben kör iken o beni ışığa kavuşturdu.»
Ferisiler buna inanmadılar- bu nedenle de başkâ-hine dediler: «Anne ve babasını çağırtın, bize gerçeği söyler onlar.» Bunun üzerine kör adamın anne ve ba­basını çağırttılar ve'onlar gelince başkâhin kendile­rine şöyle sordu: «Bu adam sizin oğlunuz mudur?»
Cevap verdiler: «O bizim oğlumuzun ta kendisi­dir.»
JD zaman başkâhin dedi: «O, kör doğduğunu ve şimdi de gördüğünü söylüyor; nasıl olmuştur bu iş?»
Kör olarak doğan adamın baba ve annesi cevap verdi: «Evet, o kör doğmuştu,. ama, ışığı nasıl aldı­ğını bilmiyoruz; onun yaşı başı yerindedir, kendisine sorun, size gerçeği söyler.»
Bunun üzerine onlara yol verildi ve başkâhin ye­niden, kör doğmuş olan adama dedi: «Allah'ın şanı üzerine doğruyu söyle.»
(Kör adamın baba ve annesi konuşmaktan kork­muşlardı; çünkü, Roma Senatosu'ndan, ölüm acısına çarptırılmak (istemiyen) kimsenin, Yahudiler'in pey­gamberi İsa hakkında çekişmemesi için bir ferman çıkmıştı. Bu ferman valinin de eline ulaşmıştı, bu ne­denle, «Onun yaşı başı yerindedir, kendisine sorun» dediler.)
Sonra, başkâhin kör adama dedi: «Allah'ın şanı üzerine doğruyu söyle, çünkü- biz, senin kendini iyi­leştirdiğini söylediğin bu adamın bir günahkâr oldu­ğunu biliyoruz.»
Kör doğmuş olan adam cevap verdi: «O bir gü­nahkâr mıdır, değil midir bilmem. Ama şunu bilirim ki, ben görmüyordum, o beni ışığa kavuşturdu. Dün­yanın başlangıcından bu saate kadar, kesinkes, kör doğup da ışığa kavuşturulan kimse olmamıştır. Ve Al­lah günahkârlara kulak asmaz.»
Ferisiler dediler: «Seni ışığa kavuştururken ne yaptı?»     
O zaman kör doğmuş olan bunların inançsızlığı­na şaştı kaldı ve dedi: «Söyledim ya, neden bir daha soruyorsunuz bana? Siz de O'nun şakirtleri olmaz mı­sınız?»
O zaman, başkâhin kendisine küfredip dedi: «Sen zaten günah içinde doğmuşsun, öyleyken bize öğret­meğe mi kalkıyorsun? Def ol ve ve böyle bir adamın sen şakirdi ol! Çünkü, biz Musa'nın şakirtleriyiz ve biliyoruz ki, Allah Musa ile konuşmuştur; bu adama gelince, onun neci olduğunu bilmiyoruz.» Ve, onu hav­ra ve mabedten atıp, Israilller arasındaki temizlerle birlikte ibadet etmesini yasakladılar.
Kör doğmuş olan adam gidip îsa'yı buldu. O da kendisini şöyle teselli etti: «Hiç bir zaman şimdiki ka­dar kutsanmamıştın, çünkü, peygamberi ve babamız Davud kanalıyla dünyanın dostlarına karşı, «Onlar lanetlerler, ben kutsarım» diyen Allah'ımız tarafından kutsandın; ve O, peygamber Mika aracılığıyla da de­di : «Ben sizin kutsamanızı lanetlerim. Çünkü, Allah'ın dilemesinin dünyanın dilemesine zıt olduğu kadar yer göğe, su ateşe, ışık karanlığa, soğuk sıcağa veya. sevgi nefrete zıt değildir.»
Havariler ardından kendisine şöyle sordular: «Rab,, sözlerin pek güzel; bu nedenle anlam darın) ı bize söy­le, çünkü henüz anlamış değiliz.»
îsa cevap verdi: «Dünyayı tanıdığınız zaman gö­receksiniz ki, ben gerçeği konuştum ve böylece her peygamberdeki gerçeği de tanıyacaksınız.»
«O halde bilin ki, tek bir adda birleşmiş üç türlü dünya vardır: Biri, su, hava ve ate$le birlikte gökleri ve yeri ve insanın altında olan tüm şeyleri temsil eder. Şimdi, bu dünya her şeyiyle, Allah'ın peygamberi Da­vud'un, «Allah onlar için çiğnemedikleri bir kural koy-, muştur» dediği gibi, Allah'ın iradesine uyar.»
İkincisi, nasıl «bunlardan birinin evi».-duvarları değil de, aileyi temsil ediyorsa, bunun gibi tüm insan­ları temsil eder, şimdi bu dünya yine Allah'ı sever; çünkü fıtratları gereği Allah'ı özlerler. O kadar ki, fıtrata göre herkes, Allah'ı aramada yanılgıya düşse de, Allah'ı özler. Ve, * biliyor musunuz, hepsi Allah'ı neden özler? Çünkü, onlar, herkes hiç bir kötülüğü olmayan sonsuz bir iyiliğin özlemini duyar, bu ise yal­nızca Allah'tır. Bu bakımdan, Rahman olan Allah, bu dünyaya kurtuluşu için peygamberlerini göndermiştir.
«Üçüncü dünya, insanların, dünyanın yaratıcısı Allah'a aykırı bir kanuna dönüşmüş olan günaha bat­mış durumudur. Bu, insanı Allah'ın düşmanları olan cinlere benzetir. Ve, Allah'ımız bu dünyadan öylesine şiddetle nefret eder ki, eğer peygamberler bu dünya­yı sevmiş olsalardı, ne düşünürsünüz? mutlaka Allah kendilerinden peygamberliklerini alırdı. Ve nasıl söy-liyeyim ki ben? Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah'ın Elçisi dünyaya gelince eğer bu şerli dünyaya karşı bir sevgi duyacak olsa, mutla­ka Allah ondan, kendisini yarattığı zaman vermiş ol­duğu tüm şeyleri alır ve, onu ebediyyen cezalandırır; Allah bu dünyaya işte bu derecede zıttır.»
Havariler karşılık verdiler: «Ey muallim, sözlerin öylesine güzel, bu bakımdan bize merhamet et, çün­kü onları anlamıyoruz.»
îsa dedi: «Sanır mısınız ki, Allah Elçisi'ni kendi-sini Allah'la eşit tutmak isteyecek bir rakip olarak ya­ratmıştır? Kesinlikle hayır, aksine, efendisinin isteme­diğini istemeyecek olan itaatkâr kölesi olarak (yarat­mıştır.) Siz bunu anlayamazsınız, çünkü neyin günah olduğunu bilmiyorsunuz. Bu nedenle, sözlerime kulak yerin. Bakın, dikkat edin, diyorum ki size, günah in­sanda Allah'a aykın bir şey olmadıkça ortaya çıkmaz; çünkü, yalnızca Allah'ın dilemediği şey günahtır; o ka­dar ki, Allah'ın dilediği her şey günaha yabancıların yabancısıdır. Bu durumda, eğer Ferisîlerle bizim baş-kâhinlerimiz ve kâhinlerimiz, İsrail halkı bana Aîlah dediği için banajşkence etseler, Allah'ı razı eden bir şey yapmış olurlar ve Allah da kendilerini ödüllendi­rir. Fakat, benim gerçeği, gelenekleriyle Allah'ın pey­gamberleri ve dostları olan Musa ve Davud'un lcitab-lannı tahrif ettiklerini söylememi istemiyerek, tersi bir nedenle bana işkence ettiklerinden ve bu yüzden benden nefret edip, ölümümü arzuladıklarından, işte bundan dolayı Allah kendilerini tiksinti ve nefretle kabul eder.
«Söyleyin bana, Musa insan öldürdü, Ahab da in­san öldürdü, bu, her iki durumda da kati değil midir? Kesinlikle değil; çünkü Musa, puta-tapıcıhğı yok et­mek ve Hakk olan Allah'a ibadet etmeği koruyup sür­dürmek için insan öldürdü; ama Ahab ise, insanları Hakk olan Allah'a ibadeti yok etmek ve puta-tapıcı-lığı koruyup sürdürmek için öldürdü, bu nedenle, Mu­sa için insan öldürmek kurbana dönüşürken, Ahab için (dine karşı) saygısızlığa dönüştü; o kadar ki, bir ve aynı iş bu iki zıt etkiyi ortaya çıkardı.»
Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diri­dir ki, eğer Şeytan meleklerle onların Allah'ı nasıl "sevdiklerini görmek için konuşmuş olsaydı, Allah'ın reddine uğramıyacakti; ama, onları Allah'tan yüz çe­virtmenin yollarım aradı, bu yüzden de ebedi azapta­dır.»
O zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «O halde, îsrail krallarının kitabında yazılı olduğu gibi, Allah'ın yalancı peygamberlerin ağzıyla söylenmesini takdir buyurduğu yalanla ilgili olarak, peygamber Mikaya'da söylenen şey nasıl anlaşılmalıdır?»
îsa karşılık verdi: «Ey Barnabas, olanları kısaca anlat ki, gerçeği açıkça görelim.»
O zaman, yazan gedi: «Peygamber Danyaî, îsrail krallarının ve tiranlarının tarihini anlatırken şöyle yazar: «îsrail kralı, Emmoniler olan Belial oğullarına (yani, fasık/facirlere) karşı savaşmak için Yahuda kralıyla birleşti. Şimdi, Yehuda kralı Yehoşafat ve İs­rail kralı Ahab ikisf birlikte Samiriyede bir tahtta otu­rurlarken, önlerine dört yüz yalancı peygamber gelip, îsrail kralına dediler: «Ammonîlere karşı çık, çünkü Allah onları senin ellerine verecek. Ve sen Ammon'u parçalayacaksın.»
O zaman Yehoşafat dedi: «Burada babalarımızın Allah'ının herhangi bir peygamberi var mıdır?»
Ahab cevap verdi: «Yalnızca bir tane var, o da şerlidir, çünkü benimle ilgili -olarak her zaman şer ha­ber verir durur; ve ben de onu hapiste tutuyorum.» Böyle, yani «yalnızca bir tane var», çünkü Allah'ın fermanıyla o kadar çok peygamber öldürülmüştü ki, peygamberler sizin de dediğiniz gibi ey muallim» in­sanların bulunmadığı dağ tepelerine kaçmışlardı.»
O zaman Yehoşafat dedi: «Onu buraya çağırt ba­kalım, ne der.».
Bunun üzerine Ahab Mikaya'nm oraya çağınlma-sını emretti. O da ayağında bukağılarla ve hayatla ölüm arasında bulunan bir insan gibi, şaşırmış bir yüz­le geldi.
Ahab kendisine sorup dedi: «Allah adına konuş Mikaya, biz Ammoniler'e karşı çıkacak mıyız? Allah, onların şehirlerini bizim ellerimize verecek mi?»
Mikaya cevap verdi: «Çık, çık, çünkü başarılı bir gekilde çıkacak ve yine daha başarılı bir şekilde ine­ceksin!»
O zaman, yalancı peygamberler Mikaya'yı Allah'­ın gerçek bir peygamberi olarak övüp, ayaklarındaki bukağılan kırıp çıkardılar.
«Allah'ımızdan korkan ve hiçbir zaman putlar önünde diz çökmemiş olan Yehoşafat Mikaya'ya so­rup, dedi: «Bu savaş işini nasıl görüyorsun, babala­rımızın Allah'ı aşkına doğruyu konuş.»
Mikaya cevap verdi: «Ey Yehoşafat, senin yüzün için korkuyorum. Bu nedenle eliyorum ki sana, îsrail kavmini çobansız koyun gibi görüyorum.»
O zaman Ahab gülümseyerek, Yehoşafat'a dedi: *Sana bu herifin yalnızca şerri haber verdiğini söyle­miştim de, sen inanmamıştın.»
Sonra ikisi de dediler: «Şimdi, bunu nerden bilir­din ey Mikaya?»
Mikaya cevap verdi: «Herhalde Allah'ın huzurun­da bir melekler heyeti toplandı ve ben Allah'ın şöyle gediğini işittim: «Ahab'ı Ammon'a karşı çıkıp, öldü­rülmesi için kim kandıracak?» Bunun üzerine, biri .bir §ey dedi, öbürü bir başka şey dedi. Sonra, bir melek gelip dedi: «Rabb, ben Ahab'a karşı savaşacak ve ya_ îancı peygamberlere gidip, yalanı onların diline koya­cağım ve böylece o da karşı çıkıp, öldürülecek.» Ve Allah bunu duyunca dedi: «Şimdi git ve öyle yap, çüj^ kü sen başaracaksın.»
O zaman yalancı peygamberler kızdı ve reisleri Mikaya'nın yanağına tokat atıp, dedi: «Ey Allah'ın fa-sığı, gerçeğin meleği ne zaman bizi bıraktı da sana geldi. Söyle bize, yalanı getiren melek bize ne zaman
geldi?»
Mikaya cevap' verdi: «Kralınızı aldattığınız için, öldürülmek korkusuyla evden eve kaçtığınız zaman öğreneceksiniz.»
O zaman Ahab gazaba gelip dedi: «Mikaya'yı ya­kalayın, ayaklarındaki bukağılan yanağına vurun ve ben dönünceye kadar kendisine arpa ekmeği ve su ve­rin, çünkü şu anda, ona nasıl bir ölüm biçeceğimi bil­miyorum.»
Sonra gittiler ve her şey Mikaya'nın dediği gibi oldu. Çünkü, Ammoniler'in kralı kullarına dedi: «Ba­kın, ne Yehuda kralına, ne de israil reislerine karşı savaşıyorsunuz, ama, düşmanım olan İsrail kralı Ahab'ı öldürün.» [124]
O zaman îsa dedi: «Burada kal Barnabas çünkü amacımız açısından bu kadarı yeterli.»
«Hepsim işittiniz mi?» dedi îsa.
Havariler cevap verdiler: «Evet Rab.»
Bunun üzerine îsa dedi: «Yalan söylemek bir günahtır,-ama kati daha büyük bir günahtır; Sünkü, yalan, söyleyene ait bir günahken, kati, işle-çene a'jt ise de, Allah'ın burada, yeryüzündeki en kıy­metli şeyini, yani insanı da yok eder. Ve, yalan söy­lemeğe, söylenen şeyin aksini söylemekle çare bulu­nabilir;' halbuki katlin çaresi yoktur. Çünkü, ölüye ye­niden hayat vermek mümkün değildir. O halde söyle­vin bana, Allah'ın kulu Musa öldürdüklerinin hepsini öldürmekle günah mı işledi?»
Havariler cevap verdiler: «Haşa, haşa ki, Musa kendisine emreden Allah'a itaat etmekle günah işle­miş olsun!»
O zaman İsa dedi: «Ben de diyorum, haşa ki, Ahab'm yalancı peygamberlerini yalanla kandıran şu melek, günah işlemiş olsun; çünkü, Allah nasıl insan­ların boğazlanışmı kurban diye kabul etmişse, bu ya­lanı överek kabul etmiştir. Bakın, bakın, diyorum ki size, nasıl, ayakkabılarını bir devin ölçüsüne göre yap­tıran çocuk hata ederse, aynen öyle de, insanın ken­disi kanuna tabi iken Allah'ı kanuna tabi kılan da ha­ta eder. Bu bakımdan, yalnızca Allah'ın dilemediği Şeyin günah olduğuna inandığınız zaman, size söyle­diğim gibi, doğruyu bulmuş olacaksınız". Bu nedenle, Çünkü Allah bileşik değildir ve değişemez, öyleyse ay­nı zamanda farklı şey dileyemez ve dilemez; çünkü, böyle olsaydı, kendinde çelişki ve neticede dert barın-racaktı ve sonsuz derecede Kudsi ve Sübhan olma­yacaktı.»
Filipus    karşılık    verdi:     «Öyleyse,    peygamber mos'un şu sözü nasıl anlaşılmalıdır? Şehirde Allah'ın sapmadığından başka kötülük yoktur.-
su   ,Sa CevaP verdi: «Şimdi bak buraya Filipus, Feri- m yaptığı gibi harflerde çakılıp kalmanın tenlikeşi ne kadar büyüktür; onlar, kendileri için, «seçilen­ler de Allah'ın takdirini» icat ettiler, öyle ki, gerçek­te, Allah'ın haksız, kandırıcı, yalancı ve (üzerlerine gelecek) hükümden nefret edici olduğunu demeğe ge­tiriyorlar.»
Bu bakımdan diyorum ki, burada Allah'ın pey­gamberi ^.rnos, dünyanın kötülük dediği kötülükten söz etmektedir; çünkü, eğer müttakilerin dilini kullan­mış olsaydı, dünyadakiler tarafından anlaşılmayacak­tı. Çünkü, bütün dertler iyidir; ister yaptığımız kötü­lükleri temizledikleri için olsun, ister bizi kötülük yap­maktan alıkoydukları için iyi .olmuş olsun, isterse ebe­dî hayatı sevip, özleyelim diye, insana bu hayatın du­rumunu öğrettikleri için, iyi olmuş olsun. îşte, eğer Amos, «Allah'ın yaptığından başka şehirde hiç bir iyi­lik yoktur» demiş olsaydı, zenginlik içinde yaşayan günahkârlara ve kendilerini belâ içinde gören dertli­lere ümitsizlik için fırsat tanımış olacaktı. Ve daha kötüsü, Şeytan'm insan üzerinde böyle bir egemenliği olduğuna inanan pek çokları, dert çekmemek için Şey-tan'dan korkacaklar ve ona kulluk edeceklerdi. Bu ne­denle Amos, başkâhinin huzurunda konuşurken onun sözlerine bakmayıp, îbranî dilini konuşmayı bilmeyen Yahudi'nin iş ve dileğini dikkate alan Romalı tercü­manın yaptığını yapmıştır.                     
Eğer Amos, «Şehirde Allah'ın yaptığından başka iyilik yoktur» demiş olsaydı, ruhumun huzurunda dur­duğu Allah sağ ve diridir ki, ağır bir hata işlemiş ola­caktı; çünkü, dünya kendini beğenme yoluyla işlenen kötülük ve günahların dışında hiç bir iyilik barındır­maz. Böyle olunca da, insanlar kendinden yerin titre­diği (böyle bir sözü) duymakla, «Allah'ın yapmadığı» herhangi bir günah ve kötülük olmadığına inanarak daha çok kötülük işleyeceklerdi.» Ve îsa bunu demişti ki, hemen büyük bir deprem oldu. O kadar ki, herkes ölü gibi yere düştü. Isa onları kaldırıp, dedi: «Şimdi, benim size doğruyu söyleyip söylemediğimi görün iş­te. O halde, Amos'un, dünyadakilerle konuşurken «Al­lah şehirde kötülük yapmıştır» derken, sadece günah­kârların kötülük dediği dert ve belâlardan söz ettiği (konusunda) bu kadarı yetsin.» [125]
Şimdi, bilmek istediğiniz takdire gelelim.ve size bundan inşa-Allah yarın öte tarafta, Erden kıyısında söz edeceğim.
İsa havarileriyle Erden'iri ötesindeki çöle gitti ve öğle namazı kılınınca bir palmiye ağacının yanına oturdu. Palmiye ağacının gölgesine de havarileri otur­dular.
Sonra İsa dedi: «Takdir öylesine gizlidir ki ey kar-. deşler, size diyorum ki bakın, o yalnızca bir kişiye açık­ça bilinecektir. O, milletlerin aradığı, Allah'ın gizlilik­lerinin kendisine öylesine açık olacağı kimsedir; o dün­yaya geldiği zaman, onun sözlerini dinleyecek olan­lar kutsanacaktır.. Çünkü bu palmiye ağacının bizi gölgelendirdiği gibi, Allah da onları rahmetiyle gölgelen­direcektir. Yaa, nasıl bu ağaç bizi güneşin yakıcı ısı­sından koruyorsa, Allah'm rahmeti de, o kişiye ina­nanları Şeytan'dan öyle koruyacaktır.»
Havariler karşılık verdiler: «Ey muallim, sözünü ettiğiniz bu dünyaya gelecek kişi kim olacak?»
İsa kalb coşkusuyla cevap verdi: «O, Allah'm El­çisi Muhammed'dir. Ve o dünyaya geldiği zaman, yağ­murun, uzun bir süre yağmur almadıktan sonra yeıe meyve verdirmesi gibi, o da getireceği bol rahmetle insanlar arasında saliH ameller için bir fırsat olacak. Çünkü, O, Allah'ın rahmetiyle yüklü beyaz bir bulut­tur. Bu rahmeti Allah, raürşidîer üzerine yağmur gibi fışkırtacaktır.» [126]
îşte şimdi size, Allah'ın bu aynı takdirle ilgili ola­rak bilmem için bana bahşettiği azıcık şeyi anlataca­ğım. Ferisîler derler ki, «her şey önceden o şekilde tak­dir edilmiştir ki, seçilmiş olan fasık/facir olamaz, fa-sık/facir olan da, ne olursa olsun seçilmiş olamaz; ve nasıl Allah salih ameli, üzerinde seçilmişlerin kurtu­luşa doğru yürüdüğü yol olarak önceden takdir et­mişse, aynı şekilde günahı da, üzerinde fası k/f acirle-rin helake yürüdüğü yol olarak önceden takdir etmiş­tir.» Bunu yazan elle birlikte,., diyen dile de lanet ol­sun. Çünkü bu, Şeytan'm inancıdır. Buradan kişi gü­nümüz Ferisîlerinin durumunu bilebilir. Çünkü onlar, Şeytan'm inanmış kullarıdır.
«Takdir, kişinin elinde araç olarak bulundurduğu şeye son veren mutlak bir iradeden başka ne anlama gelebilir? O halde, yalnızca harcayacak taş ve para değil, aynı zamanda, üzerine bir ayak koyacak kadar arsası da olmayan bir kişi evi nasıl takdir edecektir? (Böyle bir şeyi) asla kimse (yapamaz). Öyleyse size diyorum ki, takdir, Allah'ın insana kendi pak nimeti, kendi kanunundan verdiği hür iradeyi çekip almak­tan öte bir şey değildir. Yerleştirmekte olduğumuz, kesinlikle takdir değil, sadece kötülük aracıdır.
«Musa'nın kitabı gösteriyor ki, şu insan hürdüı. Allah'ımız kanunu Sina dağında verdiği zaman şöy­le konuşmuştur: «Benim buyruğum gökte değil ki.» şimdi kim Allah'ın buyruğunu gidip bize getirecek ve acaba kim ona uyma gücünü bize verecek?» diye ken­dine mazeret arayasın. Ama, benim buyruğum senin kalbinin yanındadır, ki dilediğin zaman ona uyâbile-sin.»
Söyleyin bana, eğer kral Hirodes yaşlı bir adama gençleşmesini ve hasta bir adama düzelmesini emret-se, onlar bunu yapmayınca kendilerini öldürtse, bu adalet olur mu?»
Havariler cevap verdiler: «Eğer Hirodes böyle bir emir verse, en zalim ve dinsiz (kişi) olur.»
O zaman Isa iç çekerek, dedi: «Bunlar insanî ge­leneklerin meyveleridir kardeşler; çünkü, Allah fasık/ faciri (bir daha) seçilmiş olamayacak şekilde önce­den takdir etmiştir demekle, onlar Allah'ı en dinsiz ve zalim yaparak küfrediyorlar. O, günahkâra günah iş­lememeği, işlediği zaman da tevbe etmeği emreder; halbuki, bu tür bir takdir günahkârdan günah işle­meme gücünü çekip alır ve tevbeden tümüyle yoksun bırakır.»
Allah'ın peygamber Yoel aracılığıyla ne dediğini de duyun: «Sağ ve diriyim ki, (der) Allah'ımız, gü­nahkârın ölümünü dilemem, ama onun tevbeye gel­mesini ararım.» O halde, AJlah dilemediği şeyi önce­den takdir mi edecektir? Bir, Allah'ın dediğine balcın, bir de bu zaman Ferisîlerinin dediğine.
«Dahası var, Allah peygamber îşaya aracılığıyla der: «Ben çağırdım, sizse beni dinlemediniz.» Ve, Al­lah ne kadar çağırmış-, aynı peygamber aracılığıyla dediğini duyun; «Bütün gün ellerimi bana inanmayan bir kavme yaydım da, bana karşı geldiler.» Ve, bizim Ferisî'lerimiz fasık/facirin seçilmiş olamıyacağını söy­lerken, Allah'ın, beyaz bir şey gösterip kör bir adam­la alay etmek gibi, veya sağu* bir adamla kulakları­na konuşarak alay etmek gibi insanlarla alay ettiğin­den başka bir şey mi söylemiş oluyorlar? Ve, seçilmi­şin fasık/facir olamıyacağı konusunda, bakın Allah'ı­mız Hezekiel peygamber aracılığıyla ne diyor: «Sağ ve diriyim ki* der Allah «eğer takva sahibi takvasını bırakır da, kirli işler yaparsa helak olur. Artık onun takvasından da hiç bir şey hatırlaıriaz olurum; çünkü takvasına güvenirse, takvası onu Benim önümde terk eder ve onu kurtarmaz.»
.Ve, fasık/faciri çağırma konusunda, Allah pey­gamber Hoşea aracılığıyla şundan başka bir şey mi der: «Ben seçilmiş olmayan bir kavmi çağıracağım, onlara seçilmiş diyeceğim.» Allah doğrudur ve yalan söylemez; çünkü doğru olan Allah doğruyu söyler. Ama, bu zamanın Ferisîleri akideleriyle Allah'a tü­müyle karşı çıkarlar.»
Andreas karşılık verdi: «Ama, Allah'ın Musa'ya dediği şu, merhamet etmek dilediğine merhamet ede­ceği, katılaştırmak dilediğini katüaştıracağı (sözü) nasıl anlaşılmalıdır?»
îsa cevap verdi: «Allah bunu, insanın kendi fazi­letiyle kurtulacağına inanmaması, bunun yerine, ha­yatın ve Allah'ın merhametinin kendisine Allah tara­fından nimeti olarak bahsedildiğini idrak etmesi için der, Ve bunu. insanların Kendinden başka tanrılar bu­lunduğu düşüncesinden kaçınmaları için der.
«Bu bakımdan, eğer Allah Firavun'u katılaştır-dıysa, o, kavmimize işkence edip, onu İsrail'deki tüm erkek çocukları yok etmekle hiçe indirmeğe kalkıştığı için yapmıştır. O zaman Musa da hayatını kaybede-yazmiştı.
«Aynı şekilde, bakın size diyorum ki, takdir ken­disine temel olarak Allah'ın kanununu ve insanın hür iradesini alır. Evet, ve eğer Allah kimse helak olma­sın diye tüm dünyayı kurtaracak olsa, ruhun tepeden baktığı bu çamur (yığını), ruh gibi günah işlese bile, tevbe etme gücüne sahip olsun ve ruhun fırlatılıp atıl­dığı o yerde oturmağa gelsin diye, Şeytan'a garaz ola­rak kendisine sakladığı hürriyetten insanı yoksun bı­rakmamak için bunu yapmaz. Allah'ımız, diyorum ki, rahmetiyle insanın hür iradesini izlemek diler, yara­tığı kudretiyle terketmek dilemez. Ve, bu nedenle hü­küm gününde kimse, günahları için herhangi bir ma­zerette bulunamıyacaktır [127]. Çünkü, Allah'ın doğru yola gelmeleri için neler neler yaptığı ve ne kadar sık kendilerini tevbe etmeğe çağırdığı o zaman herkes için apaçık ortada olacaktır.
«İşte böyle, eğer zihniniz bununla da yetinip du-rulmadıysa ve yine «neden böyle?» demek istiyorsa­nız, size bir «neden»i daha açıklayacağım. O da şu­dur : Söyleyin bana, neden (tek) bir taş suyen üstün­de duramaz da, tüm yer yüzü suyun üstünde durur? Söyleyin bana, su ateşi söndürür ve yer havadan ka­çarken ve kimse toprak, hava, su ve ateşi uyum için­de bir araya getiremezken, yine de bunlar insanda bir araya geliyor ve uyum içinde kalıp gidiyorlar, neden?
«O halde bunu bilmiyorsanız —hem, tüm insanlar da insan olarak bunu bilmezler— Allah'ın kâinatı hiç yoktan tek bir sözle yarattığını nasıl anlıyacaklar; Al­lah'ın sonsuzluğunu nasıl anlıyacaklar? Ne olursa ol­sun bunu asla anlı yamayacaklardır. Çünkü insan, son­lu ve peygamber Süleyman'ın dediği gibi vücutla bile­şim içinde olup, bozulabilir ve ruhu da baskı altmda tutarken ve Allah'ın işleri de Allah'a göreyken onları nasıl anliyabilecekler?
«Allah'ın peygamberi îşaya (bunun) böyle (oldu­ğunu) gördüğünden, haykırıp, dedi: «Gerçekten sen gizli bir Allah'sın!» Ve, Allah'ın Elçisi hakkında, Al­lah O'nu nasıl yarattı, o der: «Onun doğuşu, kim an­latacak?» [128], Ve, Allah'ın işlemesi hakkında der: «Onun danışmanı kim?» Bu bakımdan, Allah insan tabiatına der: «Nasıl gök yerin üstünde yükseltilmiş­se, benim yöntemlerim, sizin yöntemleriniz üzerinde ve benim emrim sizin emriniz üzerinde yükseltilmiş­tir.»
Bu nedenle size diyorum ki, takdirin niteliği, du­rum benim size anlattığım gibiyse de, insanlara açık değildir.
Öyleyse insan, yöntemi bulamadığı için gerçeği inkâr mı etmelidir? Ben, nasıl olduğu anlaşılmadığı halde sıhhati reddeden bir kimseyi henüz görmüş de­ğilim. Hem, Allah'ın benim dilimle hastalan nasıl iyi­leştirdiğini bile bilmiyorum.»
O zaman havariler dediler: «Gerçekten sende Al­lah konuşuyor, çünkü insan senin konuştuğun gibi asla konuşmamıştır.»
İsa kafşihk verdi: «Ben inanın ki, Allah beni îs-rail ailesine göndermek için seçtiği zaman, bana apa­çık bir aynaya benzeyen bir kitap verdi; o, benim kal­bime o şekilde indi ki, konuştuğum şeylerin hepsi bu kitaptan geliyor. Ve, bu kitabın benim ağzımdan çık­ması sona erdiği zaman, ben .dünyadan yukarı alına­cağım.»
Petrus karşılık verdi: «Ey muallim, senin şimdi söylediğin bu kitabta yazılı mıdır?»
îsa cevapladı: «Allah'ın ilmi ve Allah'a kulluk hakkında, insan bilgisi ve insanlığın kurtuluşu hak­kında söylediğim her şey, hepsi benim încil'im olan bu kitabtan çıkar.»
Petrus dedi: «Onda Cennet'in ihtişamı (da) yazılı mıdır?» [129]
İsa cevap verdi: «Dinleyin ve ben Cennet'in ne tür olduğunu ve kutsal kişilerle mü'minlerin orada na­sıl sonsuz olarak kalacaklarım size anlatacağım; çün­kü, bu Cennet'in en büyük nimetlerinden biridir; gö­rüyorsunuz Ki, her şeyin ne kadar büyük olursa olsun, madem ki bir sonu var, o halde küçüktür, hatta hiçtir.
«Cennet, Allah'ın nimetlerini depo ettiği yurttur; burada kutlu ve kutsanmışların ayaklarının bastığı yer öylesine kıymetlidir ki, bir dirhemi bin dünyadan daha değerlidir.
«Bu nimetler Allah'ın peygamberi babamız Davud tarafından görülmüştür, çünkü, Allah, Cennet'in ihti­şamına baksın diye bunları kendisine göstermiştir. O, ardından kendine gelince, iki elleriyle gözlerini kapa­mış ve ağlıyarak demiştir: «Bu dünyaya daha fazla bakmayın ey benim gözlerim, çünkü her şey boş ve hiç bir iyi şey yok!»
«Bu nimetler hakkında îşaya peygamber demiş­tir: «Allah'ın sevdikleri için hazırladığı şeyleri insa­nın gözleri görmemiştir, kulakları işitmemiştir. însan kalbi de tasavvur etmiş değildir.» Neden bu tür nimet­leri görmemişler, işitmemişler ve tasavvur etmemiş­lerdir biliyor musunuz? Şundan ki, burada aşağıda yaşarken, bu tür şeyleri müşahade edecek değerde de­ğillerdir. Bu bakımdan, babamız Davud, onları ger­çekten görmüşse de, size diyorum ki, onları insan gö­züyle görmüş değildir; Allah ruhunu kendisine almış ve böylece Allah'la bir olarak, onları ilâhi ışıkla gör­müştür. Ruhumun huzurunda-durduğu Allah sağ ve diridir ki, Cennet'in nimetleri sonsuz, insan ise sonlu olduğundan, küçük bir toprak kavanozun denizi içine alamayacağı gibi, insan da onları içine sığdıramaz.
«Öyleyse bakın ki, dünya her şeyin meyve verdi­ği yaz vakti ne kadar da güzeldir! Vakti gelen haSat nedeniyle sarhoş olan şu köylü, emeklerini son dere cede sevdiği için vadileri ve dağları türküleriyle an­latır. Şimdi, onları yapana yakışan meyvelerle her
«Allah sağ ve diridir ki, Cenneti bilmek bakımın­dan bu kadarı yeterlidir. Öyle ki, Allah,. Cennet'i ken di nimetlerinin yurdu olarak yaratmıştır. Şimdi ölçü suz derecedeki iyiliğin, ölçüsüz derecede iyi şeyleri ol mayacagmı mı düşünüyorsunuz? Veya, ölçüsüz dere­cedeki güzelliğin ölçüsüz derecede güzel şeyleri olma­yacağını mı? Sakmm ki, eğer olmayacağını düşünür­seniz, büyük hata işlersiniz.»
Allah, kendine inanarak kulluk edecek olan in­sana şöyle der: «Senin yaptıklarım biliyorum, seri Be­nim için çalışıyorsun. Ebediyyen sağ ve diriyimdir ki, senin sevgin Benim nimetimi   aşmayacaktır.   Madem kendini Benim eserim bilip, Bana yaratıcın Allah ola­rak kulluk edersin, ve madem, Bana inanarak kull^ık etmek için Ben'den rıza ve merhametten   başka bir şey istemezsin; madem, Bana sonsuza değin kulluk et­mek arzusuyla Bana kulluğa bir son vermezsin, ben de işte aynen böyle yapacak ve seni, Allah'mışsm, be­nim dengimmişsin gibi ödüllendireceğim. Ellerine yal­nızca Cennet'in bol nimetlerini koymakla kalmayacak, aym zamanda sana kendim de bir hediye vereceğim; şöyle ki, nasıl sen ebediyyen Benim kulum olmak isti­yorsan, ben de senin ücretini ebedî yapacağım.»
«Cennet hakkında   ne düşünürsünüz?»   dedi İsa havarilerine. Böylesi zenginlik ve nimetleri kavrıyabi- _ lecek bir akıl var mıdır? İnsanın Allah'mki kadar ge­niş bilgisi olmalı ki, Allah'ın kullarına vermek istedi­ği şeyleri bilebilsin.
«Hirodes   gözde baronlarından birine   bir hediye . verirken, hangi türde hediye verir, hiç gördünüz mü?
Yuhanna karşılık verdi: «İki kez gördüm; emin olun ki, oriun verdiği şeyin onda biri yoksul bir ada­ma yetecektir.»
İsa dedi: «Ya yoksul bir adam Hirodes'e hediye verecek olsa, ne verir ona?»
Yuhanna cevap yerdi: «Bir veya iki metelik.» «Şimdi, bu sizin cennet hakkındaki bilgiyi ~etüd edeceğiniz kitabınız olsun» (dedi İsa) «çünkü, Allah'ın insana bedeni için bu dünyada verdiği şeylerin hepsi, sanki Hirodes'e yoksul bir adamın bir metelik verme­si gibidir ama, Allah'ın bedene ve ruha Cennet'e ve­receği şeyler, Hirodes'in sahip olduğu herşeyi, hatta hayatını hizmetçilerinden birine vermesi gibidir.»
«Allah, kendisini sevene ve inanarak kulluk ede­ne şöyle der: «Git ve denizin kumlarına bak ey kulum, ne kadardır? Öyleyken, eğer deniz sana tek bir kum taneciği verecek olsa, bu sâna az gelmez mi? Mutla­ka, öyle. Ben, Yaratıcın sağ ve diriyimdir ki, bu dün­yada yeryüzünün tüm reislerine ve krallarına verdi­yim şeylerin tümü, sana Cennetimde vereceğim şey­lere oranla, denizin sana verdiği bir kum taneciğin­den daha azdır.»
«O halde» dedi Isa, «Cennetin bolluğunu siz göz-önüne getirin. Çünkü eğer Allah bu dünyada insana bir kaç gramlık mal vermişse. Cennette on yüz bin yük verecektir. Bu dünyadaki meyvelerin miktarını; yiye­ceklerin miktarını, içeceklerin miktarını ve insana ve­rilen şeylerin miktarını düşünün. Ruhumun huzurun­da durduğu Allah sağ ve diridir ki, insan bir kum ta­neciği aldıktan sonra, denizde nasıl halâ daha ne ka­dar kum kalıyorsa, aynen bu şekilde (Cennet'teki) ye­mişlerin miktarı ve niteliği, burada yediğimiz yemiş­lerin türünü aşacaktır. Ve, Cennet'teki diğer şeyler de böyledir. Olmadı, hattâ, bakın size diyorum ki, bir dağ altın ve inci, bir karıncanın gölgesinden ne kadar kıymetliyse, Cennet'in nimetleri de, dünyadaki reisle­rin sahip oldukları ve dünyacım sona ereceği Allah'ın mahkemesine kadar sahip olacakları nimetlerin tü­münden aynı şekilde kıymetlidir.»
Petrus karşılık verdi: «Öyle de, şimdi bizim sahip olduğumuz bedenimiz Cennet'e girecek mi?»
îsa cevap verdi: «Dikkat et ki Petrus, aman bir sadukî olmayasm; çünkü sadukiler, bedenin yeniden dirilmeyeceğini ve meleklerin olmadığını söylerler. Bu bakımdan, onların bedeni ve ruhu Cennet'e girmek­ten yoksundur,, ve onlar bu dünyada meleklerin hiz­metinden de yoksundurlar. Belki de, Allah'ın peygam­beri ve dostu Eyüb'ü, onun ne dediğini unutmuşsunuz-dur: «Biliyorum ki, Allah'ım sağ ve diridir; ve Son Gün yeniden bedenimle birlikte kalkacak ve kurtan-cı'm Allah'ı gözlerimle göreceğim.»
«Ama inanın bana, bizim bu bedenimiz öylesine paklanacaktır ki, şimdi sahip olduğu şeylerden tek bir mala bile sahip olmayacaktır; çünkü bütün K'üarzulardan arınacak ve Allah onu, Adem'in günah iş­lemeden önceki durumuna getirecektir.»
«îki insan bir efendiye tek ve aynı işte hizmet eder. Biri yalnızca işi seyreder ve ikinciye emirler ve­rir, ikinci de birincinin emrettiği herşeyi yerine geti­rir. Size adaletli gelir mi diyorum, efendinin, yalnızca seyredip emirler vereni Ödüllendirmesi ve kendini ça­lışarak yoranı evinden çıkarıp atması? Mutlaka ha­yır.»
«öyleyse, Allah'ın adaleti bunu nasıl götürecek­tir? Ruh ve beden insanın nefsiyle birlikte Allah'a hiz­met eder; yalnızca ruh seyreder ve hizmet emri verir. Çünkü, ruh yemek yemez, oruç tutmaz, yürümez, so­ğuğu ve sıcağı duymaz, hasta olmaz ve öldürülmez, çünkü ruh ölümsüzdür; o, bedenin her bir uzvunda çektiği bu bedeni acıların hiç birini çekmez. O halde, hak mıdır ki, kendini Allah'a hizmet ederek bu kadar yoran beden değil de, yalnızca ruh Cennet'e girsin?»
Petrus karşılık verdi: *Ey muallim, beden ruha günah işlettiğinden Cennet'e konmamalıdır.»
îsa cevap verdi: «Şimdi, beden ruh olmadan na­sıl günah işler ki? Bu kesinlikle imkânsızdır. Bu ne­denle, Allah'ın rahmetini bedenden çekmekle sen ru­hu Cehennem'e mahkûm ediyorsun.*
«Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve di­ridir ki, Allah'ımız rahmetini günahkâra va'd ederek der: «Günahkârın günahına ağlayacağı şu saatte, Ken­di üzerime yemin ederim ki, onun kötülüklerini artık
hiç hatırlamayacağım.»
«Şimdi, eğer beden oraya gitmeyecekse, Cennet'in yiyeceklerini kim yiyecektir? Ruh mu? Emin olun ki değil. Çünkü o manevîdir.»
Petrus karşılık verdi: «O halde, kutsananlar Cen-net'te yiyecekler, ama pislik olmayacaksa, yemekler nasıl boşaltılacaktır?»
İsa cevap verdi: «Şimdi eğer yemez içmezse in­san nasıl nimetlendirilir? Yüceltilen şeye oranla yü­celtmede bulunulmasının uygun olduğu açıktır. Fakat sen Petrus, böyle yemeğin pislik şeklinde boşaltılaca­ğını düşünmekle yanılgıya düşüyorsun, çünkü bu be­den şimdi bozulabilen yemekler yiyor ve bundan do­layı da kokuşma ve çürüme ortaya çıkıyor; ama Cen-net'te beden bozulmayacaktır, ölümsüz ve her türlü dertten kurtulmuş olacaktır; ve hiç bir kusurlu yanı olmayan yemekler herhangi bir kokuşma veya çürü­me hasıl etmeyecektir.»
«Allah, fasık/facir üzerine nefret yağdırarak İşa-ya Peygamber'e şöyle der: «Kullarım Benim evimde Benim soframda oturacaklar, neşeyle, mutluluk için­de ve harp ve org sesleriyle yiyip içecekler ve onlara hiç bir ihtiyaç hissettirmeyeceğim. Fakat, siz Benim düşmanım olanlar, Benden uzağa atılacaksınız ve ora­da, Benim kullarımın hepsi sizi hor görürken, sefillik içinde helak olacaksınız.»
"Onlar yiyip içecekler» sözü ne demeğe gelir? dedi îsa havarilerine. «Emin olun ki, Allah açık konu­şuyor. Fakat, bu kadar meyve ile birlikte, Cennet'teki dört kıymetli şarap (içecek) ırmağı hangi amaca (yö­neliktir)? Kesinlikle Allah yemez, melekler yemez, ruh yemez, nefis yemez, ama bizim vücudumuz olan be­den (yer). Bu bakımdan, Cennet'in ihtişamı içinde ye­mekler beden içindir; Allah, meleklerin konuşması ve kutsanmış ruhlar da nefs ve ruh için. Bu ihtişam, (Al­lah her şeyi Kendi sevgisi için yarattığından) her şeyi herhangi bir diğer yaratıktan daha iyi bilen Allah'ın Elçisi tarafından açıklanacaktır.» [130]
Bartalemus dedi: «Ey muallim, Cennet'in ihtişa­mı herkes için eşit mi olacak? Eğer eşitse, bu adaletli olmayacaktır; eşit değilse daha az olan daha çok ola­nı kıskana çaktır.»
İsa cevap verdi: «Eşit olmayacaktır, çünkü Allah adildir; ve herkes de razı olacaktır. Çünkü, orada kıs­kançlık yoktur. Söyle bana Bartalemus: Pek çok hiz­metçileri olan bir efendi var ve hizmetçilerin hepsini aynı elbiseyle giydiriyor. O zaman, kendilerine çocuk elbisesi giydirilen çocuklar, yetişkinlerin kıyafetinde olmadıkları için üzülürler mi? Emin ol ki tam tersine, eğer büyüklerin geniş elbiselerini giymiş olsalardı öf­kelenirlerdi, çünkü, elbiseler kendi bedenleri ölçüsün­de olmadığından, kendileriyle alay edildiğini düşünür­lerdi.
«Şimdi Bartalemus, kalbini Cennet'te Allah'a yük­selt ve bütün bir ihtişamın bîrine daha çok, diğerine daha az da olsa, hiç bir kıskançlık doğurmayacağını göreceksin.»
O zaman bu, (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, bu dünyanın aldığı gibi, Cennet'te güneş'ten ışık alır mı?»
îsa cevap verdi: «Allah bana şöyle dedi ey Bar-nabas: «Siz günahkâr insanların oturduğu dünyanın, sizin yararınız ve mutluluğunuz için güneşi, ayı ve kendisini süsleyen yıldızları vardır; çünkü bunu Ben yarattım.»
«Düşünün o halde, benim mü'min kullarımın otur­duğu ev daha iyi olmayacak mıdır? Böyle düşünmek­le mutlaka hata ediyorsunuz; çünkü Ben, sizin Allah'­ınız Cennet'in güneşiyim ve benim Elçim her şeyi ben­den alan aydır; ve yıldızlar, size irademi tebliğ ederi peygamberlerimdir. Bu bakımdan, benim mü'min kul­larım (burada) benim sözümü peygamberlerimden al­mış oldukları gibi, nimetlerimin Cennet'inde de, mut­luluk ve sevinci aynı şekilde yine onların aracılığıyla alacaklardır.»
«Cennet'i bilmeniz için bu kadarı size yetsin.» de­di İsa. Bunun üzerine, Bartalemus yeniden dedi: «Ey muallim, size bir kelime daha sorsam; bana sabr edin.»
îsa karşılık verdi: *Ne arzu ediyorsun, söyle.»
Bartalemus dedi: «Cennet mutlaka büyüktür; çünkü, içinde böylesine büyük iyilikler var, o halde büyük olmalı.»
îsa cevap verdi: «Cennet öylesine büyüktür ki, kimse onu ölçemez. Bakın, size diyorum ki, gökler do­kuzdur, aralarına, birbirlerinden bir insanın beş yüz yıllık yolculuğu kadar uzak olan gezegenler yerleştirilmiştir;   ve yeryüzü de   aynı şekilde birinci gökten beşyüz yıllık yolculuk kadar uzaktır.
«Ama, birinci göğü ölçerken durun daha, o yer­yüzünden, tüm yeryüzünün bir kum taneciğinden bü­yük olduğu oranda büyüktür. îkinci gök birinciden bu şekilde büyük, üçüncü ikinciden ve son göğe kadar biri diğerinden aynı şekilde büyük ola ola gider. Ve, bakın size diyorum ki, tüm yeryüzü bir kum taneci­ğinden nasıl büyükse, Cennet'te tüm yeryüzü ve tüm göklerin (toplamından) o şekilde büyüktür.»
O zaman Petrus dedi: «Ey muallim, Cennet Al­lah'tan büyük olmalı, çünkü Allah onun içinde görü­necektir.*
îsa karşılık verdi: «Ağzını kapa Petrus, çünkü far­kında olmadan küfre gidiyorsun.»
O zaman melek Cebrail İsa'ya gelerek, ona güneş gibi parlayan ve içinde şu sözlerin yazılı olduğu gö­rülen bir ayna gösterdi: «Ebediyyen sağ ve diriyimdir ki, nasıl Cennet tüm göklerden ve yeryüzünden ne ka­dar daha büyükse, ve nasıl tüm yeryüzü bir, kum ta­neciğinden ne kadar daha büyükse, ben de aynı şe­kilde Cennet'ten o kadar büyüğüm; ve denizin sahip olduğu kum tanecikleri kadar, denizdeki su damlaları kadar, yerdeki otlar kadar, ağaçlardaki yapraklar ka­dar, hayvanlaTdaki deriler kadar; gökleri ve Cennet1 i ve daha (başka şeyleri) dolduracak kum tanecikleri­nin sayısı kadar (Cennet'ten büyüğüm).» [131]
Sonra îsa dedi: «Ebediyyen Aziz ve Sübhau Allah'ımıza ta'zimde bulunalım.» Bunun üzerine yüz kez rükûya vardılar ve dua ederek secdeye kapan­dılar.
Bu şekilde ibadet eda edilince, İsa Petrus' u çağı­rıp, O'na ve tüm havarilere görmüş olduğu şeyleri söy­ledi ve Petrus'a dedi: «Tüm yeryüzünden daha büyük olan senin ruhun, bir, gözle tüm yeryüzünden bin kez daha büyük olan güneşi görüyor.»
«Doğru» dedi Petrus.
O zaman İsa dedi: «Aynen böyle. Cennet (gözüy) le Yaratıcımız Allah'ı göreceksin.» Ve îsa bunu deyip, İsrail ailesi ve kutsal şehir için dua ederek, Rabbunız Allah'a şükretti. Ve, herkes karşılık verdi: «Amin, Rabb.»
Bir gün, îsa Süleyman (mabedi) verandasında otu­rurken, yanına yazıcılar geldi ve içlerinden halka hi­tap eden birisi kendisine dedi: «Ey muallim, ben bu insanlara defalarca hitap ettim, aklımda kitaptan an­layamadığım bir bölüm var.»
İsa karşılık verdi: «Nedir o?»
Yazıcı dedi: «Allah'ın babamız İbrahim'e -söyledi­ği şu, «Ben senin büyük ödülün olacağım» (sözü). Şimdi, insan (böyle bir ödülü) nasıl hak edebilir?»
O zaman îsa ruhen sevindi ve dedi: «Eminim ki. sen Allah'ın melekûtundan uzak değilsin. Beni dinle, bu öğretinin anlamını sana anlatacağım. Allah, son­suz, insan sonlu olduğundan, insan Allah'ı hak ede­mez ve .senin kuşkun bu mudur kardeş?»
Yazıcı ağlayarak cevap verdi: «Rab, sen benim kalbimi biliyorsun; o halde konuş, çünkü benim ru­hum senin sesini duymak arzu ediyor.»
O zaman îsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, insan her an aldığı küçük bir nefesi de hak edemez.»
Bunu duyan yazıcı kendinden geçti ve havariler de aynı şekilde hayrete düştüler, çünkü îsa'nm, Al­lah sevgisi için ne verirlerse, onun yüz katını alacak­larını söylediğini hatırlıyorlardı.
Sonra İsa dedi: «Eğer biri size yüz altın kuruş ödünç verse ve siz de bu kuruşları harcasanız, sonra bu adama, «ben sana kurumuş bir bağ yaprağı veri­yorum; bu nedenle bana evini ver, çünkü onu hak et­miş oluyorum» diyebilir misiniz?»
Yazıcı cevap verdi: «Asla Rab, çünkü o önce bor­cunu ödemeli ve sonra da, herhangi bir şey isteyecek-se iyi şeyler vermelidir, ya bozulmuş bir yaprak ne işe yarar ki?»
Isa karşılık verdi: «İyi söyledin ey kardeş; o hal­de söyle bana, insanı hiç yoktan yaratan kimdir? Mut­laka Allah'tır, aynı zamanda ona yararlanması için tüm dünyayı da vermiştir. Ama insan, günah işleye­rek bunu tümüyle harcamıştır, çünkü, günahtan do­layı tüm dünya insanın aleyhine döndü ve insanın se­filliği içinde, Allah'a günahla bozulmuş amellerinden başka verecek hiç bir şeyi yoktur. Çünkü, her gün gü­nah işlemekle, kendi amelini bozmaktadır, bu nedenle îşaya peygamber der: «Bizim takvamız bir aybaşı bezi gibidir.»
«O hâlde, tatmin etmekten uzak olan insan nasıl hak sahibi olabilir? Olur ya, insan günah işlemiyor mu diyelim? Allah'ımızın peygamber Davud aracılı­ğıyla söyledikleri açık seçiktir.-   «Muttaki bir günde yedi kez düşer» öyleyse, .muttaki olmayan ne kadar düşer? Ve, eğer bizim takvamız lekeliyse, takvasızh-ğımız ne kadar da iğrençtir! Allah sağ ve diridir ki, bir insanın, «hak ederim» sözünden daha çok kaçın­ması gereken başka bir şey yoktur. Bir insan, elinin yaptıklarını bilsin, kardeş, o zaman hakkını hemen gö­recektir. İnsandan çıkan her iyi şeyi, gerçekten insan yapıyor değildir, ama onu kendisinde yapan Allah'tır; çünkü varlığı kendisini yaratmış olan Allah'ındır. în-sanın yaptığı, yaratıcısı Allah'a karşı çıkmak ve gü­nah işlemektir, böylece de o, ödülü değil, azabı hak eder.»
«Dediğim gibi, Allah insanı yalnızca yaratmakla kalmamış, aynı zamanda onu tastamam yaratmıştır. Ona tüm dünyayı vermiştir. Cennet'ten ayrıldıktan sonra kendisine korumak için iki melek vermiş, ona peygamberler göndermiş, ona kanunu bahşetmiş, ima­nı bahşetmiş, her an onu şeytandan korumakta, ona Cennet vermek istemektedir; hattâ insana Kendisi'ni vermek istemektedir. O halde- borcun büyüklüğünü düşünün! Hiç yoktan kendiniz gibi insanlar yaratmak, bir dünya ve Cennet'le birlikte, hatta Allah'ımız gibi, büyük ve iyi bir Allah'la birlikte, Allah'ın gönderdik­leri kadar peygamberler yaratmak ve her şeyi Allah'a vermek borcu tehir edilmekte ve size yalnızca Allah'a şükretme zorunluluğu kalmaktadır. Fakat tek bir sinek yaratamadığınız için velıer şeyin Rabb'ı olan Al­lah'tan başka (tanrı olmadığından), borcunuzu nasıl tehir edebileceksiniz? Emin olun ki, eğer bir insan si­ze yüz altm kuruş ödünç verecek olsa, geri yüz altın kuruş vermek zorunda olursunuz.
«İşte kardeş, bunun anlamı şudur ki, Cennet'in ve her şeyin Rabb'ı olan Allah istediğini diyebilir; ve her ne isterse verebilir. Bu bakımdan, O İbrahim'e «Ben senin büyük ödülün olacağım» dediği zaman, İbrahim, •Allah benim ödülümdür» değil, «Allah benim hedi­yem ve borcumdur» diyebildi: Sen de insanlara hitap ederken ey kardeş, bu bölümü işte böyle açıklamalı­sın; yani, eğer insan iyi çalışırsa, Allah şu şu şeyleri insana verecektir (demelisin).
Ey insan, Allah'ın sana konuşacağı ve «Ey benim kulum, benim sevgim için iyi işler yaptın; ben Allanm­andan nasıl ödül istersin?» diyeceği zaman, sen cevap ver: «Rabb, ben Senin ellerinin eseri olduğumdan, ben­de Şeytan'm sevdiği günahın bulunması yakışık almaz. Bu nedenle Rabb, kendi azametin için, ellerinin eser­lerine merhamet et.»
Ve Allah, «Seni bağışladım, şimdi de seni ödüllen­dirmek istiyorum» derse cevap ver: «Rabb, yaptıkla­rım için ben ceza hak ettim, ve Sen ise yaptıkların için ululanmayı hak ettin. Rabb, bende yapmış olduğum şeyleri cezalandır ve Kendi yaptığın şeyleri ise kur­tar.»                                        "
Ve eğer Allah, «Günahın için kendine hangi ceza uygun görünüyor?» derse, sen cevap ver: «Ey Rabb, tüm fa sık/facirlerin çekeceği kadar.»
Ve eğer Allah, «Neden bu kadar büyük bir ceza istersin, ey benim mü'min kulum?» derse, cevap ver: -Çünkü,   onların hepsi senden benim aldığım kadar çok şey almış olsalardı, sana benden daha çok inançla kulluk ederlerdi.»
Ve eğer Allah, «Bu cezayı ne zaman ve ne kadar süreyle almak istersin?» derse, cevap ver: «Şimdi ve sonsuza değin.»
Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diri­dir ki, böyle bir insan Allah'ı tüm kutsal meleklerin­den daha çok hoşnut edecektir. Çünkü, Allah gerçek alçak gönüllülüğü sever ve gururdan nefret eder.»
Sonra, yazıcı İsa'ya teşekkür etti ve dedi: «Rab, haydi hizmetçinin evine gidelim. Çünkü, hizmetçin sa­na ve havarilerine yemek verecektir.»
İsa karşılık verdi: «Bana 'Rab' değil de, «kardeş» diyeceğine söz verdiğin zaman oraya gelecek ve sen hizmetçim değil, kardeşimsin diyeceğim.»
Adam söz verdi ve İsa da onun evine gitti.
Yemekte otururlarken yazıcı dedi: «Ey muallim, Allah'ın gerçek alçak gönüllülüğü sevdiğini söyledim. Bu bakımdan, bize alçak gönüllülüğünü ve onun na­sıl gerçek, nasıl sahte, olabileceğini anlatın.»
İsa cevap verdi: «Bakın size diyorum ki, küçük bir çocuk gibi olmayan göklerin melekûtuna girme­yecektir.»
Herkes bunu duyunca şaşırdı ve birbirlerine de­diler ; «Şimdi, otuz ya da kırk yaşında olan biri nasıl küçük bir çocuk gibi olacak?»
îsa cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, sözlerim doğrudur. Size, «(bir insanın) çocuk gibi olması gerektiğini söyledim; çünkü bu, gerçek alçak gönüllülüktür. Eğer küçük bir ço­cuğa, «Senin elbiselerini kim yaptı?» diye sorsanız, »babam» (diye) cevap verecektir. Eğer ona, oturduğu evin kimin olduğunu sorsanız, «babamın» diyecektir. Eğer «sana kim yiyecek veriyor?» deseniz, «babam» (diye) karşılık verecektir. Eğer, «sana yürümek ve ko­nuşmayı kim öğretti?» deseniz, «babam» (diye) cevap verecektir. Ama deseniz ki, «alnını kim yardı, alnını böyle sardırmışsın» diyecek olsanız, «düştüm ve başı­mı yardım» (diye) cevap verir. Eğer, «neden düştün?» derseniz, «görmüyor musunuz küçüğüm, yetişkin bir insan gibi yürüme ve koşma gücüm yok ki! Bu bakım-danr babam, sağlam yürümem için benim elimden tut­madı. Fakat iyi yürümeyi öğrenmem için babam beni bir an bıraktı ve ben de koşmak isteyince Rüştüm.» (diye) cevap verir. Eğer, «o zaman baban ne dedi?» derseniz, «niye şimdi oldukça yavaş yürümedin? Bak, ilerde benim yanımdan ayrılmayacaksın,» dedi (diye) pevap verir.»
«Söyleyin bana, doğru değil mi bu?» dedi İsa.
Havariler ve yazıcı cevap verdiler: «Doğruların doğrusu!»
O zaman İsa dedi: «Kalbinden Allah'ı tüm iyilik­lerin yazarı, kendini de günahların, yazarı olarak ta­nıyan gerçekten alçak gönüllü olur. Ama, dille çocuk gibi konuşup, hareketle zıtlarını ortaya koyan, emin olun ki, sahte alçak gönüllülük ve gerçek gurur sa­hibidir. Çünkü, gurur bu şekilde, insanlar tarafından azarlanıp tekmelenmedikçe, alçak gönüllü şeyleri kul­landığı ^aman zirvesine varır.
Gerçek alçak gönüllülük insana kendini gerçek­ten bildiren bir ruh alçak gönüllülüğüdür; ama .sah­te alçak gönüllülük Cehennem'den bir duman olup, ruhun anlayışını öylesine karartır ki, insan kendinde bulması gerekeni Allah'ta bulup, Allah'ta bulması ge­rekeni kendinde bulur. Bu şekilde, sahte alçak gönül­lü insan kendisinin ağır bir günahkâr olduğunu söy­ler, fakat biri kendisine günahkâr olduğunu söylediği zaman, hemen ona karşı gazaba gelir ve ona eziyet eder.
«Sahte alçak gönüllü insan, sahip olduğu her şeyi kendisine Allah'ın verdiğini söyler, ama kendi başına kalınca uymaz ve salih ameller yapmış olur. Ve, bu zamanın bu Ferisîleri kardeşler, söyleyin bana, nasıl yürürler?»
Yazıcı ağlayarak cevap verdi: «Ey muallim, bu zamanın Ferisîleri Ferisi cübbesi ve adını taşırlar, ama kalben ve amel bakımından Kenanîdirler. Ve, Allah'a karşı böyle bir âdı gasbetmekle kalmıyorlar, bu şekil­de basit insanlan da aldatıyorlar! Ey eski zaman, ne kadar zalimce dayrandm bize. Gerçek Ferisileri biz­den aldın ve bize sahtelerini bıraktın!»
İsa karşılık verdi: «Kardeş, bunu yapan zaman değil, gerçekte şerli dünyadır, çünkü her zaman için­de Allah'a gerçekten kulluk etmek mümkündür; ama dünyâ iîe bir olunca, yani her zaman kötü tavırlarla insanlar kötüleşir. Elişa peygamberin hizmetçisi Ge-hazi'nin yalan söyleyip efendisini utandırdığını, para ve Suriyeli Ntfaman'ın elbiselerini aldığını biliyor musunuz? [132] Ama, Elişa'nm da Allah'ın onu kendilerine peygamber yaptığı çok sayıda Ferisî'si vardı.
«Bakın, size diyorum ki, İnsanlar kötü işlere öyle­sine meyillidir ve dünya da onları bu işlere öylesine çeker ve Şeytan da kendilerini şerre sürükler ki, bu zamanın Ferisl'leri her salih amelden ve her kutsal ör­nekten kaçınmaktadırlar; ve Gehazi örneği, Allah ta­rafından lanetlenmeleri için kendilerine yeter.»
Yazıcı karşılık verdi: «Doğruların doğrusu.» Bu­nun üzerine İsa dedi: «Gerçek Ferisîleri görebilmemiz için, bize Allah'ın iki peygamberi olan Haggay ve Ho-şea örneğini anlatsana.»
Yazıcı karşılık verdi: «Ey muallim, nasıl diyeyim ki? Danyal peygamber tarafından yazılmış olmasına rağmen, pek çokları kesinlikle buna inanmıyor; ama sana itaat ederek, ben gerçeği nakl edeceğim.»
Haggay, babadan kalma mirasını satarak, yoksul-• lara verip de, Obadya peygambere hizmet etmek için Anatos'tan ayrıldığında onbeş yaşındaydı. Haggay'm alçak gönüllülüğünü bilen yaşlı Obadya onu, şakirt­lerine öğretmede bir kitap olarak kullandı. Bu neden­le, o sık sık kendisine elbise ve güzel yemekler gön­derir, fakat Haggay her seferinde elçiyi geri gönderip, derdi: «Git, evine dön, çünkü bir yanlışlık yaptın. Obadya bana böyle şeyler mi gönderecek? Asla; çün­kü o benim hiç bir işe yaramadığımı ve yalnızca gü­nah işlediğimi bilir.»
«Ve, Obadya kötü bir şeyi olduğunda", görmesi için onu Haggay'ın yanında bulunan birine verirdi. O za­man Haggay bunu görünce kendi kendine derdi: «Bak. şimdi, Obadya mutlaka seni unuttu, çünkü bu, herkesten kötü olduğundan yalnızca bana uygundur. Ve bu­nun kadar pis bir şey yoktur. Allah'ın Obadya'nm el­leriyle bana bahşettiği bu şeyi ondan alsam, bir hazi­ne olurdu.»
«Obadya birine dua etmeği öğretmek istediğinde. Haggay'ı çağırır ve derdi: «Duam burada yap ki, her­kes sözlerini işitsin.» O zaman Haggay derdi: «İsrail'in Allah'ı Rabb, Seni çağıran kuluna merhametle bak, çünkü onu Sen yarattın. Adaletli Rabb Allah, adale­tini hatırla ve kulunun günahlarını cezalandır ki, se­nin eserini kirletmiyeyim. Allah'ım Rabb, ben senden mü'min kullarına bahşettiğin nimetleri isteyemem, çünkü benim günahtan başka bir şey yaptığım yok. Bu bakımdan Rabb, kullarından birine bir hastalık ve­receğin zamaq. kendi şanın için ben kulunu hatırla.»
«Ve Haggay, böyle davranınca» dedi yazıcı, «Al­lah onu öylesine sevdi ki, zamanında yanında bulu­nan herkese Allah peygamberlik (hediyesini) verdi. Ve, Haggay dua ederken hiç bir şey istemedi ki, Allah vermemiş olsun.»
Salih yazıcı bunları söylerken, gemisi parçalanan bir denizcinin ağladığı gibi ağladı.
Ve, dedi: «Hoşea, Allah'a kulluk etmek için gitti­ği zaman, Naftali kabilesinin reisiydi ve ondört yaşın­daydı. Ve, o da babadan kalan-mirasını satarak, yok­sullara verip Haggay'm şakirdi olmak üzere gitti.
«Hoşea sadakaya öylesine tutulmuştu ki, Trendin­den istenen her şey için derdi: «Bunu Allah bana se­nin için verdi ey kardeş, bu nedenle onu kabul et!»
- «Böyle yaptığından, az sonra iki elbiseyle kala­kaldı, bunlar da çuval bezinden uzun bir gömlekle, bir deri cübbeydi. Babadan kalma mirasını satarak yoksullara verdi diyorum, çünkü, başka türlü kimse-' nin Ferisi olarak çağırılmasına izin verilmezdi.
«Hoşea'da Musa'nın kitabı vardı, onu en büyük ciddiyetle okurdu. Bir gün Haggay kendisine dedi: «Hoşea, varını yoğunu senden kim çekip aldı?»
Karşılık verdi: «Musa'nın kitabı.»
Komşu bir peygamberin şakirdlerinden biri bir gün Kudüs'e gitmek istedi, ama cübbesi yoktu. Bunun üzerine, Hoşea'nın iyilik severliğini duymuş olduğun­dan varıp onu buldu ve dedi: «Kardeş, Allah'ımıza kurban kesmek için Kudüs'e gitmek istiyorum ama cübbem yok, bu nedenle ne. yapacağımı bilmiyorum.»
Hoşea bunu duyunca dedi: «Bağışla beni kardeş, çünkü sâna karşı büyük bir günah işledim; Allah ba­na, sana vereyim diye bir cübbe verdi de, ben unut­muştum. Bu bakımdan şimdi onu kabul et ve Allah'a benim için dua et.» Buna inanan adam Hoşea'nın cüb-besini kabul edip, gitti. Ve Hoşea Haggay'ın evine va­rınca, Haggay dedi: «Cübbeni kim alıp gitti?»
Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı.»
Haggay bunu duyunca çok sevindi, çünkü Hoşea'­nın iyiliğini anlamıştı.   .
«Bir gün bir yoksul adam hırsızlar tarafından so­yuldu ve çıplak kaldı. Bunun üzerine, onu gören Hoşea kendi uzun gömleğini çıkanp, çıplak olana verdi; ken­disi ise, gizli yerleri üzerindeki bir keçi derisi parça­sıyla kalakaldı. Bu nedenle, Haggay'ı görmeğe gidemeyince, salih Haggay Hoşea'nm hasta olduğunu san­dı. Bunun üzerine, iki şakirtle birlikte onu görmeğe gitti. Ve onu palmiye yapraklarına sarılmış olarak buldular. O zaman Haggay dedi: «Şimdi söyle bana, neden beni ziyarete gelmedin?»
Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı uzun göm­leğimi aldı ve oraya gömleksiz gelmekten korktum.» Bunun üzerine Haggay kendisine bir başka gömlek verdi.
*Bir gün, genç bir adam Hoşea'yı Musa'nın kita­bını okurken görüp, ağlayarak dedi: «Bir kitabım ol­sa, ben de okumayı öğrenirim.» Bunu duyan Hoşea ona kitabı verip, dedi: «Kardeş, bu kitap senindir; Al­lah onu bana, ağlayarak kitap isteyen birine vermem için verdi.»
Adam ona inandı ve kitabı kabul etti.
Haggay'm, Hoşea'nın yakınında bir şakirdi vardı; ve kitabının iyi yazılmış olup olmadığını görmek ar­zusuyla Hoşea'yı ziyarete gitti ve ona dedi  «Kardeş, kitabım al ve benimki gibi olup olmadığına bakalım.»
Hoşea karşılık verdi: «O benden alındı.»
•Kim aldı onu senden?» dedi şakirt.
Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı.» Bunu du­yan diğeri Haggay'a vardı ve dedi: «Hoşea delirmiş, Musa'nın kitabının kendinden Musa'nın kitabını aldı­ğını söylüyor.»
Haggay karşılık verdi: «Bende Înşa-Allah aynı şe­kilde deli olsam ey kardeş ve tüm deliler Hoşea gibi olsa!»
Yahudiye ülkesine akın eden Suriyeli soyguncu­lar, peygamberlerin ve Ferisilerin oturduğu Karmel dağı yanında zar zor yaşayıp giden yaşlı bir dulun oğlunu ele geçirdiler, öyle denk geldi ki, odun kesme­ğe gitmiş olan Hoşea, ağlamakta olan kadına-karşı geldi. Bunun üzerine, hemen ağlamağa başladı, çün­kü ne zaman gülen birini görse güler ve ne zaman ağlayan birini görse ağlardı. Sonra Hoşea, ağlaması­nın nedeniyle ilgili olarak kadına sordu; ve o da her şeyi anlattı.
O zaman Hoşea dedi: «Gel kardeş, çünkü Allah sana oğlunu vermek diliyor.»
Ve, ikisi birlikte Hebran'a gittiler, Hoşea burada kendisini satıp, parayı dul kadına verdi, o da Hoşea'-nın parayı nasıl elde ettiğini bilmeyerek kabul etti. Ve oğlunu kurtardı.
Hoşea'.yı satın almış olan onu Kudüs'e getirdi, bu­rada oturacak bir yeri vardı, Hoşea'yı da tanımıyor­du. Hoşea'nm bulunmadığını gören Haggay, üzüntü­ye kapıldı. Bunun üzerine Allah'ın meleği, onun bir köle olarak Kudüs'e nasıl getirildiğini anlattı.
Salih Haggay bunu duyunca, oğlunun yokluğuna ağlayan bir anne gibi Hoşea'nm yokluğuna ağladı. Ve. iki şakirt çağırıp Kudüs'e gitti. Ve Allah'ın dilemesiy­le, şehrin girişinde, efendisinin bağ tarlasındaki işçi­lere götürdüğü ekmeği yüklenmiş olan Hoşea'yla kar­şılaştı.
Haggay onu tanıyıp de'Öi: «Oğul, nasıl oldu da, yana yakıla seni arayan yaşlı babanı bıraktın?» Hoşea cevap verdi: «Baba, ben satıldım.» O zaman   Haggay öfkeyle dedi:   «Seni satan bu kötü herif kimdir?»
Hoşea cevap verdi • «AÜah seni affetsin ey babam; çünkü, beni satan o kada, âyidir ki, eğer o dünyada olmamış olsaydı, kimse k   «al olmayacaktı.»
«O halde kimdir o?» ti&Ai Haggay. Hoşea cevap verdi: «£y. fcenim babam, o Musa'nın kitabıydı.»
O zaman, Haggay kendinden geçip, olduğu yerde kaldı ve dedi: «Seni sattığı gibi oğlum, Musa'nın ki­tabı tüm çocuklarımla birlikte İnşa-Allah beni de sat­sa!»
Ve, Haggay Hoşea Ue birlikte efendisinin evine gitti, o Haggay'ı görünfcâ dedi: «Peygamberini benim evime gönderen Allah* teşbih ederim»; ve elini öp­meğe koştu. O zaman Haggay dedi: «Kardeş, satın al­dığın kölenin elini Öp, çünkü o benden daha iyidir.» Ve, olup bitenlerin hepsini ona anlattı; bunun üzeri­ne, efendi Hoşea'ya hürriyetini verdi.
«Ve, istediğinin tam bu kadar, ey muallim» (dedi yazıcı).
Sonra İsa dedi: «Bu gerçektir. Çünkü, Allah bu-bildirdi. O halde, herkesin bunun u bilmesi için, Allah adıyla güneş ol-Kı h  • aIsm ve oniki saat hareket etmesin!» Ve, Uaus ve Yahudiye'nin dehşeti karşısında böyle
oldu.
arkln   ? 5?2ıciya dedi: *£y ^rdeş, böyle bir ümin «dir kf £       ne öerenmek istersin? Allah sağ ve • Hosp •        ınsanm kurtuluşu için yeterlidir. Öyle sanırı iyilik severliğiyie Haggay'ın alçak gönûllülüğü tüm kanunun ve tüm peygamberlerin iste­diğidir.»
«Söyle bana kardeş, bana mabette soru sormak için geldiğin zaman, Allah'ın beni belki de kanunu ve peygamberleri yok etmek için göndermiş olabileceğini düşündün mü?»
«Bellidir ki, Allah bunu istemez. Çünkü O değiş­mez ve bu nedenle de, insanın kurtuluş yolu olarak takdir ettiği şeyi tüm peygamberlere söyletmiştir. Ru­humun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, eğer Musa'nın kitabı babamız Davud'un kitabıyla bir­likte sahte Ferisi ve fakihlerin insani gelenekleriyle tahrif edilmemiş olsaydı, Allah bana Kelâmı'm ver­meyecekti. Ve, neden ben Musa'nın kitabından ve Da-vut'un kitabından söz ediyorum? Her peygamberliği tahrif ettiler. O kadar ki, bugün, Allah'ın emrettiği hiç bir şeye bakılmıyor, ama insanlar, sanki Allah ya­nılgı içinde de, insanlar hata etmezmiş gibi fakihler ne diyor, Ferisîler ne yapıyor, ona bakıyorlar.»
«Bu bakımdan, yazıklar olsun bu imansız nesle, çünkü üzerlerine mabedle mihrap arasında öldürdük­leri Berekya'nın oğlu Zekeriyya'nm kanıyla birlikte, her peygamberin ve takvalı insanın kani dökülecek­tir!»
«Hangi peygamberi öldürmediler ki? Hangi tak­valı insanı tabii bir ölümle ölüme bıraktılar? Olsa ol­sa bir tane: Ve, şimdi de beni öldürmenin yollarını arıyorlar. İbrahim'in çocukları olmakla ve güzel ma-beclleri bulunmakla övünürler. Allah sağ ve diridir ki onlar Şeytan'm çocuklarıdır ve onun dilediğini yapar­lar; bu, yüzdendir, kutsal şehirle birlikte mabed yıkı­lacak, o kadar ki, mabedte taş üstünde taş kalmaya­caktır.»
«Söyle bana kardeş, sen kanunu öğrenmiş bir alimsin. Babamız İbrahim'e yapılan mesih va'di kim içindir? îshak için mi, İsmail için mi?»
Bilgin cevap verdi: «Ey muallim, ölüm cezasından ötürü bunu sana söylemekten korkuyorum.»
O zaman İsa dedi: «Kardeş, evinde yemek yeme­ye geldiğim için üzgünüm, çünkü sen bu hayatı Ya­ratıcın Allah'tan daha çok seviyorsun; ve bu nedenle de, hayatını yitirmekten korkuyor ve dil Allah'ın ka­nunuyla ilgili olarak kalbin bildiğinin aksini söylediği zaman yok olan sonsuz hayatı ve imanı yitirmekten korkmuyorsun.»
O zaman salih yazıcı ağladı ve dedi: «Ey muallim, nasıl sonuç vereceğini bilmiş olsaydım, insanlar ara­sında fitne çıkmasın diye söylenmeden bıraktığım pek çok şeyi anlatırdım.»
İsa cevap verdi: «Ne insanlara, ne tüm dünyaya, ne tüm kutsal kişilere, ne de tüm meleklere, Allah'a karşı gelmeyi gerektirdiğinde saygı duymamalısın. Bu bakımdan, yaratıcın Allah'a karşı gelineceğine, bırak bütün (dünya) helak olsun. Ve günahlarla birlikte or­tada kalmasın. Çünkü günah yıkar, korumaz ve Allah denizdeki kumlar kadar, hatta daha çok dünyalar ya­ratmaya kadirdir.»
Sonra, yazıcı dedi: «Bağışla beni muallim, güna­ha girdim.»
îsa dedi.- «Allah bağışlasın seni; çünkü günahı O'na karşı işledin.»
Bunun üzerine yazıcı dedi: [133] Allah'ın kullan ve peygamberleri Musa ve (senin yaptığın gibi güneşi yerinde durduran) Yuşa'mn eliyle yazılmış eski bir kitap gördüm. Bu kitap Musa'nın gerçek kitabıdır. İçinde, İsmail'in Mesih'in babası, İshak'ın da Mesih'in habercisinin babası olduğu yazılıdır. Ve, kitap şöyle der ki: «Musa dedi: «Kadir ve Rahim olan İsmail'in Allah'ı Rabb, azametinin nurunu kuluna göster.» Bu­nun üzerine, Allah ona Elçisi'ni İsmail'in kucağında gösterdi ve İsmail de İbrahim'in kücağındaydı. İsma­il'in yanında İshak duruyordu, kucağında bir çocuk vardı. Parmağıyla Allah'ın Elçisi'ni gösterip diyordu: «Bu, Allah'ın tüm şeyleri kendisi için yarattığı kişi­dir.»
Bunun üzerine Musa sevinçle haykırdı: «Ey İs­mail, sen kucağında tüm dünyayı ve Cennet'i tutuyor­sun; ben Allah'ın kulunu unutma ki, Allah'ın her şeyi kendisi için yarattığı oğlunun sayesinde Allah'ın gö­zünde bir lutfa erebiliyorum.»
Bu kitapta, Allah'ın koyun ve sığır eti yediği bu­lunmaz; bu kitapta Allah'ın rahmetini yalnızca İsrail için tuttuğu değil, bilakis Allah'ın, gerçekten yaratı­cısı Allah'ı arayan her insan için rahmet sahibi oldu­ğu yazılıdır.
«Ben bu kitabın tamamını okuyamadım, çünkü ben kitaplığımda iken başkâhin onu bir Ismaili'nin yazmış olduğunu söyleyerek beni men etti.»
O zaman İsa dedi: «Artık tekrar bir daha gerçeği saklamamağa bak. Çünkü Mesih'e inanmakla Allah insanlara kurtuluş verecek ve O'nsuz kimse kurtula­mayacak,»
Ve, İsa konuşmasını burada bitirdi. Bunun üzeri­ne, yemeğe oturuyorlardı ki, bir de ne görelim, İsa'­nın ayaklan dibinde ağlayan Meryem Nikodemus'un (yazıcının adı böyleydi,) evine girip, ağla$ırak ken­dini İsa'nın ayaklannın dibine bıraktı ve dedi: «Rab, senin sayende Allah'ın rahmetini gören kulunun bir kız kardeşi ve bir erkek kardeşi şimdi ölüm tehlike­siyle hasta yatıyor.»
İsa karşılık verdi; «Evin nerededir? Söyle bana, çünkü onun sıhhati için Allah'a dua etmeğe gelece­ğim.»
Meryem cevap verdi: «Betanı erkek ve kız kar­deşimin (memleketi) dir. Benim kendi memleketim Magdala'dır; erkek kardeşim Betani'dedir.»
. İsa kadına dedi: «Hemen doğru erkek kardeşinin evine git ve orada beni bekle. Onu iyileştirmeğe gele­ceğim. Ve korkma, çünkü o ölmeyecek.»
Kadm aynldı ve Betani'ye vardığında erkek kar­deşinin o gün ölmüş olduğunu gördü. Bunun üzerine onu babalarının kabrine koydular.
İsa l^ikodemus'un evinde iki gün kaldı ve üçüncü gün Beytanya'ya gitmek üzere ayrıldı; ve kasabaya yaklaştığında, Meryem'e gelmekte olduğunu söyleme­leri için havarilerinden ikisini önden gönderdi. Kadm koşarak kasaba dışına çıktı ve İsa'yı bulunca ağlayarak dedi: «Rab, kardeşimin ölmeyeceğini söylemiştin; şimdi ise dört gündür gömülü bulunuyor. Allah için, ben seni çağırmadan önce gelmiş olsaydın, o zaman ölmezdi!»
İsa karşılık verdi: «Kardeşin ölmüş değil, uyuyor. Bu bakımdan, ben onu uyandırmak için geliyorum.»
Meryem ağlayarak cevap verdi ı «Rab, böyle bir uykudan o Hüküm Günü'nde Allah'ın meleğinin su­runun sesiyle uyanacaktır.»
îsa karşılık verdi: «Meryem, bana inan ki, o (o günden) önce kalkacak. Çünkü, Allah bana uyku üze­rine güç vermiştir; ve bak sana diyorum ki, o ölmüş değildir. Çünkü yalnızca, Allah'ın rahmetini bulma­dan ölenler ölüdür.» [134]
Meryem, kızkardeşi Marta'ya İsa'nın gelişini bil­dirmek için çabucak geri döndü.
Şimdi, Lazarus'un ölümünde Kudüs'ten gelmiş bir hayli Yahudi ve pek çok yazıcı ve Ferisi toplanmış bu­lunuyorlardı. Kız kardeşinden İsa'nın gelmekte oldu­ğunu duyan Marta aceleyle kalktı ve dışarı koştu; bu­nun üzerine yahudi, yazıcı ve Ferisîler'den oluşan ka­labalık onu teselli etmek için peşinden gittiler. Çün­kü kardeşine ağlamak için kabre gittiğim sanıyorlar­dı, îsa'nın Meryem'le konuştuğu yere varınca Marta ağlayarak dedi: «Rab, Allah için burada olmuş olsay­dın, çünkü o zaman kardeşim ölmezdi!»
Meryem o zaman ağlamağa başladı; bunun üze­rine İsa da göz yaşı döktü ve iç çekerek dedi: «Onu nereye yatırdınız?» Cevap verdiler, «Gel bak.»
Ferisîler kendi aralarında diyorlardı: «Şimdi Na-in'deki dulun oğlunu dirilten bu adam, ölmeyeceğini söylediği halde neden bu adamı ölüme bıraktı?»
İsa, herkesin ağlamakta olduğu kabre vanp dedi r «Ağlamayın, çünkü Lazarus uyuyor, ve ben onu uyan-- dırmağa geldim.»
Ferisîler kendi aralarında dediler: «Allah için, sen böyle mi uyursun!»
O zaman îsa dedi: '«Benim saatim henüz gelmedi; geldiği zaman aynı şekilde uyuyacak ve süratle uyan­dırılacağım.» Sonra İsa yine dedi: «Kabrin üzerinden taşı çekin.»
Marta dedi: «Rab, o kokmuştur. Çünkü öleli dört gün oluyor.»
İsa dedi: «Öyleyse ben niye geldim buraya Mar­ta? Sen benim onu uyandıracağıma inanmıyor mu­sun?»
Marta cevap verdi: «Senin, Allah'ın bu dünyaya gönderdiği bir mukaddesi olduğunu biliyorum.»
O zaman, İsa ellerini göğe kaldırdı ve dedi: «İb­rahim'in Allah'ı, İsmail ve îshak'm Allah'ı, babaları­mızın Allah'ı Rabb, bu kadınların başına gelenlere merhamet et ve kutsal adına şan ver.» Ve, herkes «Amin» diye karşılık verince, îsa yüksek bir sesle dedi:
«Lazarus, beri gel!»
Bunun üzerine, ölmüş olan kalktı; [135] ve îsa ha­varilerine dedi: «Onu çözün.» Çünkü, babalarımızın (ölülerini) gömegeldikleri şekilde, o da yüzünün üze­rindeki peşkirle birlikte kefene sarılmış bulunuyordu.
Yahudilerden büyük bir kalabalık ve Ferisî'lerin bir kısmı İsa'ya iman ettiler. Çünkü mucize büyüktü.
Küfürlerinde kalanlar ise ayrıldılar ve Kudüs'e gidip Lazarus'un dirilişini ve pek çok kişinin nasıl Nasara olduğunu başkâhine reisine anlattılar. İsa'nın tebliğ ettiği Allah'ın kelâmıyla tevbeye gelenlere böyle (Na­sara - Nasırîler) derlerdi.
Yazıcılar ve gerisiler Lazarus'u öldürmek için baş- _ kâhinle istişarede bulundular; çünkü, pek çokları, La­zarus'un insanlarla konuştuğunu, yiyip içtiğini gör­düklerinden, Lazarus mucizesinin büyüklüğü dolayı­sıyla kendilerinin geleneklerini bırakıp, îsa'ya iman ediyorlardı. Fakat, Kudüs'te taraftarları olduğundan ve kizkardeşiyle Magdala ve Beytanya'yı da elinde bu­lunduran Lazarus güçlü de olduğundan ne yapacak­larını bilmiyorlardı.
îsa Beytanya'ya, Meryem'le birlikte Marta ve La­zarus'un evine vardı. Kendisine hizmet • ettiler.
Bir gün İsa'nın ayaklan dibinde oturan Meryem onun sözlerini dinliyordu. Bu sırada Marta îsa'ya de­di : «Rab, görmüyor musun kızkardeşim sana gereken bakımı yapmıyor ve senin ve havarilerinin yiyecekle­rini getirmiyor.»
İsa cevap verdi.- «Marta, Marta, sen yapman ge­reken şeyin düşüncesine kapılıyorsun,* çünkü Meryem kendinden ebediyen ayrılmayacak bir pay seçti.»
Kendine iman eden büyük" bir kalabalıkla birlikte sofrada otururken îsa, konuşup dedi: «Kardeşler, si­zinle kalacak pek az zamanım var. Çünkü, vakit gel­miş demektir ve benim dünyadan ayrılmam gereki­yor. Bu nedenle, size Allah'ın Hezekiel Peygambere söylediği sözü hatırlatıyorum:    «Ben,   senin .Allah'ın ebediyen sağ ve diriyimdir ki, günah işleyen ruh öle­cektir, ama eğer günahkâr, tevbe edecek olursa ölme­yecek, yaşayacaktır.»
Bu bakımdan, şimdiki ölüm, ölüm değil, gerçekte uzun bir ölümün sonudur; nasıl bedenin bir baygın­lık anında içinde ruh varken, candan ayrıldığı zaman ölenler ve gömülenler üzerinde bayılmak dışında baş­ka hiç bir avantajı olmuyorsa, gömülen (vücut) da Allah'ın kendisini yeniden diriltmesini bekler.
«O halde dikkat edin, Allah'ı idraktan yoksun olan bir hayat ölüdür.»
Bana inananlar ebediyen ölmeyeceklerdir. Çünkü, benim sözüm sayesinde Allah'ı içlerinde idrâk edecek­ler ve feu nedenle de kurtuluşlarını gerçekleştirecek­lerdir.
«Ölüm, Allah'ın buyruğuyla tabiatın yaptığı bir harekette^ başka nedir? Şöyle ki, biri bir kuşu tutup, ipini de eline aldığı zaman, baş kuşun uçmasını dile­diğinde ne yapar? Tabii ki, mutlaka ele" açılmasını emreder ve böylece kuş hemencecik uçup gider. «Ru­humuz», peygamber Davud'un dediği gibi, kişi Allah'ın koruması altında bulunduğu zaman, «kuş avcısının tuzağından kurtulmuş bir serçe gibidir.» Ve hayatı­mız, tabiatın kendisiyle ruhu insanın bedenine ve ca­nına bağlı tuttuğu bir ip gibidir. Ve, bu bakımdan, Al­lah dilediği ve tabiata açılmasını emrettiği zamaa, Iha** yat kopar ve ruh, Allah'ın ruhları almakla görevfen— dirdiği meleklerin elinde kurtulur.
O halde, dostlar, dostları öldüğü zaman ağlama­sınlar, çünkü Allah'ımız böyle dilemiştir. Ama, günah işledikleri zaman, bırakın durmaksızın ağlasınlar. Çünkü, (günah işlemekle) ruh, Allah'tan, gerçek ha­yattan koptuğundan ölür.
-Eğer beden ruhla birleşmeyince çirkinleşiyorsa, ruh, rahmet ve lûtfuyla kendini güzelleştiren ve diril­ten Allah'la birleşmeyince çok daha fazla korkunçla-şır.»
Ve, îsa bunu deyip Allah'a şükretti; sonra Laza-rus dedi ki: «Rab, bu ev bana geçimim için verdiği tüm şeylerle birlikte, yoksullara bakılması için Yara­tıcım olan Allah'a aittir. Bu nedenle, sen de yoksul ol­duğuna ve pek çok şakirdin de bulunduğuna göre, is­tediğin zaman istediğin kadar kalmak için buraya ge}. Çünkü, Allah'ın kulu, Allah sevgisi için gerektiği ka­dar size hizmet edeceğim.»
îsa bunu duyunca sevindi ve dedi: «ölmek ne ka­dar iyi bir şeymiş görün! Lazarus yalnızca bir kere öl­dü ve dünyanın, kitaplar arasında büyüyen en akıllı adamlarının bilmediği böyle bir akideyi öğrendi! Al­lah için, her insan Lazarus gibi, insanlar yaşamayı öğ­rensinler diye yalnızca bir kez için olsun ölmeli.»
Yuhanna karşılık vercti: «Ey muallim, bir söz söy­lememe izin var mı?»
«Bin tane söyle» (diye) karşılık verdi îsa, «Çün­kü, nasıl bir insan Allah'a kulluk için mallarım dağıt­maya hazırsa, o akideyi dağıtmaya da hazırdır. Ve, o (böyle yapmaya) ne kadar hazır olursa, mal ölüye ye­niden hayat veremezken, sözün o kadar çok bir ruhu tevbeye getirme gücü olur. Bu bakımdan, yoksul bir insana yardım etme gücü olan adam, yardım etmeyip de, yoksul açlıktan öldüğü zaman bir katil olmuş olur. Ama daha kötü katil, Allah'ın Kelâmı'yla günahkârı tevbeye getirebilen, ama getiremeyip, Allah'ın dediği gibi ^dilsiz bir köpek» örneği oturup duran kişidir. Böylelerine karşı Allah*der: «Kelâmımı gizlediğinden dolayı güna_hkârın helak olacak olan ruhunu senin el­lerinden isteyeceğim, ey benim imansız kulum.»
«Bu durumda anahtan olup da sonsuz hayata gir­meyen, hatta girmek istemeyenlere engel olan yazıcı­ların ve Ferisîler'in durumu ne olmaktadır şimdi?»
«Ey Yuhanna, benim yüzbin sözümü dinledikten sonra bir söz söylemek için benden izin istersin. Bak. sana diyorum ki, beni dinlediğin her bir sözün on ka­tını senden dinlemeğe hazırım. Ve, bir diğerini dinle­yecek olan, konuştuğu her defada günah işler. Çün­kü, kendimiz için istediğimizi başkalarına da yapmalı, kendi görmek istemediğimizi başkalarına da yapma­malıyız.» [136]
. O zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, neden Al­lah bunu, yani, kendilerini ve Yaratıcılannı.bilmeleri için, Lazarus'un yaptığı gibi bir kez ölüp geri dönmeği insanlara bahşetmedi?»
îsa cevap verdi: «Söyle bana Yuhanna; ev. sahibi­nin biri bir hizmetçisine, evinin manzarasını kapayan ağacı kesmesi için mükemmel bir balta verdi.>
Ama işçi baltayı unuttu ve dedi: «Eğer efendi ba­na eski bir balta vermiş olsaydı ağacı kolayca keserdim;» Söyle bana Yuhanna, ev sahibi ne dedi? Mutla­ka kızdı ve eski baltayı alıp adamın başına çarptı ve dedi:
«Aptal hilekâr! Sana ağacı zahmetsizce kesebile­ceğin bir balta verdim, sense'büyük zahmetlerle ça­lışman gerekecek ve gidip, hiç bir şey elde edemeye­ceğin bu baltayı mı istersin? Ben senin ağacı, çalış­man işe yarasın diye kesmeni isterim. Doğru değil mi bu?»
Yuhanna cevap verdi: «Doğruların doğrusu.» (O zaman îsa dedi) : -Ebediyen sağ ve diriyimdir ki» der Allah, «Ben herkese iyi bir balta verdim, bu da bir ölünün gömüldüğünü görmektir. Kim bu baltayı iyi kullanırsa, kalbindeki günah ağacını sancısız çıkarır; böylece lütuf ve rahmetimi kazanır. Onlara salih amel­lerinden dolayı sonsuz yaşama hakkı veririm. Ama, gün be gün başkalarının ölüp durduğunu gördüğü halde ölümlü olduğunu unutan ve «eğer öbür hayatı görsem, iyi işler yaparım» diyenin üzerine olacaktır Öfkem, ve onu ölümle öylesine çarparım ki, bir daha hiç iyilik bulamaz.»
«Ey Yuhanna» dedi îsa, «Başkalarının düşüşün­den ayakları üzerinde durmayı öğrenenin avantajı ne büyüktür!»
Sonra, Lazarus dedi: «Muallim, bakm size diyo­rum ki, günbegün ölenlerin mezara, götürüldüğünü görüp de Yaratıcımız Allah'tan korkmayanın hak ede­ceği cezayı tasavvur edemiyorum. Böyle biri, tümüy­le vaz geçmesi gereken dünyadaki şeyler için kendi­sine nesi varsa veren Yaratıcısı'na karşı gelir.»
O zaman îsa havarilerine dedi: «Bana muallim diyorsunuz ve iyi ediyorsunuz, çünkü Allah benim ağ­zımla size öğretiyor. Ama, Lazarus'a ne diyeceksiniz? Gerçekten o burada, bu dünyada akideyi öğreten tüm muallimlerin muallimidir. Ben şüphesiz size nasıl iyi yaşanacağını öğrettim, ama Lazarus size nasıl iyi ölü­neceğini öğretecektir. Allah sağ ve diridir ki, o pey­gamberlik hediyesini almıştır; bu balamdan onun doğ­ru sözlerini dinleyin. Ve, insan kötü ölürse, iyi yaşa­ma boşuna olacağından onun sözlerini o derece fazla dinlemelisiniz.»
Lazarus dedi: «Ey muallim, sana teşekkür ederim ki, gerçeğin değerini veriyorsun; bu nedenle Allah sa­na büyük hak verecektir.»
O zaman, (bu satırlar)ı yazan dedi: «Ey mual­lim, tazarus sana, «hak alacaksın» demekle, nasıl ger­çeği söylemiş oluyor? Halbuki, sen Nikodemus'a in­sanın cezadan başka bir şeye hakkı olmadığını söyle­miştin. Sen de bu durumda Allah'ın cezasına mı uğ­rayacaksın?»
îsa cevap verdi: «Înşa-Allah bu dünyada Allah'ın cezasına uğrarım, çünkü, yapmam gerektiği kadar imanla ona kulluk etmedim.»
«Ama, Allah rahmetinden dolayı beni öylesine sev­di ki, her ceza benden geri alındı. O kadar ki, ben yal­nızca bir başka kişide azap göreceğim. Ceza benim için yerindedir. Çünkü insanlar bana Allah dediler. Amaf ben gerçek olarak, yalnızca Allah olmadığımı değil ay^ m zamanda, Mesih de olmadığımı itiraf ettiğimden Al­lah benden cezayı çekti ve utanç benim olsun diye, onu şerli birine çektirecektir. Bu bakımdan, sana diyorum ki benim Barnabas'ım, bir insan Allah'ın komşusuna ne vereceğinden söz ederken 'komşusunun onu hak ettiğini de söylesin. Ama dikkat etsin ki, Allah kendine vereceği şeyden söz ederken «Allah bana verecek» de­sin. Ve, «benim hakkım var» dememeye dikkat etsin; çünkü Allah kullarına günahları nedeniyle Cehennem'i hak ettikleri zaman rahmetini bahşetmekten memnun­luk duyar.
-Allah rahmette o kadar zengindir ki, bin denizin suyu, eğer bu kadarı bulunabilirse, Cehennem alevle­rinin bir kıvılcımını söndüremezken, Allah'a karşı suç işlediğine ağlayan kişinin bir damla göz yaşı, Allah'ın imdadına yetiştiği büyük rahmetiyle tüm Cehennem'i söndürür. Bu nedenle, Allah Şeytan'ı kahretmek ve kendi nimetini göstermek için, mü'min kulunun her iyi amelini rahmetinin varlığıyla hak diye isimlendir­mek diler ve onun komşusu hakkında böyle konuşma­sını ister. Yine de, bir insan kendisi hakkında «hakkım var» demekten kaçınmalıdır, çünkü kınanır.»
îsa sonra Lazarus'a döndü ve dedi: «Kardeş, be­nim dünyada kısa bir zaman kalmam gerekiyor. Bu bakımdan, senin evine yakın olduğum zaman, hiç baş­ka yere gitmeyeceğim, çünkü sen bana, benim sevgim için değil, Allah sevgisi için hizmet edersin.»
Yahudi'lerin Fısıh bayramı yaklaştı, bu nedenle İsa havarilerine dedi: «Kudüs'e fısıh kuzusu yemeğe gidelim.» Ve, Petrus'la Yuhanna'yı şehre gönderip, de­di : «Şehrin kapısının yanında bir sıpayla birlikte bir eşek bulacaksınız, onu çözüp buraya getirin; çünkü, Kudüs'e kadar ona binmem gerekiyor. Ve, eğer biri si­ze, «onu niye çözüyorsunuz» diye sorarsa «muallimin ona ihtiyacı var» deyin, onu getirmenize izin verirler.» Havarileri gittiler. İsa'nın kendilerine söyledikleri­nin hepsini gördüler ve aynı şekilde eşeği ve sıpayı getirdiler. Havariler cübbesini sıpanın üstüne koydu­lar ve İsa ona bindi. Ve, öyle oldu ki, Kudüs halkı Na-sıra'lı İsa'nın gelmekte olduğunu duyunca, ellerinde palmiye ve zeytin dallan «Allah Rabb adına bize ge­len kutlu olsun; şükürler Davud'un oğlu!» diye çocuk­larıyla birlikte İsa'yı görmek için şehrin dışına çıktılar. İsa şehre girince, halk, «Allah Rabb adına bize ge­len kutlu olsun; şükürler Davud'un oğlu!» diye diye elbiselerini eşeğin ayaklan altına yazdılar.
Ferisiler İsa'yı azarlayıp dediler: «Görmüyor mu­sun ne diyorlar? Sustur onlan!»
O zaman İsa dedi: «Ruhumun huzurunda durdu­ğu Allah sağ ve diridir kî, eğer insanlar susacak olsa, habis günahkârların küfrüne karşı taşlar haykıracak­tır.» Ve, İsa bunu deyince, Kudüs'ün bütün taşları bü­yük bir gürültüyle haykırdılar. «Allah Rabb adına bi­ze gelen kutlu olsun!»
Yine de Ferisiler küfürlerine devam ettiler ve bir araya toplanıp, onu konuşurken yakalamak için isti­şarede bulundular. [137]
İsa mabede girince, yazıcılar ve Ferisiler kendisi­ne zina suçu işlemiş bir kadın getirdiler. Aralarında dediler: «Eğer onu Jcurtarırsa, bu Musa'nın kanununa aykırıdır ve böylece onu suçlarız; eğer mahkûm eder­se, bu kendi akidesine aykırıdır, çünkü o merhameti tebliğ etmektedir. Bu şekilde İsa'ya varıp, dediler: «Muallim, bü kadını zina ederken bulduk. Musa, böy-lesinin recm edilmesini emretmişti; buna sen ne der­sin?»
Bunun üzerine îsa eğilip, parmağıyla yerde bir ay­na yaptı ve içinde herkes kendi kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken, İsa doğrulup parmağıyla aynayı gösterdi ve dedi: «Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın.» Ve, yeniden eğilip, aynayı çizdi.
Bunu gören insanlar, en yaşlısından başlayarak bir bir çıktılar, çünkü kirli işlerini görünce utanıyorlar­dı. [138]
İsa yeniden doğrulup, kadından başka kimseyi gö­remeyince dedi: «Kadın, seni ayıplayanlar nerede?»
Kadın ağlıyarak cevap verdi, «Rab, gittiler; eğer beni bağışlarsan, Allah sağ ve diridir ki, bir daha gü­nah işlemiyeceğim.»
O zaman îsa dedi: «Allah'ı teşbih ederim! Huzur­la yoluna git ve bir daha günah işleme, çünkü Allah beni seni mahkûm etmek için göndermedi.»
Sonra, yazıcılar ve Ferisiler toplanınca, îsa kendi­lerine dedi: «Söyleyin bana; eğer sizden birinizin yüz koyunu olsa ve onlardan birini yitirse doksandokuzunu bırakıp, onu aramaya gitmez misiniz? Ve, onu bulun-. ca, onu omuzlarınıza atıp, komşularınızı çağırarak, on­lara demez misiniz? «Benimle birlikte sevinin, çünkü, yitirdiğim koyunu buldum.» Mutlaka böyle yaparsınız.
«Şimdi söyleyin bana, Allah'ımız, dünyayı kendisi için yarattığı insanı daha mı az sever? Allah sağ ve diridir ki, tevbe eden günahkâr üzerine Allah'ın me­leklerinde böylesine bir sevinç meydana gelir; çünkü, günahkârlar Allah'ın rahmetini bildirirler.»
«Söyleyin bana, ^ doktor en çok kimin tarafından sevilir, hiç hastalık görmemiş olanlar tarafından mı, yoksa doktorun ağır hastalıklarını iyileştirdiği kişiler tarafından mı?»
Ferisiler ona dedi: «Sağlam adam doktoru nasıl sevsin ki? O mutlaka onu, yalnızca hasta olmadığı için sevecektir; ve hastalığı bilmediği için de çok az seve­cektir.»
O zaman ruhî bir şiddetfe îsa konuşup dedi: «Al­lah sağ ve diridir ki, sizin kendi diliniz kendi gururu­nuzu mahkûm ediyor, o kadar ki, Allah'ımız müttakî olandan çok, Allah'ın üzerindeki büyük rahmetini bi­len tevbekâr günahkâr tarafından sevilir. Çünkü, mut­taki Allah'ın rahmetini bilmez. Bu bakımdan, Allah'ın meleklerinin yanında, tevbe eden bir günahkâr için du­yulan sevinç, doksan dokuz muttaki kişiye (duyulan­dan) daha çoktur.
«Zamanımızda müttakîler nerede? Ruhumun hu­zurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, takvasız müt-takîlerin sayısı çoktur; onların durumu Şeytanmki gi­bidir.»
Yazıcılar ve Ferisiler karşılık verdiler: «Biz günah­kârlarız, bu nedenle Allah bize merhamet edecektir» Ve, onlar bunu İsa'yı kışkırtmak için dediler; çünkü, yazıcılar ve Ferisîler, kendilerine günahkâr denmesini büyük bir hakaret sayarlardı.
O zaman İsa dedi: «Korkarım ki siz, takvasız müt-takîlersinizdir. Çünkü, günah işleyip de günahınızı in­kâr eder ve kendinize muttaki derseniz, takvasız olur­sunuz; ve eğer kalbinizden kendinizi muttaki kabul edi­yor ve dilinizle günahkâr olduğunuzu söylüyorsanız, o zaman bir kat daha takvasız müttakilersiniz demek olur.»
Yazıcılar ve Ferisîler bunu duyunca, İsa'yı hava-rileriyle birlikte huzur içinde bırakıp başlan önünde çekip gittiler ve cüzzamı temizlenmiş olan cüzzamlı Si-mun'un evine vardılar. Şehir halkı hastalarım Simun'-un evinde toplamış bulunuyorlardı; İsa'ya hastaların iyileştirilmesi için ricada bulundular.
O zaman, saatinin yakın olduğunu bilen İsa dedi: «Ne kadar hasta varsa çağırın, çünkü Allah onları iyi­leştirecek kudrette ve merhamettedir.»
Karşılık verdiler: «Burada, Kudüs'te başka hasta bulunduğunu bilmiyoruz.»
Isa ağlayarak karşılık verdi: «Ey Kudüs, ey İsrail, senin için ağlıyorum. Sen sana olan ziyareti bilmiyor­sun; çünkü, bir tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi, ben de seni yaratıcınız Allah sevgisinde toplamak istedim, ama sen istemedin! Bu nedenle, Al­lah size şöyle diyor:                                             
«Ey sert yürekli, sapık fikirli şehir, sana, seni kal­bine çevirmesi için ve sen de tevbe edesin diye kulu­mu gönderdim; ama sen ey bozuk şehir, senin için, ey İsrail, Mısır'a ve Firavun'a yaptıklarımın hepsini unut: tum. Kulum hasta vücudunu iyileştirsin diye defalarca ağlarsın; ama, senin günahkâr ruhunu iyileştirmeğe çalıştığı için, kulumu öldürmenin yollarını ararsın.»
«Cezama uğramayan yalnızca sen mi kalacaksın şimdi? Sen ebediyyen yaşayacak mısın? Ve, senin gu­rurun seni benim ellerimden kurtaracak mı? Kşsinlik-le hayır, çünkü, bir orduyla birlikte karşına reisler çı­karacağım ve onlar seni kuvvetle saracaklar ve seni onların ellerine öylesine teslim edeceğim ki, gururun doğru Cehennem'e düşecek.»
«Yaşlıları ve dulları bağışlamıyacağım, çocukları bağışlamıyacağım, seni tümden kıtlığa, kılıca ve ha­karete terk edeceğim ve üzerine rahmetle baktığım ma­bedi şehirle birlikte ıssız bırakacağım; o kadar ki, ulus­lar arasında bir efsane, bir alay konusu ve bir darb-ı mesel olacaksın. Gazabım üzerinde böyle kalacak ve benim öfkem uyumaz.» [139]
Bunları söyledikten sonra İsa yeniden dedi: «Baş­ka hastalar bulunduğunu bilmiyor musunuz? Allah sağ ve diridir ki, Kudüs'te ruhları sağlam olanlar vü­cutça hasta olanlardan daha azdır. Ve, gerçeği bilme­niz için, size diyorum ki ey hasta olanlar, Allah'ın adı­na hastalığınız sizden ayrılsın!»
«Kitap'ta İsrail Oğulları'na hükmettik: Yeryüzünde İki kez fesad çıkaracak ve büyüklük ve ululuğa kapılacaksınız. Bunlar­dan birincinin va'di gelince, zorlu ve şiddetli kullarımızı üzeri­nize gönderdik de, yurdun içlerine girip araştırdılar; ve yerine gelmiş bir va'd oldu. Sonra, onlara karşı size bir kez daha (güç ve imkân) verdik; mallar ve oğullarla size yardımda bulunduk ve sayı bakımından da sizi daha da çok kıldık. İyilik ettiyseniz kendiniz için iyilik ettiniz ve kötülük ettiyseniz, bu da kendiniz aleyhinedir. Sonrakinin va'di gelince yüzlerinizi karartsınlar, bi­rinci defada girdikleri gibi mescide girsinler ve üst geldiklerini berbat ve helak etsinler diye...» (Kur'an-ı Kerim, tsra: 4-7).
Ve, o bunu söylediği zaman, derhal iyileştiler. -Allah'ın Kudüs üzerindeki gazabını duyunca in­sanlar ağladılar ve merhamet için yalvardılar. O za­man îsa dedi: «Eğer Kudüs günahları için ağlayacak ve pişman olup, yolumda yürüyecek olursa» der Allah, «bir daha onun kötülüklerini hatırlamıyacak ve söyle­diğim belâlardan hiç birini ona vermeyeceğim. Ama Kudüs, uluslar arasında adıma küfretmekle şanımı lekelediğine değil de, kendi yıkımına ağlar. Bu yüzden öfkem daha çok tutuştu. Ebediyyen sağ ve dîriyimdir ki, eğer Musa ile birlikte kullarım Eyub, İbrahim, Sa-muel, Davud ve Danyal kavimleri için dua etseler, Ku­düs'e olan öfkem yatışmayacaktır.» Ve, tsa bunu dedik­ten sonra, herkes endişe içinde evine çekildi.
îsa cüzzamlı Simun'un evinde akşam yemeği yer­ken, bakın ki, Lazarus'un kızkardeşi Meryem eve gir­di ve bir kabı kırıp, İsa'nın başına ve elbisesine yağ merhemi döktü. Bunu gören hain Yehuda, Meryem'i böyle bir işi yapmaktan alıkoymağa çalışıp, dedi: -Gi­dip merhemi sat ve parayı getir de[140] onu yoksullara ve­reyim.»
îsa dedi: «Ona neden engel olursun? Bırak yapsın, çünkü sizin bulacağınız yoksullar hep sizinledir. Ama beni her zaman bulamıyacaksimz.»
Yehuda karşılık verdi: «Ey muallim; bu yağ mer­hemi üç yüz kuruşa satılabilir; kaç yoksulun yardım göreceğine bakın şimdi.»
îsa cevap verdi: «Ey Yehuda, ben senin kalbini biliyorum; sabr et bakalım, sana her şeyi vereceğim.»
Herkes korkuyla yemek yedi. Havariler ise üzgün­dü. Çünkü îsa'nm kendilerinden ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Ama, Yehuda kızgındı, çünkü, îsa'ya ve­rilen bütün şeylerin onda birini çaldığından, yağı sa­tılmadığı için otuz kuruşu yitirdiğini biliyordu.
Başkâhini bulmağa gitti; o, kâhinleri, yazıcıları ve Ferisîleri bir heyet halinde toplamış bulunuyordu; ken­disine Yehuda dedi: «Bana ne vereceksin? Ben kendi­sini İsrail kralı yapmak isteyen îsa'yı elinize teslim edeceğim.»
Cevap verdiler: «Şimdi, onu elimize nasıl verecek­sin?»
Yehuda dedi: «Şehir dışına ibadet etmeğe gittiğini öğrendiğim zaman size söyleyecek ve sizi onun bulun­duğu yere ileteceğim; çünkü, onu şehrin içinde fitne çıkmadan yakalamak imkânsız olacaktır.» [141]
Başkâhin karşılık verdi: «Eğer onu bizim elimize verirsen, sana otuz altın vereceğiz ve sana nasıl iyi davranacağımızı göreceksin.»
Gün olunca, İsa halktan büyük bir kalabalıkla bir­likte mabede vardı. Bu sırada başkâhin yaklaşıp dedi: «Söyle bana ey İsa, Allah olmadığını, Allah'ın oğlu ve­ya Mesih bile olmadığını itiraf etmiştin, unuttun mu hep bunları?»
îsa cevap verdi: «Hayır, asla unutmadım; çünkü bu, Hüküm Günü'nde, Allah'ın mahkemesi önünde yapacak olduğum itirafımdır [142] Musa'nın kitabında ya­zılı olan her şey doğruların doğrusudur. Öyle ki, Ya­ratıcımız Allah bir tek (Allah) tır, ve ben Allah*ın ku­luyum ve sizin Mesih dediğiniz Allah'ın Elçisi'ne hiz­met etmek arzu ediyorum.»
Başkâhin dedi: «Öyleyse, mabede halktan bu ka­dar büyük bir kalabalıkla gelmenin yararı ne? Yoksa, kendini îsrail'in kralı mı yapmak istersin? Sakın ki, ba­şına bir tehlike gelmesin!»
îsa cevap verdi: «Eğer ben kendi ün ve şanım için . çalışsam ve kendi' payımı bu dünyada istemiş olsay­dım, Nain halkı beni kral yapmak istediği zaman kaç­mazdım. Bana gerçekten inan ki, bu dünyada hiç bir şeyin peşinde değilim.»
O zaman, başkâhin dedi: «Mesih'le ilgili olarak bir şeyi bilmek istiyoruz.» Ve, hemen kâhinler, yazıcı­lar ve Ferisiler İsa'nın çevresinde bir halka oluştur­dular.
îsa karşılık verdi: «Mesih hakkında bilmek iste­diğiniz bu şey nedir? Ne belli, yalan olmasın bu? Emin olun ki, size yalan söylemiyeceğim. Çünkü, yalan söy­lemiş olsaydım, tüm îsrail'le birlikte siz, yazıcılar (ve) Ferisîler tarafından göklere çıkarılacaktım; amu, size gerçeği söylediğim için benden nefret ediyor ve beni öldürmenin yollarını arıyorsunuz?»
Başkâhin dedi: -Şimdi biliyoruz ki, senin sırtında, cinin var; çünkü sen bir Samirîsin ve Allah'ın kâhini­ne saygı duymazsın.»
îsa cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, benim sırtımda cinim yok, bilakis ben cini fırlatıp atmağa çalışıyorum, dolayısıyla, bu sebepten cin dünyayı ba­na karşı ayaklandırıyor. Çünkü, ben bu dünyadan de­ğilim. Ben, beni dünyaya gönderen Allah'ın yüceltil­mesi için çalışıyorum. Bu bakımdan, bana kulak verin, size kimin sırtında cini bulunduğunu söyliyeceğim. Ru­humun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, cinin iradesiyle çalışanın sırtında cin vardır, o kendi­sine iradesinin yularını takmış, onu istediği gibi yö­netip, her kötülüğe koşturuyor.
Bir elbise nasıl sahibini değiştirince, aynı kumaş olduğu halde, adını da değiştirirse, insanlar da tek bir maddeden olmalarına rağmen, insanın içinde çalışa­nın yaptıkları nedeniyle farkhîaşırlar.
Eğer ben (bildiğim kadarıyla) günah işlemişsem, bir düşman olarak benden nefret etmek yerine, niye bir kardeş olarak beni uyarmazsmız? Gerçekten, bir bedenin azaları başla birleştikleri zaman birbirlerinin imdadına koşarlar ve baştan kopuk olanlar ise ona hiç yardım etmezler. Çünkü, bir vücudun elleri bir başka vücudun değil, birlikte oldukları vücudun ayak­larının acısını duyarlar, Ruhumun huzurunda durdu­ğu Allah sağ ve diridir ki, Yaratıcı'sı Allah'ı seven ve O'ndan korkan, başının merhamet duyduğu kişiye kar­şı merhamet duygusu besler. Allah'ın günahkârın öl­mesini düemeyip, her birinin tevbe etmesini beklediğini görerek, eğer siz benim de birlikte olduğum şu bedendenseniz, Allah sağ ve diridir ki, kendi başıma göre hareket etmem için bana yardım edersiniz.
*Eğer kötülük yaparsam, beni uyarın, Allah da si­zi .sevsin, çünkü O'nun istediğini yapmış olursunuz. Ama, kimse günahtan dolayı beni uyarmazsa, bu, si­zin dediğiniz gibi İbrahim'in çocukları olmadığınızın ve İbrahim'in bulunduğu başla bir arada bulunmadı­ğınızın işaretidir. Allah sağ ve diridir ki, İbrahim Al-Jah'ı o kadar çok severdi ki, sahte putları parçalayıp, anne ve babasını terketmekle kalmamış, aynı zaman­da Allah'a itaat etmek için kendi oğlunu da öldürmek istemiştir.»
Başkanın karşılık verdi: «Sana sorduğum bu; ve .seni öldürmenin yollarını aramıyorum, o halde söyle bize: İbrahim'in bu oğlu kimdi?»
İsa cevap verdi: «Senin şanının ateşi ey Allah, beni tutuşturuyor ve konuşmadan edemiyorum. Bakın diyorum, İbrahim'in oğlu İsmail'di. Ondan, kendisiyle yeryüzünün tüm kabilelerinin kutsanacağı İbrahim'e, •va'd edilen Mesih gelecektir.»
Ö zaman, bunu duyan başkanın kızdı ve bağırdı: «Şu dinsiz herifi gelin taşlayalım. Çünkü o bir îsmaili'-dir. Musa'ya karşı, Allah'ın kanununa karşı küfret­miş tir.»
Bunun üzerine, her yazıcı ve Ferisi halkın önde gelenleriyle birlikte İsa'yı taşlamak için taş kaptılar. İsa ise gözlerinden kaybolup mabetten çıktı. Ve o za­man, İsa'yı öldürmek için duydukları dehşetli arzuyla, öfke ve nefretten gözleri dönmüş şekilde birbirlerine öylesine vurdular ki, orada bin kişi öldü ve kutsal ma­bedi kirlettiler. İsa'nın mabetten çıktığını gören hava­riler ve mü'minler (çünkü o kendilerinden gizli değil­di) kendisini Simun'un evine kadar izlediler.
Bu arada Nikodemus oraya geldi ve İsa'ya, Kudüs'­ten çıkıp, Sidrun çayı ötesine gitmesini tavsiye ederek dedi: «Rab, benim Sidrun çayı gerisinde evle birlikte bahçem var, bu bakımdan sana rica ediyorum, şakirt­lerinden bazılarıyla oraya git' ve kâhinlerimizin bu nefreti geçinceye kadar orada kal. Sana gerekli olan her şeyi sağlıyacağım. Ve, şakirtlerin çoğunu burada Simun'un evinde ve benim evimde bırak, Allah bize her şeyi verecektir.»
Ve, İsa yanına, ilk olarak havariler denilen yal­nızca on iki kişiyi almak arzu ederek, böyle yaptı.
Bu sırada, İsa'nın annesi bakire Meryem ibadet ediyordu ki, melek Cebrail kendisini ziyaret edip, oğ­luna yapılan eziyeti naklederek, dedi: «Korkma Mer­yem, çünkü Allah O'nu dünya (dakiler) den koruya­caktır. Bunun üzerine, Meryem ağlayarak Nasira'dan ayrıldı ve oğlunu aramak için Kudüs'e, kız kardeşi Meryem Selâme'nin evine geldi.
Fakat, îsa gizlice Sidrun çayının ötesine çekilmiş olduğundan, onu bu dünyada bir daha göremedi; an­cak utanç işinden sonra melek Cebrail, Mikâil, (İsi ra-fil ve Uriel'le birlikte Allah'ın emriyle onu kendisine getirdiler.
Mabeddeki karışıklık îsa'nin ayrılmasıyla dinince, başkâhin yüksek bir yere çıkıp, elleriyle sus işareti ya­parak dedi: «Kardeşler! Biz ne yapıyoruz? O'nun Şey-tan'ca san'atıyla tüm dünyayı aldattığını görmüyor musunuz? Şimdi, eğer o bir büyücü değil ise, nasıl ol­du da kaybolup gitti? Emin olun ki, o kutsal biri ve bir peygamber olmuş olsaydı, Allah'a karşı, kul(u) Mu­sa'ya karşı ve İsrail'in ümidi Mesih'e karşı küfürde bulunmazdı! Ve, ne diyeyim ben? O, tüm kâhinlerimi­ze küfretti. Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, eğer o dünyadan ayrılmazsa, İsrail kirlenecek ve Allah'ımız bizi milletlere teslim edecektir. Dikkat edin şimdi, onun yüzünden bu kutsal mabed nasıl da kirlenmiş bulu­nuyor!»
Ve, başkâhin o şekilde konuştu ki, pek çokları İsa'­yı terketti. Bunun üzerine, gizli tutulan öldürme işi açığa vuruldu. O kadar ki, başkâhin bizzat Hirodes'e ve Roma valisine gidip, İsa'yı, kendisini İsrail'e kral yapmak arzusunda olmakla suçladı ve bu konuda ya­lancı şahitler de buldular.
Sonra, İsa aleyhinde genel bir toplantı yapıldı. Çünkü Romalıların fermanı herkesi korkutuyordu. Öy-lek i, Roma senatosu İsa ile ilgili olarak iki kez ferman yayınlamıştı. Fermanın birinde, Yahudiler'in peygam­beri Nasıralı İsa'ya Allah veya Allah'ın denilmesi ölüm cezasıyla men ediliyor; diğerinde ise, Yahudiler'in pey­gamberi Nasıralı İsa hakkında tartışmak para ceza­sıyla yasaklanıyordu. Bu nedenle, aralarında büyük bir ayrılık vardı. Bazıları, İsa aleyhinde Roma'ya yeni­den yazı yazılmasını istiyordu;, bazıları, bir 'serserinin sözleriymişçesine ne derse desin, İsa'nın kendi başına bırakılması gerektiğini söylüyor; diğerleri ise, göster­diği büyük mucizeleri delil olarak ileri sürüyorlardı.
Bu yüzden başkâhin, afaroz acısını göze almadan kimsenin İsa'yı savunur bir tek kelime bile konuşma­masını söyledi ve Herod ve valiyle konuşup dedi: -Her hal-û kârda elimizde kötü bir risk var. Çünkü, bu gü­nahkârı öldürsek, Kayser'in fermanına karşı davran­mış olacağız, yok yaşamasına ve kendisini İsrail'e kral yapmasına izin versek, o zaman durum ne olacaktır?» Bunun üzerine Hirodes kalktı ve valiyi tehdit ederek dedi: «Sakın ki, bu adamı tutman yüzünden bu ülke ayaklanmaya kalkmasın; o zaman seni Kayser'in önün­de bir asi olarak suçlarım.» Bu durum karşısında vali, senatodan korkup, Hirodesle dost oldu. (Çünkü önce­den birbirlerinden öldüresiye nefret ederlerdi). Ve İsa'­nın öldürülmesi üzerinde anlaşıp, başkâhine dediler: «Ne zaman bu suçlu adamın nerede olduğunu öğre­nirsen, kendini bize gönder, biz sana asker vereceğiz.» Bu, «yeryüzünün reisleri ve kralları İsrail'in mukad­desine karşı birleşirler. Çünkü o, dünyanın kurtuluş yolunu ilân eder» diyerek, İsrail'in peygamberi İsa'yı önceden haber veren Davud'un peygamberi sözünün gerçekleşmesi için oldu.
Bunun üzerine, o gün Kudüs'ün her yanında İsa için genel bir arama yapıldı.            
Sidrun çayı ötesinde, Nikodemus'un evinde bulu­nan İsa havarilerini rahatlatıp, dedi: «Dünyadan ay­rılma vaktim yaklaşmış bulunuyor; kendinizi teselli edin ve üzülmeyin, çünkü ben gittiğim yerde hiç bir ızdırap duymayacağım.
«Şimdi, benim hayrıma üzülürseniz, benim dost­larım olmuş olur musunuz? Emin olun ki hayır, bila­kis düşmanlar (im olmuş olursunuz). Dünya neşelene­ceği zaman siz üzülün, çünkü, dünyanın neşelenmesi ağlamaya dönüşür; ama sizin üzüntünüz sevince dö­nüşür ve sizin sevincinizi kimse sizden alamaz; çünkü, kalbin, yaratıcısı Allah'ta duyduğu sevinci tüm dün­ya çekip alamaz. Allah'ın benim ağzımla size söyledi­ği sözleri unutmamağa bakın. Dünyaya karşı ve dün­yayı sevenlere karşı incil'imle yaptığım şahitliği tah­rif edecek herkese karşı, benim şahitlerim olun.»
Sonra, ellerini Rabb'e kaldırıp, dua ederek dedi: «İbrahim'in Allah'ı, İsmail ve tshak'ın Allah'ı, babala­rımızın Allah'ı, Allah'ımız Rabb, bana verdiklerine merhamet et ve onları dünyadan koru. Onları dünya­dan al demiyorum, çünkü, benim İncil'imi tahrif ede­ceklere karşı onların şahitlik etmesi gerekiyor. Bunun yerine, onları serden koruman için dua ediyorum, ki, Senin Hüküm Günü'nde, benimle birlikte, senin ahdi­ni bozan İsrail ailesine karşı ve dünyaya karşı şahit­lik etmek için gelsinler. Puta-tapıcı babaların oğulla­rına karşı, tam dördüncü soya kadar putatapıcüıktan intikam alan kadir ve kıskanç Rabb Allah, benim Se­nin oğlun olduğumu yazdıkları zaman, bana verdiğin İncil'imi tahrif edecek olan herkesi Sen ebediyyen la­netle. Çünkü, çamur ve toprak olan ben, Senin kulla­rının hizmetçisiyim ve hiç bir zaman kendimi senin iyi bir kulun olarak düşünmedim; şundan ki, ben Sa­na, bana verdiklerin karşısında hiç bir şey veremem. Çünkü, her şey Senindir. Bin nesilde Sen'den korkan-
lar üzerinde merhametini gösteren Rahim Rabb Al­lah, bana verdiğin Kelâmı'na inananlara merhamet et. Çünkü, nasıl Sen gerçek Allah'san, benim söyledi­ğim söz de öyle gerçektir. Çünkü, o Senindir. Görü­yorsun ki, okuduğu kitapla yazılı olandan başkasını okuyamıyan bir okuyucu gibi konuştum; bana verdi­ğini işte bu şekilde anlattım.
Koruyucu Rabb Allah, Şeytan'ın kendilerine karşı hiç bir şey yapmaması için bana verdiklerini koru; yalnız onları değil, onlara inanacak her şeyi koru.
«Merhameti bol ve zengin Rabb, Hüküm Günü'n­de Elçi'nin cemaati içinde bulunmasını kuluna bahşet; yalnızca bana değil, bana verdiğin herkese, onlarla birlikte, tebliğleri sonucu bana inanacak herkese. Ve, Kendin için bunu yap ki Rabb, Şeytan Sen Rabb'e karşı böbürlenmesin.»
«Nimetinden kavmim îsrail için gerekli olan her şeyi sağlayan Rabb Allah, dünyayı kendisi için yarat­tığını Elçi'nle kutsamayı va'd ettiğin yeryüzünün tüm kabilelerini hatırdan çıkarma. Dünyaya merhamet et ve Elçi'ni çabucak gönder ki, düşmanın olan Şeytan, imparatorluğunu yitirsin.» Ve, İsa bunu söyledikten sonra üç kez, «Amin, yüce ve rahîm olan Rabb!» dedi.
Ve, ağlayarak karşılık verdiler. «Amin!»; Yehuda hariç, çünkü o hiç bir şeye inanmıyordu.
Kuzuyu yeme günü gelince, Nikodemus kuzuyu îsa ve şakirtleri için gizlice bahçeye gönderdi ve vali ve başkâhinle birlikte Hirodes'in ferman ettiği her şeyi bilirdi.
Bunun üzerine Isa ruhen sevinip dedi: «Kutsal adı­nı teşbih ve takdis ederim ey Rabb, çünkü beni, dün­yanın işkence edip öldürdüğü kullarının sayısından -ayırdın. Şükürler ölsün sana Allah'ım, çünkü Senin işini yerine getirdim.» Ve, Yehuda'ya dönerek, ona de­di : «Arkadaş, neye beklersin? Benim vaktim yakın, o halde git de, yapman gerekeni yap.»
Şakirtler, İsa'nın Yehuda'yı. Fısıh günü için bir şeyler almaya gönderdiğini sandılar; ama îsa, -Yehu-da'nın kendisine ihanet edeceğini biliyordu; bu neden­le, dünyadan ayrılmak arzusuyla böyle konuştu.
Yehuda karşılık verdi: «Rab, yememe izin ver, son­ra giderim:»
*Yiyelim« dedi İsa, «çünkü sizden ayrılmadan bu kuzuyu yemeği çok arzu ettim.» Ve, kalkıp, bir havlu aldı ve beline doladı, sonra bir leğene su koyu]?, şakirt­lerinin ayaklarını yıkamağa başladı. Yehuda'dan baş­layıp, Petrus'a geldi. Petrus dedi: «Rab, benim ayak­larımı yıkamıyacak mısın?»
îsa cevap verdi: «Benim ne yaptığımı sen şimdi bilmiyorsun, ama daha sonra bileceksin.»
Petrus karşılık verdi: «Benim ayaklarımı hiç yıka-Tnıyacaksm.»
O zaman, İsa kalktı ve dedi: «Sen de Hüküm Gü-riü'nde benim bölüğüme katılmayacaksın.» [143]
Petrus karşılık verdi: «Yalnız ayaklarımı değil Rab, ellerimi ve başımı da yıka.»
Şakirtler yıkanıp da, yemek için sofraya oturduk­larında îsa dedi: «Ben sizi yıkadım, yine de tamamen temiz değilsiniz; öyle ki, denizin tüm suyu bana inan­mayanı yıkamıyacaktır.» îsa bunu, kendisine kimin ihanet etmekte olduğunu bildiği için dedi. Şakirtler bu sözlere üzülmüşlerdi ki, İsa yine dedi: «Bakın size di­yorum ki, sizden biriniz bana ihanet edecek, öyle ki, bir koyun gibi satılacağım; ama yazıklar olsun ona, çünkü, babamız Davut'un böyle biri hakkında söyle­diği, «O, başkaları için hazırladığı çukura düşecektir» sözünü tümüyle yerine getirecek.»
Bunun üzerine şakirtler birbirlerine bakıp, üzün­tü içinde dediler: «Hain kim olacak?»
Sonra Yehuda dedi: «Ben mi olacağım o, ey mual­lim?»
İsa cevap verdi: «Bana ihanet edecek olanın kim olduğunu söyledim.» Ve, on bir havari bunu duymadı.
Kuzu yenilince, cin Yehuda'mn sırtına bindi ve o da evden çıkarken, İsa kendisine yeniden dedi: «Yap­man gereken şeyi çabuk yap.» [144]
İsa evden çıkıp, ibadet etme adeti üzere, yüz kez dizlerini büküp, secdeye vararak ibadet etmek için bah­çeye çekildi. Bu sırada, İsa'nın şakirtleriyle birlikte bu­lunduğu yeri bilen Yehuda başkâhine vardı ve dedi: «Bana va'd olunanı verirseniz, bu gece aradığınız İsa'­yı elinize vereceğim; çünkü o onbir ashabıyla birlikte yalnızcadır.»
Başkâhin karşılık verdi: «Ne kadar istersin?» Yehuda dedi: «Otuz altm.»
O zaman, başkâhin hemen kendisine parayı saydı ye asker getirmesi için vali ve. Hirodes'e bir Ferisi gön­derdi ve bir lejyon asker verdiler, çünkü halktan kor­kuyorlardı; bu nedenle, silahlarını alarak/ değnekler üzerindeki meş'ale ve fenerlerle Kudüs'ten çıktılar.
Askerler Yehuda'yla birlikte îsa'nın bulunduğu ye­re yaklaştıklarında, Isa çok sayıda kişinin yaklaştıkla­rını işitip, korkuyla geri eve çekildi. Ve, on bir (havari) uyumakta idiler.
O zaman kuluna gelen tehlikeyi gören Allah, elçi­leri Cebrail, Mikâil, (İs)rafil ve Uriel'e İsa'yı dünya­dan almalarını emretti.
Kutsal melekler gelip, İsa'yı güneye bakan pence­reden çıkardılar. Onu götürüp, üçüncü göğe, daima Allah'ı teşbih ve takdis etmekte olan meleklerin yanı­na bıraktılar.
Yehuda herkesin önünden hızlı hızlı îsa'nın yukarı alındığı odaya daldı. Ve, şakirtler uyuyorlardı. Bunun üzerine, mucizeler yaratan Allah yeni bir mucize da­ha yarattı. Öyle ki, Yehuda Tconuşma ve yüz bakımın­dan İsa'ya o şekilde benzetildi ki, O'nun İsa olduğuna inandık. Ve, o bizi uyandırdı. Muallim'in bulunduğu yeri arıyordu. Bunun üzerine, biz hayret ettik ve ce­vap verdik : «Sen Rab, bizim muallimimizsin; bizi unut­tun mu?»
O, gülümseyerek dedi: «Şimdi, benim Yehuda îs-kariyot olduğumu bilmeyecek kadar budalalaştınız!»
Ve, o bunu derken askerler girdiler, ellerini Ye-huda'nın üzerine koydular, çünkü o, her bakımdan îsa'ya benziyordu.
Biz, Yehuda'nm dediklerini duyup, yığınla askeri de gbrünce, delirmiş gibi kaçtık.
Ve, keten beze dolanmış olan Yuhanna da uyanıp kaçtı ve askerin biri kendisini kete^ bezden yakalayın­ca, keten bezi bırakıp, çıplak olarak kaçtı. Çünkü Al­lah, İsa'nın duasını duymuş ve on bir (havariyi) ser­den korumuştu.
Askerler Yehuda'yı tutup, alay ede ede bağladı­lar. Çünkü o, gerçekten îsa olduğunu inkâr ediyordu; askerler kendisiyle alay edip dediler: «Efendi, korkma, çünkü biz seni İsrail kralı yapmağa geldik ve senin krallığı reddedeceğini bildiğimiz için de seni bağla­dık.»
Yehuda karşılık verdi: «Siz aklınızı mı yitirdiniz? Siz, bir soyguncuya (karşı gelir gibi) silâh ve fener­lerle Nasıra'lı îsa'yı almağa geldiniz ve size yol gös­teren beni, kral yapmak için bağladınız!»
O zaman askerler sabırlarım yitirip, yumruk ve tekmelerle Yehuda'ya vurmağa başladılar ve onu öf­keyle Kudüs'e getirdiler.
Yuhanna ve Petrus uzaktan askerleri izliyorlar­dı; ve, İsa'yı idam etmek için toplanmış bulunan Fe-risîler heyeti ve başkâhin tarafından Yehuda'ya ya­pılan tüm sorgulamayı gördüklerine dair bu (satırlar) i yazanı ikna ettiler. Bu arada Yehuda pek çok deli söz­leri söyledi, o kadar ki, herkes katıla katıla gülüp, onun gerçekten İsa olduğuna ve ölüm korkusuyla deli nu­maraları yaptığına inandılar. Bunun üzerine, yazıcı­lar, gözlerini bir sargıyla bağlayıp, alay ederek dedi­ler: «Nasıralılar'm (İsa'ya inananlara böyle derlerdi) peygamberi İsa, söyle bize, yüzüne vuran kimdir?» Ve, onu yuınrukîayıp, yüzünü tokatladılar.
Sabah olunca, halkın ileri gelenleri ve Ferisîlerden oluşan büyük bir heyet toplandı; ve, başkâhin Ferisî-lerle birlikte Yehuda'ya karşı, İsa olduğuna inandık­larından yalancı şahit, aradılar; ve aradıklarını bula­madılar. Ve, önde gelen kâhinlerin Yehuda'mn Isa ol­duğuna inandıklarını neden söylüyorum? Hattâ, bunu yazanla birlikte tüm şakirtler buna inanıyordu; ve hat­ta, İsa'nın zavallı bakire annesi yakınları ve dostlarıy­la birlikte buna inanıyordu. Öyle ki, herkesin üzüntü­sü inanılmaz derecedeydi. Allah sağ ve diridir ki, ya­zan, İsa'nın söylemiş olduğu her şeyi, dünyadan nasıl çekilip alınacağını, üçüncü bir kişide nasıl işkence çe­keceğini ve dünyanın sonuna kadar ölmeyeceğini unut­muştu. Bu nedenle, İsa'nın annesi ve Yuhanna ile bir­likte çarmıhın yanına gitti.
Başkâhin Yehuda'yı bağlı olarak önüne getirtti ve ona şakirtlerini ve akidesini sordu.
Bunun üzerine Yehuda, kendinde değilmiş gibi ko­nuyla ilgili hiç bir cevap vermedi. Başkâhin, İsrail'in yaşayan Allah'ı üzerine, gerçeği söylemesini ondan rica etti.
Yehuda cevap verdi: «Benim Nasira'lı İsa'yı eli­nize vermeği va'd eden Yehuda İskariyot olduğumu söyledim size; ve siz, hangi san'atladır bilmiyorum, çıl­dırmışsınız, çünkü, her bakımdan benim İsa olduğumu kabul ediyorsunuz.»
Başkâhin karşılık verdi: «Ey sapık fitneci, akiden­le ve sahte mucizelerinle Galile'den başlayarak, bura­ya, Kudüs'e kadar tüm İsrail'i aldattın; ve şimdi de, deli numarası yapmakla sana yakışacak olan hak et­tiğin cezadan kaçmayı mı düşünüyorsun? Allah sağ ve diridir ki, ondan kurtulaimyacaksın!» Ve, bunu de­dikten sonra, hizmetçilerine, anlayışı geri başına gel­sin diye yumruk ve tekmelerle ona- vurmalarını em­retti. Sonra, başkâhinin hizmetçilerinin elinde gördü­ğü alay inanılmayacak biçimdeydi. Çünkü, heyete zevk vermek için aşkla ve şevkle yeni yeni yöntemler kul­lanıyorlardı. Bir hokkabaz gibi giydiriyorlar ve el ve ayaklarla o şekilde davranıyorlardı ki, Kenanileri bile bu manzarayı gördüklerinde merhamete getirebilirdi.
Ama, önde gelen kâhinler, Ferisîler ve halkın ileri gelenleri, İsa'ya karşı öylesine çileden çıkmış kalblere sahiptiler ki, Yehuda'nm gerçekten İsa olduğuna ina­narak, ona bu şekilde davranıîdığını görmekten zevk duyuyorlardı.
Ardından, onu bağlı, olarak İsa'yı gizliden gizliye seven valiye götürdüler. Bunun üzerine o, Yehuda'nm îsa olduğunu sanıp, kendisini odasına aldı ve onunla konuşarak, hangi nedenle önde gelen kâhinlerin ve halkın onu eline verdiklerini sordu.
Yehuda cevap verdi: «Sana gerçeği söylesem de bana inanmazsın; çünkü, belki sen de (önde gelen) kâ­hinler ve Ferisîler'in aldatıldığı gibi aldatılmışsındir.»
Vali, (onun kanunla ilgili olarak konuşmak arzu­sunda olduğunu düşünerek) karşılık verdi: «Şimdi sen benim bir Yahudi olmadığımı bilmiyor musun? (Ön­de gelen) kâhinler ve halkının ileri gelenleri seni be­nim elime verdiler; bu nedenle, bana gerçeği söyle de, adaletli olanı,yapayım. Çünkü, benim seni serbest bı­rakacak veya seni idam edecek gücüm vardır.»
Yehuda karşılık verdi: «Efendi (m), inan bana eğer beni idam edersen büyük bir yanlışlık yapmış olacaksın; çünkü suçsuz bir kişiyi öldüreceksin; ben Yehuda îskoriyot'um, bir büyücü olan ve san'atıyla beni bu şekle çeviren İsa değilim.»
Vali, bunu duyunca şaştı kaldı, öyle ki, onu ser­best bırakmak istedi. Bu nedenle de dışarı çıkıp, gü­lümseyerek, «Hiç olmazsa bir konuda bu adam ölümü değil, bilakis merhameti hak etmektedir» dedi ve ilâve etti: «Bu adam İsa olmadığını, aksine, îsa'yı yakala­maları için askerlere yol gösteren bilinen bir Yehuda olduğunu söylüyor ve Galile'li İsa'nın büyücü san'a­tıyla kendisini bu şekle koyduğunu belirtiyor. Bu ne­denle, eğer bu doğruysa, onu öldürmek, suçsuz oldu­ğundan büyük bir haksızlık olacaktır. Ama, eğer İsa ise ve kendisini inkâr ediyorsa, o zaman mutlaka an­layışını yitirmiştir. Ve, bir deliyi öldürmek de dinsizce bir davranış olur.»
O zaman, önde gelen kâhinler ve halkın ileri gelen­leri, yazıcı ve Ferisîlerle birlikte bağıra çağıra dediler: «O Nasıra'lı İsa'dır, biz onu tanırız; çünkü, eğer suçlu olmamış olsaydı onu senin eline vermezdik. O deli de değildir, bilakis habistir. Çünkü bu yolla elimizden kur­tulmağa çalışıyor. Ve onun karıştırdığı fitne, kurtula­cak olursa öncekinden daha kötü olacaktır.»
Pilatus (valinin adı böyleydi), böyle bir durumdan kendisini sıyırmak için dedi -. «O Galüe'lidir ve Hiro-des Galile kralıdır; bu nedenle böyle bir davaya bak­mak bana düşmez, bu yüzden onu Hirodes'e götürün.»
Bunun üzerine, Yehuda'yı Hirodes'e götürdüler. O, uzun .bir süre İsa'nın evine gitmesini arzulamıştı. Ama, îsa onun evine gitmeği hiç istememişti. Çünkü Hirodes, bir Centilî olup, sahte ve yalancı tanrılara ta­par, necis Centilîlerin usulü üzere yaşardı. Şimdi, Yehuda oraya getirilince, Hirodes, kendisine pek çok so­rular sordu; Yehuda, İsa olduğunu inkâr ederek bun­lara, amaca uymayan cevaplar verdi.
O zaman, Hirodes, tüm sarayıyla birlikte onunla alay etti ve, soytarılara giydirildiği gibi ona da beyaz­lar giydirip, geri Pilatus'a gönderdi ve dedi: «İsrail kav­mine adalette başarısızlığa düşme!»
Ve, Hirodes bunu yazdı, çünkü, önde gelen kâhin­ler, yazıcılar ve Ferisîler kendisine çok miktarda para vermişlerdi. Vali, bunu Hirodes'in bir hizmetçisinden duyunca, o da biraz para elde edebilmek için Yehu­da'yı serbest bırakmak istermiş gibi yaptı. Bunun üze­rine, kamçılayarak öldürmeleri için kendilerine yazı­cıların ödemede bulunduğu kölelerine onu kamçılattı. Ama, bu konuda fermanını vermiş bulunan Allah, bir başkasını sattığı bu korkunç ölümü çekmesi için, Ye-huda'yı çarmıha saklıyordu. Her ne kadar askerler onu, vücudu kan revan içinde kalıncaya kadar kırbaçlamış-larsa da, Yehuda'nın kırbaç altında ölmesine izin ver­medi. Sonra, alay ederek, üzerine eski mor bir elbise giydirip, dediler: «Yeni kralımız! giydirmek ve taçlan­dırmak gerek.» Böyle deyip, dikenler topladılar ve kral­ların başlarına giydikleri altın ve kıymetli taşlardan oluşan taçlar gibi bir taç yaptılar ve bu dikenli tacı Yehuda'nın başına koydular. Asa yerine eline bir ka­mış verdiler ve yüksek bir yere oturttular. Ve, asker­ler önüne gelip, alaylı alaylı baş eğerek, onu Yahudi-ler'in kralı olarak selâmladılar. Ve, yeni kralların ver­meğe alışık oldukları hediyeleri almak için ellerini aç­tılar; ve hiç bir şey almayınca da Yehuda'yı tokatla­yıp dediler: «Askerlerine ve hizmetçilerine ödemede bulunmayacaktın da, ne diye taç giydin aptal kral?»
Yazıcılar ve Ferisüerle birlikte önde gelen kâhin­ler, Yehuda'nın kırbaçlarla ölmemiş olduğunu görünce, Pilatus'un onu serbest bırakmasından korkarak, va­liye para hediyesinde bulundular. O da bunu alıp. Ye-huda'yı ölüm suçlusu olarak yazıcılara ve Ferisî'lere verdi. Bunun üzerine, onun yanısıra iki hırsızı da çar­mıhta ölüm cezasına çarptırdılar.
Sonra onu, suçluları astıkları Kalveri dağına gö­türdüler ve orada, daha çok rezil olsun diye çıplak ola­rak çarmıha gerdiler.                                         .          "
Yehuda, bağırmaktan başka gerçekte bir şey yap­madı : «Allah, suçlunun kurtulup gittiğini ve benim de haksız yere öldüğümü göre göre, beni neden terket-tin?»
Cidden diyorum ki, Yehuda'nın sesi, yüzü ve şekli İsa'ya o kadar benziyordu ki, şakirtleri ve mü'minleri onun îsa olduğuna tamamen inandılar; bu yüzden ba­zıları, İsa'nın sahte bir peygamber olduğuna ve gös­terdiği mucizeleri büyü san'atıyla gerçekleştirdiğine inanarak, İsa'nın doktrininden ayrıldılar; çünkü, İsa dünyanın sonunun yaklaştığı zamana kadar ölmeyece­ğini söylemişti. Çünkü, o zaman dünyadan alınmalıydı.
Öte yandan, İsa'nın akidesinde sapasağlam devam edenler, ölenin tümüyle İsa'ya benzediğini görüp, îsa'-nın demiş olduğu şeyleri de hatırlamadıklarından üzüntüye kapıldılar. Ve, İsa'nın annesinin eşliğinde Kalveri dağına gidip, İsa'nın ölümünde sürekli ağlıya-rak bulunmakla kalmadılar, aynı zamanda Nikademus ve Aberimetya'h Yusuf'un aracılığıyla İsa'nın vücudu­nu, gömmek için validen aldılar. Ve, kesinlikle kimse­nin inanmayacağı ağlamalarda onu çarmıhtan indirip, yüz liralık çok kıymetli merhemlerle sararak, Yusuf'un yeni mezarına gömdüler. [145]
Sonra, herkes kendi evine döndü. Bunu yazan Yuhanna ve kardeşi Yakup'la birlikte, İsa'nın annesiyle beraber Nasıra'ya gitti.
Allah'tan korkmayan şakirtler geceleyin gidip, Ye-huda'nın cesedini çalarak sakladılar ve İsa'nın yeniden dirildiğini yaydılar; bu yüzden büyük karışıklık doğdu. O zaman, başkâhin, afaroz cezasını göze almadan, kim­senin Nasıra'lı İsa'dan söz etmemesini emretti. Ve, bü­yük bir işkence başladı; pek çokları taşlandı, pek çok­ları dövüldü ve pek çokları ülkeden sürüldü; çünkü, bu konuda ağızlarını tutamıyorlardı.
Nasıra'ya, çarmıhta ölmüş bulunan hemşehrileri İsa'nın yeniden dirildiği haberi geldi. Bunun üzerine, bu (satırlar) ı yazan İsa'nın annesinden ağlamayı bı­rakıp, sevinmesini rica etti. Çünkü, oğlu yeniden diril-misti. Bunu duyan bakire Meryem ağlayarak dedi: «Kudüs'e gidip oğlumu bulalım. Onu gördüğüm zaman rahat ölebilirim.»
Bakire, başkâhinin fermanının çıktığı gün, bu (sa­tırlar) ı yazan, Yakup ve Yuhanna'yla birlikte Kudüs'e döndü.
Burada, Allah'tan korkan bakire, başkâhinin fer­manının haksız olduğunu bilmesine rağmen, yanında kalanlara oğlunu unutmalarını emretti. O zaman, her­kes ne kadar da müteessir oldu! — İnsanların kalbini gözleyen Allah biliyor ki,   muallimimiz İsa olduğuna radan tahrif edilmemişlerse— 'Kanonik Incilier'de çarmıha ge­rilenin Hz. İsa olduğu ve üç gün "sonra dirilip kıyam ettiği anla­tılmaktadır. Matta, 27-28; Markos, 15; Luka, 23-24.
inandığımız Yehuda'nm ölümünün üzüntüsüyle, onu yeniden dirilmiş görmenin arzusu arasında, İsa'nın an­nesiyle birlikte bitip tükeniyorduk.
Bu yüzden, Meryem'in koruyucuları olan melek­ler, İsa'nın meleklerin eşliğinde kaldığı üçüncü göğe Vikıp, her şeyi İsa'ya anlattılar.
Bunun üzerine îsa, kendisine annesini ve şakirt­lerini görme gücü vermesi için Allah'a dua etti. O za­man rahim olan Allah, dört gözde meleği Cebrail, Mi-kâil, Rafail ve Uriel'e İsa'yı annesinin evine götürüp, yalnızca akidesine inanahlarca görülmesine izin vere­rek, üç gün sürekli olarak kendisini gözetmelerini em­retti.
İsa nurla çevrilmiş olarak, bakire Meryem'in,, iki kızkardeşi ve Marta ve Meryem Magdalen, Lazarus, bu (satırlar) ı yazan, Yuhanna, Yakup ve Petrus'la bir­likte kalmakta olduğu odaya geldi. Bunun üzerine, herkes korkudan ölü gibi düştü. Ve, İsa annesini ve diğerlerini yerden kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü ben İsa'yım; ve ağlamayın, çünkü ben diriyim', ölmüş değilim.» Herkes uzun bir süre İsa'nın karşısında ken­dinden geçmiş gibi kaldı; çünkü, İsa'nın öldüğüne ar­tık inanmış bulunuyorlardı. Sonra, Bakire ağlayarak dedi: -Söyle bana oğlum, sana ölüleri diriltme gücü veren Allah neden yakınlarının ve dostlarının utancı­na rağmen ve akidenin (düştüğü) utanca rağmen se­nin ölmene, izin verdi? Çünkü seni seven herkes adeta ölmüş durumda.»                      
îsa annesini kucaklayıp cevap verdi: «tnan bana anne, çünkü sana gerçekten diyorum ki, ben hiç öl­medim; Allah beni dünyanın sonuna kadar saklamış bulunuyor.» Ve, bunu deyip, dört meleğe görünmele­rini ve meselenin nasıl geçtiği konusunda şahitlik et­melerini rica etti.
Bunun üzerine, melekler dört parlak güneş gibi göründüler, öyle ki, herkes korkudan yine1 ölü gibi (yere) düştü.
O zaman îsa meleklere, görünebilsinler ve konuş­tukları annesiyle ashabı tarafından duyulabilsin diye, giymeleri için dört keten bezi verdi. Ve, her bir kim­seyi (yerden) kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Bunlar Al­lah'ın elçileridir; Allah'ın gizliliklerini bildiren Cebrail, Allah'ın düşmanlarına karşı savaşan Mikâil, ölenlerin ruhlarını alan Rafail (Azrail) ve herkesi Son Gün'de Allah'ın mahkemesine çağıracak olan Uriel (İsrafil).*
O zaman dört melek, Allah'ın İsa'yı nasıl çağırdı­ğını ve bir başkasını sattığı cezayı çekmesi için Yehu-da'yı nasıl değiştirdiğini Bakire'ye naklettiler.
Sonra, bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, sen bizimle birlikte kalırken benim için meşru olduğu gibi, şimdi de sana soru sormak benim için meşru mudur?»
îsa cevap verdi: «Ne istersen sor Barnabas, sana cevap vereceğim.»
O zaman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, Allah rahim olduğu halde, neden senin öldüğüne inan­dırarak bize eziyet etti? Ve, annen senin için o kadar ağladı ki, nerdeyse ölecekti. Ve Allah'ın bir mukad­desi olan sen, Allah neden üzerine, Kalveri dağında hırsızlar arasında öldürüldüğün iftirasının atılmasına izin verdi?»
îsa cevap verdi: «înan bana Barnabas, her güna­hı, ne kadar küçük de olsa, Allah'a karşı günahla suç işlendiğinden, Allah büyük ceza ile cezalandırır. Bu nedenle, annem ve benimle birlikte olan imanlı şakirtlerin beni birazcık da dünya sevgisiyle sevdiklerinden, adaletli olan Allah, Cehennem alevleriyle cezalanma­ması için bu sevgiyi şu andaki üzüntüyle cezalandırdı ve, her ne kadar ben dünyada suçsuz idiysem de, in­sanlar bana «Allah» ve «Allah'ın oğlu» dediklerinden, Hüküm Günü'nde' Şeytanların alayına uğramıyayım diye, Allah, herkesi benim çarmıhta öldüğüme inan-_dırarak, bu dünyada Yahuda'nm ölümüyle insanların alayına uğramamamı diledi. Ve bu alay, geldiği zaman bu aldanmayı Allah'ın kanununa inananlara açıkla­yacak olan Allah'ın elçisi Muhammed'in gelişine ka­dar sürecektir.» [146]
Bu şekilde konuştuktan sonra İsa dedi: «Sen adil­sin ey Allah'ımız Kabb, çünkü sonsuz şan ve şeref an­cak Sana aittir.»
Ve, İsa bu (satırlar) ı yazana dönüp dedi: «Bak Barnabas, benim dünyada kalışım süresince tüm olup bitenlerle ilgili olarak benim İncil'imi elbette yazmalı-sın.Ve, aynı şekilde Yehuda'nm başına gelenleri de yaz ki, mü'minler aldanmasın ve herkes gerçeğe inansın.»
O zaman, yazan cevap verdi: «Înşa-Allah her di­leği yaparım ey muallim, ama Yehuda'nm başına ge­lenler nasıl oldu bilmiyorum, çünkü hepsini görme­dim.»
İsa cevap verdi: 4şte hef şeyi gören Yuhanna ve Petrus, olup bitenlerin hepsini sana söylerler.»
Ve, sonra îsa kendisini görmeleri için bize, imanlı şakirtlerini çağırmamızı emretti. O zaman Yakup ve Yuhanna, Nikodemus ve Yusuf'la birlikte yedi havari ve yetmişikiden başka daha pek çoklarını topladılar ve hepsi İsa ile birlikte yemek yediler.
Üçüncü gün İsa dedi; «Annemle birlikte Zeytinlik Dağı'na gidin, çünkü, oradan yeniden göğe çıkacağım, beni kimin götürdüğünü görürsünüz.»
Korkularından Şam'a kaçmış bulunan yetmişiki şakirdin yirmi beşi dışında herkes oraya gitti. Ve, hepsi ibadet halindeyken, îsa öğleyin Allah'a senada bulu­nan çok sayıda melekle geldi; ve, yüzünün nuru her­kesi korkudan sararttı ve yüz üstü yere düştüler. Ama, İsa kendilerini kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Korkma­yın, ben mualliminizim.»
Ve, kendisinin ölüp yeniden dirildiğine inananları uyararak dedi: «Şimdi siz beni ve Allah'ı yalancılar yerine mi koyuyorsunuz? Çünkü Allah bana, size söy­lediğim gibi hemen hemen dünyanın sonuna kadar ya­şamayı bahsetmiştir. «Bakın size diyorum ki, ben de­ğil, hain Yehuda öldü. Dikkat edin, çünkü Şeytan sizi aldatmak için her çabayı gösterecektir, ama siz tüm İsrail'de ve dünyanın her yanında duyduğunuz ve gör­düğünüz bütün şeyler için benim şahitlerim olun.»
Ve îsa böyle konuşup, mü'minlerin kurtuluşu ve günahkârların hidayeti için Allah'a dua etti. Ve duası sona erdi, annesini kucaklayıp dedi: «Selam sana an­neciğim, seni ve beni yaratan Allah'a dayan.» Ve, böy­le söyleyip, şakirtlerine dönerek dedi: «Allah'ın lûtfu ve rahmeti sizinle olsun.»
Sonra, orada bulunanların gözleri Önünde dört melek onu göğe çıkardılar, [147]
İsa ayrıldıktan sonra, şakirtler İsrail'in ve dünya­nın değişik bölgelerine dağıldılar ve Şeytan'm nefret ettiği Hak, her zaman olduğu gibi, Batılın işkencele­rine uğradı. Çünkü, şakirtmiş gibi görünen birtakım şerli insanlar İsa'nın öldüğünü ve tekrar dirilmediğini yazdılar. Diğer bazıları, onun gerçekten öldüğünü, ama tekrar dirildiğini yazdılar. Bir diğerleri ise İsa'nın Allah'ın oğlu olduğunu yazdılar ve yazıyorlar; arala­rında aldatılmış olan Pavlos da vardır. Ama biz, yaza­bildiğimiz kadarını Allah'tan korkanlara anlatıyoruz ki, Allah'ın son-Hüküm Günü'nde kur tulabilsinler. [148]
 
 
tarihinde de yüzyıllardır tartışılmaktadır. Hristiyanlar genellik­le, Kanonik încüler'de anlatıldığı şekilde Hz. İsa'nın çarmıha ge­rilerek 'öldürüldüğü'ne ve üç gün sonra dirilip 'kıyam' ettiğine, yani göğe çekildiğine inanmaktadırlar. Yine, Kanonik înciller'de ve yer yer Bamabas İncili'nde de geçtiği üzere, Hz. İsa'nın Kı-* yamet'e yakın döneceği de Hristiyanlar tarafından kabul edil­mektedir.
Bu noktada bizi ilgilendiren, Kur'an ve Hadisler'de bu sorun hakkında ne dendiğidir. Hz. İsa'nın Öldürülmediği, yani Yahudi-ler'in iddia ettikleri ve Kanonik înciller'de anlatıldığı gibi, onun Yahudiler elinde can vermediği Kur'an'da açıkça ifade olundu­ğundan, bu noktada herhangi bir müslümanm şüpheye düşmesi düşünülemez :
«..Onu Öldürmediler ve onu asmadılar, takat kendilerine ben* zetildi; onda ihtilâfa düşenler şüphesiz onda bir şek içindedir­ler. Zanna uymaktan başka bir ilmi yoktur onların. Yakînen onu öldürmediler.» (Nisa: 157).
Kur'an, ayette de açıkça ifade olunduğu gibi, Hz. İsa'nın öl­dürülmediğini, çarmıhta can vermediğini vurguyla belirtmekte ve bir 'benzetme' olduğunu ifade etmektedir. Ayetteki 'benzetildi' diye tercüme ettiğimiz 'şübtrihe' meçhul fiilinin faili Hz. İsa ise, buradaki 'benzetmeyle. Barnabas'm anlattığı şekilde, birinin (bel­ki, Yahuda tskariyot) Allah tarafından Hz. İsa'ya benzetilerek asılması olayına değinildiğini kabul etmeye herhangi ciddî bir engel yoktur. İslâm tarihinde tartışmaya yol açan nokta, daha çok Hz. İsa'nın ölüp ölmediği, ölmeden 'göğe' çekilip çekilmediği ve Kıyamet'e yakın yeryüzüne dönüp dönmeyeceği konusudur. Hoş, bu konuda da genelde bir ittifakın olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki, İslâm'ı, hadisleri ve İslâm tarihini son yüzyılda müs­teşriklerin etkileri altında ve bütünüyle rasyonel sebep-sonuç kanunları çerçevesinde inceleyen bir takım anti-Selef "Selefi' araş­tırmacılar, bunu bir tartışma konusu haline getirerek, Hz. İsa'­nın kesinlikle Öldüğünü ve Kıyametle yakm dönmesinin söz ko­nusu olmadığım iddia etmişler ve etmektedirler. Biz önce bu ko­nudaki yaklaşımların tutarsızlığını verip sonra da konuyu Kur'an ve hadisler çerçevesinde kısaca ele almak niyetindeyiz.
Son asırda hadislere, İslâm'a, İslâm tarihine rasyonel sebep -sonuç kanunları çerçevesinde yaklaşma İslâm'ı her şeyden Önce 'İlâhî' bir 'din' olmaktan çıkarıp, adeta salt ekonomik, sosyal ve siyasal bir sistem durumuna indirgemiştir. Oysar Din her şey­den önce bir 'rasyon' değil, bir 'kalp ve ruh' meselesidir. Din'de çoğunluğun rasyonuna, istidlallerine aykın öğeler elbette bulu­nacaktır. Onun için Din akıl, daha doğrusu 'rasyon' üstü ve ötesi Vahy'e dayanır. Bu nedenle, akla düşen Vahy'in doğruluğunu yanlışlığını tartışmak değil, karşısına gelen her şeyi Vahy çerçe­vesinde değerlendirmek, kendince çözüm getiremediği noktalar­da 'şimdilik' kaydıyla susmaktır. Bu yapılmadığı zaman, ortada Vahy'e dayalı ve İlâhî menşe'li Din kalmaz, onun yerini kuru bir 'sistem' alır. İşte, İslâm'ı böyle bir sistem olarak algılayanlar, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Batı'da Hristiyanhğm fizik bilimi çerçevesinde incelenmesi örneği, İslâm'ı bütünüyle rasyonel ve fizikî normlar çerçevesinde ele almaya girişmişlerdir; değişkenin değişmezi açıklayamayacağı bedihî bir gerçekken. Bu girişim so­nunda, nasıl önceki yüzyıllarda Batı'da Kâinat'm altı günde ya­ratıldığı inkâr edilmiş, evrim ve tabii seçmecilik her türlü kof­luğu ve yanlışlığına rağmen etkili olabilmiş, Nuh Tufanı eski Ba-bil ve Keldanî yazıtlarında da anlatıldığı için reddedilmiş..se, ay­nı şekilde Hz. İsa'nın ref'i, Mehdi'nin zuhuru, Hz. Peygamber'in bir takım mucizeleri., de modern İslâm alimlerince kabul gör­memiş, hattâ Din'in en derin ve kalbî-ruhî yanı olan İslâm Ta­savvufu Hind, Yunan ve İran'dan ödünç alma bir şey olarak de­ğerlendirilir hale gelmiştir. Oysa, kesin olarak bilmekteyiz ki, Hz. Adem'den bu yana el-lslâm temelde aynı kalmıştır ve tarihte ra-sul gönderilmedik ümmet ve kavim yoktur; insanlığın İlk dini el-İslâm'dır ve temelde bir olmakla birlikte, Önemsiz bir takım farklı Öğeler taşıdıkları için bugün çeşitli adlarla adlandırılan tüm diğer dinler el-lslâm'dan sapmanın sonucudur; dolayısıyle her dinde el-Islâm'dan öğeler bulunmaktadır ve tahrif edilmiş olmakla birlikte, Tevrat ve înciller'de, Kur'an'dan da rahatça an­laşılabileceği gibi pek çok gerçek yanlar vardır. Bütün bunlar, insanlığın ilk dininin ve Hak Din'in tek ve el-lslâm olduğunu gös­teren kesin delillerdir. Nitekim, İslâm'da, Özellikle Hadis ilminde bir olayın pek çok rivayet ve rivayet yollarının bulunuşu, onun reddinin değil, kabulünün nedenidir. Bununla birlikte, el-lslâm'a ve Özelde İslâm'a zamanla ona yabancı 'akideler'in girdiğini de inkâr edecek ^değiliz. Yalnız, bu akideler alimlerce büyük ölçü­de ayıklanmıştır, * sonra Kur'an ve büyük miktarda her konuda bize yetecek kadar sahih hadis elimizde mevcuddur. Dolayısıyle, biz tabii bilimlerin verilerine göre Kur'an ve Hadis'i değil, Ha-<lis ve Kur'an'a göre tabir bilimlerin verilerini değerlendiririz. Aksi bir tutum, Kur'an'ı ve hadisi beşerin ürünü tabiî bilimlere bağlı ve tabî kılar. Burada, ilginç bir Örnekle bu konuyu bağ­lamak istiyoruz :
Bir gün Rasulüllah'a sorulur, «Dünya neyin üzerinde duru­yor?» diye Rasulüllah 'öküzün' der; bir başka gün aynı soru baş­kalarınca sorulduğunda bu defa cevap, «balığın» şeklinde olur.
Kur'an ve hadisler bütünüyle muhkem olduğu gibi, bütünüy­le müteşabüı özelliktedir de. Çünkü, Kur'an ve hadis 14 asır ön­ceki çöl Araplan'na hitap edip, onları tatmin ettiği ve sorun­larını çözdüğü gibi, Kıyamet'e kadar her yerde, her dönemde ve her seviyedeki insana da hitap edip, her türlü sorunu çözücü ni­teliktedir; bu da onların müteşabih olmasını gerekli kılmıştır. RasuîÜîlah'ın yukardaki cevabı o zamanki soranı tatmin etmiş­tir. Fakat, aradan 13 asır geçtikten sonra, dünyanın 'öküz ve balık' üzerinde durmadığı anlaşılınca, hadisin bugüne hitap eden yönünü kavrayamayan Batı kafalı müslüman bilgin, hadisi in­kâr yoluna gitmiştir. Oysa, Kur'an'a" ve Sünnefe vakıf bir alim bunun çok güzel bir izahını yapabilmiştir. Hadis bugünkü anla­yışımıza göre, bir kaç vecih ifade etmektedir. Önce, yeryüzü gü­neşin çevresinde dönerken burçlara uğrar; işte Rasulüllah'a bu sorunun sorulduğu birinci günde dünya "Öküz-sevr* burcunda, di­ğer günde ise 'balık-hûf burcunda olmuş olabilir. îkinci olarak, Allah fiillerini sebeplerle gizler ve bu fiillerin kevnî plândaki nedenleri inancımıza göre *melekler'dir. İşte, yeryüzünde kara­lara müvekkel meleğin adı 'Sevr*, denizlere müvekkel meleğin adı da 'hûttur; hadis bunu da İfade etmektedir. Üçüncü olarak, bugün bile insana, özellikle çiftçilere karada en yararlı hayvan 'öküz'ken, denizde en yararlı hayvansa 'balık'tır; yani insanlar öküz ve balıkla yaşamaktadırlar; Hadis veciz bir şekilde bunu da ifade etmektedir. Şu halde, bize düşen bugünkü bilgilerimizle anlayamadığımız, aklımızın ermediği Vahyi bilgileri inkâr yolu­na gitmek değil, ifade ettikleri anlam ortaya çıkıncaya, 'te'vil'leri belirinceye kadar durmak ve susmaktır.
Hz. îsa'nın Öldürülmediği ve 'ref edildiği kesindir; bu ref'in keyfiyeti nedir ve Hz. İsa ölmüş müdür? önce, bu konudaki Kur'an ayetlerine bakalım :
«O zaman ki, Allah dedi: «Ey İsa, muhakkak seni VEFAT ETTİRECEK ve seni KENDİME REF' EDECEĞİM (yükseltece­ğim) ve seni küfredenlerden tathir edecek ve sana uyanları Kı­yamet Günü'ne kadar küfredenlerin üstünde kılacağım..» (A. îm-ran : 55).
«Onu öldürmediler ve onu asmadılar, fakat kendilerine ben­zetildi.. Fakat, AUah onu KENDİSİNE REF' ETTİ (yükseltti)..» (Nisa: 157).
«(İsa dedi) : ...«Ben içlerinde bulunduğum sürece üzerlerin­de şahiddim; beni VEFAT ETTİRDİĞİN zaman, Sen üzerlerin­de gözetlevici oldun..» (Maide : 117).
Hz. İsa'nın öldüğünü ileri sürenler, bu ayetlerde Teveffa fil-" lini delil getirmektedirler; onun Öldüğüne karşı çıkanlar ise, bu fiilin 'uyumak* anlamına da geldiğini ifade etmektedirler, İkin­cilerin te'vili zorlamalıdır. Evet, teveffa, kelime anlamıyla 'Ölmek' değil, 'vaktine erişmek, yerine getirmek, sözde durmak, vefalı ol­mak' gibi anlamlardadır. Bu nedenle, Kur'an'da, uyku ölüme ben-zetildiğinden 'uyutmak, uyku halinde nefsleri kabzetmek' anla­mında olmakla birlikte, daha çok ölümü ifade etmektedir. Fakat, 'tevaffa* ile kastedilen, mutlaka bildiğimiz anlamda 'ölüm' değil­dir; bu fiille kastedilen, 'dünya hayatı*ndan çekilmektir; ölüm de böyle bir çekiliş olduğundan, onun için de teveffa kullanıla­bilir, nitekim Türkçe'deki vefat kelimesi de bu fiille ilgilidir. O halde. Kur'an'da da ifade olunduğu üzere Hz. îsa 'vefat etmiştir.' Fakat bu vefatın diğer insanlarınki gibi olmadığı da Kur'an'da apaçıktır. Şöyle ki:
Hz. İsa doğumuyla insanlık tarihinde başa dönüşün sembo­lüdür; o babasız yaratılmış ve kendisine hassaten 'RuhuUah, Kelimetullah' denmiştir; onun insanlık için yerine getireceği özel bir fonksiyon vardır. Dolayısıyle 'vefat'ı da ayrı bir durum arzet-miştir. O 'vefat etmiş1, dünya hayatından çekilmiş, fakat, diğer ilgili ayetlerle birlikte. Nisa : 157'de özellikle ifade olunduğu gibi Allah onu kendisine ref etmiştir; başka hiç bir insan için değil de, yalnızca Hz. İsa için bu özel ref edilmenin kullanılışı, onun vefatının da diğer insanlar gibi olmadığını gösterir. Onun öldü­ğünü söyleyenler, bu ref edilmenin manevt yücelik ifade ettiği şeklinde, çok zorlamalı bir te'vile başvururlar. Sonra, Arapça'da ve Kur'an'da ölümü ifade eden asıl ana kelime 'mevt'tir, Hz. İsa için 'mevt' kelimesi kullanılmayıp, ısrarla teveffa kelimesi kul­lanılmakta ve onun bir de ref edildiğinden sözedilmektedir. Ya-ni, o cesed ve ruhuyla birlikte, daha açık bir deyişle ruhu cese-dindeyken, yani mevt'i tatmadan dünya hayatından çekilmiştir; bizim ref'den anladığımız budur. O bizim bilmediğimiz bir hayatı yaşamaktadır. Nitekim, bu konuya en güzel açıklığı, getiren Be-diüzzaman Said Nursİ Hz. şunları söylemektedir :
«SUAL : Hz. Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?  
Elcevap: Hayattadır, fakat meratib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten bazı ulema hayatında şüphe etmişler :
Birinci Tabaka-i Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıd-larla mukayyeddir.
İkinci Tabaka-i Hayat: Hazret-i Hızır, ve tlyas Aleyhimesse-lâm'm hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyed değillerdir..
Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İSA Aleyhimesse-lâm*ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatuıdan tecer-rüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek, nuranî bir letafet kesbeder. Adeta, beden-i mesalî letafetinde ve cesed-i necmi nu-raniyetinde olan cism-i dünyevileriyle semavatta bulunurlar. Ahirzamanda İsa Alyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) ile amel edecek» mealindeki Hadisin sırrı şudur ki, Ahir-zarnan'da (kısaltarak ve sadeleştirerek) tabiî felsefenin yol aça­cağı küfür cereyanı karşısında îsevİUk tasaffi ederek İslâmiyet'e inkilab edecek ve İsevîlik şahs-i manevisi o dinsizliğin şahs-ı ma­nevîsini öldürdüğü gibi, Hz. İsa Aleyhisselâm da o dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccal'ı öldürecek, yani inkâr-ı UIû-hiyet fikrini öldürecek.-.
Dördüncü Tabaka-i Hayat: Şüheda hayatıdır.. Onlar kendile­rini ölmüş bilmiyorlar...
Beşinci Tabaka-i Hayat: Ehl-i Kubur'un hayat-ı ruhanîleri­dir. Evet mevt; tebdü-i mekândır, itlak-ı ruhtur, vazifeden ter­histir. İdam ve adem ve fena değildir»» (MEKTUBAT, s: 3-S.)
İşte, son senelerde sözde îslâmı bildiklerini iddia eden bir sürü îslâmî kitaplar yazanlardan bazılarının, senetleri 'akva'l-kaviyy -esahh-ı sahih' de olsa kabul edemeyiz şeklindeki cüretli id­dialarının aksine, biz sahih hadisleri inkâr edebilecek cüreti ken­dimizde göremediğimizden, Hz, İsa'nın Kıyamet'e yakın inip, Hz. Mehdi ile birleşerek hınzırı öldüreceğini, kimsenin kabul etme­yeceği derecede malı yayacağını, tek bir secdenin o zaman dünya ve içindekilerden hayırlı olacağını ve haçı kıracağını kabul edi­yoruz. Bu konudaki hadisler Kütüb-Ü Sitte dahil tüm sahih ha­dis kitaplarında geçtiği gibi, (BUHARI: 2 : 256, MÜSLİM (So-fuoğlu tercümesi) : VİİI : 429, TİRMİZİ (Mollamehmedoğlu ter­cümesi) : HN : 2334, c. : IV.,.) Kur'an'da da bu konudaki şu ayet hayli önemlidir :
«Ehli Kitap'tan herkes ölümünden önce mutlaka ona inana­caktır. Ye, Kıyamet Günü o onların üzerine şahid olur.» (Nisa: 159).
Ayette, 'Ölümünden önce' ifadesinin